PRP (Trombositten Zengin Plazma) tedavisinin azalmış yumurtalık rezervi (DOR) üzerindeki etkinliği var mı?

Nisan 2024

 

PRP, Platelet-Rich Plazma -Trombosit Açısından Zengin Plazma anlamına gelir. Pıhtılaşma ve iyileşme için gerekli olan trombositlerle (kan pıhtılaşma hücreleri) zenginleştirilmiş bir kan bileşenidir. PRP tedavisi, daha hızlı iyileşmeyi teşvik etmek için hastanın kendi trombosit konsantrasyonunu yaralı veya hasarlı dokulara enjekte etmeyi içerir. Bu tedavi spor hekimliğinde, ortopedide ve dermatolojide, özellikle tendinit, osteoartrit ve saç dökülmesi gibi durumlarda yaygın olarak kullanılır. İşlem  hastadan kan almayı, trombosit konsantrasyonunu artırmak için kanın işlenmesini ve ardından hedef bölgeye geri enjekte edilmesini içerir. Tıbbi alanda birçok durumda kullanımı denenmektedir.

 

Azalmış yumurtalık rezervi (DOR), yumurtalıklardaki oositlerin (yumurta öncül hücresi) sayısının ve kalitesinin azalmasıyla karakterize edilen ve doğurganlığı önemli ölçüde etkileyen bir durumdur. Bu durum, hamile kalmaya çalışan kadınlar için önemli bir zorluk teşkil etmektedir ve yumurtalık fonksiyonunu iyileştirmek ve başarılı hamilelik olasılığını artırmak için çeşitli tedaviler araştırılmıştır. Bu amaçla PRP tedavisi de denemiştir. Ancak, PRP'nin DOR tedavisindeki etkinliği tutarlı bir şekilde gösterilememiştir.

 

İlk olarak DOR için PRP tedavisini destekleyen klinik kanıtlar sınırlı ve yetersizdir. Her ne kadar bazı küçük ölçekli çalışmalar ve anekdotsal raporlar potansiyel faydaları öne sürse de, bu bulgular tıbbi araştırmalarda altın standart olan büyük, randomize kontrollü çalışmalarla doğrulanmamaktadır. Mevcut literatürün sistematik bir incelemesi, yüksek kaliteli çalışmaların az olduğunu ve mevcut olanların ise genellikle küçük örneklem büyüklüğü, kontrol gruplarının eksikliği ve kısa takip süreleri gibi metodolojik kusurlardan muzdarip olduğunu ortaya koymaktadır. Konuyla ilgili yapılan ayrıntılı çalışmalarda PRP'nin yumurtalık rezervini ve doğurganlık sonuçlarını iyileştirmedeki etkinliğinin olmadığını göstermektedir.

 

Ayrıca yumurtalık yaşlanmasının biyolojik karmaşıklığı, PRP tedavisinin etkinliği açısından önemli zorluklar oluşturmaktadır. Yumurtalık rezervindeki azalma genetik, hormonal ve çevresel faktörlerden etkilenen çok yönlü bir süreçtir. Bu sadece oosit sayısında bir azalmayı değil, aynı zamanda onların kalitesinde ve yumurtalık mikro ortamının genel sağlığında da bir azalmayı içerir. PRP'nin doku onarımı ve yenilenmesine yardımcı olabilecek büyüme faktörlerini serbest bıraktığı bilinmesine rağmen, bu faktörlerin azalan rezerv bağlamında yumurtalık dokusuyla nasıl etkileşime girdiği açık değildir.

Ek olarak, yumurtalık ortamının bu büyüme faktörlerine yanıt verme yeteneği yaşla birlikte azalmakta ve PRP'nin potansiyel etkinliği daha da sınırlanmaktadır.Yumurtalık dokusunun kendine özgü özellikleri ve gereksinimleri vardır ve PRP'nin genelleştirilmiş rejeneratif etkileri, oosit kalitesinde veya miktarında anlamlı iyileşmeler sağlamamaktadır.

 

PRP uygulanımı girişimsel bir işlemdir ve bu süreçte her girişimsel işlemde olduğu gibi bazı risk ve komplikasyonları barındırmaktadır. Organ yaralanması kanama ,enfeksiyon vs gibi istenmeyen sonuçlara yolaçabilir.

 

Sonuç olarak, azalmış yumurtalık rezervini tedavi etmek için PRP tedavisinin kullanılması  çekici bir seçenek gibi görünse de tıbbi veriler bunu desteklememektedir. Yumurtalık yaşlanmasının karmaşık doğası ve PRP'nin spesifik olmayan etkisi ile birlikte  klinik verilerin desteklememesi, DOR hastalarda PRP uygulanmasının iyi bir seçenek olmadığını göstermektedir.

 

Doç. Dr. Vuslat Lale Bakır