Sık Sorulan Sorular
Sık Sorulan Sorular

Sık Sorulan Sorular

Anasayfa / Sık Sorulan Sorular
  • İnfertilite (kısırlık) Nedir?
    İnfertilite, kadın veya erkek üreme sisteminde çocuk sahibi olmayı engelleyen yapısal, hormonal, fonksiyonel veya genetik bir bozukluğun sonucunda ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Çiftlerin tıbbi öyküsü, yaşı ve fizik muayene bulguları erken değerlendirme ve tıbbi tedavi gerektirmediği sürece infertilite değerlendirilmesi için 12 ay beklenmelidir. Sağlıklı bir çiftin bir yıl içinde gebe kalma şansı % 85 dir. Bir çift bir yıl içinde gebelik elde edemezse her geçen ay şansları azalır. Kadın yaşı ilerledikçe bu şans daha da azalır.

    İnfertil çiftlerin üçte birinde kadına ait faktörler üçte birinde erkeğe ait faktörler üçte birinde ise hem kadına ait hem erkeğe ait faktörler bir arada bulunur veya neden açıklanamaz.

    Nedeni izah edilemeyen infertilite nedir?
    Infertil çiftlerin yaklaşık % 10’unda yapılan testler ve değerlendirme sonrası infertiliteye neden olabilecek bir neden bulunamamaktadır .Bu duruma açıklanamayan infertilite denir. Açıklanamayan infertilitesi olan çiftlerin problemi daha çok yumurta kalitesi, vücut içinde döllenme problemi, genetik problemler veya tespiti ve tedavisi zor olan sperm fonksiyonlarıyla ilgili durumlardır. Açıklanamayan infertilitede ilaç tedavisi veya aşılamanın başarısı ,sınırlıdır. Bu tedavilerle 3-6 ay içinde gebelik olmazsa çift İVF’e yönlendirilmelidir. 

    Fertilite (doğurganlik) nedir?, ne zaman infertililite meydana gelir?

    Gebeliğin oluşması birçok faktörün bir arada olmasını gerektiren karmaşık bir süreçtir. Bunlar;
    • Sağlıklı bir yumurta ve sağlıklı bir sperm,
    • Spermin yumurtaya ulaşması için kapalı olmayan sağlıklı tüpler,
    • Spermin yumurtayı dölleyebilme özelliğinin olması,
    • Embriyo kalitesinin iyi olması,
    • Döllenmiş yumurtanın (embriyo) rahim duvarına tutunması için sağlıklı bir rahim ve normal hormon düzeyleri.
    Bu faktörlerden birinde bozulma varsa gebelik oluşmamakta ve infertilite sorunu oluşmaktadır,
    Normal üreme sistemine sahip 29-33 yaşları arasındaki bir çift, herhangi bir ayda yalnızca % 20-25 oranında hamile kalma şansına sahiptir. Çiftlerin % 60’ı 6 ay içinde, %85’i bir yıl içinde herhangi bir tıbbi yardım almadan gebelik elde etmektedir.

                                                    
  • Çiftler hangi durumlarda infertilite merkezine başvurmalıdır

    İnfertilite tanısı alan veya infertilite açısından risk grubunda olan tüm çiftler en kısa zamanda bir infertilite merkezine başvurmalıdır.

    • Kadın yaşı 35 yaşın altında ise 12 ay düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edilemezse,
    • Kadın yaşı 35 yaşın üstünde ise 6 ay düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edilemezse,
    • Kadın yaşı 40 yaşın üstünde ise hiç beklemeden,
    • Ek olarak kadında veya erkekte infertiliteye neden olabilecek bilinen bir problemin varlığında hiç beklemeden     infertilite açısında değerlendirilme yapılmalıdır. Bunlar;
    • Adet döngüsünün düzenli olmaması (21 günden kısa 35 günden uzun olması) veya adet görememek,
    • Uterus, tüpler, veya karın iç zarı dediğimiz peritonla ilgili bilinen bir hastalığın bulunması durumunda,
    • Evre 3 veya evre 4 endometriozis ( yumurtalıklarda tek taraflı veya çift taraflı çikolata kisti olması) varlığında,
    • Erkek kısırlığına ait bilinen vaya şüphelenilen bir hastalığın olduğu durumlarda.

    İnfertilite merkezine nasıl müracaat edilir?
    Başvuruda çiftler için akıldan çıkarılmaması gereken en önemli konu, sorunun tek tek kişilerin değil çiftin birlikte sorunu olduğunun bilinmesi ve her adımda birlikte hareket edilmesi gerekliliğidir. Böylece araştırma için gereksiz vakit kayıplarının önüne geçilebileceği gibi, psikolojik olarak çiftin birbirlerine destek olmaları ve tedavinin ağırlığının paylaşılması, sonuçlarının başarıya ulaşma şansınıda arttıracaktır.

    İnfertilite ve tedavileri konusunda uzman olan merkezimize, hafta içi her gün 08.30 – 18.30 saatleri arasında (0212) 314 66 66 / 3131 – 3131 - 3132 numaralı telefonlardan ulaşabilir, konuyla ilgili dokümanlara erişebilir ve randevu alabilirsiniz.
    ( Detaylı bilgi için tıklayınız )

     

  • Kadın Yaşı İnfertil Çiftlerde Neden Çok Önemlidir? Kadın yaşı ilerledikçe aşağıdaki nedenlere bağlı olarak doğurganlık oranı azalır.
    Yaşın ilerlemesiyle yumurta sayısı ve kalitesi azalır. İleri yaşlarda yumurtada oluşan kromozomal bozuklukların infertiliteye neden olduğunu belirten çok sayıda kanıta dayalı çalışma mevcuttur. Yumurtalıkları uyarmak için verilen tedaviler sonrasında ileri yaşlarda çok sayıda kromozomal olarak normal olmayan yumurtalar oluşmakta ve buna bağlı olarak düşük oranlarında artış ve canlı doğumlarda kromozomal anomali oranı artmaktadır.
    30 yaşından önce bu oran 1/500 iken
    30 yaş 1/270
    35 yaş 1/80
    40 yaş 1/60
    45 yaş 1/20 seviyelerine kadar artmaktadır.
    İleri yaşın yumurta kalitesi ve sayısı üzerine olumsuz etkisi yanında rahmin doğurganlık kapasitesini azalttığına dair de bazı kanıtlar vardır. Örneğin, ileri yaşlarda embriyolar normal olsa bile spontan düşüklerde artış olduğu tespit edilmiştir, ayrıca yapılan diagnostik histeroskopilerde ileri yaşlarda embriyonun tutunmasını engelleyen rahim içi polip, myom görülme oranı daha fazladır. Normal görünüme sahip uteruslara yapılan biyopsi sonuçlarında yaşın ilerlemesiyle uterusun kanlanmasının bozulmasına neden olan dolaşım bozuklukları (damarsal yapılarda daralma) artmaktadır. Bu değişikler doğurganlığı olumsuz yönde etkilemekte ve gebelikte problemlere yol açmaktadır. (erken doğum, plasentanın erken ayrılması…)
  • Infertil Çiftler Doktora İlk Başvurularında Nasıl Değerlendirilir. • İnfertiliteye neden olabilecek potansiyel nedenleri sorgulayan detaylı tıbbi öykü alınır.
    •Detaylı bir fizik muayene yapılır (tiroid ,meme, jinekolojik muayene)
    •Yumurtalık rezervine ve fonksiyonlarına yönelik testler istenir.
    •Üreme organlarının net değerlendirilmesi için görüntüleme yöntemleri kullanılır. (Transvaginal ultrasonografi,    Histerosalpingografi, gerekli görülürse daha ileri görüntüleme yöntemleri de istenebilir.)
    •Erkekten de infertiliteye neden olabilecek potansiyel nedenlere yönelik tıbbi öykü alınarak semen analizi    istenir. Semen analizi sonuçlarına veya tıbbi öyküye göre gerekirse androloji uzmanına yönlendirilir.

    Tıbbi öyküde aşağıdaki konular hakkında detaylı bilgi alınır;
    Adet döngüsü ile ilgili detaylı bilgi (adet süresi,sıklığı ,ağrılı olup olmadığı)
    Daha önce kullandığı doğum kontrol yöntemleri ve süresi, 
    Cinsel fonksiyon bozukluğu olup olmadığı,
    Geçirilmiş operasyonlar (özellikle üreme organlarını ve karın içi organlarını ilgilendiren operasyonlar),
    Jinekolojik hastalıklar (özellikle cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü),
    Üreme fonksiyonları için önemli endokrinolojik organlara ait detaylı sorgulama (tiroid hastalıkları, göğüs       uçlarından sıvı gelmesi ,aşırı tüylenme),
    Aile öyküsü (ailede genetik geçişli hastalık olup olmadığı, erken menopoz öyküsü, doğumsal anomali öyküsü,      ailevi infertilite öyküsü),
    Doğurganlığı etkileyecek zaralı alışkanlıklar (sigara ,alkol, keyif verici madde kullanımı)
     
    Detaylı bir fizik muayene yapılır;
    Ağırlık ve boy ölçülerek vücut kitle indeksi hesaplanır (kg/m2),
    Tiroid muayenesi yapılır (tiroid bezinde büyüme ,nodül..),
    Meme muayenesi yapılarak gelişimi gelşimi açısından ve galaktore (göğüsten sıvı gelmesi) açısından kontrol edilir.
    Pelvik organlar ve karın içi organlarda kitle olup olmadığı kontrol edilir.
    Rahmin boyutu pozisyonu ve muayenede hassasiyet olup olmadığı kontrol edilir.
  • İnfertil Çiftin Değerlendirilmesinde İstenen Testler Nelerdir? Kadından istenen testler:
    • Hormonal değerlendirme (AMH, FSH, Estradiol, TSH, Free t4, Prolaktin)
    • Genel sağlık testleri (Tam kan sayımı , Kan grubu)
    • Enfeksiyon hastalıkları açısından değerlendirme (HbsAg, Anti-Hbs Anti-HCV, Anti HIV)
    • Jinekolojik muayene esnasında enfeksiyon bulguları varsa servikal kültür
    • HSG (Histerosalpingografi)

    Erkekten istenen testler :
    • Semen analizi
    • Enfeksiyon hastalıkların açısından değerlendirme (HBs Ag, Anti-HCV, Anti HIV)
  • Yumurtalık Rezerv Testleri Nelerdir? Anti Müllerien Hormon (AMH): Yumurtalıklarda bulunan 2-6 mm arasındaki folliküllerden salgılanır. Testi yapmak için önerilen herhangi bir gün yoktur. Adet döngüsünün herhangi bir gününde alınan kandan bakılan bir testtir. Düşük seviyeler yumurtalık rezervinin azaldığını göstermektedir.(1ng/ml ‘den düşük olması)

    Antral follikül sayısı: Adetin erken dönemlerinde yapılan transvajinal ultrasonografi ile yumurtalıklarda bulunan 2 ile 10 mm arasındaki folliküllerin sayısıdır. Yumurtalıklarda bulunan antral follikül sayısının 5-7 arasında olması azalmış over rezervini gösterir.

    FSH (folliküler stimülan hormon) : Adet döngüsünün 2. veya 3. gününde ölçülen FSH düzeyi, yumurtalık rezervinin bir ölçüsü olarak yaygın olarak kullanılmaktadır. Yüksek değerler (> 10 IU / L) yumurtalık rezervinin azaldığını gösterir.

    Bununla birlikte, testlerden herhangi biriyle elde edilen azalmış rezerv sonuçları, gebe kalmanın imkansız olduğu anlamına gelmez.
  • İnfertilite Değerlendirilmesinde Kullanılan Görüntüleme Yöntemleri Nelerdir. HSG (histerosalpingografi, rahim filmi), çiftin yapılan değerlendirilmesi sonucu, kadının tüplerinde veya rahim iç boşluğunda bir problem düşüldüğünde istenen bir tetkiktir. Rahim içine verilen bir sıvının tüplerden geçişi sırasında çekilen bir tür röntgen filmidir. Rahim filminde verilen sıvı yağlı veya su bazlı olabilmektedir. Rahim filmi çekimi ağrısızbir işlem olmakla birlikte bazen, özellikle ilişki esnasında sıkıntısı olan kadınlarda, anestezi gerekebilmektedir. Rahim filmi ile tüplerin geçirgenliğinde, yapısında problem olup olmadığı anlaşılabildiği gibi rahim iç duvarı kaynaklı problemler de tespit edilebilmektedir. Genellikle adet bittikten sonraki ilk 3–4 gün film çekimi için en uygun günlerdir.

          
    SIS (salin infusion sonografi), rahim içine sıvı verilerek ultrason eşliğinde rahim iç duvarının daha iyi görüntülenmesini sağlayan bir tekniktir. Daha önce yapılan muayene sırasında ultrasonografik olarak, rahim iç duvarı dediğimiz endometriyumla ilgili şüpheli bir görünüm, polip ya da myom görüntüsü saptanmışsa SİS uygulanabilir. İnce bir kateter yardımıyla verilen sıvının etkisi ile rahim iç duvarı kaynaklı myom, polip ve yapışıklıklar hakkında bilgi edinilebilmektedir. Bu işlem anestezi gerektirmemekte ve ciddi bir ağrı oluşturmamaktadır. Genellikle adet bittikten sonraki bir hafta içinde yapılması önerilmektedir.

    H/S (histeroskopi), rahim içinin optik bir cihazın yardımıyla gözle görülerek incelenmesini sağlayan bir işlemdir. Anestezi eşliğinde yapılması önerilir. Lokal anesteziyle muayenehane şartlarında yapılabilen küçük bir operasyondur. Büyük bir polip veya myom varlığında  meliyathane şartları gerekebilir. Rahim içinde bir problem olduğu düşülüyorsa hem tanı hem tedavi amaçlı histeroskopi yapmakta fayda vardır. Özellikle rahim içi yapışıklıklarının, poliplerin veya rahim içi kaynaklı myomların teşhis ve de aynı anda tedavisinde tek yöntem
    histeroskopidir. Genellikle işlemden 2-4 saat sonra hasta klinikten ayrılıp evine dönebilmektedir. Bu işlem için de en uygun zaman adet bittikten sonraki bir haftalık dönemdir.
    (detaylı bilgi için tıklayınız)

    Laparoskopi

    Laparoskopi, göbekten bir iğne ile girilerek karın içinin gözlenebildiği endoskopik bir ameliyattır. Tüplerle ilgili sıkıntısı olan hastalarımızda tüplerdeki hasarı ve problemi ortaya koymada ve eğer sorun varsa aynı seansta tedavi etmede yardımcı bir yöntemdir. Özellikle rahim filmi ile tüplerinde problem olduğundan şüphelenilen çiftlerde veya ultrason ile büyük hidrosalpenks tespit edilen hastalarda bu yapıların çıkarılması için laparoskopi önerilmektedir. Bunun dışında çok büyük ve ağrıya neden olan çikolata kistlerinin, rahim duvarındaki myomların çıkarılması için de uygulanabilir. Genellikle yine adet bitimini takiben bir hafta içinde ve anestezi altında yapılır. Hastanede 4-6 saat kalındıktan sonra eve gidilebilir. Tüplerle ilgili ciddi problemler varsa, örneğin büyük bir hidrosalpenks çıkarılmış veya karın içi çok yapışık olarak tespit edilmiş ise, bu gibi durumlarda bir gece hastanede yatış ve gözetim önerilmektedir. Yapılan değerlendirmeler neticesi infertilite yapabilecek hiçbir problem gözlenmemiş çiftlerde de laparoskopi yapılarak tüplerin durumu kesin olarak ortaya konabilir.
    (detaylı bilgi için tıklayınız)

  • Obezite Doğurganlığı Etkiler mi? Obezite insülin direnci ile yakından ilişkili artmış vücut yağ kitlesiyle karakterize bir hastalıktır ve dünyada son 20 yılda dramatik olarak artmıştır. Dünya sağlık örgütü vücut kitle indeksine göre normal kilo ve obeziteyi aşağıdaki gibi sınıflandırmıştır. Vücut kitle indeksi (body mass index,BMI) ağırlığın boya oranıdır ve kg/m2 olarak hesaplanır.



    Obezitenin doğurganlık üzerine olumsuz etkisini kanıtlayan birçok çalışma vardır. Bu çalışmalara göre;
    Kadınlarda aşırı kilo ve karın çevresinde yağlanmanın adet düzensizliklerine sebep olduğu,
    Vücut kitle indeksi,30 kg/m2 üzerinde olan adölesanların ileride çocuk sahibi olma şanslarının normal kilolu adölesanlara göre daha düşük olduğu ,
    Yumurta kalitesini olumsuz yönde etkilediği , döllenme oranlarını azalttığı ve endometrium (rahim iç tabakası ) üzerinde olumsuz etki yaptığı,
    Gebelikte anne ve bebek hayatını tehlikeye sokabilecek ciddi bir risktir oluşturduğu, düşük oranlarında artışa neden olduğu ve gebelikte birçok probleme (gebelik şekeri, hipertansiyon, iri bebek, erken doğum, zor doğum.) yol açtığı gösterilmiştir. 

    Obez erkekler de üreme fonksiyonları açısından risk altındadır. Yapılan çalışmalarda obez erkeklerin sperm kalitesinde azalma, erektil fonksiyonlarında bozulma, bazı fiziksel problemlerde (skrotal ısıda artış gibi) artış olduğu tespit edilmiştir. Yine bu erkeklerde sperm sayı ve kalitesinde bozulmaya bağlı infertilite tedavilerine gereksinimin arttığı gösterilmiştir.

    Yaşam tarzı değişikliği (diyet ,egzersiz) obezite tedavisinde ilk basamaktır. Yaşam tarzı değişikliğiyle sonuç alınamazsa multidisipliner bir çalışmayla (endokrinoloji uzmanı ,diyetisyen) medikal tedavi verilebilir. Bariatrik cerrahi, yaşam tarzı değişikliği ve tıbbı tedaviye rağmen kilo veremeyen kişilerde uygulanabilecek alternatif bir tedavidir. Bariatrik cerrahi uygulanmışsa gebelik operasyondan bir yıl sonraya ertelenmelidir.


  • Sigara İnfertiliteye Neden Olur mu? Yapılan tüm çalışmalar sigara içmenin infertiliteyle ilişkisini güçlü bir şekilde kanıtlamıştır. Bu çalışmalara göre sigara içmenin;
    Hem normal yoldan elde edilen gebeliklerde hem de tedavi İVF (in vitro fertilizasyon) gebeliklerinde damarlar üzerinde olumsuz etki yaparak düşük oranını arttırdığı ve içeriğindeki bazı maddelerin (nikotin, karbon monoksit, siyanid) fetal büyüme kısıtlılığına ve fetal ölüme yol açtığı,
    Doğurganlık fonksiyonlarının kaybını hızlandırdığı ve ortalama menopoza girme zamanını 1-4 yıl hızlandırdığı,
    IVF tedavi sonuçlarını olumsuz yönde etkilediği , sigara içenlerde içmeyenlere göre gebelik elde etmek için yaklaşık 2 kat daha fazla İVF uygulaması gerektiği,
    Özellikle ileri yaşlarda yumurtalık rezervinin hızlı tükenmesine yol açtığı ve yumurta kalitesini bozduğu,
    Gebelik süresince anne ve bebek hayatını tehlikeye sokacak ciddi komplikasyonlara yol açabildiği (erken doğum, gelişme geriliği, plasentanın erken ayrılması, bebek ölümleri…) gösterilmiştir.
  • Kadına Ait İnfertilite Nedenleri Nelerdir? Yumurtalıklara ait faktörler
    Anovulasyon, infertilite nedenlerinin % 5-25’ini oluşturur. Bir kadın 21 gün ile 35 gün arasında adet görüyorsa adetlerinin düzenli olduğu kabul edilir. Düzenli adet gören kadınlarda ayda bir kez yumurtlama meydana gelir. Düzensiz adet gören kadınlarda yumurtlama olmayabilir. Bir kadında yumurtlamanın olup olmadığı ultrasonografi (USG) ile yumurtlama takibi yapılarak veya serumda progesteron hormon düzeyine (adetin 19. 21. ve 23. günlerinde) bakılarak tespit edilebilmektedir. Tekrarlayan progesteron ölçümlerinin 3 ng/ml nin altında olması yumurtlamanın olmadığını gösterir.

    Anovulasyon nedenleri
    1-Polikistik over sendromu: Adet düzensizliği ,tüylenme, akne ve yumurtlama bozukluğu ile karakterize doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrinolojik problemdir.
    2-Hipotalomohipofizer bozukluk: Yumurtalık fonksiyonlarının olması için hipotalamus ve hipofizden bazı hormonların düzenli salgılanması gerekir bu hormonların eksik veya fazla salgılanması amenore (adet görmemeye) veya anovulasyona neden olur.
    3-Erken Overyan Yetmezlik: Erken menopoz olarak ta bilinir. 40 yaşından önce yumurtalıklardaki yumurtaların tükenmesi ve buna bağlı olarak FSH yükselmesi ve adet görememeyle karakterizedir.

    Tüplere (tubalara) ait faktörler
    İnfertilite nedenlerinin %35’ini tüplere ait bozukluklar oluşturmaktadır. Yumurta ve sperm tubalarda buluşur ve burada döllenme olur. Aşağıdaki durumlarda tüplere ait infertilite olma ihtimali düşünülmelidir:
    • Geçirilmiş pelvik (alt karın) veya abdominal operasyon öyküsü,
    • Cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü (gonore ,klamidya vs),
    • Perfore (patlamış) apandisit öyküsü,
    • Tekrarlayan alt karın bölgesinde ağrı,
    • Endometriozis (rahim içindeki dokunun rahim dışında olması) şüphesi olanlar.

    Uterusa (rahime) ait faktörler
    Uterin kavitede (rahim içinde) yer kaplayan endometrıal polip (1cm den büyük),
    Uterin kavitede myom (submukoz myom ) bulunması veya rahim duvarında bulunan myomun rahim iç tabakasına bası yapması.
    Rahim içinde yapışıklık olması 
    Rahmi ilgilendiren şekil bozuklukları (Müllerian anomali)

    (Detaylı bilgi için tıklayınız )
  • İnfertil Çiftlerde Tedavi Yöntemleri Nelerdir Çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerde detaylı bir inceleme ile problemin nereden kaynaklandığı aydınlatılmalı, tedavi gerekliliği belirlenmeli ve çiftin en uygun şekilde gebelik elde etmesini sağlayacak olan tedavi yöntemi belirlenerek çifte sunulmalıdır. Tedavi yöntemleri; yumurtlama uyarımı, aşılama ve tüp bebek tedavisidir. Uygun şartlara sahip olan çiftlerde, ilaçlarla yumurta gelişiminin sağlanmasını takiben spermin belirli işlemlerden geçirilerek rahmin içerisine verilmesi anlamına gelen "intrauterin inseminasyon" (aşılama) tedavisi ile gebelik elde edilebilir. Bu yöntemle başarı şansı %5-15 arasında değişir. Ancak infertilite süresi uzamış, birkaç kez yumurta takibi ve aşılama tedavisi ile gebelik elde edilemeyen hastalarda bundan sonraki tedavi invitro fertilizasyon (tüp bebek) olmalıdır.

    (detaylı bilgi için tıklayınız )
  • IVF (In Vitro Fertilizasyon ) Nedir? Nasıl Yapılır? IVF (in vitro fertilizasyon) yumurta ve spermin vücut dışında laboratuvar ortamında döllenmesi, döllenmiş yumurtanın (embriyonun) laboratuvar ortamında gelişiminin sağlanarak daha sonra rahmin içine transfer edilmesi işlemidir.

    IVF kimlere yapılır?

    -Kadın ait yumurtlama kusurları,
    -Tüplerde sorun olması,
    -Şiddetli endometriozis olgularında,
    -Kadında yaş faktörü ya da yumurta rezervinin belirgin azaldığı durumlarda,
    -Erkeğe ait sperm sayısında belirgin azalma, hareket azlığı, ciddi şekil bozukluğu ya da meni de hiç sperm bulunmaması gibi durumlarda,
    -Yapılan incelemelerde infertilite (kısırlık) nedeninin ortaya konulamadığı ve diğer tedavilerle gebe kalamayan ve infertilite süresi 3 yılı aşmış sebebi izah edilemeyen infertilite durumunda da IVF yöntemine başvurulmaktadır,
    -İnfertilite problemi olmadığı halde genetik geçişli hastalıkların henüz gebelik oluşmadan, embriyo döneminde tanımlanabilmesi ve sadece seçilmiş sağlıklı embriyoların transfer edilebilmesi amacıyla da embriyolarda genetik tanı (PGT) yönteminden faydalanılması için IVF yapılır

    IVF nasıl yapılır?

    Aşağıdaki basamaklardan oluşur.
    -Yumurtalıkların uyarılması (overyan stimülasyon)
    -Yumurta topluma işlemi (OPU)
    -Laboratuvar ortamında döllenme (fertilizasyon)
    -Embriyo kültürü ,gerekirse embriyo dondurma
    -Embriyo transferi

  • Yumurtalıkların Uyarılması (Ovulasyon İndüksiyonu) Nedir? Normalde kadınlarda ayda bir yumurta büyür, olgunlaşır ve çatlar. IVF işlemlerinde tek yumurta alınırsa yumurta döllenmeyebilir veya döllendikten sonra sağlıklı bir embriyo gelişmeyebilir. Bu nedenle İVF ‘de yumurtalık uyarıcı ilaçlar kullanılarak çok sayıda yumurta elde edilmeye çalışılır. Adetin 2. günü yapılan vaginal ultrasonografi ve kandan bakılan hormon sonuçlarına göre tedaviye başlanır. Tedaviye başlarken ilaç dozları kişinin vücut kitle indeksine (kg/m2), yumurtalık rezervine daha önce IVF yapılmışsa önceki tedavilerde kullanılan ilaç dozlarına ve toplanan yumurta sayılarına göre belirlenir Merkezimizde ilaç dozları ve tedavi protokolleri her hasta için özel olarak belirlenir ve bireyselleştirilmiş tedavi protokolleri uygulanır.

    Yumurtalıkların uyarılması işlemi kişisel farklılıklar göstermekle beraber yaklaşık 10-12 gün sürmektedir bu süre içerisinde 2- 3 günlük aralıklarla vajinal ultrasonografi yapılarak yumurtalıklardaki folliküllerin gelişimi izlenir ayrıca ilaçlara yanıtı ölçmek için kanda hormon düzeylerine bakılır. Yumurtalıklardaki folliküller belli bir boyuta ulaşınca yumurtaların olgunlaşmasını sağlayan rhCG (ovitrelle) veya GnRH analoğa (lucrin daily) yapılır. Bu iğnenin mutlaka doğru zamanda ve doğru şekilde yapılması çok önemlidir doğru zamanda ve doğru şekilde yapılmadığı takdirde yumurta yeterli olgunluğa erişemez ve işlem başarısızlıkla sonuçlanabilir. Yapılan bu son iğneden yaklaşık 36 saat sonra yumurta toplama işlemine geçilir.
  • Ivf Tedavisinde Kullanılan İlaçlar Nelerdir? Yumurtalıkları uyarmak için kullanılan ilaçların neden verildiğini anlamak için normal yumurtlamanın nasıl meydana geldiğini anlamak gerekir. Yumurtlama beyin tabanında bulunan hipofiz bezinin kontrolünde gerçekleşen karmaşık bir süreçtir. Yumurtalıklardaki folliküllerden birinin büyümesi için hipofizden FSH (follikül stimülan hormon) salgılanır. Yumurtalıktaki follikül belli bir boyuta gelince yumurtanın olgunlaşmasını sağlamak ve follikülün çatlaması için hipofizden LH(luteinizan hormon) salgılanır. İVF işlemlerinde kullanılan ilaçlar FSH ve LH hormonu içeren ve salgılanmasını artıran ilaçlardır.

    Yumurtalıklardaki follikülleri uyarmak için kullanılan ilaçlar

    Follikül Stimülan Hormon
    (Gonal F ,Puregon):FSH içerir. Rekombinant DNA teknolojisi ile üretilir. Cilt altına enjekte edilerek kullanılır.

    Luteinizan Hormon (Luveris) :LH içerir. Rekombinant DNA teknolojisi ile üretilir. FSH içeren ilaçlar ile follikül büyümesinin yetersiz olduğu özellikle ileri yaş vakalarında FSH ile birlikte kullanılabilir. Cilt altına enjekte edilerek kullanılır.

    Human Menopozal Gonadotropin
    (Menogon ,Merional): Menopozdaki kadınlardan elde edilir, doğal FSH ve LH içerir. Cilt altına veya kas içine enjekte edilerek kulanılır.

    High Purifiye Human Menopozal Gonadotropin (Menotropin): Menopozdaki kadınlardan elde edilir. HMG den farkı yüksek derecede saflaştırılmış olmasıdır. FSH ve LH içerir. Cilt altına enjekte edilerek kullanılır.

    Klomifen Sitrat (Klomen): Hipotalamustaki östrojen reseptörlerine bağlanıp gonadotropinlerin salgılanmasını uyararak follikül gelişimini sağlar. Ağızdan kullanılan bir ilaçtır daha çok IUI (intrauterin inseminasyon) dediğimiz aşılama tedavisi esnasında kullanılmakla birlikte IVF tedavisi esnasında da gonadotropinlerle beraber kullanılmaktadır.

    Letrozole (Femara): Vücutta sentezlenen östrojen hormonunu azaltarak FSH salgısını arttırır. Özellikle tedavi esnasında östrojen hormonunun yükselmesini istemediğimiz kanser vakalarında kullanılmaktadır.

    Yumurtalıkları olgunlaştırmak için kullanılan ilaçlar

    Human Chorionik Gonadotropin
    (Ovitrelle, Chorıomon): Kimyasal yapısı ve fonksiyonu LH’ a benzer. Yumurtalıklardaki folliküller istenilen boyuta ulaştığında yumurtaların olgunlaşmasını sağlamak için yapılır. Tek doz şeklinde cilt altına yapılır.

    (Gonadotropin Releasing Hormon) Analoğu (Lucrin daıly): GnRH hipofizden FSH ve LH salgılanmasını uyaran bir hormondur. Kullanılmaya başlandığında ilk önce FSH ve LH hormonu salgılanmasını arttırır(flare up etki) . Özellikle OHSS (yumurtalıkların aşırı uyarılması sendromu) riski olan vakalarda tek doz verilerek (flare-up etkisinden faydalanılarak) yumurta olgunlaştırma (çatlatma) amacıyla kullanılır. Yarılanma ömrü rhCG ye göre daha kısa olduğu için yumurta toplama işleminden sonra yumurtalıklarda kalan folliküllerin büyümesini engelleyerek OHSS riskini ortadan kaldırır.

    Baskılayıcı ilaçlar

    GnRH Antagonisti
    (Cetrotıde, Orgalutran):Hipofizden FSH ve LH salgılanmasını baskılayarak yumurtalıklardaki folliküllerin zamansız çatlamasını engellemek için kullanılır. Kısa protokol uygulanan vakalarda kullanılır.

    GnRH Analoğu (lucrin daily):Kullanılmaya başlanan ilk günlerde FSH ve LH salgılanmasını uyarırken devam eden günlerde bu hormonların salgılanmasını baskılayarak yumurtalıklardaki folliküllerin zamansız çatlamasını engellerler. Uzun protokol uygulanan vakalarda kullanılır.

    Diğer ilaçlar

    Folik asit: 
    Folik asit eksikliğinde nöral tüp defekti dediğimiz önemli bir hastalık oluşabilmektedir. Bu nedenle tedavinin hazırlık döneminde folik asit preparatları veya folik asit içeren vitaminler kullanılmaktadır.

    Antibiyotik (Zitrotek tb):Rahim ağzında veya menide bulunabilecek bazı bakterilerin tedavisi tüp bebek tedavisinde başarı şansını arttıracaktır. Bu nedenle hazırlık döneminde hem kadın hem de erkeğe antibiyotik kullanımı önerilmektedir.

    Metformin:Polikistik over sendromu (PKOS) vakalarında insülin direnci sıklıkla görülmektedir ve artan insülin düzeyleri yumurta kalitesini bozarak İVF tedavisini olumsuz etkilediği için özellikle PKOS vakalarına önerilmektedir.

    Prednol: Transfer öncesi bağışıklık sistemini baskılamak için sadece 4 gün kullanılmaktadır.

    Progesteron:Embriyonun rahim iç tabakasına tutunması ve devam etmesi için progesteron hormonuna ihtiyaç vardır. Jel, iğne veya ağızdan kullanılan formları mevcuttur.



  • IVF Tedavisinde Kullanılan Tedavi Protokolleri Nelerdir?

    IVF uygulamalarında protokol seçimi hastaya göre değişmektedir. IVF uygulamalarında birinci basamak kadından yeterli sayıda ve kalitede yumurta elde etmektir. Bunun için kadının yaşı, yumurtalık rezervi,  hormon değerleri ve kilosuna uygun olarak seçilen bir protokol ile yumurta büyütme, “ovulasyon indüksiyonu” veya diğer bir adı ile “kontrollü overyan hiperstimulasyon - KOS” tedavisi uygulanır. Ovulasyon indüksiyonu tedavisi, çiftin infertilite nedenine, tetkik ve muayene sonuçlarına bağlı olarak her hasta için özel olarak belirlenir.
    Bu seçimde, tüp bebek merkezinin deneyimi ve başarısı önemli bir kriterdir. Olguların özelliklerine göre farklı şekillerde uygulanabilen KOS tedavilerinde öncelikle gonadotropin adı verilen yumurta büyütücü ilaçların yardımı ile yumurtalar belli bir olgunlaşma aşamasına getirilir. Bu süreçte istenmeyen bir zamanda yumurtaların çatlamasını engellemek için agonist veya antagonist adı verilen ilaçlar kulanılır.

    Agonist protokolün avantajı tedavi zamanının istenilen şekilde programlanabilmesidir. Dezavantajı ise, beynin kendi ürettiği hormonların baskılanması nedeni ile folikül gelişimini sağlamak için gerekli olan ilaç dozunun artmasıdır. Ayrıca bu hastalarda baskılayıcı iğnelerin alevlendirici etkisi sonucu basit folikül kistler oluşabilir.

    Antagonist denilen ilaçlar baskılayıcı etkiyi daha kısa sürede sağladıklarından bu ilaçların kullanıldığı tedavi şemalarına kısa protokol denir. Kısa protokol daha hasta dostu bir tedavi şeklidir. Yumurta rezervinden bağımsız olarak her hasta grubunda uygulanabilir. Ancak özellikle, yumurta cevabı zayıf, kötü yanıtlı hastalarda ve yumurtalıklarında çok sayıda yumurtası olan yüksek cevaplı hastalarda tercih edilebilir. Özellikle “overyan hiperstimulasyon sendromu” riski olan hastalarda bu riski azalttığı çalışmalarla gösterilmiştir. Ayrıca zaman problemi olan hastalarda da tedavinin daha kısa zamanda tamamlanmasını sağlar.

    A- GnRH agonist protokoller

    Standart long protokol

    Oral kontraseptifl ile kombine long protokol

    Long stop protokol

    Co -flare up protokol

    Mikrodoz flare up protokol

    Ultralong protokol

    B- GnRH antagonist protokol

    C- Minimal stimülasyon protokol

    Antagonist protokol

    Adetin 2. günü ultrasonografi ve hormon sonuçlarına göre yumurtalıklardaki folliküllerin büyümesini sağlamak için gonadotropin tedavisine başlanır. Adetin 5 veya 6. günü yapılan ultrasonografi sonucuna göre yumurtalıklarda bulunan folliküller belli bir boyuta ulaşınca ve yapılan hormon tetkiklerinin sonucuna göre yumurtaların erken çatlamasını engelleyen GnRH antagonisti (Cetrotide) tedaviye eklenir Gonadotropin ve “cetrotide” iğnelerine yumurta boyutları yeterli seviyeye ulaşıncaya kadar devam edilir. Yumurtalar yeterli boyuta ulaştığı zaman yumurta olgunlaştırma(çatlatma) iğnesi yapılır (ovitrelle veya lucrin daily). Olgunlaştırma iğnesinden 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır.


    Long protokol
    Long protokolde tüp bebek tedavisine bir önceki adetin 21. gününde (ovulasyondan 7 gün önce) lucrin 10 IU ile başlanır. Lucrin daily iğnelerini kullanmaya başladıktan yaklaşık 10 gün sonra âdet kanaması başlar. Adetin 2. günü yapılan ultrasonografi ve hormon sonuçlarına göre gonadotropinlere başlanır ve lucrin dozu yarıya indirilir. Yumurtalıklardaki folliküller yeterli sayı ve boyuta ulaştığı zaman gonadotropinler kesilir ve yumurta olgunlaştırma(çatlatma) iğnesi r-hCG (ovitrelle) yapılır. Olgunlaştırma iğnesinden 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır.


    Oral kontraseptif ile kombine long protokol:
    Long protokolden farklı olarak doğum kontrol hapına adetin 2. veya 3. günü başlanır ve bitinceye kadar (21 gün) kullanılır. Doğum kontrol hapının 16. gününde (doğum kontrol hapında 4-5 tane kalınca) lucrin 10 IU başlanır tedavinin geri kalan kısmı long protokol il aynıdır.



    Long stop protokol

    Adetleri düzenli olan kişilerde adetin 21. günü düzenli olmayanlarda yumurtlama gününden 1 hafta sonra GnRH analoğu lucrin daily 10 ünite başlanır, yaklaşık 10 gün sonra adet kanaması başlar. Adetin 2. günü ultrasonografi ve hormon sonuçlarına göre yumurtalıklardaki folliküllerin büyümesini sağlamak için gonadotropin tedavisine başlanır ve lucrin iğneleri kesilir. Adetin 5 veya 6. günü yapılan ultrasonografi sonucuna göre yumurtalıklarda bulunan folliküller belli bir boyuta ulaşınca ve kan tetkiklerinin sonucuna göre yumurtaların erken çatlamasını engelleyen GnRH antagonisti (Cetrotide) tedaviye eklenir Gonadotropin ve “cetrotide” iğneleri yumurtalar yeterli sayı ve boyuta ulaşınca kesilir ve yumurta olgunlaştırma(çatlatma) iğnesi yapılır (ovitrelle veya lucrin daily). Olgunlaştırma iğnesinden 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır.


    Co flare-up protokol
    Adetin 2. günü yapılan hormon testleri ve ultrasonografi bulguları normal ise tedaviye lucrin daily iğnesinden 10 ünite ile başlanır. Adetin 3. günü tedaviye yumurtalıklardaki folliküllerin büyümesi için gonadotropin eklenir. Adetin 5. veya 6. günü yapılan ultrasonografi ve hormon testlerinin sonucuna göre lucrin dozu yarıya indirilir(5 Ünite). Lucrin 5 ünite ve gonadotropin iğnelerine yumurtalıklardaki folliküller yeterli sayı ve boyuta ulaşıncaya kadar devam edilir. Yumurtalıklardaki folliküller yeterli sayı ve boyuta ulaştığı zaman yumurta olgunlaştırma (çatlatma) iğnesi yapılır (ovitrelle) Olgunlaştırma iğnesinden 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır.




    Mikrodoz flare-up protokol
    Mikrodoz protokolünde tedaviye başlamadan öceki ay adetin 2. veya 3. günü doğum kontrol hapı başlanır. Doğum kontrol hapı bittikten 2 gün sonra hormonların düzeyini belirlemek için kan tetkiki alınır ve ultrasonografi yapılır, sonuçlara göre tedavinin ikinci aşamasına geçilerek Lucrin Daily iğnesine başlanır( günde 2 kez 40 mcg ) Lucrin Daily iğnesinden 2 gün sonra tedaviye gonadotropin eklenir. Lucrin Daily ve gonadotropin iğnelerine yumurtalıklardaki folliküller belli bir boyuta ve sayıya ulaşıncaya kadar devam edilir. Yumurtalıklardaki folliküller yeterli sayı ve boyuta ulaştığı zaman yumurta olgunlaştırma(çatlatma) iğnesi yapılır. Olgunlaştırma iğnesinden 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır.


    Ultralong protokol.
    ileri evre endometriozis ve adenomyozis olgularında kontrollü over stimülasyonuna başlamadan 3 ay önce GnRH analoğu depo formundan yapılır. Amaç endometriozis veya adenomyozis odaklarını baskılamaktır.

    Minimal stimülasyon protokol
    Mild stimülasyon protokollerinde ise standart protokollere göre daha düşük doz ve daha kısa süreli gonadotropin kullanılır. İn vitro fertilizasyonda mild stimülasyon. konvansiyonel protokole göre ovarian hiperstimülasyon sendrom riskinin azaltıp fresh siklus başına maliyeti azaltmakla birlikte kümülatif canlı doğum oranları mild stimülasyonda daha düşük gibi görünmektedir.

    Random start protokol
    Klasik olarak over stimülasyonuna (yumurtalıkları uyarmaya) adetin 2. günü başlanmaktadır ve bu tedavi yaklaşık 12- 15 gün sürmektedir. Kemoterapi veya radyoterapi alması gereken ve ileride çocuk sahibi olmak isteyen olgular tedaviye başlamadan önce yumurtalarını veya embriyolarını dondurmayı düşünebilirler. Kemoterapiye başlama zamanını geciktirmemek için bu vakalarda adet olmalarını beklemeden siklusun herhangi bir döneminde yumurta uyarma işlemine başlanabilir bu protokole random start protokol denir. Özellikle östrojen reseptör pozitif (östrojen duyarlı) meme kanseri vakalarında verilen gonadotropinlerin östrojen seviyesini yükseltmemesi için tedavi süresince letrozole verilerek kanda östrojen düzeyi yükselmeden çok sayıda yumurta ve embriyo elde edilebilir. Yapılan çalışmalarda random start başlanan protokoller ile adetin 2. günü başlanan standart protokoller arasında yumurta kalitesi embriyo gelişimi ve döllenme oranları açısından bir fark bulunmadığı gösterilmiştir.
  • Yumurta Toplama İşlemi (Opu-Oocyte Pick Up) Nedir? Nasıl Yapılır? Yumurta toplama işlemi anestezi altında yapılır, genellikle kolay ve ciddi ağrıya neden olmayan bir işlemdir. Vajinal ultrasonografi probuna ilave edilmiş bir OPU iğnesi ile vajen duvarından geçilerek yumurtalıklar içinde bulunan folliküller aspire edilir ve steril bir tüp içerisinde embriyoloji laboratuvarına gönderilir. Embriyoloji laboratuvarında bir embriyolog tarafından mikroskop altında görülen yumurtalar steril tek kullanımlık bir pipet yardımıyla alınarak gelişimini devam ettirebileceği başka bir kültür sıvısına konulur. Bu işlem
    toplanacak yumurta sayısına göre değişmekle beraber yaklaşık 15- 20 dakika sürmektedir. İşlem günü hafif karın ağrısı ve hassasiyet olabilir. Toplanan yumurta sayısı fazla ise karında dolgunluk hissi ve ağrı birkaç gün sürebilir.

    Yumurta topluma işleminden sonra aşağıdaki belirtilerden herhangi birinin olması durumunda mutlaka doktorla iletişime geçilmelidir.
    38 dereceden yüksek ateş,
    Aşırı vaginal kanama (hafif veya lekeleme tarzında kanama normaldir.),
    Çok şiddetli ve devam eden ağrı,
    Ani kilo artışı
    İşlemden 8-10 saat sonrasında artan ağrı ile birlikte, idrar miktarında azalma, idrarın koyulaşması veya idrar yapamama.
    Bulantı, kusma, ishal, nefes almada zorluk, karında gerginlik
    ( detaylı bilgi için tıklayınız )


    (Yumurta toplama işleminin şematik görüntüsü)

  • IVF Uygulamalarında Döllenme Nasıl Gerçekleşir ? Yumurta toplama işleminde yaklaşık 2-3 saat sonra toplanan yumurtaları olgun olup olmadığı ve kalitesi mikroskop altında değerlendirilir . Aynı gün erkekten genellikle mastürbasyon yoluyla alınmış semen örneğinden özel yıkama ve hazırlama teknikleriyle elde edilen spermlerle döllenme işlemi geçekleştirilir. Ejakulattan sperm elde edilemeyen olgularda testislerden veya epididim dediğimiz üreme kanalarından cerrahi işlem ile sperm elde edilebilir ve ICSI (intrastoplazmik sperm enjeksiyonu) yapılır. ICSI ,mikroskop altında (200-400 büyütme) mikropipetler yardımıyla spermin yumurtanın içine enjekte edilmesi işlemidir. Bu işlem tüm olgun yumurtalara ayrı ayrı uygulanır işlem bittikten sonra yumurtalar özel kültür ortamlarına alınarak 18-20 saat sonra döllenme kontrolü yapılır. Mikroenjeksiyon şiddetli erkek kısırlığı için geliştirilmiş bir yöntem olmasına rağmen günümüzde birçok merkez tarafından ve merkezimizde rutin uygulanmaktadır.

    (detaylı bilgi için tıklayınız)



  • IVF Uygulamalarında Embriyo Kültürü Ve Embriyo Gelişiminin Takibi Nasıl Yapılır? İVF uygulamalarında en önemli basamaklardan biri laboratuvar şartlarında embriyo gelişiminin sağlanmasıdır. Döllenme sağlandıktan sonra, laboratuvar koşulları ve çalışan ekibin tecrübesi dahlinde embriyo gelişimi takip edilerek uygun olan günde transfer işlemi gerçekleştirilir.
    Ancak transfer günleri, merkezlerin stratejilerine, çiftin elde edlen yumurta sayısına, gelişmekte olan embriyo kalitesine göre değişim göstermektedir. Memorial Şişli Hastanesi Tüp Bebek Merkezi olarak 5. Gün blastosist evresi transfer stratejisini uygulamakla birlikte embriyo gelişimine göre 3.gün veya 4.gün transferleri de yapmaktayız. (Detaylı bilgi için tıklayınız )
  • Hastanın ilk muayenesinde üreme sistemide herhangibir infeksiyonun olup olmadığı da değerlendirilir. Gerekli görüldüğünde rahim ağzından alınacak kültür, direkt yayma, mikoplazma kültürü ve klamidya antijen tespiti ile detaylı bir tarama yapılabilir. Mevcut enfeksiyonlar hem infertilite tedavisi, hem de çiftlerin genel sağlığı için önem taşımaktadır.Bu enfeksiyonlar vajina florasını bozmakta ve akıntılara yol açmaktadır. Mikoplazma ve klamidya enfeksiyonları infertiliteye sıklıkla eşlik ettiği için, gerekli tedavinin yapılması tüp bebek tedavisinde başarıyı da arttıracaktır.

  • Embriyo Transferi Nasıl Yapılır? Embriyo transferi IVF işleminin son basamağı olan önemli bir işlemdir. Ağrısız bir işlemdir anestezi gerektirmez. Merkezimizde embriyo transferi esnasında bir problemle karşılaşmamak için ilk muayenede mutlaka kateter provası yapılmakta ve böylece muhtemel zor transfer için önlem alınmaktadır. Geçirilmiş cerrahi veya elektrokoter uygulamalarına bağlı rahim ağzında daralma, doğumsal anomali veya myom basısı gibi nedenlerle transfer zor olabilir böyle durumlarda embriyo transferi öncesi problem saptanıp düzeltilerek transfer esnasında zorluk yaşanması engellenmiş olur.

    Embriyo transferi öncesi çiftlere transfer edilecek embriyonun kalitesi ve son durumu hakkında bilgilendirme yapılır. Transfer odasına girerken vaka kendisine verilen güvenlik sistemi ile ilgil kartı okutur. Vakanın kimlik bilgileri embriyolog ve doktor tarafında tekrar sorgulanır
    Transfer işlemi embriyonun rahim içine en uygun yere transfer edilmesi için dolu mesane (idrar torbası) ve abdominal ultrasonografi eşliğinde yapılır. Transferi yapacak doktor vakanın üstünü steril bir örtüyle kapattıktan sonra vajene spekulum yerleştirerek nazik bir şekilde rahim ağzında bulunan mukusu temizler.

    Embriyolog tarafından bir kateter içinde getirilen embriyo, transferi yapacak doktor tarafından fundus denilen rahmin üst kısmının yaklaşık 1cm aşağısına bırakılır ve kateter çıkarılır. Transfer sonrası çıkarılan kateter embriyolog tarafından mikroskop altında kontrol edilir (bazen embriyo transfer kateterinde kalmış olabilir bu durumda hemen yeni bir kateterle embriyo transferi tekrar yapılır.) Transferden sonra yarım saatlik dinlenme yeterlidir. Daha uzun süreli yatak istirahatinin gebelik şansını arttırıcı etkisi olmadığı saptanmıştır.
    (detaylı bilgi için tıklayınız)
  • Tüp bebek için her başvuran kadından ilaçlı rahim istememekteyiz. Eğer kadın üreme organlarına (rahim, yumurtalıklar, tüpler) veya barsak gibi karın içi organlarına ilişkin ciddi bir enfeksiyon öyküsü varsa, karından bir operasyon geçirilmişse veya ultrasonografi ile bir sorundan şüphelenilirse rahim filmi çektirmeniz istenebilir.

  • Transfer edilecek embriyo sayısı nasıl belirlenir

     

    Transfer edilecek embriyo sayısı belirlenirken hem yüksek gebelik oranlarının elde edilmesi hedeflenmekte, hem de çoğul gebelik riskinin mümkün olabilecek en az düzeyde olması amaçlanmaktadır. Embriyo seçim kriterlerinin yetersizliği nedeniyle tüp bebek tedavisinin yapılmaya başlandığı ilk yıllarda çok sayıda embriyo transfer ediliyordu. Ancak zamanla yüksek teknolojik donanıma sahip merkezlerde, deneyimli ekiplerce seçilen protokol ve ilaçların en uygun dozlarda kullanımı, embriyoların doğal ortama yakın şartlardaki kültür ortamlarında geliştirilmeleri ve embriyoların seçim kriterlerinin daha iyi belirlenmesi ve özellikle blastosist dönemindeki embriyoların transferi rahime tutunma oranlarını arttırmıştır. Transfer edilecek embriyo sayısı kadın yaşı ve daha önce uygulanan başarısız tüp bebek denemeleri göz önüne alınarak, gelişen embriyoların kalitesi ve dönemine göre seçilmektedir. Merkezimizde transfer işlemi yapılmadan önce aileler ile görüşülerek bilgilendirme yapılmakta ve çoğul gebeliğin oluşturacağı riskler anlatılarak mümkün olduğunca iyi ve az sayıda embriyonun verilmesinin önemi vurgulanmaktadır.


     

     

  • Tek embriyo seçilerek transfer edilmesinin avantajları nelerdir?

    İnfertilite problemi yaşayan ve tüp bebek denemesi ile çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin çoğunluğu için en büyük beklenti kısa vadede, canlı doğum ile sonlanabilecek gebelik elde edebilmektir. Bu konuda çiftlerde oluşmuş yanlış bir genel kanı, transfer edilen embriyo sayısı arttırılırsa gebelik şansının da artacağı yönündedir. Ancak iyi prognozlu, genç ve çok sayıda yumurtası olan kadınlar için birden fazla embriyo transferi yapılması çoğul gebeliğe ve buna bağlı birçok komplikasyona yol açarak anne ve bebek sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir. 

    Sağlık Bakanlığı’nın 2010 yılında yayımladığı ÜYTE yönetmeliğine göre transfer edilebilecek embriyo sayısı 35 yaş altında ve 2 başarısız denemeye kadar 1 embriyo, 35 yaş üstü veya yaşa bakılmaksızın 2 den fazla başarısız tedavisi olan olgularda en fazla 2 embriyo transferi şeklinde sınırlandırılmıştır. Bu sınırlama ile ikiden fazla sayıda embriyo transferi yaparak gebelik şansını arttırmaya yönelik fakat anne ve bebek sağlığını göz ardı eden yanlış uygulamaların önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Diğer taraftan, özellikle tek embriyo transferi yapılacak vakalarda, transfer için en iyi embriyonun seçimi daha önemli hale gelmiş ve dolayısıyla en iyi embriyonun seçilmesi embriyoloji laboratuvarının en önemli misyonu olmuştur.


    Bir tüp bebek denemesinde gerçek başarı sadece gebelik elde edilmesi ile değil, canlı doğumla sonuçlanan tek gebelik elde edilmesi ile ölçülmektedir. Çoğul gebeliklerde, erken doğum riskinin tekil gebeliklere göre 4 kat artış gösterdiği saptanmıştır. Çoğul gebeliklerde erken gebelik kayıpları, erken doğum riskinde artış ve buna bağlı bebekler için yoğun bakım ihtiyacının ortaya çıkması, doğum sonrası bebeklerde zihinsel ve fiziksel sağlık problemlerinde ve doğumsal anomali risklerinde artış gibi problemler, tekil gebeliklere oranla anlamlı olarak
    yüksektir. Annede ise hipertansiyon, diabet, preeklampsi, kanama, anemi gibi ciddi sağlık sorunları tekil gebeliklere göre anlamlı bir şekilde daha sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Ayrıca erken doğum sonrasında bebekler için sıklıkla ihtiyaç duyulan yoğun bakım sürecindeki maliyetlerin yüksekliği çoğul gebeliklerin  hem anne ve bebeklerin sağlığı ve hem de finansal açıdan altından kalkılması çok zor bir süreci beraberinde getirmektedir.

    Bu bilgiler doğrultusunda, tüp bebek tedavisine başvuran hastaların çoğul gebeliğin riskleri konusunda bilinçlendirilebilmesi için önce klinisyen tarafından tüp bebek tedavisi sırasında detaylı olarak bilgilendirilmesi gereklidir. Ardından embriyoların kültüre edildiği süreçte embriyolog tarafından elektif tek embriyo transferinin avantajları hakkında bilgilendirilmesi son derece önemlidir. Çiftlerin başvurdukları merkezlerde, laboratuvar şartlarını, embriyo transfer stratejisini, özellikle kadın yaşı ve transfer edilen embriyo sayısına göre gruplandırılmış, taze ve dondurulmuş embriyo transferi başarı oranlarını titizlikle sorgulamaları büyük önem arz etmektedir. Hastaların bu konuda bilinçlenmesi, merkezlerinde yaklaşımlarını gözden geçirmeleri ve dünya standartlarına ulaşmaları konusunda itici bir etki sağlayacaktır. Çoğul gebelik riskinin en aza indirilebilmesi için tüp bebek merkezlerinin laboratuvar standartlarının üst seviyede olması gereklidir. Tutunma şansı en yüksek tek embriyoyu seçebilmek ancak donanımlı bir laboratuvar ekibi ve çok iyi teknik koşulların oluşturulduğu bir embriyoloji laboratuvarı gerektirmektedir. Yapılan çalışmalarda, genç ve yumurta sayısı yeterli vakalarda, başarılı bir embriyo dondurma protokolü kullanımıyla, tek embriyo transferi yapılan ardışık 2 tüp bebek denemesiyle, tek denemede 2 embriyo transferi ile elde edilen gebelik oranlarına ulaşılabilmektedir. Bu yaklaşımın en önemli faydası %40’lara varan çoğul gebelik ihtimalinin %1’e
    kadar azaltılmasıdır.

     
    İkiz canlı doğumların %70’i 37 hafta öncesi doğmaktadır. Pay grafikte de görüldüğü üzere bunların %48’i 34 hafta ve altında doğmaktadır.

     

  • Embriyolar Hangi Durumlarda Dondurulur? Blastosist aşamasına ulaşan embriyoların hızlı dondurma teknikleri (vitrifikasyon) ile dondurulması ve sonra başka bir dönemde çözülerek transfer edilmesi son derece başarılı sonuçlar vermektedir. Çözme sonrası embriyolar yüksek oranda canlılıklarını korumaktadır. Dondurma tekniklerindeki gelişmelerin artmasıyla günümüzde çok sayıda embriyo dondurulmaktadır.

    Aşağıdaki durumlarda embriyolar dondurulabilir.

    1.Tüp bebek tedavisi ile hastanın blastosist evresine ulaşmış birden fazla  kaliteli embriyosu varsa taze transfer yapıldıktan sonra kalan embriyolar dondurulmaktadır.
    2. Yumurta geliştirilmesi amacı ile verilen hormonlara aşırı yanıt veren kadınlar yumurtalıklarının aşırı uyarılması (OHSS sendromu) nedeniyle yaşamı tehdit eden bir durumla karşı karşıya kalabilmektedir. Bu riskin olduğu kadınlarda yumurtalar toplandıktan sonra gelişen embriyolar dondurularak saklanmaktadır. Risklerin ortadan kalkması için 1 veya 2 ay bekledikten sonra rahim duvarı hazırlanarak dondurulmuş embriyolar çözülüp rahim içerisine transfer edilmektedir.
    3. Tüp bebek uygulanacak 37 yaş ve üzeri kadınların embriyolarında kromozomal bozukluk oranı artmaktadır. Bu durum embriyo tutunma oranını azaltmakta veya gebelik olursa düşük riskini arttırmaktadır. Preimplantasyon genetik tanı yöntemleriyle embriyoların kromozomal olarak normal olanları seçilerek transfer edilir. Böylece implantasyon ihtimali olmayan veya düşüğe neden olabilecek embriyolar gereksiz yere transfer edilmemiş olur.
    4-Endometrium (rahim iç zarı) kalınlığının gebelik için yeterli olmaması durumunda embriyolar dondurulup kalınlığın uygun olduğu bir siklusta transfer edilebilir.
    5-Tedavi seyrinde saptanan polip, myom, veya rahim içi yapışıklık gibi tutunma şansını kötü yönde etkileyebilecek durumlarda embriyolar dondurulup tedavi sonrası embriyo transfer edilir.

    ( Detaylı bilgi içn tıklayınız )
  • Embriyoların Dondurulmasında Kullanılan Vitrifikasyon Tekniği Nedir? Tüp Bebek tedavilerinde amaç iyi gelişen sağlıklı bir embriyonun rahim içine transfer edilmesi ve kalan sağlıklı embriyoların dondurularak saklanmasıdır. Her iki amaçın gerçekleştirilmesi doğrudan laboratuvar koşullarının iyiliğine ve uygulanan embriyo dondurma işlemlerinin kalitesine ve güvenirliğine bağlıdır. Tüp Bebek laboratuvarında uygulanan dondurma tekniklerinin başarısına paralel olarak anne adaylarına sağlıklı bir adet embriyo transfer edilmesi ve gebelik sürecinin problemli olduğu çoğul gebelik riskininde azaltılması günümüzde ulaşılan nihai gelişmelerdir.

    Merkezimizde, embriyo transferi sonrası kalan sağlıklı embriyoların dondurulması için, başarısı klinik deneyler ile ispatlanmış embriyo vitrifikasyon, bir başka ifade ile “cam formasyonuna geçiş” yöntemi kullanılmaktadır. Vitrifikasyon yönteminin en önemli özelliği, embriyoların yüksek yoğunluktaki koruyucu madde ile 3-4 dakika muamele edildikten sonra dakikada -2000-20.000 santigrat derece soğutma hızı ile hasar görmeden dondurulabilmesine imkan sağlamasıdır. Klasik-yavaş embriyo dondurma yönteminin aksine, vitrifikasyon veya hızlı dondurma yöntemi ile, özellikle 3.gün, 4.gün ve blastokist dediğimiz 5. gün embriyoları çok daha başarılı bir şekilde dondurulmaktadır. Dondurma yönteminin başarısını gösteren en önemli kriterleden biri olan çözme sonrası embriyolardaki canlılık oranı, vitrifikasyon ile dondurulmuş embriyolarda neredeyse %100’e yakındır. Embriyo çözme sonrası yüksek canlılık oranına ilave olarak vitrifikasyon yöntemi anne adaylarına tekrar ve yüksek gebelik şansı veren en başarılı dondurma yöntemidir.
    ’Türkiye’de ilk uygulamaları 2003 yılında merkezimizde başlamıştır. Merkezimizde tüm embriyolar vitrifikasyon tekniği ile dondurulmaktadır.

    (Detaylı bilgi için tıklayınız.)
  • IVF Tedavisinin Nadir Görülen Riskleri Nelerdir Yumurtalıkları uyarmak için verilen hormon iğnelerinin yan etkileri;
    Enjeksiyon bölgesinde ağrı ve hafif morarma
    Mide bulantısı, yorgunluk hissi,
    Meme hassasiyeti ve artmış vajinal akıntı
    Geçici allerjik reaksiyonlar.
    OHSS (Overyan hiperstimülasyon sendromu- yumuralıkların aşırı uyarılması sendromu) gelişebilir.

    Yumurta toplama işleminin riskleri;

    İşlem sonrasında hafif veya orta şiddetli karın ağrısı olabilir.

    Çok nadiren mesane (idrar torbası), bağırsak veya damarlar gibi yumurtalıklara yakın organlarda yaralanma olabilir. Damar yaralanmalarında acil müdahale veya kan transfüzyonu gerekebilir.

    Pelvik enfeksiyon yumurta toplama işleminden sonra nadiren görülebilir, riskli vakalara işlem öncesi profilaktik antibiyotik verilerek enfeksiyon gelişmesi engellenebilir.
  • Ohss (Ohss-Overyan Hiperstimulasyon Sendromu) Nedir? Yumurtalıklarında çok sayıda yumurta olan ( polikistik over morfolojisine sahip overleri olan) hastalarda, yumurtalıkları uyarmak için verilen hormonal tedaviye aşırı yanıt vermeleri sonucunda gelişebilen bir durumdur. Ancak hormon dozlarının iyi ayarlanması ve yakın takip bu durumun görülmesini çok büyük oranda engeller. Merkezimizde hiperstimülasyon oranı %1’in altındadır. Erken dönemde, olgunlaştırma iğnesinden 3–7 gün sonra oluşabileceği gibi; tedavi sonrası geç dönemde de (12–17 gün sonra)
    ortaya çıkabilir. Ön bulgular; karın ağrısı, kilo alımı, karın çevresinde artış ve yumurtalıklarda büyümedir. OHSS’nin derecesine göre, bulantı, kusma, gerginlik, ishal, karın içinde ve akciğerlerde sıvı toplanması, nefes almakta zorluk, idrar miktarında azalma, düşük tansiyon, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulma, yaygın ödem, damar içinde pıhtılaşmaya eğilim, vücutta sıvı ve elektrolit dengesinde bozulma görülebilir. OHSS’nin derecesine göre tedavi planlanır. Hafif ve orta düzeyde olan hiperstimülasyon genellikle hastane tedavisi gerektirmez Çoğunlukla istirahat, proteinden zengin diyet ve bol sıvı alımıyla bu durum düzeltilebilir. Gerekli hastalarda pıhtılaşmayı engellemek için kan sulandırıcı iğne kullanılabilir. Daha ağır formlarda hastaneye yatırmak
    gerekebilir. Hastanede takip edilen hastalara damar yolu açılarak sıvı ve albümin takviyesi yapılır, pıhtılaşmaya karşı önlem almak için de tedaviye kan sulandırıcı bir ilaç olan heparin eklenir. Günlük kilo takibi, karın çevresi ölçümü yapılır; tedavinin etkinliği ve sıvı-elektrolit takibi için günlük kan testleri alınır. Karın içinde sıvı birikiminin fazla olduğu durumlarda karın içindeki sıvı bir kateter yardımıyla çekilebilir (parasentez). Genellikle 10–14 günlük bir dönemde iyileşme sağlanır ancak gebelik oluştuğu takdirde bu süre 3 haftayı bulabilir.
  • IVF Tedavisinde Kullanılan İlaçlar Kansere Yol Açar mı? Hormon seviyelerini etkileyen ve çok sayıda yumurta oluşumuna neden olan fertilite ilaçlarının kullanımı, bu ilaçların uzun dönem güvenliği ile ilgili endişelere yol açmıştır. IVF tedavisinde kullanılan ilaçlar ile kanser arasındaki ilişki var mı?

    Over (Yumurtalık) Kanseri:
    Over kanseri tüm kadın kanserlerinin %3’ünü oluşturmaktadır. Doğum sayısı ile over kanseri arasında tersine bir ilişki olduğu bilinmektedir. Bu nedenle infertil hastaların zaten over kanseri açısından risk altında olduğu düşünülmektedir. Fertilite ilaçlarının overde multiple ovulasyon (yumurtlama) odaklarını oluşturması nedeniyle riskli olduğu öne sürülmüşse de, bu teori, çoğu agresif over kanseri vakalarının diğer pelvik organlardan orijin alarak sekonder olarak geliştiği yönündeki fikirle değiştirilmiştir. Günümüzdeki veriler infertil kadınlarda fertilite ilaçlarının kullanımının over kanseri riskinde artışa neden olmadığını göstermektedir.

    Meme Kanseri:
    Meme kanserinin kesin nedeni bilinmemekle birlikte multifaktöriyel ve kompleks olduğu tahmin edilmektedir. Vücuttaki östrojen yüksekliği riski arttırır, fakat bu etkisi multifaktöriyel durumlarda progesterona maruziyet nedeniyledir. Progesteron endometriyum üzerine koruyucu etki göstermekle beraber meme dokusu üzerine mitojenik etkiye sahiptir. Fertilite ilaçlarının yüksek dozda ve özellikle uzun süre kullanımı riskte artışa sebep olur. Fakat bilinmektedir ki klinikte fertilite ilaçları kısa süre ile kullanılmaktadır.

    DİĞER KANSERLER

    Tiroid Kanseri:
    Tiroid kanseri doğurganlık dönemdeki kadınlarda daha sık görülmektedir. Tiroid kanseri ile ilişkili diğer faktörler, yüksek doğurganlık ve dışardan hormon kullanımıdır (doğum kontrol hapı ,menopoz için hormon replasman tedavisi gibi). Çalışmaların çoğu fertilite ilaçlarının kullanımının tiroid ca gelişmesinde anlamlı bir etkisinin olmadığını göstermektedir.

    Kolon Kanseri:
    Yapılan çalışmalarda kolorektal kanser insidansının IVF grubu ile kontroller arasında benzer olduğu gösterilmiştir.

    Serviks Kanseri:
    Çalışmalar serviks kanseri riskinin fertilite ilaçlarını kullanan infertil kadınlarda ve genel popülasyonda benzer olduğunu belirtmektedir. Hatta 2 çalışma IVF sonrası serviks ca insidansının düştüğünü göstermiştir. Sonuç olarak, günümüzdeki çalışmalara göre fertilite ilaçları ile kanser arasında bir ilişki saptanmamıştır.


  • Tüp Bebek Tedavisi Hangi Durumlarda İptal Edilebilir? 1) Kullanılan yumurta uyarıcı ilaçların dozunun arttırılmasına rağmen cevabın yetersiz olduğu ve tedaviden fayda görülmeyeceği düşünülen hastalarda tedavi yarıda kesilerek işlem iptal edilebilir.

    2) Yumurtalıklar içinde gelişmiş follikül olmasına rağmen yumurta toplama günü içlerinden yumurta elde edilemeyebilir. Bunun sebebi genellikle yumurta toplama işleminden önce yumurtaların zamansız olarak çatlamasıdır. Bu istenmeyen durum genellikle yumurtalık rezervi azalmış ileri yaştaki kadınlarda görülebilir. Çok nadiren de olsa foliküllerin içinde yumurta olmayabilir (boş follikül sendromu) ve toplama sonrası yumurta elde edilemeyebilir. Yumurta olgunlaştırmak için verilen son iğnenin hatalı yapılması (zamanında yapılmaması, yanlış dozda yapılması veya ilacın saklama koşullarına uyulmaması) nedeniyle de yumurta toplanamayabilir.

    3) Elde edilen yumurtalar döllenmeyebilir. Bu durum anormal yumurtalara veya spermlere bağlı olarak gerçekleşebilir.

    4) Döllenen yumurtaların hiçbiri bölünemeyebilir. Bu durum da oldukça nadirdir ve genelde az sayıdaki ve kötü kalitedeki yumurta varlığında veya şiddetli sperm morfolojik bozukluğunda gözlenir.

    5) Azospermik erkekte ameliyat ile sperm bulunamayabilir. Böyle bir durumda tedavi yumurta toplama işleminden hemen önce iptal edilir.

    6) Genetik sorunu olan ve preimplantasyon genetik tanı ( PGT) yapılan olgularda normal bir embriyo bulunamayabilir. Bu durumda da embriyo transferi yapılmaz.

    7) Preimplantasyon genetik tanı ( PGT) ve HLA analizi yapılan embriyolarda embriyo sağlıklı olsa da HLA doku uyumu yoksa transfer yapılmaz.

    Hangi durumlarda tüp bebek tedavisi yapılamaz?
    Ülkemizde tüp bebek de dahil olmak üzere tüm yardımcı üreme teknikleri ilgili yönetmelikler gereği sadece yasal olarak evli olan çiftlere uygulanmaktadır. Kadınlarda, yeterli dozlarda hormon tedavisine rağmen kadında yumurta geliştirilemediği durumlarda, erkeklerde menide sperm görülmediğndei , yapılan testis biyopsilerinde sperm üretiminin olamadığının kanıtlandığı durumlarda, sperm üretiminden sorumlu Y kromozomunun belli bölgelerinde doğuştan silinme olduğunun genetik testlerle gösterilmesi durumlarında tüp bebek tedavisi uygulanamaz.
  • IVF Uygulamaları İçin Yaş Sınırı Var Mıdır? IVF uygulamalarında başarıyı belirleyen en büyük faktör kadın yaşı ve buna bağlı olarak azalan yumurtalık kapasitesidir. Kadın yaşı ilerledikte yumurtalık rezervi azalmakta, aynı zamanda yumurtanın genetik içeriği bozulmaktadır. Bütün bunların sonucunda gebelik oranı azalmakta, gebelik gerçekleşse  bile düşük yapma veya anomalili bebek doğurma riski artmaktadır. Ancak, kadının kendi özelliklerine bağlı olarak seçilecek farklı ilaç protokolleri ile kabul edilebilir gebelik oranlarına ulaşılabilir.

    Merkezimizde, adetin 2.gününde yapılan hormon testleri ve ultrasonografide görülen yumurtalık kapasitesi sonuçları yumurtalık fonksiyonlarının uygun olduğunu gösterir ise belirli bir yaş sınırlaması olmadan tüp bebek işlemi uygulanabilmektedir.
  • Tüp Bebek Tedavisi Karar Aşamasında Hastalar Kurum Yada Merkez Seçerken Nelere Dikkat Etmelidir Merkez seçiminde en önemli noktalardan ilki infertilite nedeninin doğru tanımlanabilmesi ve doğru tedavi yöntemlerinin uygulanabileceği alt yapıya ve bilgi birikimine sahip merkezlerin doğru şekilde araştırılabilmesidir. Merkezin tüp bebek tedavisindeki IVF uygulamalarındaki  tecrübesi, geçmişi, kaç yıldır bu tedavileri uyguladığı, güvenirliliği, tanınmışlığı, diğer hekimlerin ve daha önce merkezde tedavi gören çiftlerin bu merkez hakkındaki görüşleri ve tavsiyeleri, merkezin tüp bebek tedavisindeki başarı oranı, ve etik olarak uygun bir merkez olması çok önemlidir. Merkez kaç yıldır hizmet vermekte, merkezde hangi işlemler uygulanabilmekte, en son teknolojileri uygulama becerileri, yılda kaç tüp bebek vakası uyguladıkları, merkezde çalışan personel sayısı, merkezin kendi alanında yayınlanmış uluslararası çalışmaları da araştırılmalıdır.
  • Ülkemizde IVF Diğer Ülkelerle Karşılaştırıldığında Ne Durumdadır. IVF uygulamalarında sağlıklı ve canlı doğum başarısını artıran en önemli faktör; özenle, her çiftin bireysel ve genetik özelliklerine ve gebe kalmalarını engelleyen sorun ya da sorunlarına yönelik olarak o çifte veya ”kişiye özel” tedavilerin uygulanmasıdır. Ülkemizde, özellikle merkezimizde, tüm dünyada kullanılan en son teknolojiler eş zamanlı olarak kullanılmakta yurtdışındaki merkezlere oranla çok daha uygun ücretlerle hastalara dünya ile eş standartlarda hizmet sunabilmekteyiz. Bu nedenle Türkiye ve Dünyanın gelişmiş diğer IVF merkezleri açısından herhangi bir fark yoktur, daha düşük maliyetlerle tüp bebek yapılabilmesi ise ülkemizin avantajıdır.

    Türkiye IVF uygulamalarında Dünya ortalamalarının üzerinde bir başarı göstermektedir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi bilgi ve teknoloji takibinin iyi yapılabilmesi ve merkezler arası rekabetin yüksek olmasıdır. Türkiye den bu alanda son yıllarda uluslararası sunulan çalışmalar ve yayınlanan makale sayılarında da bir artış dikkat çekicidir.
  • IVF Uygulamalarında Tüplerin Açık Olması Gerekli Midir? Tüpler, normal bir gebeliğin oluşmasında en önemli rollerden birine sahiptir. Tüpler sadece yumurta ile spermin bir araya gelmesini sağlayan bir kanal değil aynı zamanda oluşan embriyonun ilk gelişiminin yaşandığı bir ortamdır. Ancak IVF tedavilerinde yumurta ile spermin birleşmesi yani döllenme ve embriyo gelişimi laboratuvar ortamında gerçekleşmektedir. Dolayısı ile bu anlamda tüplerin açık olmasının bir önemi yoktur. Ancak, daha önceden geçirilen bir enfeksiyon veya operasyona bağlı olarak tüpler tıkanmış ve içlerinde sıvı birikmiş ise önemlidir Tüplerin uç kısımlarının kapalı olduğu durumlarda, tüpün fizyolojik seviyelerde yapmış olduğu sıvı salgısı (normalde bu sıvı salgısı tüp açık olan uç kısmından karın boşluğuna akar) tüp içerisinde birikir ve hidrosalpenkse neden olur. Bu sıvı zaman zaman basıncın artmasıyla rahim boşluğuna geri akım yaparak embriyonun tutunmasını negatif etkiler oluşturur.

    Bu negatif etkiler;
    1-Fiziksel etki (embriyonun sıvı akımı ile sürüklenerek yerinden kayması)
    2-Toksik etki (tüp içerisinde beklemiş sıvının içeriğinin değişimi)
    3-Embriyonun tutunmasına katkısı olan ve endometriumdan salgılanan biyokimyasal markırların salınımının bozulması.

    Yukarda belirtilen negatif etkilerden dolayı hidrosalpenksli tüp mümkün ise laparoskopik olarak alınır veya kornual blokaj yapılarak uterin kavite ile olan ilişkisi kesilir.
  • Polip, Endometrioma Veya Myomların Tüp Bebek Tedavisinde Önemi Nedir? Polipler rahim iç duvarı kaynaklı iyi huylu yapılardır ve boyutları doğrultusunda öneme sahiptir. Genellikle 1 cm altındaki poliplerin tedavi başarısına etki etmediği kabul edilmektedir. Bu boyutun üzerinde polip varlığında ise histeroskopi denilen bir işlem ile rahim içine kamera ile girilerek bu yapının çıkarılması gerekmektedir.

    Endometrioma ya da çikolata kisti olarak bilinen yapılar endometriozis dediğimiz bir hastalık sonucu oluşur. Endometriozis, rahim iç duvarı olan endometriyumun rahim dışına yerleşmesi olayıdır. Oluş mekanizması tam olarak bilinmemektedir. Rahim iç duvar dokusu yumurtalıklara gömülerek her adet döneminde burada lokal kanama odakaları yapar. Yumurtalıklarda birikmiş eski kan, ameliyat sırası bakıldığında içi erimiş madlen çikolataya benzer bir görüntü oluşturduğu için buna çikolata kisti denir. Endometriomalar yumurta sayısı ve gelişimini kötü yönde etkileyebilir. Tedavi yaklaşımında bu kistlerin boyutu önem taşımaktadır. Genellikle 3 cm.nin altındaki endometrioma kistleri ameliyat gerektirmemektedir. Daha büyük olanlarda ise operasyon yapılıp yapılmayacağına çiftin durumuna göre karar verilir. Yumurtalıkların ultrason ile
    değerlendirmesi, hastanın yaşı ve varsa daha önceki denemeleri göz önüne alınarak ameliyat kararı verilmelidir.

     Myom rahimin kas tabakasından kaynaklanan genellikle iyi huylu bir oluşumdur. Myom varlığında öncelikle myomun yeri önemlidir. Özellikle rahim iç duvarına yakınlığı ve embriyonun yerleşeceği rahim içine doğru büyüyüp büyümediği önemlidir. Eğer rahim iç boşluğuna baskı yapıyor ve embriyonun yerleşimini engelleyecek yerde ise mutlaka tedavi öncesi histeroskopi ile çıkarılmalıdır. Endometriyuma zarar vermeyen myomların ise boyutu önemlidir. Rahim duvarı içerisine yerleşmiş (intramural) ve 4cm üzeri veya rahim duvarı dışına taşan (subseröz) 7cm üzeri myomların çıkarılması düşünülebilir. Bu boyuttaki myomlar gebelikte büyüme yaparlarsa sorun oluşturabileceği için cerrahi gerekmektedir. Fakat eğer kadın yaşı ileri ise, yani 38 yaş üzeri ise, yine zaman kaybetmemek için ameliyat öncelikli olmayıp, hemen tedaviye
    geçilebilir. Özetle, myom varlığında myomun yeri, büyüklüğü, kadın yaşı ve varsa önceki tedavileri göz önüne alınarak ameliyat kararı verilmektedir. Genellikle myom ameliyatlarından 4-6 ay sonra tedaviye geçilmelidir.

    Over kistlerin IVF'e etkisi nedir?

    Tedavi öncesi yumurtalıklarında kist saptanan hastalarda, kistin çapı 3 cm ‘den küçük ise ve kandaki estradiol hormon düzeyini yükseltmemişse tedaviye başlanabilir. Tedavi öncesi yumurtalıkları baskılamak için kullanılan analog dediğimiz iğnelerin kullanımı sırasında, bu iğnelerin alevlendirici etkisi sonucu basit kistler görülebilir. Bu kistler 3 cm’den küçük ama kandaki hormon düzeyi yüksekse kullanılan analog süresi uzatılabilir. Bununla beraber kist 3cm’den büyük ise ve iğnenin kullanım süresi uzatıldığı halde küçülme sağlanamazsa bir iğne yardımıyla bu kist sıvısı çekilip yumurtalıkta yer kaplayan kitlenin mekanik etkisi ortadan kaldırılır.
  • IVF Tedavisinde Kişiye Özel Tedavi Nedir?

    Yumurta büyütme sırasında her hastaya tek bir yöntem kullanılmamaktadır. Kişinin yumurtalığının durumuna, hormonal özelliklerine, yaşına, kilosuna, daha önceki tedavilerine ve infertilite süresine bağlı olarak kendisine kişiye özel tedaviler seçilmektedir. Kişiye özel tedavilerdeki amacımız; daha iyi embriyolar geliştirip, daha az sayıda embriyo transfer ederek gebelik sağlayabilmektir. Embriyo kalitesini arttırmak için mümkün olduğunca iyi kalite yumurta elde etmek gereklidir. Bu nedenle gerçekten doğru seçilmiş ve kişiye özel bir yumurtalık uyarıcı tedavi kullanılmalıdır. Sayısal fazlalıktan ziyade, daha kaliteli yumurtaların elde edilmesine yönelik uygulamalar hedeflenmelidir. Bu türde tedaviler, daha kaliteli yumurtaların elde edilmesini amaçlarken, aynı zamanda yüksek doz ilaç kullanımlarına bağlı olarak hastada oluşabilecek
    rahatsızlıkların azalmasına da yol açar. Özellikle tüp bebek tedavilerinin en korkulan yan etkilerinden biri olan yumurtalıkların aşırı uyarım sendromunun engellenmesi veya daha hafif atlatılmasına olanak sağlamaktır. Gene, Bu tür yaklaşımlar sonucunda, hastaların tüp bebek tedavilerine çok daha iyi uyum sağladıkları ve tedaviyi bırakma oranlarının azaldığı gözlemlenmiştir. Özet olarak söylemek gerekirse, kişiye özel tedaviler sayesinde; daha az ilaç kullanılarak, daha az sayıda ancak daha kaliteli yumurta elde edilebilmekte, bunun yanında nihai sonuç olan “sağlıklı tek bebek doğumu” hedefine ulaşma konusunda daha başarılı olunabilmektedir. Aynı zamanda daha kısa süre ile daha az sayıda ilaç kullanıldığı için hem yan etkiler azalmakta hem de tüp bebek tedavisinin maliyetini azalmaktadır.

  • IVF Uygulamaları Kaç Kez Tekrarlanabilir? IVF tedavilerinde uygulamaların belirli bir sınırı yoktur. Ancak yapılan çalışmalar başarı şansında 5-6 uygulamadan sonra artış olmadığını göstermektedir. Bu durumda tekrarlayan tedavilere geçmeden önce infertiliteye neden olabilecek faktörlerin en ince detayına kadar tekrar araştırılması, olası faktörlerin ekarte edilmesi ve sonrasında tekrar tedaviye geçilmesi önemlidir. Her uygulama arasında en az 2 ay ara verilmelidir.

    Bu tekniklerle başarı şansı ne kadardır?

    Çiftin kendi özellikleri, tüp bebek tedavisinin başarı şansında önemli bir rol oynar. Çocuk sahibi olmak isteyen her çiftler ayrıntılı olarak değerlendirilmeli ve sahip olduğu özelliklere göre bireyselleştirilmiş tedavi şemaları uygulanmalıdır. Kadının yaşı, yumurtalık kapasitesi, ciddi erkek faktörünün var olup olmadığı, önceki başarısız YÜT uygulamaları gibi parametreler başarıyı belirleyen ana unsurlardır. Burada merkezin tecrübesi ve imkanları doğrultusunda alınacak kararlarla optimal tedavi seçenekleri hastaya sunulur. Yumurtalık rezervi iyi ve kadın yaşının 37’nin altında olduğu çiftlerde başarı şansı %55 iken, 40 - 43 yaş arası bu şans %15 civarındadır, ancak eğer preimplantasyon genetik tanı ile normal embriyo bulunabilirse bu vakalarda gebelik şansı %40'a kadar yükselebilmektedir.

    Tüp bebek tedavisinde başarıyı olumsuz yönde etkileyen faktörler nelerdir?

    Tüp bebek tedavisinde başarıyı olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörler, ileri kadın yaşı (40 yaş ve üzeri) ve yumurtalık rezervinin azalmış olmasıdır. Tüplerde tıkanmaya bağlı sıvı birikmesi (hidrosalpenks) de başka bir olumsuz etkendir. Endometriyum yani rahim içi duvarının ince olması ve hormon tedavisine rağmen kalınlaşmaması da embriyoların tutunma şansını azaltmakta ve tedavinin başarısını etkilemektedir. Yumurtalıklardaki büyük çikolata kistleri yumurtalık rezervini kötü yönde etkiler ve dolayısı ile başarı şansını azaltır. Bunların yanında nadir görülen çok şiddetli sperm şekil bozuklukları döllenme ve embriyo kalitesini azaltarak başarı oranını düşürür. Ayrıca sigara tiryakiliği de yumurtalık rezervi ve kalitesini olumsuz etkilemektedir.

    Kadın yaşı başarıyı etkiler mi?

    Daha önceki sorularda da birkaç defa değinildiği üzere kadın yaşı başarıyı belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Günümüzde değişen yaşam koşulları ve kadınların iş hayatında kariyer yapma istekleri nedeniyle gebelik ileri yaşlara ertelenmektedir. Erkekteki sperm problemi nedeniyle çocuk sahibi olmamış ve bunu sosyal yada ekonomik nedenlerle ertelemiş çiftlerde ileri kadın yaşı; tedaviyi olumsuz olarak etkileyen faktörlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. 40 yaş ve üstü kadınlarda, uygulanacak tedavilerde yapılacak bir takım değişiklikler, başarı şansını arttırmaktadır. Eski uygulamalarda daha fazla yumurta elde edebilmek için yapılan yüksek doz ilaç uygulamalarının gebelik oranlarına olumlu bir katkı sağlamadığı aksine sadece kötü kalitede yumurtaların elde edilmesine yol açtığı anlaşılmıştır. Merkezimizde, bu tür
    olgularda “hasta dostu tedaviler” olarak da adlandırabileceğimiz hafif tedavileri seçiyoruz. Bu tedaviler daha iyi kalitede yumurtaların eldesi ile başarı şansını arttırırken, ilaç maliyetlerini de azaltmakta çiftlerin tedaviye olan uyumlarını arttırmaktadır.


  • IVF Gebeliklerinde Düşük Riski Daha Yüksek Midir? Kendiliğinden oluşan veya tüp bebek yöntemleri ile elde edilen gebeliklerin yaklaşık %15'inin düşükle sonlandığı bilinmektedir. Kendiliğinden oluşan gebeliklerde erken dönemdeki düşükler bazen birkaç günlük adet gecikmesi ve bunu takip eden normalden biraz fazla miktarda bir adet kanaması olarak algılanabilir. Oysa yapılacak kan tahlilleri bunun bir gebelik kaybı olduğunu gösterecektir. Tüp bebek uygulamalarında gebelik sonuçları çok erken dönemden itibaren kan tahlilleri ile takip edildiğinden, her dönemdeki gebelik kayıpları kesin olarak tanımlanmaktadır. Bu durum da düşük oranlarının daha yüksek olduğu gibi yanlış bir kanıya sebep olmaktadır.

    Normal yolla gebe kalan ile IVF ile gebe kalan kadınların gebelik sürecinde farklılıklar oluyor mu?

    IVF ile gebe kalmış bir kadının normal yolla gebe kalan kadınlara göre erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bir bebek sahibi olma riskleri hafifçe artmaktadır. Ayrıca erkeğin azospermik olması, ileri kadın yaşı gibi bazı özel durumlarda, genetik anormalliklere rastlama olasılığında bir artış görülebilmektedir. Ancak, embriyolara yapılacak gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı-PGT) ile genetik olarak normal embriyo bulunarak transfer edilebilir. Bunların dışında tüp bebek uygulamalarına daha yüksek oranda çoğul gebelik olması nedeni ile düşük ve erken doğum riski artmaktadır, ancak günümüzde bir kadına transfer edilecek maksimum embriyo sayısı iki ile kısıtlanmıştır, genç olgularda ise bu sayı bir olarak belirlenmiştir. Ülkemizde uygulanmakta olan bu kısıtlama çoğul gebelik oranını anlamlı bir şekilde azalmasına yol açmıştır.

    Tüp bebek tedavisi sonucu dünyaya gelen bebeklerin ileri dönemlerde daha sık sağlık sorunları yaşadığı yönünde çıkan haberlerin doğruluk payı var mı?

    Danimarka’da yapılmış olan bir çalışmada tüp bebek yöntemiyle doğan çocukların lösemi, nöroblastom, retinablastom, santral sinir sistemi tümörlerine yakalanma ihtimallerinde artış olduğu öne sürülmüş olsada 2013 yılında İngiltere’de tüp bebek yöntemiyle doğmuş 106,013 çocuk üzerinde yapılmış Amerikan New England Journal of Medicine’de yayınlanmış bugüne kadar yapılmış olan en geniş kapsamlı çalışmada bu riskin diğer çocuklara oranla daha fazla artmadığını ortaya koymuştur.
  • Tüp bebek tedavisi ne kadar sürer? Tüp bebek tedavisi; yumurta gelişimi, yumurtaların toplanması, embriyo gelişimi ve embriyo transferi aşamalarından oluşan bir süreçtir. Bu tedavi süresi boyunca kadının hastanede yatmasına gerek yoktur. Yumurta gelişimi süresince çoğu zaman gün aşırı ve bazen de günlük kan tahlili ve ultrasonografi incelemesi yapılır. Bu süreç ortalama 9-12 gün sürer. Bu sürenin sonunda yumurtalar belli bir boyuta ulaşınca son olgunlaştırma (çatlatma) iğnesi verilir ve 2 gün sonrasında yumurta toplama işlemi yapılır. Yumurta toplandığı gün sperm de alınır ve döllenme işlemi gerçekleştirilir. Taze transfer yapılacaksa gelişen embriyolar kalite ve sayısına göre değerlendirilerek 3-6 gün sonra transfer edilirler. Hormon ilaçlarına başladıktan sonra embriyo transferine kadar geçecek toplam tedavi süresi ortalama olarak 15–18 gündür. Ancak oluşan tüm embriyolar dondurulacaksa yumurta toplama işleminden sonra 2.adet ile transfer hazırlığı sürecine başlanır. Doğal embriyo transferi hazırlık siklusunda yumurtanın çatlama zamanına göre, hormon tedavisi ile yapılan hazırlık siklusunda ise adetin 20. gününü bulan bir dönemde transfer yapılır
  • Tüp Bebek Tedavisi İçin Hormon İlaçları Kullanılırken Yakın Kontrol Yapılmasının Önemi Nedir?

    Tüp bebek tedavisi sırasında kadının belirli zamanlarda ultrasonografi ve hormon testlerinin yakın takibi hem başarıyı arttırması hem de tedavinin emniyeti açısından önemlidir. Özellikle yumurta rezervi çok yüksek olan hastalarda yumurtalıkların aşırı uyarılmasının (Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu) önlenmesi açısından çok yakın takip gerekir. Gene yumurta sayısı az olan kadınlarda yumurtaların erken çatlama riski yüksek olduğundan yakın ultrasonografi ve kan takipleri yapılmalıdır. Rezervi azalmış ileri yaştaki kadınlarda FSH ve E2 hormonuna bakılması tedaviye başlanıp başlanmaması konusunda fikir verir. Yumurta olgunlaştırıcı iğne verileceği gün LH hormonu çok yükselmişse yumurta toplama zamanı değiştirilebilir. Ayrıca tedavi sonunda endometriyum adını verdiğimiz rahim içi zarının ölçümü bakılıp yetersiz ise o
    ay embriyolar dondurularak saklanabilir.

    Tüp bebek tedavisi sırasında yumurtalar erken dönemde çatlayabilir mi? Sebepleri nelerdir?

    Özellikle kısa tedavi protokolleri kullanıldığında nadir olarak yumurtalar toplanmadan önce çatlayabilir. Tedavi sırasında sık ultrasonografi ve hormon değerlendirmesi yapılması bu nedenle önemlidir. Yumurta olgunlaşmasında önemli bir hormon olan LH’nın erken dönemde kritik seviyelere yükselmesi yumurtaların erken çatlamasında en önemli rolü oynar. LH hormonu pik değerlere ulaştığında yumurta toplama işlemi daha erken yapılmalıdır, aksi halde yumurtalar erken çatlayabilir.

    Follikül sayısı tedavide önemli midir?

    Yumurtalıklardaki yumurta sayısı, tedavi sonucu alınacak yanıtla doğrudan ilişkilidir. Ultrason yardımıyla yumurtalıklardaki yumurtalar sayılır ve yumurtalık rezervi belirlenir. Buna göre yüksek, normal sınırda ve kötü cevaplı hastalar saptanır. Bu ayrımı yapmak önemlidir, çünkü verilecek tedavinin nasıl olacağı (uzun ya da kısa tedavi) ve başlangıç dozu buna göre ayarlanacaktır.

    Yumurtalıklardaki her folikül bir yumurta içeriyor mu?

    Yumurta folikül denen içi su dolu kesecikler içindedir. Verilen uyarıcı ilaçlarla bu foliküller büyütülerek içlerindeki yumurtalar, yumurta toplama işlemi ile elde edilmeye çalışılır. Ancak her zaman bütün foliküllerden yumurta gelmeyebilir veya gelen yumurtalar istenen olgunlukta olmayabilir.

    Elde edilen her yumurta tüp bebek ya da mikroenjeksiyon yöntemi ile mutlaka döllenir mi?

    Ortalama döllenme oranı % 80–85 olarak gerçekleşmektedir. Bazı çiftlerde daha yüksek oranda döllenme gerçekleşirken, nadiren de yumurta veya sperme ait nedenlerle hiç döllenme olmayabilir.

  • Normal yolla hamile kalan ile tüp bebek tedavisi ile hamile kalan kadınların hamilelik sürecinde farklılıklar oluyor mu?

    Tüp bebek yöntemiyle gebe kalmış bir kadının normal yolla gebe kalan kadınlara göre erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bir bebek sahibi olma riskleri hafifçe artmaktadır. Ayrıca erkeğin azospermik olması, ileri kadın yaşı gibi bazı özel durumlarda, genetik anormalliklere rastlama olasılığında bir artış görülebilmektedir. Ancak, embriyolara yapılacak gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı-PGT) testi ile genetik olarak normal embriyo bulunarak transfer edilebilir. Bunların dışında tüp bebek uygulamalarına daha yüksek oranda çoğul gebelik olması nedeni ile düşük ve erken doğum riski artmaktadır, ancak günümüzde bir kadına transfer edilecek maksimum embriyo sayısı iki ile kısıtlanmıştır, genç olgularda ise bu sayı bir olarak belirlenmiştir. Ülkemizde uygulanmakta olan bu kısıtlama çoğul gebelik oranını anlamlı bir şekilde azalmasına yol açmıştır.

  • Embriyoskop Takibi Nedir? Embriyoskop Tüp Bebek IVF laboratuvarlarında kullanılan güvenli bir inkübasyon sistemidir. Geleneksel inkübatörlerden farkı içerisinde embriyoları görüntülemek amacıyla tasarlanmış dahili bir kameranın bulunmasıdır. Bu sayede, yumurta ve spermin bir araya getirilmesinden itibaren, döllenme ve embriyo transferi aşamasına kadar yaklaşık 5 gün süren embriyo gelişim takip süreci hızlandırılmış bir video görüntüsü şeklinde izlenebilmektedir. 

    (Detaylıbilgi için tıklayınız.)
  • Assisted Hatching (AHA) Nedir Ve Nasıl Uygulanır? Embriyonun rahim içinde tutunabilmesi için tamamıyla etrafındaki zardan çıkması gerekir. Assisted hatching (AHA), embriyonun rahim duvarına tutunmasını kolaylaştırmak için, etrafını saran zarın inceltilmesi ya da açıklık oluşturulması işlemidir.
    Bu işlemin embriyo ile rahim duvarı arasındaki uyumu sağladığı ve tutunmayı arttırdığı düşünülmektedir. 

    AHA işlemini şu hastalarda tercih etmekteyiz:
    1) Daha önceki denemelerinde iyi kalitede embriyo transfer edilmesine rağmen gebelik elde edilememiş hastalarda,
    2) Nedeni izah edilemeyen implantasyon başarısızlığı durumunda
    3) 35 yaş ve üzerindeki bayanlardan elde edilen embriyolarda,
    4) Embriyoyu saran zarın kalın olduğu durumlarda
    5) Yavaş gelişen embriyolarda
    6) FSH hormonu sınırda ya da yüksek olan olgularda (10 mIU/ml ve üzeri),
    7) Embriyo biyopsisi yapılacak embriyolarda
    8) Dondurma-çözme sonrası elde edilmiş

    AHA 3 şekilde uygulanabilir:
    1) Mekanik; cam mikro iğne ile embriyonun zarında açıklık meydana getirilir.
    2) Kimyasal; Asit tyrode solüsyonu kullanılarak embriyoyu çevreleyen zar belli bölgesinden eritilerek inceltilir veya tam olarak açılır.
    3) Lazer; Lazerle embriyonun zarı inceltilir veya açıklık oluşturulur. İşlem olarak en kısa sürede gerçekleştirilen ve en pratik olan yöntemdir.

    Merkezimizde Lazer assisted hatching yöntemi kullanılmaktadır. Lazer asisted hatching yönteminin diğer yöntemlere göre tercih edilmesinin nedenleri şunlardır;
    1) Embriyonun bulunduğu kültür ortamında, herhangi bir kimyasal kullanılmadan uygulanır.
    2) İşlem olarak en kısa sürede gerçekleştirilen ve en pratik olan yöntemdir.
    3) Lazer ile yapılan açıklık bilgisayar kontrollü ve mikrosaniye süreli olduğundan güvenlidir. 4) Embriyoyu ayrıca bir başka tutucu pipet ile tutmaya gerek kalmadan uygulanmaktadır.
    5) Ayrıca embriyolara uygulanan genetik inceleme (PGT) için, embriyodan bir hücrenin alınması amacıyla, Lazer ile embriyonun dış zarına yapılan açıklık, bu işlemin kısa sürede ve pratik olarak yapılmasını sağlar.
  • Polikistik Over Sendromu (Pkos) Nedir? Polikistik over sendromu (PKOS) üreme çağındaki kadınların %6-12 sini etkileyen endokrinolojik (hormonal) rahatsızlıktır. Aşağıdaki bulgulardan iki tanesinin birlikte bulunması PKOS için tanı koydurucudur.

    -Oligo amenore (oligomenore -adet döngüsünün 21 günden kısa 35 gündenuzun olması, amenore-adet görememe)

    -Hiperandrojenizm Vücudun belli bölgelerinde tüylenme artışı (çene, meme çevresi , karın,,sırt ve kol ve bacaklar),sivilce, saçlarda dökülme

    -Ultrasonografide PCO(polikistik over) görüntüsü ( büyüklükleri 2–10 mm'yi geçmeyen, yumurtalıkların çevresinde yerleşim gösteren çok sayıda kist olması )

    PKOS, anovulasyon (yumurtlama olmaması) ve amenore (adet görememe) nedeniyle genellikle infertilite (kısırlık) ile ilişkilidir. PKOS infertiliteye neden olan bir problem olmakla birlikte özellikle hiperandrojenemik (tüylenmede artış) formu aynı zamanda kardiyovasküler rahatsızlık ve diabet için risk faktörlerinin kombinasyonu olan metabolik sendromla da ilişkilidir. Bu nedenle PKOS’nun doğru ve zamanında teşhisi sadece doğurganlık değil aynı zamanda hastaların genel sağlığı için de önemlidir

    PCOS’lu kadınlarda yaştan bağımsız olarak gestasyonel diabet (gebelik döneminde görülen diabet), bozulmuş glukoz tolerans testi ve tip 2 diabet riski artmıştır. Obezite bu riski arttırmakla beraber varlığı şart değildir. Bu nedenle gebelik planlayan veya fertilite tedavisine başlayacak tüm PKOS’lu kadınlara OGTT(oral glukoz tolerans testi ) önerilir.. İnsülin direnci olan vakalara metformin tedavisi verilir.

    Fazla kilolu veya obez PCOS’lu kadınlara, yaşları ne olursa olsun açlık lipit profili bakılmalıdır (total kolesterol, LDL, HDL, Trigliserit). Sonuçlara göre hastanın kardiyovasküler takibi planlanlanır. PCOS’lu tüm kadınlar sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite konularına dikkat etmelidir.

    PKOS olan vakalarda infertiliteye neden olabilecek başka bir problem yoksa önelikle yumurtlamayı sağlamak için ağızdan kullanılan yumurtalık uyarıcı ilaçlardan klomen veya femara ile tedaviye başlanır. Bu ilaçlarla gebelik sağlanamazsa gonadotropinlerle yumurtalıkların uyarılması aşamasına geçilir. PKOS’lu kadınlarda gonadotropinlerle çok sayıda yumurta büyüyebilir ve OHSS(overyan hiperstimülasyon sendromu) oluşabilir .Bu nedenle bu ilaçların yumurta uyarıcı ilaç olarak PCOS da kullanılması durumunda çok dikkatli olunmalıdır ikiden fazla büyük follikül gelişirse tedavi iptal edilmeli ve hastaya korunmasız cinsel ilişki yasaklanmalıdır.

    PCOS’da diğer tedavilerle gebelik sağlanamazsa IVF önerilir. IVF tedavisinde bu vakalarda çok sayıda yumurta gelişeceği için OHSS açısından vaka yakın takip edilmeli ve tüm embriyolar dondurulmalıdır. Merkezimizde PCOS olan vakalarda OHSS sendromunu engellemek için yumurta olgunlaştırmak amacıyla analog trigger yapıp tüm embriyoları dondurma stratejisini uygulayarak OHSS gelişmesini engelliyoruz.

    Polikistik over sendromu, ultrasonografide yumurtalıklarda gerdanlık şeklinde sıralanmış birçok folikülün yan yana dizilmiş olarak görüntülendiği ve yanı sıra adet gecikmeleri, tüylenme, ciltte akne, erkek tipi saç dökülmesi ve insülin direnci gibi bulgularla seyredebilen ve üreme çağındaki genç kadınlarda %10 oranında görülebilen bir durumdur. Bu sendromda her ay düzenli olarak gerçekleşmesi gereken ovulasyon (yumurtlama) çoğu kez veya hiç gerçekleşmez. Bu durum hem adetlerin gecikmesine neden olabilir hem de normal yumurtlama olduğundan gebe kalmayı güçleştirebilir.

    Aşırı kilo alımı ise sendromun bulgularını daha da olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle hastalarımıza ilk önerimiz kilo vermeleri yönündedir. Kilo vermeyi başaran ve boy/kilo indeksi 28 kg/m2’nin altına inen hastalarda tedaviye olumlu yanıt oranı artmakta, hatta kendiliğinden gebelikler görülebilmektedir.

    Polikistik over sendromunda bir diğer önemli sorun ise hastaların yaklaşık olarak %50-75’inde izlenebilen insülin direncidir. Bu hastaların %7-10 kadarında da yaşamın ilerleyen dönemlerinde diabetes mellitus (şeker hastalığı) gelişmektedir. Dolayısıyla polikistik over sendromu tanısı konulmuş olan hastalarımızda açlık kan şekeri, açlık insülin değeri ve şeker yükleme testi istenmektedir. İnsülin direncinin düzenlenmesinde insülin duyarlığını arttıran ilaçlardan biri olan metformin kullanımı önerilmekle beraber kilo kaybının da tedavide insülin düzeyini düzenlemek için etkisi vardır.

    Bu sendroma sahip hastalarda bir diğer problem de androjen hormonlarının artabilmesi ve tüylenme, akne, erkek tipi saç dökülmesi gibi sorunlara yol açabilmesidir. Bu nedenle polikistik over sendromu tanısı alan hastalarda şüphe duyulan durumlarda kan androjen düzeylerini de ölçmek gerekebilmektedir.

    Metformin kullanımı ne zaman gereklidir?

    Metformin, insülin duyarlığını arttırmak amacıyla şeker hastalığının tedavisinde uygulanan bir ilaçtır. İnfertilite nedeniyle başvuran kadınlarda sıklıkla karşımıza çıkan bir hastalık olan polikistik over sendromunda (Bkz: PCOS) insülin direnci ve erkeklik hormonlarında artış görülebilmektedir. Artmış insülin direncine eşlik eden yüksek kan insülin düzeyleri ve tüylenmeye neden olan yüksek androjen hormonları bu ilacın ortalama 2 aylık kullanımı sonrası normale dönebilmekte; hastaların düzenli adet görmesi ve normal yolla hamile kalması da mümkün olabilmektedir.Metforminin yemeklerle birlikte günde 3 kez 500 mg. veya günde 2 kez 850 mg. alınması önerilmektedir. İlaca başlamadan önce karaciğer ve böbrek fonksiyonları kontrol edilmelidir. Oluşabilecek iştahsızlık, bulantı, ishal gibi yan etkiler genellikle bir hafta içinde azalır.

    Metformin kullanımına tedavi süresince ve gebeliğin 8–10.haftalarına kadar devam edilmektedir. Bu ilacın kullanımı sonrası anormal bebek doğumuna ilişkin bilgi bulunmamaktadır.
  • Erken Yumurtalık Yetmezliği (Poi-Premature Ovarian İnsufficiency) Nedir? POI, 40 yaşından önce yumurta rezervinin ileri derecede azalmasına bağlı oluşan bir tablodur. Tanı için aşağıdaki iki bulgunun birlikte olması gerekir.

    • Adet düzeninin bozulması (3-4 ay arayla olması) veya tamamen kesilmesi
    • FSH düzeyinin yükselmesi (en az iki kez kanda birer ay ara ile bakılan FSH düzeyinin 25 mIU/L üzerinde olması)

    POI görülme sıklığı popülasyonlar arası değişmekle beraber 40 yaşından genç kadınlarda yaklaşık %1, 30 yaşından genç kadınlarda yaklaşık %0.1, 20 yaşından genç kadınlarda ise %0.01 oranında görülmektedir. Bu durumun nedenleri tam olarak bilinmemekle beraber çok sayıda teori öne sürülmektedir:

    1-Genetik nedenler

    POI vakalarının karyotiplerinde sayısal ve yapısal anormallikler bulunabilir.

    Turner sendromu: normal dişi karyotip 45 XX olması gerekirken Turner sendromunda karyotip 45 X0 olup X kromozomlarından biri eksiktir. Görülme sıklığı yaklaşık 1/2500 civarındadır. Klinik olarak kısa boy, yele boyun görünümüne sahip olan bu vakalar genelde adet görememe şikayeti ile doktora başvururlar. Bu vakaların % 35’i mozaik paterne sahip olabilirler. (45 XX/45X0) mozaik Turner sendromları başlangıçta adet görebilirler mozaikliğin derecesine göre zamanla adetleri azalabilir veya kesilebilir. Turner sendromunda POI ile
    beraber kardiyolojik problemler de olabilir vakalar bu açıdan da değerlendirilmelidir.

    FMR1 gen mutasyonu: POI vakalarında %6 oranında X kromozomu üzerinde bulunan FMR1 geninde premutasyon saptanmaktadır. Bu mutasyona sahip vakalar mental retarde çocuk doğurabilirler ve bu mutasyonu gelecek nesillere aktarabilirler. Bu nedenle POI olan vakalarda mutlaka bu genin premutasyon taramasının yapılması önerilmelidir.

    2- Kemoterapi -radyoterapi:

    Yumurtalıklarda hasar yaparak prematür over yetmezliğine sebep olabilir. Kemoterapide kullanılan ilacın dozuna ve süresine radyoterapi uygulanan bölge ve dozuna bağlı hasar oranı değişebilir. Kemoterapi ve radyoterapi uygulanması gerken vakalara bu tedaviler öncesi yumurtalarını, evli iseler embriyolarını dondurmaları konusunda mutlaka bilgilendirme yapılmalıdır.

    3-Otoimmün hastalıklar:

    Hipotiroidi, addison hastalığı, diyabet gibi otoimmün hastalıklar POI ile beraber sıklıkla görüldüğü için POI nin otoimmün nedenlere bağlı olabileceği de düşünülmektedir. Bu hastalıklar açısından vakalar detaylı bir şekilde değerlendirilmelidir.

    4-Ailevi öykü:

    POI olan vakaların % 4-5’inde aile öyküsü mevcuttur, aile öyküsü olan vakalarda , ailedeki diğer genç kadınların bu konuda bilinçlendirilmesi ve çocuk istemi varsa bu konuda ileri yaşları beklemeden planlama yapmaları konusunda bilgilendirilmeleri önerilir.
    POI olan kadınların çoğunda menopoza yaklaşan veya menopozda olan kadınlarda görülen sıcak basmaları, vaginal kuruluk, gece terlemeleri, uykusuzluk, sinirlilik, libidoda azalma gibi semptomlar görülebilir. Bu durum artık yumurtalıklarda östrojen üretiminin çok azaldığını yani rezervin tükenmek üzere olduğunu göstermektedir. Düşük östrojen seviyeleri kemik erimesine ve kalp damar hastalıklarına yol açabilir. POI olan kadınlar yaşam süreleri boyunca bu yönden büyük risk altındadır. Gelişebilecek tüm olumsuz koşullardan korunmak için yaşam tarzlarını düzenlemeleri ve gerekli tetkikleri yaptırarak uygun tedavileri uygulamaları konusunda desteklenmeleri büyük önem taşımaktadır.


  • Tekrarlayan Gebelik Kaybı (TGK) Nedir? Tekrarlayan gebelik kaybı 24. Haftadan önce meydana gelen 2 veya daha fazla gebelik kaybı olarak tanımlanır. Gebeliklerin yaklaşık %15-25’i düşük ile sonuçlanır.
    Tekrarlayan gebelik kayıplarına birçok faktör neden olabilir. Bunlar;

    Yaş: 35 yaş altı hastalarda erken gebelik kaybı olma ihtimali yaklaşık %10 iken 40 yaş üstü kadınlarda bu oran %50 ye kadar ulaşmaktadır. Erken gebelik kayıplarının %60 oranında nedeni kromozom bozuklukları olup bunların çoğu anne yaşı ile birlikte artış gösteren trizomilerdir

    Kromozomal Bozukluklar: Tekrarlayan gebelik kaybı olan çiftlerin %2-5’inde kromozomal bozukluklar mevcut olup bunlar çoğunlukla yapısal kromozom anomalisi olan translokasyonlarıdır. Çiftlerin birisinde translokasyon tespit edildiğinde mutlaka genetik konsültasyon yapılmalıdır. Gebelik öncesi PGT(preimplantasyon Genetik Tanı) ile, gebelik olması durumunda ise CVS (koryon villus örneklemesi) veya A/S (Amniosentez) ile tarama yapılmalıdır.

    Anatomik Bozukluklar: Konjenital uterin anomalilerin (doğuştan rahim şeklinde anormallik olması) görülme oranı genel popülasyonda % 4.3 iken TGK öyküsü olanlarda %12.6’dır. Bu anomaliler uterin septum (rahim perdesi), unikornuat uterus (yarım rahim), bikornuat (kalp şekilli rahim) veya didelphis uterustur(iki ayrı uterus). Genellikle tanı HSG(Histerosalpingografi), 3D(3 boyutlu) ultrason veya MRI ile konulmaktadır.

    Antifosfolipid sendromu: TGK vakalarının %5-20 ‘sinde antifosfolipid antikorları pozitiftir. 

    Trombofililer (pıhtılaşmaya eğilim):Kendisinde veya 1. derece yakınlarında (anne-baba-kardeş) damarda tromboz (pıhtı) oluşması, beyin veya akciğere pıhtı atma öyküsü olan vakalarda Factor V Leiden ve Protrombin Gen mutasyonları, Protein C, Protein S eksikliği ve Antitrombin III eksikliği gibi pıhtılaşma testlerinde anormallik olabilir. Bu testlerin tekrarlayan gebelik kaybında rutin taranması tartışmalıdır. Anti-nükleer antikor (ANA) pozitif vakalarda TGK vın daha fazla olduğu gösterilmiş olup bunun hangi mekanizma ile gebelik kaybı
    artışında rol aldığı tespit edilememiştir.

    Hormonal ve Metabolik Faktörler: Tiroid hastalıkları, kontrolsüz diabet ve hiperprolaktinemi tekrarlayan gebelik kayıplarına neden olabilmektedir. Enfeksiyon: Bir defa olan düşüklerde enfeksiyona neden olan ajanlar tespit edilebilmesine rağmen tekrarlayan düşük vakalarında belirli bir enfeksiyon ajanı gösterilememiştir ve rutin tarama yapılması önerilmemektedir.

    Yaşam stili ve çevresel faktörler: Sigara içmek ile tekrarlayan gebelik kaybı arasında net ilişki tespit edilmese de tekrarlayan gebelik kaybı olan vakalara embriyo gelişim kalitesini bozabileceği için sigarayı bırakmaları önerilmelidir. Kokain kullananlarda ve düzenli olarak haftada bir gün alkol alanlarda (3-5 kadeh) gebelik kaybı riski artmaktadır. Kafein tüketimi (3 kupadan fazla) ile tekrarlayan gebelik kaybı oranının arttığı gösterilse de net bir ilişki olduğu kanıtlanamamıştır. Obezitenin (Vücut kitle indexi>30 kg/m2) tekrarlayan düşüklerin bir nedeni olabileceği gösterilmiştir. Stres ile düşük oranının arttığı literatürde az sayıda çalışmada gösterilse de kesin olarak artırdığı ispat edilememiştir. Gebelik sırasında cinsel ilişkinin tekrarlayan gebelik kaybı ile bağlantısı gösterilmemiştir.
  • TGK Vakalarında Tedavi Yaklaşımları Ne Olmalıdır? Vakalarda TGK nedenleri araştırılıp nedene yönelik tedavi yapılmalıdır. Hastaların %50 sinde kesin bir neden bulunamamakla beraber tedavi nedene yönelik olmalıdır.

    Düşük materyalinin anormal karyotipi veya çiftlerin birinin anormal karyotipe sahip olması durumunda preimplantasyon genetik tanı (PGT) yapılması önemlidir. Nedeni belli olmayan TGK olan vakalarda PGT yapılmasının faydası tam olarak gösterilememiştir.

    Herediter (kalıtsal) trombofilisi olup TGK olan vakalarda tromboemboli riski yoksa antikoagülan tedavi verilmesinin faydası net olarak gösterilememiştir.,

    Antifosfolipid sendromu tanısı konulan vakalara düşük doz aspirin(75-100 mg) gebelik öncesi başlanıp gebelik oluştuğunda LMWH (düşük moleküler ağırlıklı Heparin) ve aspirin tedavisi önerilmektedir.

    Klinik hipotiroidisi olanlar medikal olarak tedavi edilmelidir. Ör:TSH için 1.trimester üst limit 2.5mU/l olması tavsiye edilmektedir. Subklinik hipotiroidisi olan vakalarda tedavi verilmesinin yararı ispat edilmemiştir.

    İnsülin rezistansı olan PKOS (polikistik over sendromu) olgularında metformin tedavisin faydası olduğu gösterilmiş olup gebelikte de kullanımına devam edilmesi önerilmektedir.

    Konjenital uterin malformasyonlardan uterin septum dışındaki durumların cerrahiden fayda görme oranı düşüktür.

    Submukozal myom ve poliplerin TGK nedeni olduğu ispat edilmemiş de olsa cerrahi olarak çıkarılması önerilir. İntramural myomların ise cerrahisi önerilmez. intrauterin adezyonların düzeltilmesi ile ilgili yeterince kanıt olmasa da cerrahi olarak düzeltilmesi önerilir.

    Tekrarlayan 2. trimestır (12-28 hafta) kaybı olan vakalarda servikal yetmezlik açısından yakın takip yapılıp gerekirse servikal serklaj (rahim ağzına dikiş atılması) önerilir.

    TGK olan vakaların eşlerinin sigara, alkol tüketimini azaltması, aşırı egzersiz ve aşırı kilodan kaçınılması sperm parametrelerini iyileştirerek şansı artıracaktır.

    Nedeni belirlenemeyen TGK vakalarında lenfosit aşısı, IVIG(intravenöz immünglobulin), glukokortikoid ve antikoagülan tedavinin faydası gösterilememiştir. Bunun dışında intralipid ve G-CSF tedavileri ile ilgili yeterli kanıt yoktur.

    Endometrial injuri yapmanın TGK vakalarında yararı kanıtlanamamıştır.

    Antifosfolipid Sendrom nedir?
    Aşağıda belirtilen klinik kriterlerden biri ve laboratuvar kriterlerinden birinin birlikte olması durumunda antifofosfolipid sendromundan bahsedilir.

    Klinik kriterler;
    Vasküler tromboz (damarlarda pıhtı oluşumuna bağlı tıkanıklık)

    Gebelikte morbidite;
    a- 10 haftadan büyük nedeni açıklanamayan bir veya daha fazla gebelik kaybı (ultrasonografik olarak veya muayene ile normal görünmesine rağmen)
    b- 10. haftadan önce meydana gelen nedeni bilinmeyen 3 veya daha fazla ardışık düşük (anneye ait hormonal veya anatomik bozukluk olmaması ve annenin veya babanın kromozomal bozukluğunun olmaması koşuluyla)
    c- Eklampsi, ağır preeklampsi veya plasental yetmezliğe bağlı morfolojik olarak normal olan bir veya daha fazla 34 hafta öncesi erken doğum öyküsü

    Laboratuvar kriterleri;
    1- Lupus antikoagulan test pozitifliği (12 hafta arayla yapılmış iki veya daha fazla test sonucunun pozitif olması)
    2- Antikardiolipin antikor IgG ve/veya IgM testinin pozitif olması(12 hafta arayla yapılmış iki veya daha fazla test sonucunun pozitif olması.
    3-b2 glikoprotein antikor IgG ve/veya IgM testinin pozitif olması(12 hafta arayla yapılmış iki veya daha fazla test sonucunun pozitif olması)

    TGK vakalarının % 5-20 sinde Antifosflipid antikor pozitifliği mevcuttur.
    Antifosfolipid sendromu tanısı konulan vakalara düşük doz aspirin(75-100 mg) gebelik öncesi başlanıp gebelik oluştuğunda LMWH (düşük moleküler ağırlıklı Heparin) tedavisi önerilmektedir.
  • Hipotiroidi ve Subklinik Hipotiroidinin Önemi Nedir? Tiroıd bezi hipofizden salgılanan tiroid uyarıcı hormon (TSH-Tiroid stimülan hormon) kontrolünde metabolizmada önemli rol alan tiroid hormonlarını (T3- T4) salgılayan endokrin bir organdır. Hipotiroidi tiroid bezinin yeterince tiroid hormonu salgılamaması nedeniyle ortaya çıkan bir hormonal bozukluktur. Vücutta yeterli tiroid hormonu salgılanmadığı zaman hipofizden TSH salgılanması artar ve yapılan testlerde serbest T4 düzeyi düşük, TSH düzeyi yüksek (TSH > 4 mIU/L) saptanır . Hipotiroidinin en sık nedeni kanda tiroıd antikorlarının pozitif olduğu Hashimoto tiroiditi adı verilen otoimmün bir hastalıktır. Hipotiroidinin infertilite, abortus (düşük), kötü gebelik ve fetal sonuçlar ile ilişkili olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenle tüm gebe kadınlarda olduğu gibi, infertilite sorunu olan tüm kadınlar tiroid fonksiyonu yönünden taranmalıdır ve hipotiroidi tespit edilirse tedavi edilmelidir. Hipotiroidinin tedavisinde en çok kullanılan ilaç levotiroksindir. Levotiroksin, genellikle günde bir kez alınan bir tablettir. Tedavi süresince aralıklı olarak tiroıd hormon düzeyleri kontrol edilmelidir.

    Subklinik hipotiroidi (SCH) ise TSH seviyesinin normal referans aralığının üstünde (TSH > 4 mIU/L) olmasına rağmen serbest t4 seviyesinin normal aralıkta olmasıdır. Özellikle gebelik planlayan kadınlarda SCH tanısı ve ne zaman, nasıl tedavi edileceği halen tartışmalıdır bu tanımlamaya göre reprodüktif (doğurganlık) yaş grubunda görülme oranı %4-8 dir. TSH ‘nun normal referans aralığı gebelikte değişmekte ve birçok laboratuvar gebe olmayanlarda üst sınırı 4mIU/L kabul ederken gebelik ve birinci trimesterde (gebeliğin ilk 3 ayı) üst sınırı 2.5 >mIU/L olarak kabul etmektedir.
    SCH (gebelikte TSH > 4 mIU/L tanımlandığında ) abortus ve kötü gebelik sonuçları ile ile ilişkili olduğunu gösteren orta derecede kanıt varken infertiliteyle ilişkisi bulunmamıştır. TSH 2,5- 4 mIU/L ise abortus ve kötü gebelik sonuçları ile ilişkili olduğunu gösteren kanıt yoktur.
    Tiroid antikorlarının abortus ile ilişkili olduğunu gösteren iyi kanıtlar ve infertilite ile ilişkili olduğunu gösteren orta derecede kanıtlar olduğu için levotiroksin tedavisi özellikle TSH seviyesi >2,5 ve tiroid otoantikorları pozitif olan kadınlarda gebelik sonuçlarını iyileştirebilir.
  • Hiperprolaktinemi (Prolaktin Yüksekliği) Nedir? Prolaktin, beynin alt tabanında bulunan hipofiz bezinin ürettiği bir hormondur. Primer olarak laktasyondan (süt üretiminden) sorumludur. Prolaktin salgılanmasında artış GnRH (Gonadotropin salgılanmasını uyaran hormon) salınımını azaltarak üremede önemli rol alan hormonların (FSH ve LH) salınımını azaltır bu durum adet düzensizliğine, göğüslerden süt gelmesine ovulasyon (yumurtlama ) bozukluğuna ve infertiliteye yol açar.

    Prolaktin ölçümü günün herhangi bir saatinde yapılabilir proteinli gıda alınmışsa tercihen 4 saat sonra yapılmalıdır.

    Prolaktin yükseliğinin nedenleri

    Fizyolojik nedenler: Gebelik, laktasyon (emzirme), meme uçlarının uyarılması, aşırı stres veya aşırı egzersiz.
    Kullanılan bazı ilaçlar: (antidepresanlar, estrojen içeren ilaçlar tansiyon ilaçları…)
    Patolojik nedenler: hipofiz tümörleri (prolaktinoma)
    Sistemik rahatsızlıklar : hipotiroidi, kronik böbrek yetersizliği, siroz, epileptik nöbetler

    Hiperprolaktinemi tespit edildiğinde;

    Şikayeti olmayan vakalarda makroprolaktin tayini yapılmalıdır. Makroprolaktin büyük molekül yapısına bağlı olarak klinik bulgu vermeyen bir hiperprolaktinemidir. Makroprolaktin tespit edildiğinde ilave tetkik ve tedaviye gerek yoktur.

    -Prolaktin yüksekliği ilaç kullanımına bağlı olabileceği için hiperprolaktinemi yapan ilaç kullanımı öyküsü varsa ilaç en az 3 gün kesildikten sonra PRL ölçümü tekrarlanmalıdır
    -Hiperprolaktinemi yapan fizyolojik durumlar, mevcut hastalıklar (hipotiroidi, kronik böbrek yetersizliği) açısından değerlendirilmelidir.
    -PRL değeri 100 ng/ml nin üzerinde ise hipofiz MR çekilmelidir. (hipofizde adenom tespit edilmesi durumunda vaka endokrinoloji uzmanına yönlendirilir.)

    Hiperprolaktinemi tedavisinde dopamin agonistleri kullanılır. (cabergolin, bromokriptin). Dopamin agonistleri vakaların %90’ında prolaktin seviyesini düşürür, adenom varsa boyutunu küçültür. Cabergolın (dostinex) bromokriptinden daha az yan etki gösterir ve genel olarak prolaktin düzeylerini daha hızlı düzeltir.
  • Trombofili nedir? Kanın pıhtılaşmaya eğiliminin artması veya aşırı pıhtılaşması ve buna bağlı olarak venöz tromboemboli riski olmasıdır. Kalıtsal olabildiği gibi sonradan kazanılmış faktörlere de bağlı olabilir.

    Trombofili açısından kimler taranmalıdır?

    1-Geçirilmiş venöz tromboemboli öyküsü olanlar
    (Risk faktörü olsun veya olmasın örneğin; gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı, cerrahi işlemler, uzun süreli hareketsizlik gibi)
    2-Ailevi öykü:
    1.derece akrabalarında (anne, baba, kardeş, çocuk) geçirilmiş venöz tromboemboli öyküsü olanlar
    1. derece akrabalarında (anne ,baba, kardeş, çocuk) yüksek riskli kalıtsal trombofili öyküsü olanlar

    Trombofili tarama panelinde hangi testler olmalıdır?

    Kalıtsal trombofili testleri; Faktör V, Faktör II, Antitrombin III, Protein S, Protein C

    Edinsel (sonradan kazanılmış) trombofili testleri ( Antifosfolipid antikorlar)
    Antikardiolipin IgG,IgM
    B2glikoprotein IgG,IgM
    Lupus antikoagulan

    Hangi testlerin pozitifliği yüksek risk hangileri düşük risk taşır.

    Yüksek riskli trombofili testleri
    Antitrombin III eksikliği
    Faktör V homozigot mutasyon veya faktör II homozigot mutasyon
    Faktör V ve Faktör II heterozigot mutasyonun birlikte olması
    Antifosfolipid sendrom

    Düşük riskli trombofili testleri
    Faktör V heterozigot
    Faktör II heterozigot
    Protein C veya Protein S eksikliği

    Gebelikte kanda pıhtılaşmaya eğilim artar bu nedenle kalıtsal trombofili testleri pozitif kişilerde gebelikte venöz tromboembolizm (VTE) riski daha da artar
    Maternal VTE, gebelik süresince ve doğum sonrası dönemde potansiyel olarak yaşamı tehdit eden iki olayı kapsar.
    % 80 - Derin ven trombozu (DVT)
    % 20 - Pulmoner emboli (PE) (Akciğere pıhtı atması)
    VTE yaklaşık 1 ila 4/1000 hamileliği etkiler.
    Gebelikte normalden 5 kat fazla VTE riski vardır
    VTE açısından en riskli dönem gebeliğin ilk 3 ayı, son 3 ayı ve doğum sonrası ilk 6 haftadır.

    Kimlere antikoagulan (kan sulandırıcı) tedavi verilmelidir
    Düşük riskli trombofili testleri pozitif olanlarda gebelik ve doğum sonrası yakın takip yapılmalı ek risk faktörleri varsa (obezite, sezaryen ile doğum, hareketsizlik) doğum sonrası dönemde antikoagulan tedavi verilmelidir.

    Düşük riskli trombofili testi pozitif olup kendisinde veya 1. derece akrabalarında VTE öyküsü olanlarda gebelik süresince ve doğum sonrası 6 hafta antikoagulan tedavi verilmelidir.

    Yüksek riskli trombofili öyküsü olanlara gebelik süresince ve doğum sonrası 6-8 hafta antikoagulan tedavi verilmelidir. (ACOG) Amerika obstetrik ve jinekoloji derneğinin trombofili için yayınladığı kılavuz 2018)
  • Tekrarlayan İmplantasyon Başarısızlığı (TIB) Nedir ? İmplantasyon, verdiğimiz embriyonun rahim içine gömülmesi, tutunması ve gebelik oluşturması durumudur. TİB (tekrarlayan implantasyon başarısızlığı), daha önce 3 veya daha fazla kereler yapılan tüp bebek denemeleri ile iyi embriyolar transfer edilmesine rağmen gebe kalamama anlamına gelir. Bu gibi olgularda altta yatan sebebi araştırırken genelde şu testleri uygulamaktayız;


    • Kromozom problemi var mı diye araştırmak için çiftin ikisinden de periferik karyotip dediğimiz genetik testler istenebilir. Düşüklerin nedeni embriyolardaki anormal kromozom yapısı olabilir. Eğer kadın veya erkekte anormal embriyo gelişimine neden olacak bir sorun varsa aydınlatılmalıdır ve yapılacak tüp bebek tedavisinde PGT dediğimiz erken genetik tanı hastaya önerilmelidir.

    • Rahim iç duvarı dediğimiz endometrium tabakasını değerlendirmek için rahim filmi (HSG) çekilebilir veya histeroskopi denilen kamerayla rahim içine bakılabilir. Böylece rahim içinde tutunmayı engelleyen bir durum var mı aydınlatılır, varsa da tedavisi yapılabilir.

    • Kan pıhtılaşması sorunları da düşüklere neden olabilir. Kadına ait muhtemel kan pıhtılaşma sorunlarını ortaya koymak için pıhtılaşma mekanizmaları ile ilgili birtakım kan testleri istemek gereklidir.

    • Prolaktin hormonu problemlerini ve tiroid bezi kaynaklı sorunları ortaya koymak için PRL ve TSH testleri istemek yeni bir deneme öncesi değerlendirilmesi gereken noktalardır.

    Bunun yanında, çiftin daha önceki tedavi şekilleri ve bunlara verdiği cevap detaylı bir şekilde incelenmeli ve buna göre çifte daha uygun olabileceğini düşünülen protokoller seçilmelidir.
  • Kötü Embriyo Gelişim Öyküsü Olanlarda Neler Yapılabilir Önceki denemelerinde embriyo gelişimi kötü seyreden vakalar için başvurduğumuz uygulamalar nelerdir?


    Embriyogen/ Blastogen: Embriyoların transfere kadar gelişimlerini sağlayan bu kültür sıvılarının içinde GM-CSF (“Granulocyte-macrophage colonystimulating factor”) adlı bir sitokin bulunmaktadır. Embriyo ve rahim arasındaki iletişim gebeliğin oluşumunda çok kritik bir rol oynamaktadır. Sitokinlerin bu iletişimi sağlamada çok önemli bir rolü vardır. Bu bağlamda GM-CSF içeren kültür sıvısının hem implantasyon hem de gebelik oranlarında pozitif etkisi olduğu bildirilmiştir

    • Oosit aktivasyonu: Sperm hücresi yumurtayı döllediğinde, yumurtanın içerisinde Ca2+ artışı gözlemlenir ve bu yavaş yavaş tüm sitoplazmaya dalga halinde yayılır. Döllenme başarısızlığı gözlemlenen olgularda bu akım sağlıklı bir şekilde gerçekleşmez ve yumurta sonraki aşamalara geçemez. Bu durumda, mikroenjeksiyon işlemi sonrası, yumurtalar oosit aktivatörü içeren (kalsiyum ionofor, ionomisin, vb.) solüsyonlara tabi tutularak yumurta içerisindeki kalsiyumun artması ve döllenmenin gerçekleşmesi sağlanır.

    • IMSI: Intracytoplasmic Morphologically Selected Sperm Injection; Morfolojik olarak seçilmiş sperm mikroenjeksiyonu işleminde kullanılan yüksek büyütmeli objektifler ve özel optik sistemler aracılığı ile mikroenjeksiyon için hazırlanan spermleri 8050 kata kadar büyütmek ve
    spermin başı içerisindeki anomalili yapıları ayırt ederek seçim yapmak mümkün olmaktadır. Sperm başı içerisindeki genetik materyali içeren çekirdek kısmında bulunan vakuoller (sıvı dolu kesecikler), DNA yapısında hasar bulunabileceği konusunda ipucu vermektedir. Sperm DNA yapısındaki hasarlar, döllenme başarısızlığı, embriyo gelişiminin durması, kötü ve/ veya yavaş embriyo gelişimi gibi problemlere sebep olabilmekte ve dolayısıyla gebelik şansını olumsuz etkilemektedir.
  • IVF Tedavisi Hangi Durumlarda İptal Edilebilir? 1) Yumurtalıkların verilen yüksek doz ilaçlara rağmen cevap vermediği ve tedaviden fayda görülemeyeceğinin düşünüldüğü hastalarda tedavi yarıda keserek işlem iptal edilebilir.

    2) Yumurtalıklar içinde gelişmiş folikül olmasına rağmen yumurta toplama günü içlerinden yumurta elde edilemeyebilir. Bunun sebebi genellikle yumurta toplama işleminden önce yumurtaların zamansız çatlamasıdır. Bu istenmeyen durum genellikle yumurtalık rezervi azalmış ileri yaştaki kadınlarda görülebilir. Çok nadiren de olsa foliküllerin içinde yumurta olmayabilir (boş folikül sendromu) ve toplama sonrası yumurta elde edilemeyebilir.

    3) Elde edilen yumurtalar döllenmeyebilir. Bu durum anormal yumurtalara veya spermlere bağlı olarak gerçekleşebilir.

    4) Döllenen yumurtaların hiçbiri bölünmeyebilir. Bu durum da oldukça nadirdir ve genelde az sayıdaki ve kötü kalitedeki yumurta varlığında gözlenir.

    5) Azospermik erkekte ameliyat ile sperm bulunamayabilir. Böyle bir durumda tedavi yumurta toplama işleminden hemen önce iptal edilir.

    6) Genetik sorunu olan ve preimplantasyon genetik tanı ( PGD) yapılan olgularda normal bir embriyo bulunamayabilir. Bu durumda da embriyo transferi yapılmaz.

    7) Preimplantasyon genetik tanı ( PGD) ve HLA analizi yapılan embriyolarda embriyo sağlıklı olsa da HLA doku uyumu yoksa transfer yapılmaz.

    Kötü yanıtlı olguları nasıl önceden anlıyoruz?

    Tüp bebek tedavisinin başarısında, elde edilen yumurtaların yeterli sayı ve kalitede olmasının önemi büyüktür. Yumurtalıklardaki yumurta sayısının ve bu sayıyı etkileyebilecek durumların bilinmesi hastanın tedaviye vereceği cevabın nasıl olacağını önceden anlamamıza yardımcı olur. Kadın yaşının 35 ve üzerinde olması, aşırı kilo, sigara kullanımı, daha önceden geçirilmiş yumurtalık ameliyatları, geçirilmiş iltihabi hastalıklar, endometriozis, yumurtalık kistleri, adet kanamasının 2. ya da 3.günü yapılan FSH düzeyinin 12 mIU/ml, estradiol düzeyinin 80 pg/ml’nin üzerinde olması, daha önceki tedavilerinde alınan kötü yanıt veya yüksek dozlarda hormon ilaçları kullanılmış olması, rahim iç zarıyla ilgili problemlerin tespiti, tedaviye yanıtı kötü yönde etkileyebilir.
  • Embriyo Gelişiminin İyi Kriterleri Nelerdir Mikroenjeksiyon yada tüp bebek işleminden;

    1) 16-20 saat sonra (1.gün) döllenme tespit edilir.
    2) 48 saat sonra (2.gün) 3-4 hücreli embriyolar izlenir.
    3) 72 saat sonra (3.gün) 6-8 veya daha fazla hücre içeren embriyolar izlenir ve hücreler arası birleşme başlar.
    4) 4.günün sabahında hücre sayısı net sayılamamakta, morula dönemine ulaşan embriyolar oluşmaktadır.
    5) 5. veya 6. gündeki embriyoya blastosist adı verilir ve hücre sayısı 60’tan fazladır

    (detaylı bilgi için tıklayınız.)

    Bu kriterlere sahip olan embriyolar normal gelişen embriyolar olarak değerlendirilir.




  • Dondurulup Çözülen Embriyo Transferinde Endometrial Hazırlık Nasıl Yapılır? Dondurulmuş çözülmüş embriyo transferinde embriyo daha önceden elde edilmiş olduğu için yapılacak işlem rahim iç tabakası dediğimiz endometriyumu transfer için hazırlamaktır. Endometrial hazırlık farklı şekillerde yapılabilir. Merkezimizde en çok tercih ettiğimiz yöntem ilaç kullanmayı gerektirmediği için naturel(doğal) siklusta endometrial hazırlıktır. Endometriumun transfer öncesi östrojen hormonunun etkisiyle belli bir kalınlığa ulaşması gerekmektedir. Düzenli adet gören kadınlarda ayda bir yumurta büyür büyüyen yumurta östrojen hormonu salgılayarak rahmin belli bir kalınlığa ulaşmasına neden olur bu nedenle yumurtalıkları düzenli çalışan kadınlarda dışardan östrojen hormonu vermeye gerek kalmaz. Dondurulmuş çözülmüş embriyo transferi için adetin 2.günü ultrasonografi ile rahmin ve yumurtalıkların durumu değerlendirilerek vaka için uygun yöntem belirlenir. Adetleri düzenli Blastosist aşamasındaki embriyonun çözme esnasındaki görüntüsü: Hücreler içindeki koruyucu sıvı(kryoprotektan) ile su yer değiştirir ve embriyo dondurulmadan önceki haline dönmeye başlar, genişler Vitrifikasyon ile dondurulmuş embriyonun çözme sonrası (çözmeden 4 saat sonra) tam blastosist, %100 canlı embriyo görüntüsü olan vakalarda yumurtalıklarda hormon üretimi yapan bir kist yoksa rahim transfer için uygunsa vakaya adet siklusunun uzunluğuna göre bir sonraki muayene tarihi belirlenerek randevu verilir. Yumurta belli bir boyuta ulaşınca çatlatma iğnesi verilerek embriyo transfer günü belirlenir. Yumurta çatladıktan sonraki yapıya corpus luteum denir ve progesteron salgılayarak embriyonun tutunmasını sağlar. Doğal sikluslarda corpus luteum progesteron salgısı yapmasına rağmen gebeliği desteklemek için çatlatma iğnesinden sonra vakalarımıza progesteron desteği de vermekteyiz.

    Tüm vakalar doğal siklus için uygun olmayabilir bu vakalara yapay (artifisiyel) siklus dediğimiz dışardan östrojen hormonu verilerek, endometrıum transfer için hazırlanır. Özellikle polikistik over sendromu olan vakaların düzenli yumurtlaması olmadığı için bu vakalarda rahmin belli bir kalınlığa ulaşması için östrojen hormonunu dışardan ilaç olarak vermek gerekir yine ince endometrıum öyküsü olan vakalarda vücudun salgıladığı östrojen hormonu rahmin belli bir kalınlığa ulaşması için yeterli olmaz bu vakalarda daha yüksek östrojen dozları gerektiği için yapay siklusta transferi tercih etmekteyiz. Yapay siklusta embriyo transferi planlalanan vakalara adetin 2. günü yapılan muayene sonuçlarına göre östrojen tedavisine başlanır, yaklaşık 12- 14 gün östrojen tedavisi verildikten sonra endometrıum yeterli kalınlığa ulaşınca progesteron desteğine başlanarak transfer zamanını belirlenir.

    Düzenli yumurtlaması olmayan ve dışardan östrojen hormonu kulanması riskli (obez ,pıhtılaşmaya eğilimi olan vakalar, kanda östrojen hormonunun yükselmesini istemediğimiz meme ca açısından riskli vakalar) bazı vakalara da yumurtalıkları uyarıcı ilaçlar (klomen,femara) verilerek yumurtlama sağlanabilir. Yumurta belli bir boyuta ulaşınca çatlatma iğnesi yapılarak transfer zamanı belirlenir bundan sonraki aşama doğal siklustaki gibi devam eder.

    (Detaylı bilgi için tıklayınız.)
  • Luteal Faz Nedir? IVF Uygulamalarında Nasıl Luteal Faz Desteği Verilir? Üreme çağındaki kadınlarda her ay bir yumurta büyür ve gerekli olgunluğa ulaştıktan sonra çatlar. Yumurtlama döneminden sonra gebelik olmazsa yaklaşık 12-14 gün sonra adet kanaması başlar. Yumurtlamadan itibaren adet başlangıcına kadar olan bu süreye luteal faz denir. Luteal faz gebeliğin oluşması ve devam etmesi için önemli bir dönemdir ve bu dönemde corpus luteumun (yumurta çatladıktan sonra follikülde oluşan yapı) yeterli düzeyde progesteron salgılaması gerekir.

    Tüp bebek tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar corpus luteumun yeterli progesterone salgılaması için gerekli olan Luteinizan hormon (LH) düzeyinin baskılanmasına yol açarak progesterone üretimini bozar.
    Bu nedenle luteal fazın gebelik oluşması ve devamı için desteklenmesi gerekir.Bu tedaviye luteal faz desteği denir.
    Luteal faz desteğinde. Progesteron tedavisi 4 farklı yolla verilebilir.

    1) İntramuskuler progesteron (Kas içine enjeksiyon): Kandaki progesteron seviyesini hızlı bir şekilde yükseltir. Yağlı bir enjeksiyon olduğundan ağrılı bir uygulamadır, enjeksiyon yerinde steril soğuk abseye yol açabilir.
    2) Vajinal progesteron (crinone jel): Vajinal yoldan uygulanır. Vaginal yoldan emilimi yüksektir vaginal yoldan uterusa difüzyon ile geçerek rahim iç tabakasında kandan daha yüksek konsantrasyonlar ulaşır. Vajinal irritasyon ,kaşıntı yapabilir.
    3) Oral progesteron ağızdan alınır kullanımı kolaydır son zamanlarda yapılan çalışmalar vaginal yoldan kullanılan progesteronla aynı etkinliğe sahip olduğunu göstermiştir.
    4)Subcutan progesteron: Cilt altına uygulanır. Ciltte kızarıklık ve tahriş yapabilir.
  • Yumurta Dondurma İşlemi Hangi Durumlarda Yapılır? Yumurta dondurma işlemi sağlık bakanlığının 2014 yılında yayınladığı ‘Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelik’ uyarınca sadece aşağıda belirtilen tıbbi zorunluluk hallerinde uygulanabilmektedir. Oositlerin dondurulması için tıbbi zorunluluk oluşturan bu durumun tıbben kanıtlanması ve raporlanması gerekmektedir.

    1-Kemoterapi ve radyoterapi gibi yumurtalık hücrelerine zarar veren tedaviler öncesinde,
    2 -Üreme fonksiyonlarının kaybedilmesine yol açacak olan yumurtalıkların alınması gibi operasyonlar öncesinde,
    3- Düşük over rezervi olup henüz doğurmamış veya aile öyküsünde erken menopoz hikayesinin üç uzman doktordan oluşan sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmesi durumunda yumurta dondurma işlemi yapılabilir.

    Yönetmeliğe göre dondurma işlemlerinde, ayrıca yumurtası dondurulan kişinin kanında bakılacak DNA kimliklendirme analizinin bulunması şartı vardır.

    Yumurta dondurma işlemi nasıl yapılır?
    Adetin 2. günü yapılan ultrasonografi ve hormon sonuçlarına göre tedaviye başlanır. Hormonal tedavi yumurta toplama aşamasına kadar toplam 10-12 gün sürmektedir. Bu süreçte 4-5 kez hormon değerleri ve ultrasonografi kontrolü yapılır. Yumurta büyüklüğü 18-19 mm boyutuna ulaşınca verilecek olgunlaşmayı tetikleyici enjeksiyondan 36 saat sonra hafif sedasyon anestezisi ile yumurtalar toplanır ve dondurulur.

    Hücre dondurma teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak günümüzde uygulanan yöntemler ile üreme hücreleri başarılı bir şekilde dondurulabilmektedir. Dondurma işlemi temel olarak dondurulacak yumurta hücresi hazırlık aşamasından sonra koruyucu (kryoprotektan) solüsyonlarla karıştırılarak sıvı azot içerisine bırakılması şeklinde uygulanmaktadır. Merkezimizde yumurta dondurma işlemi için hızlı dondurma tekniği kullanılmakta ve işlem yaklaşık 20 dakikada tamamlanmaktadır. Yumurta hücreleri -196 santigrat derecedeki sıvı nitrojen içinde uzun yıllar saklanabilmekte ve daha sonra üreme tedavilerinde kullanılabilmektedir.

    Yumurta dondurma işleminde başarı oranı nedir?
    Yumurta hücresi insan vücudundaki en büyük hücredir ve bu nedenle içerisinde çok miktarda su molekülü barındırır. Su molekülünün fazla olması, donma sırasında su moleküllerinin kristalleşmesine ve oluşan su kristallerinin yumurta hücresine zarar vermesine yol açabilir. Özellikle son yıllarda kristalleşmeyi belirgin şekilde azaltan vitrifikasyon yönteminin kullanımı ve bu amaçla kullanılan solüsyon ve protokollerdeki iyileşmelerle artık taze denemelere benzer gebelik sonuçları elde edilmektedir. Dondurulan yumurtaların çözme sonrası canlılığını yitirme riski % 5’ in altındadır. Yumurta dondurma işlemi tüp bebek tedavisinde etkinliği kanıtlanmış başarılı bir teknik olarak yerini almıştır.

    Dondurulmuş oositlerin saklama ve yasal imha koşulları nelerdir?
    Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelik’ çerçevesinde; dondurulmuş oositler yasal olarak en fazla 5 yıl süre ile saklanabilmekte ve saklam süresinin 1 yılı aşması halinde her yıl, saklanmaya devam edilebilmesi için, kişinin yumurtasını dondurduğu merkeze başvuruda bulunarak talebinin devam ettiğini ifade eden imzalı dilekçe vermesi gerekmektedir. Dondurulan örneklerin 5 yıldan uzun saklanması sağlık bakanlığının iznine bağlıdır.

    Dondurulan oositler yasal olarak, kişinin yıllık olarak saklama talebini yenilememesi, yazılı olarak imha talebinde bulunması ve ölüm hallerinde saklam süresine bakılmaksızın imha edilir.
  • Erkek İnfertilitesinin Nedenleri Nelerdir? Erkek kısırlığının bilinen nedenleri hormonal hastalıklar, testis iniş bozuklukları, varikosel, testis enfeksiyonları, kabakulak, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, radyoterapi/kemoterapi başta olmak üzere sperm üretimine etki eden ilaç kullanımı, sperm kanallarını doğuştan yokluğu veya tıkanıklığı gibi sperm iletim sorunlarıdır. Erkek infertilite değerlendirilmesinde detaylı öykü alındıktan sonra ilk yapılması gereken test semen analizidir (detaylı bilgi için tıklayınız)

  • Semen Analizi Nasıl Yapılır? 3-5 günlük cinsel perhiz sonrası semen analizi yapılması önerilir. Bu süre semenin değerlendirilmesi için çok önemlidir perhiz süresinin uzaması halinde sperm sayısı artar, sperm hareketliliği ve canlılığı azalır sperm DNA sının zarar görme ihtimali artar perhiz süresinin kısa olması ise sperm sayısının azalmasına ve sperm hareketliliğinin artmasına yol açar her iki şekilde de sonuç tedavi şeklinin belirlenmesinde yanıltıcı olabilir.

    Semen analizinde şu parametreler değerlendirilir.
    Semen volümü,
    Sperm konsantrasyonu,
    Sperm motilitesi (hareketliliği)
    Sperm morfolojisi değerlendirilir.

                                                     Semen analizi WHO (Dünya Sağlık Örgütü )referans değerleri:

    Volüm: ≥ 1.5ml
    pH: 7.2
    Sperm yoğunluğu: ≥ 15 milyon/ml.
    Total sperm ≥ 39 milyon
    Motilite (hareket) ≥ % 40 ( a+b motilite) ya da % 32 ( a motilite)
    Morfoloji (şekil) ≥ 4% (strike kriter)
    Vitalite(canlılık) ≥ % 58
    Lökosit < 1 milyon
    MAR testi(Partiküllere yapışıklık gösteren sperm oranı) < % 50
    IBT (Partiküllere yapışıklık gösteren sperm oranı) < %50

                                                    Semen analizi sonucunda konulan tanılar aşağıda belirtilmiştir:

    Normospermi Sperm sayısının, hareketliliğinin ve şeklinin normal olması
    Oligospermi Sperm sayısının normal değerlerden düşük olması
    Astenospermi Sperm hareketliliğinin normal değerlerden düşük olması
    Teratospermi Normal şekilli sperm oranının normal değerlerden düşük olması
    Oligo-astenospermi Sperm sayı ve hareketliliğinin normal değerlerden daha düşük olması
    Asteno-teratospermi Sperm hareketliliği ve şeklinin normal değerlerden düşük olması
    Oligo-astenoteratospermi Sperm sayı, hareketlilik ve şeklinin normal değerlerden düşük olması
    Şiddetli oligo-astenoteratospermi Sperm sayısının 5 milyon/ml dan küçük olması aynı zamanda sperm hareketliliğinin düşük ve şeklinin anormal olması
    Azospermi Semende hiç sperm bulunmaması
    Virtual Azospermi
    (Kriptozoospermi)
    Kişiye ait bazı örneklerde çok az sayıda (<100bin/ml) sperm saptanırken, bazı örneklerde ise hiç sperm görülmemesi
    Total immotil sperm Semendeki tüm spermlerin hareketsiz olması                                     

    Sperm özellikleri ve sayısı farklı zamanlarda değişiklik gösterebilir.

    Semen parametrelerini etkileyen birçok faktör vardır. Geçirilen hastalıklar, kullanılan ilaçlar, kimyasal ve çevresel faktörler sperm özelliklerinietkilemektedir. Bu nedenle hastanın vereceği bilgi doğrultusunda gerekirse 3–4 hafta ara ile en az iki sperm örneğinin değerlendirilmesi ve bu örneklerin ortalamasına göre karar verilmesi merkezimizde benimsenmiş olan yöntemdir.

    Semen örneği verirken ejakülatın sperm verilecek kabın dışına akmamasınadikkat edilmelidir
    Verilen meni örneğinin ilk kısmı daha fazla sperm hücresi içerdiğinden bu çok önemlidir. Eğer örneğin ilk kısmı sperm verme esnasında dışarıya akar veya kaybedilir ise bu durum laboratuvar görevlilerine mutlaka iletilmeli, mümkünse örnek verme işlemi tekrarlanmalıdır.
    Sperm analizi için sperm vermede güçlük yaşayan hastalar olabilir
    Böyle bir durumda vaka sperm verme güçlüğünün nedenleri ve çözümü için mutlaka üroloji uzmanı tarafından değerlendirilmeldir. Çoğunlukla üroloji uzmanının vereceği bir ilaçla problem giderilmektedir. Verilen ilaca rağmen sperm verme güçlüğü devam ederse gerek TESA (testiküler sperm aspirasyonu) işlemine geçilerek lokal anestezi ile testislerden sperm alınması mümkündür.
    Sperm sayısının çok yetersiz bulunduğu vakalarda daha fazla sperm elde etmek için bazen birden fazla numune alınması gerekebilir.

    İlk örnekte sperm taşıyıcı kanallarındaki (vaz deferensler) spermler alınmaktadır. İkinci örnekte ise epididimal kanallardaki daha az beklemiş spermin elde edilmesi mümkündür. Daha yüksek oranda hızlı hareketli sperm elde edilmesi ihtimali ile ikinci veya nadiren üçüncü örneğe ihtiyaç duyulmaktadır. Bu uygulama sperm sayısı ve hareketliliği çok kısıtlı olan erkeklerde yapılmaktadır.
  • Azoospermi Nedir? Azospermi, menide sperm hücresi izlenmemesi durumu olup genel toplumun %1’ini, erkek kısırlığı olgularının ise %10-15’ini oluşturmaktadır.
    1-Azospermi sperm kanallarının doğuştan yokluğu veya enfeksiyon, cerrahi nedenler ya da yaralanmalara bağlı sonradan tıkanmasına bağlı tıkayıcı tipte azoospermi (obstrüktif azospermi) (detaylı bilgi için tıklayınız)
    2-Testiste sperm üretiminin yokluğuna bağlı tıkayıcı olmayan azospermi (NOA) olma üzere iki türlüdür.
    Olguların %60-70’i NOA, geri kalan %30-40’ı tıkayıcı azospermidir.
    Bu iki neden hastanın muayenesi ve hormon incelemeleri sonucunda tespit edilebilir. Son yıllarda erkek kısırlığında yeni genlerin öneminin ortaya çıkmasıyla genetik inceleme de çok önem kazanmıştır.

  • Semen Analizinde Sperm Bulunmayan Kişilerde Sperm Elde Etme Yöntemleri Nelerdir? Menide sperm bulunamadığı durumlarda cerrahi yollarla testis içinden sperm elde edilebilir. Sperm bulmak için değişik yöntemler kullanılabilir. Testiste sperm üretiminin varlığı, uygulanan testlerle belirlenmişse, TESA tekniği, yani iğne ile testisten sperm aspirasyonu uygulanmaktadır. Testiste sperm üretiminin gerçekleşip gerçekleşmediği net olarak teşhis edilemediyse mikro cerrahi yöntemi ile Mikrodisseksiyon Testiküler Sperm Ekstraksiyonu(Mikro TESE) ile sperm elde edilebilir.

    MikroTESE yöntemi mikrocerrahi gerektiren bir tekniktir. Cerrahın daha önce bu konuda deneyim sahibi olması işlemin başarısını artıracaktır.

    Mikroskobunun 30 kat büyütme avantajından yararlanılarak sperm üretiminin gerçekleştirildiği tubulus adı verilen ince borucuklar ameliyat mikroskobu altında büyütülür ve büyük opak beyazımsı tübüller ayırt edilir.Bu tübüller daha fazla spermatogenik olarak aktif germ hucreleri icermektedir. Sperm bulunma olasılığı yüksek olan bu tübüller ürolog tarafından alınır. Bu tübül embriyolog tarafından parçalanır, tübül içindeki spermlerin dışarıya çıkması sağlanır ve daha büyük büyütmeli (200-400 kat) bir mikroskop altında sperm aranır. Eğer alınan tübül sperm içeriyorsa , sperm elde etmek amacıyla hazırlanır. Hazırlanan spermler mikroenjeksiyon uygulanan mikroskopta ICSI uygulamak amacıyla toplanır.

     



       Micro TESE ile alınan parçadaki sperm

    TESE açık biyopsi ile testisten alınan doku parçasından sperm elde etme tekniğidir.


    Mikro TESE Yönteminin TESE yöntemine göre farkı:
    -İşlemin mikroskop altında yapılması sperm bulma şansını % 30' dan % 52'e çıkarır.
    -Testis aynı zamanda testosteron hormonunu üreten bir bölgedir. Bu nedenle bu yöntem testisten alınan dokunun miktarını azaltarak doku kaybını en aza indirir. Hastanın doku kaybı bu yöntemde çoklu biyopsi yöntemine göre 70 kat daha az olmaktadır.
    -Mikroskop altında yapılması nedeni ile testisi besleyen damarlara zarar vermeden kesi yapılmasını sağlar.
    -Daha önce sperm bulunamamış ve Klinefelter Sendromu gibi genetik nedenle semende sperm yokluğunda bu yöntem ile sperm bulma şansı % 50’ e yükselmektedir. Bu avantajları nedeniyle merkezimizde çok odaklı TESE yerine mikro TESE işlemi uygulanmaktadır.

    TESA (TESA - Testicular Sperm Aspiration) 
    Bölgesel veya genel anestezi altında testise iğne ile pek çok noktadan girip testis dokusu aspire edilerek sperm arama işlemidir. Bu işlem sperm kanallarında tıkanıklık nedeni ile spermin dışarı çıkamadığı durumlarda yapılır. Ayrıca dahaönce menideki sperm ile yapılan tüp bebek uygulamalarında başarısız sonuçlar alınmışsa başarıyı arttırmak için menide sperm olmasına rağmen TESA uygulanabilir. TESA yönteminde testisde sperm üretiminin var olduğu bilindiği için sperm bulma şansı %100’e yakındır.
     

    PESA (PESA-Percütan epididimal sperm aspirasyonu)
    Lokal anestezi altında yapılır testislerin üstündeki epididimlere ince bir iğne ile girerek içerisindeki spermleri çekme yöntemidir.


    MESA (MESA-Mikroskobik epididimal sperm aspirasyonu)
    Lokal veya genel anestezi altında yapılır. epididim kanalından mikrocerrahi yöntemle sperm elde edilmeye çalışılır. Açık cerrahi ve uzun iyileşme süresi gerektirdiği için merkezimizde yapılmamaktadır.
  • Erkek İnfertilitesinde Hormonal Değerlendirme Kimlere Yapılır? ? Erkek üreme sisteminde sperm üretimi hormonal kontrol altında sağlanmaktadır. Beyin alt bölümünde yer alan hipofiz bezinden salınan LH ve FSH hormonları (gonadotropinler) testiste sırasıyla testosteron sentezi ve sperm üretimini kontrol ederler.
    Hormonal bozukluklar infertil erkeklerin %3-5’inde etken olmaktadır. Temel olarak gonadotropin salınımı ve dolayısı ile testosteron sentezinin etkilenmesi sonucu sperm üretiminde bozukluk gelişmektedir. Normal semen analizi sonuçları olan bir vakada hormonal bir problem olma ihtimali çok nadirdir. Hormonal değerlendirme aşağıdaki durumlarda yapılmalıdır.

    1-Sperm konsantrasyonu<10 milyon/ml ise
    2- Cinsel fonksiyon bozukluğu öyküsü varsa
    3-Endokrinolojik problemi düşündüren klinik bulgular varsa (memelerde büyüme, erkek tipi tüylenme olmaması..) 
    Testosteron seviyesi FSH, LH, inhibin B düzeylerine bakılmalı ve sonuçlara göre tedavinin yönü belirlenmelidir.

    Hipogonadotropik hipogonadizm nedir?
    “Hipogonadotropik hipogonadizm” erkek infertilitesinde hormonal tedavinin en iyi sonuç verdiği durumu oluşturmaktadır. Klinik olarak cinsiyet karakterlerinin gelişmediği veya zayıf geliştiği, seyrek vücut ve yüz kılları, ince/tiz ses tonu; küçük penis ve testis yapısı olan bu erkeklerde semen analizinde azoospermi saptanır. Ayrıca, beraberinde ejakülat sıvısı (meni) miktarı da düşüktür (olması gereken en az 1,5 cc’nin altında)

    Hipogonadizm tanısı nasıl konulur?
    Detaylı bir fizik muayenenin ardından bu hastalarda sabah saat 08.00-10.00 saatleri arasında alınan kanda serum hormon düzeyleri (FSH, LH, Total Testosteron) ölçülmelidir. Gerekli durumlarda hipogonadotropik hipogonadizm nedenini ortaya koymak için ilave hormonal, radyolojik ve genetik incelemeler de yapılabilir.

    Hipogonadizm tedavisi nasıl yapılır?
    Değerlendirme sonrası tedavide ilk yapılması gereken testis içindeki testosteron düzeyinin artırılmasıdır. Bu amaçla sentetik LH ilaçları (hCG ampul) kullanılır. Haftada 2-3 defa enjeksiyon ile başlanan tedavi 3-6 ay süre ile devam etmelidir. Bu süre içinde periyodik olarak serum hormon düzeyleri kontrol edilmeli ve serum testosteron düzeyinin normal seviyede en az 3 ay süre sabit kalması sağlanmalıdır. İstenilen serum testosteron düzeyi elde edildikten sonra tedaviye sperm üretimini sağlamak amacı ile FSH ilaçları (hMG ampul) ilave edilir. Bu tedavi de hCG ile birlikte olarak haftada 2-3 defa tekrarlanır. hCG ve hMG tedavisini alan hastalarda 3 ay ara ile serum hormon düzeyleri ve semen analizi kontrolü yapılmalıdır. Tedavinin 9-12. aylarında hastalarda sperm üretimi elde edilebilmekte ve menide sperm saptanabilmekte ve yardımcı üreme yöntemleri başarı ile uygulanabilmektedir.

    Hipogonadizm tedavisinde testosteron kullanımı nasıl olmalıdır?
    Hipogonadotropik hipogonadizmli hastalarda tedavide yapılan önemli bir hata serum testosteron düzeyini artırmak için dışarıdan testosteron kullanılmasıdır. Dışarıdan verilen testosteron desteği klinik olarak testosteron eksikliğine bağlı iyilik hissinde bozulma, cinsel performans bozukluğu, cinsel isteksizlik gibi bulguları düzeltse bile testis içine etki etmedikleri için sperm üretimini sağlayamazlar. Aksine uzun süre dışarıdan testosteron kullanımı sperm üreten hücrelerin etkisini de baskılayabilir. Bu nedenle üreme çağındaki hipogonadotropik hipogonadizmli hastalarda testosteron ilaçlarının kullanımı önerilmemektedir.

    İlaç tedavisi her hastada yeterli olur mu?
    Yeterli sperm üretimin elde edilemediği hastalarda periyodik semen analizleri ile sperm dondurulma işlemi (sperm freezing) yapılarak dondurulmuş spermler ile yardımcı üreme yöntemlerine başvurulabilir. Çok az hastada ise tedaviye rağmen azoospermi durumu devam  edebilir. Bu olgularda ise Mikro TeSE ile sperm elde edilmesi önerilmektedir.

  • Erkek İnfertilitesinde Genetik İncelemenin Önemi Nedir? Son yıllarda genetik alanında ilerlemeler erkek kısırlığının nedenleri hakkında çok önemli bilgiler elde etmemizi sağlamıştır. Seks kromozomlarından Y kromozomu üzerindeki genlerdeki silinmeler vücut yapısı ve fonksiyonları normal olmasına rağmen, testiste sperm yapımının azalması veya hiç sperm yapılmaması gibi duruma yol açmaktadır. Aynı şekilde yine seks kromozomlarındaki sayı anomalileri, örneğin en sık görülen 47 XXY Klinefelter sendromu gibi genetik hastalıklarda da testis gelişimi yetersiz kalmış ve sperm yapımı azalmış olabilir. Ayrıca testislerden sperm taşıyan kanalların doğuştan olmaması halinde testiste normal sperm üretimi olmasına rağmen çıkış imkanı olmadığı için menide sperm görülmez. Bu da genetik olarak Konjenital Bilateral Vas Deferens Agenezisi (CBAVD) denilen bir hastalığa bağlıdır. Merkezimizde erkek infertilitesi için dünyada uygulanan tüm genetik incelemeler yapılmaktadır.
  • Sperm Seçme Teknikleri Nelerdir ? Hareketli Sperm Organel Morfolojisi Değerlendirilmesi (MSOME, Motile Sperm Organelle Morphology Examination) MSOME tekniği, hareketli spermlerin 6000-8050 kat büyütebilen donanımlı mikroskoplar ile yapılan sperm morfoloji analizidir. Sperm morfolojisinin değerlendirilmesi erkek üreme potansiyelinin ve tedavi stratejisinin belirlenmesinde önemli rol oynar. Bugüne kadar yapılan birçok bilimsel çalışmada sperm morfolojisinin döllenme, embriyo gelişimi ve gebelik sonuçları üzerinde önemli etkisinin olduğu gösterilmiştir. Erkek infertilitesinin
    teşhisindeki ilk aşama semen parametrelerinin (spermiogram) değerlendirilmesidir. Spermiogram sonucuna göre normal sperm oranı düşük olan vakalarda, şiddetli erkek faktörü nedenli infertilite durumlarında spermler MSOME tekniği ile değerlendirilir.Aynı zamanda tekrarlayan tüp bebek başarısızlığında ve açıklanamayan infertilitede spermiograma ek olarak erkek spermi MSOME tekniğiyle incelenir.
    Sperm majör anomalilerinin yanında spermin başı içerisindeki anomalili yapıları ve vakuolleri (sıvı dolu kesecikler), MSOME tekniği ile ayırt etmek mümkündür. Sperm başı içerisindeki genetik materyali içeren çekirdek kısmında bulunan vakuoller DNA yapısında hasar bulunabileceği konusunda ipucu vermektedir. Yapılan araştırmalarda vakuol içeren spermlerde vakuol içermeyenlere nazaran DNA hasarı oranının daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Sperm DNA yapısındaki hasarlar, döllenme başarısızlığı, embriyo gelişiminin durması, kötü ve/ veya yavaş embriyo gelişimine sebep olabilmekte ve dolayısıyla gebelik şansını olumsuz etkilemektedir. (detaylı bilgi için tıklayınız )

    Mikrochip tekniği: Canlı, sağlıklı hücrelere fiziki zarar verebilecek teknikleri kullanmadan, morfolojik ve fizyolojik olarak daha iyi durumda ve DNA kırıklarının bulunma oranı çok daha az olan spermlerin diğer ölü, olgunlaşmamış ve düşük kaliteli sperm hücrelerinden ayıklanmasını sağlamak amacı ile tasarlanmıştır. Mikroenjeksiyon yapılmadan önce spermlerle sperm sıvısını ayırmak için sperm örneği santrifüj edilmektedir. Bu işlemin spermlere zarar verilebileceğini belirten çalışmalar vardır. Spermleri ayırmak için, sperm sıvısı bu çipin içinde bulunan ve genişliği yarım milimetreden küçük olan bir kanala enjekte edilmekte ve sağlıklı spermlerin çipte bulunan kanaldan çıkışa yüzerek, sağlıklı spermlerin ölü ya da zarar görmüş spermlerden ayrılması sağlanmaktadır.


  • Sperm DNA Hasarını Belirleyen Testler Nelerdir Sperm DNA Hasarı Neden Önemlidir?
    Erkek kısırlığı ile sperm hücresinin (spermatozoa) genetik yapısı arasındaki yakın ilişki vardır. Normal sperm testlerinde sperm sayısı, hareketlilik oranı ve şekilsel durumu değerlendirilir. Ancak tüm bu değerler gerek normal yolla gebelik için gerekse yardımcı üreme teknikleri  (YÜT) için yeterli olsa bile bazı durumlarda gebelik elde edilememekte veya başarısız yardımcı üreme tekniği ile karşılaşılmaktadır. Bu durumlarda özel değerlendirme yöntemleri ile sperm hücresinin DNA yapısının değerlendirilmesi gerekebilir. Sperm DNA yapısında bozukluk olması normal gebelik şansını önlediği gibi yardımcı üreme tekniklerinde döllenme şansını da düşürmekte, ayrıca oluşan embriyonun bir takım muhtemel risklere maruz kalmasına da neden olmaktadır.

    Sperm DNA Hasarı ile Yardımcı Üreme Teknikleri Arası İlişki Nedir?
    Yapılan çalışmalarda in vitro fertilizasyon (IVF) uygulanan çiftlerde döllenme olasılığı DNA hasarı varsa %60’lardan %30’lara kadar azaldığı gösterilmiştir. Aynı şekilde mikroenjeksiyon (ICSI) uygulamalarında da tekrarlayan başarısız denemeler izlenebilmektedir.
    Bu nedenle semen analizi parametreleri uygun olası bile sperm DNA hasarının saptanması ve tedavisine yönelik önlemler başarısız tüp bebek denemelerinde önem kazanmaktadır.

    Sperm DNA Hasarı Neden Olur?
    Pek çok nedene bağlı olarak DNA hasarı gelişebilir. Bunlar şu şekilde sıralanabilir: İdrar yolu enfeksiyonları, genital enfeksiyonlar, çevresel faktörler, iyonize radyasyon, testis torsiyonu (testis damarlarının kendi etrafında dönmesi), obstrüksiyonlar (tıkanıklık yapan nedenler), yüksek ısı, hipertroidi (Guatr), varikosel, obezite, diyabet, sigara, yaş.

    Sperm DNA Hasarı Sonucu Nasıl Değerlendirilir?
    Değerlendirme normal yolla alınan meni içindeki sperm hücrelerinde yapılır. Uygulanacak yönteme göre hazırlık yapıldıktan sonra değerlendirme yöntemi ile
    sperm hücresi sayımı yapılarak hasarlı sperm hücresi oranı hesaplanır. Değerlendirme sonrası normal, az hasarlı ve riskli grup olarak üç grupta değerlendirme yapılır:
    - DNA hasarı %15’ten az ise yeterli sağlıklı spermatozoa vardır ve fertilizasyon olasılığı yüksektir
    - DNA hasarı %15-30 arasında ise kabul edilebilir DNA hasarı vardır; buna rağmen fertilizasyon olasılığı vardır
    - DNA hasarı %30’dan fazla ise ileri derecede DNA hasarı vardır ve fertilizasyon şansı düşüktür

    Sperm DNA Hasarı Yüksek ise Ne Yapılmalıdır?
    Sperm DNA hasarı yüksek olarak değerlendirilen olgularda öncelikle altta yatan düzeltilebilir bir neden varsa bunun saptanması ve tedavi edilmesi yoluna gidilmelidir. Sperm DNA hasarına yol açan çevresel faktörler daha önce açıklanmıştı. Sosyal yaşam şartlarının düzenlenmesi, kilo verilmesi, sigara vb. alışkanlıkların bırakılması; ek hastalıkların tedavisi (enfeksiyon, varikosel varsa ve endikasyonu gerekli ise cerrahi olarak tedavisi) gibi yaklaşımlar önerilebilir.

    Yardımcı üreme teknikleri uygulanırken IVF yöntemi yerine ICSI veya IMSI gibi yöntemlerin kullanılması bir başka yaklaşımdır.
    Diğer taraftan bu hastalarda spermin epididim adı verilen sperm kanalında beklemesinin DNA hasarını artırıcı etkisinden kaçınmak ve beklemiş spermi yardımcı üreme tekniğinde kullanmak yerine testisten sperm eldesi ile henüz oksidatif hasara uğramamış ve DNA hasarı gelişmemiş sperm hücresinin kullanılması önerilmektedir. Yapılan çalışmalar testis içinden elde edilen spermlerde DNA hasarının %4 iken, testisi henüz terk ederek epididimin ilk bölümü olan baş bölgesine gelmiş spermlerde %8’e; epididim orta bölgesine ulaşmış spermlerde ise %12’ye kadar ulaşabildiğini göstermektedir. Bu nedenle bu hastalarda TESA (testiküler sperm aspirasyonu) adı verilen yöntemle lokal anestezi altında ince bir iğne ile girilerek testisten rahatlıkla sperm elde edilebilir ve yardımcı üreme yöntemlerinde kullanılabilir.

    Sperm DNA Hasarı Testleri Kimlere Yapılmalı?
    Erkek infertilitesi, çocuk sahibi olamama sorunu ile başvuran çiftlerin %50’sinde neden olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan detaylı değerlendirme ile erkek hastalarda %70-80 neden olan bir etken bulunurken, %20-30 hastada hiçbir etken bulunamamakta ve sebebi izah edilemeyen (idiyopatik) infertilite olarak kabul edilmektedir. Yukarıda belirtilen risk faktörleri de dikkate alınarak bu grup hastalara sperm DNA hasarı tanısal test olarak önerilebilir.

    Diğer taraftan herhangi bir neden bulunarak tedavi edilen veya destek tedavi yönetmeleri sağlanarak yardımcı üreme tekniği uygulanan çiftlerde %30-40 gebelik elde edilememekte ve tekrarlayan uygulamalara ihtiyaç duyulmaktadır. Sperm DNA hasarı bu çiftler için de önerilen bir tanısal test olabilir.

    Genel olarak sperm DNA hasarı şu hasta gruplarına önerilmektedir
    1- Sebebi izah edilemeyen infertilite olgularında
    2- Tekrarlayan gebelik kayıpları olan olgularda
    3- IUI veya IVF uygulanacak çiftlerde ICSI kararı vermede
    4- Başarısız yardımcı üreme yöntemi denemesi olan olgularda yeni uygulamada ejakülat veya testis spermi kullanımı için karar vermede
    5-Varikoselli olgularda

    Klinik olarak varikoseli olan ancak semen analizi normal olan olgular
    Klinik olarak Evre-I varikoseli olan, ancak semen analizi anormal olan olgular

    Şekil 1- DNA Fragmantasyon testleri avantaj ve dezavantajları
  • Rosi (Round Spermatid İnjektion) Nedir? Azospermi teşhisi konulmuş yani menisinde sperm bulunmayan hastalarda mikroenjeksiyon işlemi için gerekli olan sperm testisten (erkek yumurtalığı) operasyon mikroskobu altında yapılan ameliyat ile elde edilmeye çalışılır. Bu işlem ile testisten sperm elde etme olasılığı %40-60 arasındadır. Dolayısı ile vakaların geri kalanında sperm elde edilememekte ve mikroenjeksiyon işlemi yapılamamaktadır. Bu durumda örnekte spermin öncül hücreleri (round veya elongated spermatid) araştırılarak bu hücrelerin varlığı durumunda mikroenjeksiyon için kullanılabilir.

    Erkek üreme organı testis içinde sperm hücreleri çeşitlilik göstermektedir. Testiste sperm kanallarında ana sperm hücresinden olgun sperm hücresine ulaşana kadar farklı gelişim aşamalarında öncül sperm hücreleri vardır. Bir ana hücreden olgun sperm hücresine ulaşana kadar geçen süre 64-72 gün arasında değişmektedir. Farklı gelişim evrelerindeki bu hücrelerin hepsi sperm kanalları içinde değişik bölmelerde bulunmaktadır. Testis dokusunda olgun sperm bulunmayan vakaların %20 kadarında yuvarlak (round) spermatid veya kuyruk oluşumu henüz başlamış olan elongated spermatid hücreleri bulunmaktadır. Round veya elongated spermatidler ile mikroenjeksiyon yapılması işlemine ROSİ tekniği adı verilmektedir. . Bu hücrelerin mikroskop altında tanınmasında en önemli özellik gelişmiş sperm hücrelerin baş kısmı etrafında bulunan ve akrozom adı verilen bölgenin küçük bir alanda izlendiği akrozom vezikülünün görülmesidir. Bir diğer önemli tanıtıcı özellik ise bu hücrelerin çekirdek yapısı ile etrafındaki sitoplazmanın birbirinden kolay ayrılabilir olmasıdır. Bu özelliklere sahip round spermatidler yardımcı üreme yönteminde kullanılmak üzere değerlendirilebilir.

    Round veya elonge spermatid uygulamasına karar verilmesi durumunda round spermatidler yumurta hücresini uyararak döllemeyi sağlayamayabileceği için yumurta hücresinin piezo elektriksel akım ile uyarılması gerekir. Ardından mikroenjeksiyon pipeti yardımı ile yuvarlak sperm hücresi çekirdek ve sitoplazması ayrıştırılarak mikroenjeksiyon mikroskobu altından yumurta içine yerleştirilir. Görsel koyalım normal sperm round ve elongate sperm

    ROSİ işleminin başarı oranı nedir?
    Bu konudaki çalışmalar mikroenjeksiyonun ilk tanımladığı 1990’lı yıllara kadar uzanmakta olup, o dönemde yapılan çalışmalarda çok düşük oranda gebelik elde edilmiştir. Ancak, son yıllarda yardımcı üreme tekniklerindeki gelişmelere paralel olarak görüntüleme ve genetik alandaki gelişmeler sonucunda ROSİ tekniği kullanımı tekrar gündeme gelmiş ve bugüne kadar yapılan 4.090 embriyo transferinde 168 canlı doğum bildirilmiştir (%4,1) (Tanaka A ve ark., Fertil Steril 2018;110:443-451). Ancak, bu uygulamanın halen “deneysel” bir uygulama olduğunu ve gebelik/canlı doğum oranlarının çok düşük olduğu bilinmelidir.
    Uygulama sonrasında literatürde bugüne kadar elde edilen canlı doğumların 2 yılı aşkın takiplerinde genetik bozukluk, gelişimsel bozukluklar ve konjenital anomali oranları normal toplum ve diğer standart yardımcı üreme tekniklerinden farklı bulunmamıştır. Ancak bu konuda elde henüz çok az sayıda canlı doğum olgusu olduğunun bilinmesi önemlidir.
  • Preimplantayon Genetik Tani (PGT) Nedir? Günümüzde genetik hastalıklar gebelik sırasında veya doğumdan sonra tanımlanabilmektedir. Ancak bebekteki muhtemel genetik hastalıklar ultrasonografi, NIPT, amniosentez gibi yöntemler ile gebeliğin ancak üçüncü veya dördüncü ayında belirlenebilmekte ve ciddi bir anormallik saptanması durumunda gebelik ilerlemiş dönemde sonlandırılmaktadır. Bu durum anne ve baba adayını psikolojik ve fiziksel olarak çok olumsuz etkilemektedir.Son yıllarda genetik bilimindeki gelişmeler henüz gebelik oluşmadan, tüp bebek yöntemleriyle laboratuvar ortamında geliştirilen embriyolar üzerinde genetik inceleme yapılmasına ve seçilmiş olan sağlıklı embriyoların anne adayının rahimine yerleştirilmesine imkan tanımaktadır. Bu yönteme gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı-PGT) adı verilmektedir.

    Preimplantasyon genetik tanı (PGT) uygulamasında trofoektoderm biyopsi yöntemi nedir?



    İVF yöntemi ile oluşturulan embriyolar anne rahmine yerleştirilmeden önce genetik açıdan incelenebilir. Böylece sağlıklı embriyonun seçimi gerçekleştirilir. PGT işleminde kromozomal bozuklukların belirlenmesi, genetik hastalıkların tanımlanması ya da HLA uyumlu embriyonun seçimi amacıyla embriyo gelişiminin 5. veya 6. günlerinde uygulanan biyopsi işlemi ile alınan hücreler genetik laboratuarında uygun teknik ile analiz edilirler. Laboratuvarda uygun kültür ortamında 5. günde blastosist aşamasına gelen embriyolara PGT amacıyla biyopsi işlemi uygulanmaktadır. Blastosist aşamasındaki embriyonun trofoektoderm hücrelerinden plasenta, iç hücre kitlesinden ise fetüs (bebek) gelişmektedir. Blastosist aşamasında embriyonun toplam hücre sayısı yaklaşık 60-125’dir. Blastosist biyopsisinde yalnızca trofektoderm hücrelerinden 5–10 hücre alınarak, iç hücre kitlesine dokunulmaz. Embriyo gelişiminin 3. gününde embriyonun dış zarına (zona pellucida) lazer ışınları gönderilerek küçük bir açıklık oluşturulur. 5. veya 6. günde açılan açıklıktan mikro düzeyde ince cam biyopsi pipetiyle 5–10 trofektoderm hücresi blastosistten biyopsi yolu ile ayrıştırılır. Biyopsi ile alınan hücre sayısı yüksek olduğu için genetik incelemede tanı koyma başarısı artar.

    Trofektoderm biyopsisi embriyoya zarar verir mi?
    Günümüzde biyopsi işlemi için son derece gelişmiş teknikler uygulanmaktadır. Ayrıca biyopsi nedeniyle embriyonun dış katmanından bir kaç hücre alınması embriyonun ileri gelişmesini etkilememektedir. Sonuçlar biyopsi işlemi sonrası embriyonun canlılığını devam ettirme oranının % 100'e yakın olduğunu göstermektedir. Trofektoderm biyopsi işleminin embriyoda anormalliklere neden olabildiği konusunda herhangi bir kanıt yoktur. Mevcut veriler, IVF ve PGT bebekleri arasında konjenital doğum kusurları açısından anlamlı bir fark olmadığını göstermektedir.
    Genetik tanı amacıyla yapılan PGT işlemi embriyoda hangi dönemde biyopsi yapıldığına göre zararlı veya zararsız olabilir. Eğer PGT işlemi embriyo gelişiminin 3. gününde yapılırsa henüz bölünme dönemindeki bir embriyo bu işlemden zarar görebilir ve bu embriyoların tutunma şansı %30 oranında azalabilir. Bu nedenle son yıllarda embriyo biyopsisi gelişimin 5. gününde yani blastosist döneminde yapılmaktadır. Böylece farklılaşmış bir embriyoda bebeği  oluşturacak hücrelere hiç zarar vermeden trofektoderm hücreleri örneklenir. Bu dönemde biyopsi yapmanın bir diğer avantajı ise çok sayıda hücre örneği alınarak tanıda yanılma payının azaltılmasıdır.



  • Preimplantayon Genetik Tanı (PGT) Kimlere Önerilmektedir? Tüp bebek programına alınan her çiftte embriyoların genetik olarak incelenmesine gerek duyulmamakta, buna karşın belirli özelliklere ve risklere sahip olan çiftlerde bu inceleme önerilmektedir. Bu özellikler şu şekilde sıralanabilir:

    1) 38 yaş ve üzerindeki kadınlara kromozomal anomalileri (aneuploidiler) ekarte etmek amacıyla,
    2) Anomalili fetüs öyküsü olan çiftlerde kromozomal bozukluktan şüphelenildiğinde,
    3) Anne veya baba adayı kromozomal bozukluk taşıyıcısı (translokasyon, inversiyon, delesyon) olduğu gibi durumlarda yapılmaktadır.
    4) Tekrarlayan gebelik kayıpları olan ve nedeni ortaya konulamadığı vakalarda
    5) Tek gen hastalıklarında (kistik fibrozis, talasemi, Fanconi anemisi, Hungtington hastalığı,
    6) İVF tedavisi ile elde edilen tüm embriyolar sağlıklı olmayabilir. Çiftler bu embriyolardan sağlıklı olanı seçip transfer edilmesini yani embriyo seçim tekniği olarak PGT yapılmasını tercih edebilirler, böylece daha kısa sürede canlı doğuma ulaşıp ,sağlıksız embriyoların transfer edilmesine bağlı düşük ve kürtaj yaşamamış olurlar.

    PGT hangi hasta grubunda başarılıdır?
    PGT, 38 yaş ve üzeri normal ya da yüksek yumurtalık rezervine sahip hastalarda yüksek başarı oranı ile sonuçlanmaktadır. Yaş faktörü (43 ve üzeri) bulunan veya taranacak embriyo sayısı çok kısıtlı olan vakalarda genetik tarama sonrasında embriyoların tamamında kromozomal anormallik tespit edilebilir. Bu durumda transfere uygun embriyo olmayacaktır.

    Düşük yumurtalık rezervi olan vakalarda PGT faydalı mı?
    Bu vakalarda, embriyo gelişiminin 5.-6. gününde iyi kalitede ve az blastosist gelişmiş ise olguların yaşını ve daha önceki tedavi sonuçlarını değerlendiriyoruz. 38 yaş ve üzeri olgular veya daha önce tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı olan bu olgularda embriyo sayısı az olsa da PGT öneriyoruz. Düşük rezervli olgularda kromozomal açıdan normal (öploid) bulunan embriyo transferi ile yüksek başarı elde edilmektedir. Ancak, bu olgulardaki asıl sorun taranacak embriyo sayısının az olması nedeni ile normal embriyo bulma şansının düşük olduğu bilgisi çiftlerle paylaşılarak karar kendilerine bırakılmaktadır.
  • Preimplantasyon Genetik Tanının Avantajları Nelerdir? 1) Ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmalarını sağlamaktadır.
    2)Kromozomal bozukluğu olan embriyoların transfer edilmesini engelleyip düşük ve kürtaj oranlarını azaltarak aileyi, gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan korunmaktadır.
    3) Talasemi gibi hastalıklarda doku tiplemesi ile doğacak olan bebek ailenin hasta çocukları için tedavi imkanı sağlamaktadır.
    4) Gebelik öncesi tanı; hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri ile karşılaştırıldığında çok daha faydalı ve ucuz bir tanı yöntemidir.




  • Yeni Nesil Dizileme (Next Generation Sequencing-NGS) Nedir? Günümüzde Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) embriyoda sayısal ve yapısal kromozomal anomalileri (anöploidi) test etmek için kullanılmaktadır. Gebeliğin erken dönemlerinde yaşanan düşüklerin büyük çoğunluğu sayısal kromozom anormallikler ile ilişkilidir, bu nedenle anöploid gebeliklerin PGT tekniği kullanılarak en aza indirgenmesi amaçlanmaktadır. PGT yönteminde beşinci güne kadar kültüre edilmiş embriyolara (blastosistlere) biyopsi yapılarak genetik analiz ile kromozom sayısı ve yapısı incelenir. Bu inceleme sonucunda normal bulunan embriyonun transferine onay verilir. PGT’nin amacı kromozomal açıdan normal (öploid) yani sağlıklı embriyoların transferini sağlayarak kromozomal bozukluklardan kaynaklanan erken dönem gebelik kayıplarının önlenmesi ve embriyoların tutunma (implantasyon) oranlarının arttırılması ve sağlıklı bir bebeğe ulaşma sürecinin kısaltılmasıdır.
    Yeni nesil dizileme (Next Generation Sequencing; NGS) tekniğinde DNA amplifikasyonu sonrası her örnekten 50ng DNA enzimatik olarak milyonlarca parçaya ayrıştırılır. Çeşitli basamaklar sonrasında bu DNA parçalarının dizileri okunur ve her bir embriyoya ait toplam okuma sayısı belirlenir. Böylece ilgili embriyolara ait okuma sayıları özel bir algoritma ile değerlendirildiğinde sayısal kromozom incelemesi tamamlanmış olur.(Detaylı bilgi için tıklayınız )
  • Sitogenetik Testi Nedir? Sitogenetik test bir kişinin kromozom sayısını ve yapısını inceler. Kromozomlar vücudumuzda ki hemen hemen tüm hücrelerinde var olan DNA iplikciğinin kendi üzerinde sarmallar oluşturarak kısalıp kalınlaşması ve paketlenmiş halidir. Çoğu insan normalde, gonodal ve çekirdeksiz hücreler hariç her hücresinde 46 kromozom bulundurmaktadır. Bu kromozomları iki takım olarak düşünebiliriz, setlerden 23 tanesini annemizden diğer 23’ünü ise babamızdan alırız . Bu şekilde, DNA, anne ve babadan çocuğa geçer ve onun gelişimini ve sağlığını oluşturur. Sitogenetik test ile kromozom veya kromozom parçaları üzerindeki artış ve azalmalar tespit edilebilir. İnsanlardaki DNA ya da kromozom yapısında ki değişiklikler ile doğum kusurları, davranış sorunları, gelişme geriliği veya öğrenme problemleri ortaya çıkabilir.
  • Üreme Genetiği Nedir? Gebelikte bebeklerinde genetik hastalık olma riski yüksek olan taşıyıcı çiftlerde bu durumun önceden anlaşılarak önlenmesi günümüzde mümkündür. Preimplantasyon genetik tanı (PGT) yöntemi ile henüz gebelik oluşmadan bu yaşam tehdit edici hastalıkların bebeğe aktarılmasını önlemek amacı ile yardımcı üreme  tekniklerinden faydalanarak embriyolar geliştirilip rahime sadece sağlıklı olduğu saptanan embriyolar transfer edilerek sağlıklı bebeklerin dünyaya gelmesi sağlanmaktadır. PGT ile gen tanısı yapılabilmiş tüm genetik hastalıklar tanımlamak günümüzde mümkündür. Ülkemizde akraba evliliğinin yüksek oranda olması bu riski arttırmaktadır, özellikle Akdeniz anemisi, orak hücreli anemi gibi ülkemizde yüksek oranda görülen genetik kan hastalıklarında PGT yöntemi taşıyıcı çiftler için çok değerli bir yöntemdir. Daha önce genetik kan hastalığı olan çocuk doğurmuş aileler içinde sağlıklı bir diğer çocuk amacı ile yapılan PGT uygulaması aynı zamanda hasta çocuk için tam doku uyumu olan embriyoların seçilmesini sağlayarak kök hücre nakli ile hasta kardeşin hayatını kurtarmak için de kullanılmaktadır. PGT ayrıca anne yaşının ileri olduğu ve bu nedenle Down sendromu riskinin artmış olduğu tüp bebek vakaların da, tekrarlayan gebelik kayıpları nedeni ile tüp bebek uygulacak vakalar için de değerli bir tanı yöntemidir.
  • İnfertilitenin Oluşmasında Genetik Faktörlerin Rolü Nedir? Günümüzde çiftlerin yaklaşık %15 inde azalmış fertilite saptanmaktadır. Bu olguların büyük bir kısmında neden erkek infertilitesidir. Erkek infertilitesinde özellikle sperm bulunmayan kişilerde sebep Y kromozomu mikrodelesyonlarına bağlı sperm üretiminin azalması veya kistik fibrozis transmembran regülatör (CFTR) gen mutasyonlarına bağlı oluşan konjenital vaz deferens yokluğu ile karakterize obstrüktif azospermidir. Bunların yanısıra cinsiyet kromozomlarındaki sayısal anomaliler ve yapısal kromozom bozuklukları da spermatogenezde yani sperm üretiminde problemlere neden olmaktadır. Ayrıca hipogonadotropik hipogonadizme neden olan KAL (X e bağlı kalıtılan Kallman sendromu), DAX1 (X e bağlı kalıtılan Konjenital Adrenal Hipoplazisi), GNRHR (GnRH sekresyonunda bozukluk) ve PC1 (prohormon convertase 1) gen
    mutasyonları ile androjen reseptör gen mutasyonları spermatogenezis yetmezliği ile birlikte gözlenebilir.Ayrıca tekrarlayan gebelik kayıpları veya ölü doğum öyküsü olan çiftlerde bazı genetik bozukluk taşıyıcılığı da gözlenebilir.

    Kadın ve Erkek infertilitesine neden olabilecek genetik mutasyonlar var mıdır?
    İnfertil çiftlerde kadın ve erkekte infertiliteye neden olabilecek bazı gen mutasyonları gösterilmiştir. Ancak bu testleri, doktorunuz mevcut klinik bulgular ve hikayenizi değerlendirip gerekli gördüğü takdirde size yapılmasını önerebilir.

    Kadın İnfertilite Paneli: Yumurtalıkların oluşumu ve yumurta yapım aşamasında sorumlu olan tanımlanmış birçok gen bulunmaktadır. Bu genlerde gelişen mutasyonlar bu aşamaları etkileyerek özellikle erken yumurtalık rezerv azalmasına neden olabilir. Ayrıca bu mutasyonların bir kısmı, yumurtalıklardan daha az olgun yumurta elde edilmesi ve kötü yumurta kalitesine bağlı kötü kalite embriyo gelişimine neden olabilmektedir. Bu gen mutasyonlarına örnek BMP15, CYP21A2, FMR1, FSHR, LHB, LHCGR, TUBB8, ZP1 bölge mutasyonları verilebilir. Bu  mutasyonların tanımlanması hastaya infertilite nedeninin kökenini açıklamak ve tüp bebek tedavilerinden alınabilecek sonuçlar açısından yol gösterici olmaktadır.
  • Genetik Açıdan Risk Taşıyan Kişiler Kimlerdir? 1) Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftler
    2) Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftler
    3) Yapısal olarak vücudunda anomaliler saptanan kişiler
    4) Mental retardasyonlu (zeka geriliği) çocuk öyküsü
    5) Cinsiyet gelişimi anomalileri
    6) Gelişme geriliği ve boy kısalığı
    7) Yakın akrabalarında genetik bir hastalık öyküsü olan çiftler
    8) Tekrarlayan düşükleri ve ölü doğumları olan çiftler
    9) 37 yaş üzerindeki kadınlar
    10) Bir çok kez yardımcı üreme teknikleri uygulanmasına rağmen gebelik elde edilemeyen çiftler 

    Bu çiftlerde, öncelikle bir genetik uzmanı tarafından ayrıntılı aile öyküsü alınmalı ve aile ağacı çıkartılmalıdır. Ailede düşünülen hastalık için ve varsa önceki gebelikler için ayrıntılı bilgilerin alınması gereklidir. Hasta çocuklar ve aile bireyleri muayene edilmeli ve gerekli testler istenmelidir. Tüm bu işlemlerden sonra hastalığın tanısı konmuş veya genetik neden saptanmış ise çiftlere saptanan problemler ile ilgili ayrıntılı bilgi verilir. Genetik hastalığın neden olabileceği problemler, sonuçları, yeni gebeliklerdeki riskler, gebelik öncesi ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda aile aydınlatılır. Çiftlerin bir kısmında preimplantasyon genetik tanı önerilebileceği gibi bazı hastalarda da prenatal dönemde genetik tanı uygulanması önerilir.
  • Akraba Evliliğinin Genetik Hastalıkların Ortaya Çıkmasındaki Etkisi Nedir? Akraba evlilikleri, aralarında kan yakınlığı olan kişiler arasında yapılan evliliklerdir. Akrabalık derecelerine göre en yakını 2. derece akraba evliliği dediğimiz kuzen evlilikleri olup teyze, hala, amca ve dayı çocuklarının arasında yapılan evliliklerdir. Yurdumuzda akraba evliliği oranı % 21- 40 oranında olup bölgelere göre değişmektedir. Genel olarak toplumda doğan her 100 çocuğun 2-3 ünde çeşitli sebeplerden kaynaklanan anomaliler saptanır. Bu risk akraba evliliği yapmış olan çiftlerde %4-5 oranına kadar yükselebilmektedir. Otozomal resesif kalıtım modeline uygun olarak kalıtılan hastalık grubunda anne ve babanın aynı gen üzerinde mutasyon bulundurma ihtimali arttığı için bu grup hastalıkların akraba evliğinde görülme ihtimalide artmaktadır.
  • Tekgen Hastalıklarında ve HLA Doku Tiplemede PGT ‘nin Önemi Nedir? Bireyler, taşıdıkları kalıtsal hastalığı değişik oranlarda çocuklarına aktarırlar. Bu nedenle genetik hastalıkların çiftlerde ve embriyolarda belirlenmesi çiftlerin sağlıklı çocuk sahibi olabilmesi için önemlidir. Günümüzde DNA analizi yöntemi ile belirlenebilen kalıtsal bir hastalığın henüz embriyo düzeyinde iken tanımlanması mümkün hale gelmiştir. Kalıtsal bir hastalığa neden olan genetik bozukluğun tanımlanması için hastalığa neden olan genin yapısının belirlenmiş olması gerekmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, Hemofili, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Muskuler Distrofiler, Frajil X gibi hastalıklara sebeb olan birçok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanısına yönelik yöntemler geliştirilmiştir Bu yöntemle merkezimizde, öncelikle anne baba ve varsa hasta çocuklara ait kan örneklerinde genetik bozukluğun gösterilmesi için genetik analizler yapılır. Sonrasında kalıtsal hastalık taşıyıcısı olan çiftlerin tüp bebek yöntemi ile elde edilen embriyolarından alınan hücrelerde hastalığa neden olan genetik yapı özel yöntemlerle çoğaltılmakta ve taranan hastalığa ait gen bölgesi DNA analizi yöntemi ile tanımlanabilmektedir. Sonuçta, kalıtsal hastalığı taşıyan embriyolar elenirken sağlıklı embriyoların transferi ile genetik hastalık taşımayan çocukların dünyaya gelmesi sağlanabilmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Hemofili, Muskuler Distrofiler, Frajil X gibi hastalıklara sebeb olan bir çok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanısına yönelik yöntemler geliştirilmiştir. Ayrıca; B-talasemi, Fanconi anemisi ve lösemi gibi hastalıklarda, DNA dizi analizi yöntemi ile sağlıklı embriyoların saptanmasının yanısıra HLA genotyping (doku tiplemesi) işlemi de aynı anda uygulanabilmekte ve embriyoların doku tipi belirlenebilmektedir. HLA genotyping yöntemiyle talasemi veya lösemi hastalığı saptanmış çocuklara sahip ailelerde, anne ve baba ile çocuğa ait doku tiplerinin belirlenmesinden sonra, hastalığı taşımayan embriyolar içerisinden doku tipi hasta çocuk ile uygun olan embriyolar seçilebilmektedir. Bu şekilde elde edilen sağlıklı gebelikler, sağlıklı doğan çocukların kordon kanı ve kemik iliğinin kullanılması ile hasta çocuklar için tedavi sağlayıcı olmaktadır. Bu yöntemle aile prenatal tanı işlemi sonrasında uygulanan gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan da korunmaktadır. Ayrıca; gebelik öncesi tanı, hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri nedeniyle ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmalarını sağlaması ve hasta kişiler için tedavi olanağı sunması nedeniyle çok önemli bir tekniktir Günümüzde yapılmakta olan çalışmalar sonucunda hastalıkların genetik yapısının belirlenmesiyle birlikte çok daha fazla sayıda hastalığın embriyolarda tanımlanması mümkün olacaktır.
  • Kromozom Analizi Normal Olan Çiftlerin Embriyolarinda Da Genetik Hastalıklar Görülebilir Mi? Çiftlerden alınan kan hücrelerinden yapılan genetik testlerde kromozom yapısı normal bulunabilir. Ancak embriyo genetik yapısının yarısını anneye ait yumurta hücresinden alırken diğer yarısını da babaya ait sperm hücresinden alır. Bu nedenle vücut hücrelerinin genetik yapısı normal olmasına rağmen bazı çiftlerde sadece üreme (yumurta veya sperm) hücrelerinde görülebilen kromozom bozuklukları bulunabilir, Gonodal mozaisizm olarak tanımlanan bu bozukluklar embriyolara aktarılabilir. Buna ek olarak hızlı bir bölünme gösteren embriyolarda kromozomal anormal dağılımlar anne veya babanın anomali taşımasından bağımsız olarak ortaya çakabilir. Gebelik öncesi genetik tanı ile embriyolarda oluşan bu tür genetik bozukluklar saptanabilmektedir.
  • Gebelik Oluşmadan Önce Genetik Problemler Konusunda Alınabilecek Önlemler Var Mı? Preimplantasyon Genetik Tanı yöntemi bu amaçla uygulanmaktadır. Bu yöntemle kalıtsal hastalıklar yönünden riskli ailelerde tüp bebek işlemi uygulanarak elde edilen embriyolar incelenip hastalık taşımadığı saptanan sağlıklı embriyolar transfer edilmektedir. Bu hem tek gen hastalıkları dediğimiz B talasemi, kistik fibröz gibi hastalıklar için bilinen risk faktörleri için geçerli olduğu gibi bir de açıklanamayan tekrarlayan düşükler veya tekrarlayan implantasyon başarısızlığı gibi durumlarda kromozamal anormalliklerin irdelenmesi ile gerçekleştirilebilmektedir. Bu amaçla birimimizde NGS yöntemi kullanılarak tüm kromozomlar riskli olan ailelerin embriyolarında taranabilmektedir. Bu amaca yönelik olarak 5. gün trofektoderm biyopsileri inceleme amacına yönelik olarak aktif olarak kullanılabilmektedir.

    Gebelik oluştuktan sonra genetik problemler tanımlanabilir mi?
    Gebelik oluştuktan sonra, 11-14. haftada fetusun eşinden(plasenta) biyopsi yapılarak (CVS) veya 14- 20 haftada bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınarak (amniyosentez) 18-22 gebelik haftalarında (bazen daha geç) ultrason kontrolü altında özel bir iğne ile karın duvarından girilerek göbek kordonundan (kordosentez) bebeğe ait kanın alınmasıdır bebeğin kromozom analizi yapılabilir. Riskli hastalarda direkt bu işlemler önerilmekle beraber, belirgin kromozom anomali riski olmayanlarda öncelikle birtakım tarama testleri yapılması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. 11-14. haftada ense cilt kalınlığı bakılıp ikili test tarama testi istenebilir. NIPT (non invaziv prenatal test) ile anne kanında bebeğe ait hücrelerin incelenmesi esasın dayanan daha duyarlı testler yapılarak bebeğin kromozom yapısı hakkında bilgi edinilebilir. Ayrıca detaylı ultrasonografi ile bebekte majör bir anomali var mı büyük oranda tesbit edilebilir. Bu tarama testleri sonucunda herhangi bir risk belirlendiğinde daha ileri işlem olan CVS, amniyosentez veya kordosentez yapılabilir.
  • Tüm Exome Dizileme Ve Tüm Genom Dizileme Testleri Nedir? Tüm Ekzom Dizileme (WES): Vücudumuzun ve hücrelerimizin canlılığını sağlayan tüm faaliyetler DNA’mız üzerindeki genler tarafından düzenlenmektedir. Bu genlerin aktif olan bölgelerine ekzon ismi verilmektedir. DNA’mızdaki tüm genlerdeki ekzonların bütününe ise ekzom adı verilir. Tüm Ekzom Dizileme (Whole Exome Sequencing- WES), aynı anda binlerce gendeki tüm ekzonları analiz eder ve kalıtsal hastalıkların tanısının konulmasında önemli rol oynar.
    Kalıtsal (genetik) hastalıklar, özellikle ülkemiz gibi akraba evliliği oranının yüksek olduğu ülkelerde daha sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal hastalıklara neden olan mutasyonların çok büyük bir oranı yaklaşık %85’i ekzonlarda gerçekleşmekte olup WES testi ile tespit edilebilmektedir.

    Kimlere yapılır?
    1) Çocuklarında genetik hastalık tanısı konulmuş ailelerde, bu hastalığa neden olan genetik mutasyon tespit edilmesi amacı ile
    2) Kesin tanısı konulamamış kalıtsal hastalıklarda sorumlu genetik mutasyonun amacı ile
    3) Birçok genetik faktöre bağlı oluşabilecek (multifaktöriyel) hastalıklarda (kardiyomyopati, nöropati, ataksi…) genetik mutasyon(ların) tespiti amacı ile. Tüm Genom Dizileme(WGS): Tüm Genom Dizileme (Whole Genome Sequencing – WGS), bir bireyin tüm genomunun ileri dizileme teknikleri ile belirlenmesidir. Tüm Genom Dizileme, Tüm Ekzom Dizileme(WES)’ den farklı olarak genlerin intron bölgelerini ve mitokondride yer alan DNA’yı da analiz etmektedir.

    Kimlere yapılır?
    Tüm Ekzom Dizileme ile tanı konulamayan hastalara uygulanmaktadır
  • Gebelik Öncesi Taşıyıcılık Testi (Carrier Screening Test) Nedir? Hangi Hastalara Yaptırması Önerilir. Genellikle çiftler bir hastalık için taşıyıcı olduklarını hasta bir çocuk sahibi olana kadar bilemezler. Ülkemizde akraba evlilikleri sık görüldüğü için çiftlerin aynı hastalık için taşıyıcı olmaları ve buna bağlı hasta çocuk sahibi olma riski artar. Taşıyıcılık otozomal resesif (çekinik-genin iki kopyasında da mutasyon bulunması) veya cinsiyet kromozomlarından X’e bağlı kalıtım gösterebilir. Sağlıklı çiftlerin aynı otozomal resesif hastalık için taşıyıcı olmaları durumunda, hasta bir çocuğun dünyaya gelme ihtimali %25’dir. X’e bağlı kalıtım gösteren hastalıklar için ise kadınlar taşıyıcı durumundadır. Bu durumdaki bir annenin erkek çocuğu olduğunda %50 ihtimalle hasta, kız çocuğu olduğunda %50 ihtimalle taşıyıcı olacaktır.

    Çiftler arasında bir hastalık için taşıyıcılık saptandığında tüp bebek ve embriyolara genetik analiz (PGT-M) yöntemi ile çocuk sahibi olması önerilir. Taşıyıcılık testi ile incelenen hastalıklar arasında; Kistik Fibrozis, Spinal Musküler Atrofi, Frajil X, Alfa ve Beta Talasemi, Orak hücre anemisi, Duchenne Musküler Distrofi, Glikoz 6 fosfat dehidrogenaz (G6PD) eksikliği, Cam Kemik hastalığı (Osteogenesis Imperfecta), Charcot Marie tooth (CMT) sendromu, Galaktozemi, Fenilketonüri, Gaucher Hastalığı, Tay-Sachs Hastalığı, Glikojen Depo Hastalıkları ve daha birçok önemli hastalık bulunmaktadır.
  • Tüp bebek tedavisi hangi durumlarda iptal edilebilir? 1) Yumurtalıkların cevabı yetersiz olduğu ve tedaviden fayda görülemeyeceğinin düşünüldüğühastalarda tedavi yarıda keserek işlem iptal edilebilir.
    2) Yumurtalıklar içinde gelişmiş folikül olmasına rağmen yumurta toplama günü içlerinden yumurta elde edilemeyebilir. Bunun sebebi genellikle yumurta toplama işleminden önce yumurtaların zamansız olarak çatlamasıdır. Bu istenmeyen durum genellikle yumurtalık rezervi azalmış ileri yaştaki bayanlarda görülebilir. Çok nadiren de olsa foliküllerin içinde yumurta olmayabilir (boş folikül sendromu) ve toplama sonrası yumurta elde edilemeyebilir.
    3) Elde edilen yumurtalar döllenmeyebilir. Bu durum anormal yumurtalara veya spermlere bağlı olarak gerçekleşebilir.
    4) Döllenen yumurtaların hiçbiri bölünmeyebilir. Bu durum da oldukça nadirdir ve genelde az sayıdaki ve kötü kalitedeki yumurta varlığında gözlenir.
    5) Azospermik erkekte ameliyat ile sperm bulunamayabilir. Böyle bir durumda tedavi yumurta toplama işleminden hemen önce iptal edilir.
    6) Genetik sorunu olan ve preimplantasyon genetik tanı ( PGD) yapılan olgularda normal bir embriyo bulunamayabilir. Bu durumda da embriyo transferi yapılmaz.
    7) Preimplantasyon genetik tanı ( PGD) ve HLA analizi yapılan embriyolarda embriyo sağlıklı olsa da HLA doku uyumu yoksa transfer yapılmaz.
  • Kötü yanıtlı olguları nasıl önceden anlıyoruz?

    Tüp bebek tedavisinin başarısında, elde edilen yumurtaların yeterli sayı ve kalitede olmasının önemi büyüktür. Yumurtalıklardaki yumurta sayısının ve bu sayıyı etkileyebilecek durumların bilinmesi hastanın tedaviye vereceği cevabın nasıl olacağını önceden anlamamıza yardımcı olur. Kadın yaşının 35 ve üzerinde olması, aşırı kilo, sigara kullanımı, daha önceden geçirilmiş yumurtalık ameliyatları, geçirilmiş iltihabi hastalıklar, endometriosis, yumurtalık kistleri, adet kanamasının 2. ya da 3.günü yapılan FSH düzeyinin 10 mIU/ml, estradiol düzeyinin 75 pg/ml’nin üzerinde olması, daha önceki tedavilerinde alınan kötü yanıt veya yüksek dozlarda hormon ilaçları kullanılmış olması, rahim iç zarıyla ilgili problemlerin tespiti, tedaviye yanıtı kötü yönde etkileyebilir.

  • Embriyo transferi ve önemi nedir?

    Tüp bebek tedavisinin son basamağı olan embriyo transferi önemli bir işlemdir. Ortalama olarak bir aya yakın süren tedavi sonucu geliştirilen embriyolar artık hastaya bu işlem ile transfer edilecektir. Embriyo transferinde temel prensip, embriyoların rahim içinde belirlenecek bölgeye mümkün olduğunca en az travma ile yerleştirilmeleridir. Uygun şartlarda yapılan embriyo transferi, tüp bebek tedavisinde başarıyı arttıran bir faktördür ve önemi göz ardı edilemez. Bu nedenle transferi gerçekleştirecek doktorun dikkati, özeni ve sabrı büyük önem taşımaktadır. Kullanılan kateter tipi ve transfer yapma tekniği de başarıda etkili diğer unsurlardır.

  • Embriyoların hangi günde transfer edileceğine nasıl karar verilmektedir?

    Kadının yaşı, hangi nedenle tüp bebek tedavisi yapıldığı, varsa daha önceki denemelerinin sonuçları, embriyo gelişim özellikleri, preimplantasyon genetik tanı yapılıp yapılmayacağı, elde edilen yumurta sayısı, gelişen embriyo sayısı ve embriyonun günlük gelişim hızı gibi kriterlere bakarak hangi günde transfer yapılacağına karar verilmektedir. En erken 2. günde ;en geç ise 6. günde olmak üzere 2, 3, 4, 5 ve 6. günlerde transfer yapılabilmektedir. Yapılan çalışmalar farklı günlerde yapılan transferlerde başarı oranlarının çok fazla fark etmediğini ancak 4. ve 5. günler gibi ileri dönemlerde yapılan transferlerde çoğul gebelik riskinin azaltıldığını göstermiştir. Dolayısıyla çiftin yeterli kalite ve sayıda embriyosu varsa bu günlerde transfer yapmak, embriyo seçimini daha kolaylaştırarak, az sayıda embriyo transferi ile yüksek oranda gebelik elde etme şansını getirmektedir.

  • Embriyoları blastosist dönemine kadar bekletmeye nasıl karar verilir, yararları nelerdir?

    Mikroenjeksiyon sonrası 5. güne ulaşmış embriyolar blastokist dönemine gelmişlerdir. Doğal gebeliklerde embriyonun rahim içine ulaştığı dönem blastosist dönemidir. Rahim içi bu dönemdeki embriyoyu daha rahat kabul etmekte ve embriyo-rahim içi uyumluluğu bu dönemde en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Bununla beraber ancak bazı hastalarda transfer işlemi 3. gün değil de 5. gün yapılabilir. Transfer günün kararlaştırılmasında; elde edilen yumurta sayısı, embriyonun kalitesi, günlük gelişme ve bölünme hızı önemlidir. Yaşı genç, embriyo sayısı ve bölünme hızı iyi olan hastalarda 5. gün transferi yapılabilir. Ama eğer sayı az ve gelişim yavaşsa; dışarıda kültür ortamlarında fazla bekletmemek ve kişinin kendi doğal ortamına biran evvel embriyoları vermek amacıyla daha erken transfer tercih edilir.

  • Embriyonun iyi gelişim kriterleri nelerdir?

    Mikroenjeksiyon yada tüp bebek işleminden;

    1) 16-20 saat sonra (1.gün) döllenme tespit edilir.
    2) 48 saat sonra (2.gün) 3-4 hücreli embriyolar izlenir.
    3) 72 saat sonra (3.gün) 6-8 veya daha fazla hücre içeren embriyolar izlenir ve hücreler arası birleşme başlar.
    4) 4.günün sabahında hücre sayısı net sayılamamakta, morula dönemine ulaşan embriyolar oluşmaktadır.
    5) 5. veya 6. gündeki embriyoya blastosist adı verilir ve hücre sayısı 60’tan fazladır.

    Bu kriterlere sahip olan embriyolar normal gelişen embriyolar olarak değerlendirilir.

  • Embriyolar dondurulabiliyor mu?

    Transfer sonrasında elimizde halen iyi kalitede embriyo kalırsa bu embriyolar dondurulabilir. Bunun dışında yumurtalıkların tedaviye fazlaca cevap verdiği durumlarda aşırı uyarım sendromundan korunmak için veya tedavi sırasında rahim içi kalınlık yeterli değilse embriyoların tümü dondurulabilir. Yapılacak uygun tedavi sonrası dondurulan bu embriyolar rahim içi hazırlanarak tansfer edilir. Embriyolar 1. ve 5. günler arasında dondurulmaktadır. Dondurulan embriyolar merkezimizde, Sağlık Bakanlığı'nca yayınlanan yönetmelik gereğince 3 yılı geçirmemek şartıyla saklanmaktadır.

  • Embriyoların dondurulmasında kullanılan vitrifikasyon tekniği nedir?

    Tüp Bebek tedavilerinde amaç iyi gelişen sağlıklı 1 veya 2 embriyonun rahim içine transfer edilmesi ve kalan sağlıklı embriyoların dondurularak saklanmasıdır. Her iki amaçın gerçekleştirilmesi doğrudan laboratuvar koşullarının iyiliğine ve uygulanan embriyo dondurma işlemlerinin kalitesine ve güvenirliğine bağlıdır. Tüp Bebek laboratuvarında uygulanan dondurma tekniklerinin başarısına paralel olarak anne adaylarına 1-2 adet embriyo transfer edilmesi ve gebelik sürecinin problemli olduğu çoğul gebelik riskininde azaltılması günümüzde ulaşılan nihai gelişmelerdir.

    Merkezimizde, embriyo transferi sonrası kalan sağlıklı embriyoların dondurulması için, başarısı klinik deneyler ile ispatlanmış embriyo vitrifikasyon, bir başka ifade ile “cam formasyonuna geçiş” yöntemi kullanılmaktadır. Vitrifikasyon yönteminin en önemli özelliği, embriyoların yüksek yoğunluktaki koruyucu madde ile 3-4 dakika muamele edildikten sonra dakikada eksi 2000-20.000 santigrad derece soğutma hızı ile hasar görmeden dondurulabilmesine imkan sağlamasıdır. Klasik-yavaş embriyo dondurma yönteminin aksine, vitrifikasyon veya hızlı dondurma yöntemi ile, özellikle 3.gün, 4.gün ve blastokist dediğimiz 5. gün embriyoları çok daha başarılı bir şekilde dondurulmaktadır. Dondurma yönteminin başarısını gösteren en önemli kriterleden biri olan çözme sonrası embriyolardaki canlılık oranı, vitrifikasyon ile dondurulmuş embriyolarda neredeyse %100’e yakındır. Embriyo çözme sonrası yüksek canlılık oranına ilave olarak vitrifikasyon yöntemi anne adaylarına tekrar ve yüksek gebelik şansı veren en başarılı dondurma yöntemidir.

    ’Türkiye’de ilk uygulamaları 2003 yılında merkezimizde başlamıştır. Merkezimizde tüm embriyolar vitrifikasyon tekniği ile dondurulmaktadır.

    Embriyo vitrifikasyon yöntemi, kliniğimizde transfer sonrası çok sayıda embriyosu bulunan hastalara ilaveten tıbbi gereklilik nedeniyle tüm embriyolarının dondurulmasına karar verilen hastalarda da başarıyla uygulanmaktadır. Tüm embriyoların vitrifikasyon ile dondurulması, genellikle hastanın rahim iç yapısının uygun olmadığı veya hastada kullanılan hormon tedavisi neticesinde aşırı yumurtalık uyarılma sendromunun (ovarian hiperstümülasyon sendromu) görüldüğü durumlarda gerçekleştirilmektedir. Rahim içi şartlarının hasta için uygun hale getirilmesinden veya aşırı uyarılma belirtilerinin geçmesinden sonra vitrifikasyon ile dondurulan embriyolardan transfer edilmesi planlanan sayıda embriyo çözülerek, hastaya çözme siklusunda embriyo transferi yapılmaktadır. Donma çözme embriyo transferi sonrasında özellikle yumurtalık rezervi yüksek olan hastalarda taze transfere göre gebelik şansı daha çok artarken, yumurtalık rezervi normal ve az olan hastalarda taze transferle benzer oranda gebelik şansı verilmektedir.

    Yukarıdakilere ek olarak implantasyon öncesi genetik tanı (PGT) yöntemi ile “normal” tanısı konulmuş olan embriyo sayısının yüksek olduğu durumlarda transfer sonrası kalan embriyolar vitrifikasyon tekniği ile başarılı şekilde dondurulabilmektedir.

     

     
    Vitrifikasyon öncesi tam blastosist
    görüntüsü
     
    Blastosist aşamasındaki embriyonun dondurma esnasındaki
    görüntüsü: Hücre içindeki sıvıyı kaybederek
    büzüşmeye başlar
         
     
    Blastosist aşamasındaki embriyonun çözme
    esnasındaki görüntüsü: Hücreler içindeki koruyucu
    sıvı(kryoprotektan) ile su yer değiştirir ve
    embriyo dondurulmadan önceki haline
    dönmeye başlar, genişler
     
    Vitrifikasyon ile dondurulmuş embriyonun çözme
    sonrası (çözmeden 4 saat sonra) tam blastosist,
    %100 canlı embriyo görüntüsü
  • Tüp bebek tedavisinde hangi durumlarda embriyolar dondurulmaktadır?

    Blastokist aşamasına ulaşan embriyoların hızlı dondurma teknikleri (vitrifikasyon) ile dondurulması ve sonra başka bir dönemde çözülerek transfer edilmesi son derece başarılı sonuçlar vermektedir. Çözme sonrası embriyolar yüksek oranda canlılıklarını korumaktadır.

    Embriyo dondurma nedenleri:

    1. Son yıllarda yapılan birçok bilimsel çalışma embriyoların dondurma ve çözme sonrası doğal bir zamanda rahime yerleştirilmesi ile tutunma şansının belirgin olarak arttığını göstermektedir. Bu nedenle yukarıda bahsedilen durumlar söz konusu olmasa bile hormonlarla yapılan tüp bebek tedavisinde taze embriyo transferi yapmayıp tüm embriyoları dondurmak ve sonraki bir dönemde rahime yerleştirmek gebelik şansını arttırmaktadır. Dondurma çözme ve sonrasında transfer işlemi günümüzde hormonlara aşırı yanıt veren olgularda gebelik şansını anlamlı arttırmaktadır. Ancak yumurtalık rezervi iyi olmayan kadınlarda ve yaş faktörü olan vakalarda embriyoların dondurulması veya birkaç siklusta dondurularak sonra çözülüp transfer edilmesi başarı oranını arttırmaktadır.
    2. Yumurta geliştirilmesi amacı ile verilen hormonlara aşırı yanıt veren kadınların yumurtalıklarının aşırı uyarılması (OHSS sendromu) nedeniyle yaşam tehdit eden bir durumla karşı karşıya kalabilmektedir. Bu riskin olduğu kadınlarda yumurtalar toplandıktan sonra gelişen embriyolar dondurularak saklanmaktadır. Risklerin ortadan kalkması için 1 veya 2 ay bekledikten sonra rahim duvarı hazırlanarak dondurulmuş embriyolar çözülüp rahim içerisine transfer edilmektedir.
    3. Tüp bebek tedavisi ile hastanın blastokist evresine ulaşmış birden fazla sayıda kaliteli embriyosu varsa taze transfer yapıldıktan sonra kalan embriyolar dondurulmaktadır.
    4. Tüp bebek uygulanacak 37 yaş ve üzeri kadınlarda embriyoların kromozom bozukluğu oranı artmaktadır. Bu durum embriyo tutunma oranını azaltmakta veya gebelik olursa düşük riskini arttırmaktadır. Blastokist evresindeki embriyoya yapılan gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı) ile embriyonun kromozomlarının sağlıklı olduğu belirlenmektedir. Kromozomları sağlıklı blastokist transfer edildiğinde ise gebelik şansı artmakta ve düşük oranı azalmaktadır. Gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı) işlemi son yıllarda daha da mükemmelleştirilmiş olup kliniğimizde Yeni Nesil Dizileme (Next Generation Sequencing) yöntemi ile daha hızlı ve daha güvenilir bir tanı sağlanmaktadır.

  • Dondurulup Çözülen Embriyo Transferinde endometrial hazırlık nasıl yapılır?

    Donma-Çözme Dondurulmuş embriyo transferinde endometrial hazırlık 2 şekilde yapılır:

        1)Doğal siklus: İlaç kullanmadan doğal siklusta gelişen follikülün (yumurtanın) salgıladığı hormonlar yardımı ile endometriumun doğal bir şekilde hazırlanmasıdır.

        Doğal siklusun avantajları:

       1) Doğaldır, ilaç kullanımı gerektirmez, hastanın kendi menstrual siklusu takip edilerek zamanlama yapılır.
       2) Uzun süreli hormon (östrojen) kullanımına bağlı ortaya çıkabilecek riskleri iç

     2)Programlanmış siklus(Hormon tedavisi): Dışardan verilen estrojen hormonu ile endometriyumun hazırlanmasıdır. Uzun süreli hormon kullanımına bağlı bazı riskler oluşabilir. Bu riskler; yaşamsal risk oluşturan tromboemboliye yol açabilmesi, ailesinde 40 yaş altı birden fazla bireyde meme kanseri öyküsü olan hastalarda meme kanseri riskini arttırması, hormona bağlı kilo alımı, her gün ilaç alma zorunluluğudur.

  • Donma-Çözme Embriyo Transferinde doğal siklusta embryo transferi kimlere ve nasıl yapılır?

    Doğal siklusta hazırlık iki şekilde hazırlık yapılabilir.

    • Modifiye naturel siklus
    • True naturel siklus(Gerçek naturel siklus)

     Modifiye naturel siklusta dondurulmuş embriyo transferi planlandığında adetinin ikinci günü transvaginal ultrasonografi (TVUSG) ile kontrol edip yumurtalıklarını ve endometriumunu değerlendiriyoruz. İlk muayeneden sonra vakayı adet döngüsünün uzunluğuna göre 7 - 8 gün sonra tekrar kontrole çağırıp folikül çapı ve endometriyal kalınlık takibine başlıyoruz. Hormon seviyelerini ölçmek için hastadan follikülün olgunlaştığı son birkaç günde kan örnekleri alıyoruz. Diğer tüm takipler TVUSG ile yapılıyor. Folikul çapı 16-20 mm olduğunda, endometriyal kalınlık 7 mm'nin üstüne ulaştığında ve kanda seri takip edilen E2 ve  LH seviyesi kritik bir eşik seviyenin üzerine çıktığında ovulasyonu tetikleyen rhCG enjeksiyonu yaparak transfer gününü embriyonun dondurulduğu güne göre ayarlıyoruz. Merkezimizde 6.gün embriyo transferi stratejisini uyguladığımız için rhCG enjeksiyonundan 6 gün sonra embriyo transferini gerçekleştiriyoruz.

    Gerçek naturel siklusta, modifiye naturel siklustan farklı olarak  yumurtlamayı sağlamak için kullanılan rhCG iğnesini yapmıyoruz, yumurtanın kendiliğinden çatlamasını bekliyoruz ve yumurtanın çatladığı güne göre embriyo transfer zamanını belirliyoruz.

    Merkezimizde dondurulmuş embriyo transferi için tercihimiz öncelikli olarak modifiye veya gerçek doğal siklustur. Bir vakaya doğal siklus yapabilmek için adet döngüsünün düzenli olması yani adet gördüğü ilk günden diğer adetine kadar geçen sürenin 21 günden kısa, 35 günden uzun olmaması gerekir.

  • Donma-Çözme Embriyo Transferinde programlanmış siklusta embryo transferi kimlere ve nasıl yapılır? Programlanmış siklus (hormon verilerek endometriumun hazırlanması) düzenli adet görmeyenlerde yumurtlama problemi ve ince endometrium öyküsü olan vakalarda tercih ettiğimiz bir yöntemdir. Artifisyel  siklus için adetin  ikinci günü TVUSG ile vakayı kontrol edip yumurtalıklarını ve endometriumunu değerlendirip uygunsa endometriumu kalınlaştırmak için östrojen hormonunu tablet olarak başlıyoruz. Yaklaşık 10-11 gün östrojen kullanımı sonrası vakayı TVUSG ile  kontrol ediyoruz. Endometrial kalınlık 7 mm nin üzerine ulaştıktan sonra vakayı estrojen kullanmış olarak 14. günde tekrar TVUSG ile kontrol edip 15.gün tedaviye progesteron jel ekleyip progesterone jel başlangıcının 6. gününü embriyo transfer zamanı olarak belirliyoruz
  • Luteal faz nedir? IVF’te hangi durumlarda ve nasıl luteal faz desteği verilir?

    Üreme çağındaki kadınlarda her ay bir yumurta büyür ve gerekli olgunluğa ulaştıktan sonar çatlar. Yumurtlama döneminden sonar gebelik olmazsa yaklaşık 12-14 gün sonar adet kanaması başlar. Yumurtlamadan itibaren adet başlangıcına kadar olan bu süereye luteal faz denir. Luteal faz gebeliğin oluşması ve devam etmesi için önemli bir dönemdir ve bu dönemde corpus luteumun (yumurta çatladıktan sonra follikülde oluşan yapı) yeterli düzeyde progesterone salgılaması gerekir.

    Tüp bebek tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar corpus luteumun yeterli progesterone salgılaması için gereken Luteinizan hormon (LH) düzeyinin baskılanmasına yol açarak progesterone üretimini bozar. IVF tedavisinde corpus luteum devamlılığı için önemli rol oynayan

    1) LH hormonunun kullanılan agonist ve antagonist ilaçları nedeni ile baskılanması
    2) Yumurtalar toplandıktan sonra progesterone sentezinde rol oynayan granuloza hücrelerinin sayısının azalması
    3) Estrojen hormonunun doğal siklusta olandan daha yüksek seviyelerde olması
    4) Estrojen progesteron oranının değişmesi gibi nedenlerle luteal faz yetmezliği oluşur.

     

    Bu nedenlerle luteal fazın gebelik oluşması ve devamı için desteklenmesi gerekir. Tüp bebek tedavisi yapılırken yumurta toplama işleminden sonra progesteron tedavisine başlanır. Bu tedaviye luteal faz desteği denir.

    Luteal faz desteğinde Progesteron tedavisi verilir. Progesteron tedavisi 4 farklı yolla verilebilir.

    1)İntramuskuler progesteron (Kas içine enjeksiyon): Kandaki progesteron seviyesini hızlı bir şekilde yükseltir. Yağlı bir enjeksiyon olduğundan ağrılı bir uygulamadır, enjeksiyon yerinde steril soğuk abseye yol açabilir.

    2)Vajinal progesteron: Vajinal yoldan uygulanır. Vajinal irritasyon ,kaşıntı yapabilir.

    3) Oral progesteron: Ağızdan alınır. Halsizlik yapabilir.

    4)Subcutan progesteron: Cilt altına uygulanır. Ciltte kızarıklık ve tahriş yapabilir.

  • Henüz evli değilim ve çocuk sahibi olmayı düşünmüyorum. Buna rağmen yumurtalarımı dondurmak istiyorum mümkün müdür?

    Yumurta dondurulması işlemi Eylül 2014 tarihinde yayınlanan yönetmelik ile yumurtalık rezervi azalmış kadınlarda mümkün hale gelmiştir.

  • Yumurta dondurulması için Tüp bebek merkezlerine direkt olarak başvurulması yeterli midir?

    Yumurta dondurulması için 3 kadın doğum uzmanı tarafından verilen bir sağlık kurulu raporu gereklidir. Bu rapor ile başvurulduğu takdirde uygun alt yapıya sahip tüp bebek merkezlerinde yumurta dondurulması işlemi uygulanabilmektedir.

  • Yumurta dondurulması için yaş sınırlaması var mıdır?

    Hayır, herhangi bir yaş sınırlaması yoktur. Sadece yumurta rezervinin azaldığı ve dondurma işleminin uygulanabileceğini gösteren uzman kurul raporu yeterlidir.

  • Yumurta dondurulması işlemi daha sonra bu yumurtaları kullanmak istediğimizde başarı oranını düşürür mü?

    Yakın zamana kadar yumurta dondurma ve çözme işlemi sonrası gebelik oranları, taze denemelere göre düşük oranlarda iken; günümüzde özellikle vitrifikasyon yöntemi kullanılarak dondurulan yumurtalar ile çözme işlemi sonrasında taze denemelerle benzer gebelik oranları elde edilmektedir.

  • Dondurulan yumurtalar ne kadar süreyle saklanabilmektedir?

    Dondurma işlemi sonrası yumurtalar Sağlık Bakanlığı yönetmeliğine göre 5 yıl süre ile saklanabilir. Bu sürenin sonunda saklama süresinin uzatılmasının talep edilmesi durumunda Sağlık Bakanlığı’na başvurularak 1 yıl süre ile saklamanın uzatılması istenebilir.

  • Testiküler sperm yapım azlığına bağlı kısırlık olgularında tedavi nasıl uygulanmaktadır?

    Beyinden salgılanan ve sperm yapımını sağlayan hormon düzeyi yüksek ve testis boyutları küçük olan hastalarda testisten sperm bulunarak mikro enjeksiyon yöntemi ile biyolojik olarak baba olmaları mümkündür. Merkezimiz Türkiye’de testis spermi kullanarak ilk gebelik ve canlı doğumu gerçekleştirmiştir. Geçmişte çoklu biyopsi yöntemi ile rastgele testisin çeşitli bölgelerinden dokular alınarak sperm bulunmaya çalışılıyordu. Merkezimizde yine Türkiye’de önderliği yaparak, mikroskop altında yeni bir cerrahi yöntemle testis sperm araştırması yapmaktayız. Dünyada ilk olarak NY Cornell Tıp Fak. uygulanan bu yöntemi başarı ile merkezimizde uygulamaktayız. Yeni operasyon tekniğinde testisin tek bir kesi ile tamamen açılması ve dokunun mikroskop ile 20 kat büyütülerek sperm yapımı olan bölgelerin tespiti ve o bölgelerden doku örneklerinin alınması şeklinde yapılmaktadır. Dolayısıyla eskiden uygulanan yönteme göre başarı şansı daha yüksektir ve daha fazla sayıda sperm elde etmek mümkün olmaktadır. Hastanın doku kaybı mikro cerrahi yöntemde çok az olmaktadır. Bu da operasyondan testislerin en az zarar görmesini sağlayarak, testislerin testosteron hormon salınımını minimal etkilemektedir. Mikroskop altında yapılan mikrocerrahi yöntemin diğer bir avantajı testis dokusunu çevreleyen kapsüldeki damar yapısının görülerek, testisi besleyen damarlara zarar vermeden kesi yapılmasıdır. Bu operasyon böylece olası komplikasyonları minimal düzeye indirgemektedir.

    Eski operasyon yöntemi ile başarılı olunamamış ve bazı genetik veya yapısal nedenlere bağlı sperm yokluğu olan hastalarımızda bu yöntemle %55-65 gibi yüksek oranlarda sperm bulmaktayız.

  • Sperm örneği evden veya dışarıdan getirilirse risk oluşur mu?

    Örneğin verildiği andaki jel kıvamından sıvı duruma geçmesi vücut ısısında (37°) daha hızlı ve sağlıklı olmaktadır. Sperm hareketliliği vücut ısısında gerçek değerini gösterdiği için en doğru değerlendirme dışarıda bekletilmemiş örneğe yapılabilmektedir. Normal şartlarda merkezimizde hazırlanmış olan özel bir odada verilecek sperm örneği oda ısısında 20 dakika bekletildikten sonra değerlendirilmektedir. Çok zorunlu hallerde örnek evden getirilecek ise koltuk altı veya avuçlar arasında, vücut ısısında tutularak, 10 dakikayı aşmayacak sürede merkeze ulaştırılmalıdır.

  • Sperm analizi için sperm vermede güçlük yaşayan hastalar ne yapabilir?

    Lütfen bu konuda doktorunuz ile iletişime geçin. Size gerekli öneri ve yardım sağlanacaktır. OPU günü yaşanabilecek stres nedeniyle sperm veremezseniz bile telaşlanmayınız, gerek duyulursa lokal anestezi ile testislerden sperm alınması mümkündür.

  • Semen örneği verirken ejakülatın bir kısmı kaybedilirse değerlendirme açısından risk oluşturur mu?

    Verilen meni örneğinin ilk kısmı daha fazla sperm hücresi içerdiğinden çok önemlidir. Eğer örneğin ilk kısmı sperm verme esnasında dışarıya akar veya kaybedilir ise bu durum laboratuvar görevlilerine mutlaka iletilmeli, mümkünse örnek verme işlemi tekrarlanmalıdır.

  • Sperm değerlendirmesi nasıl yapılır?

    Meni örneği 3-4 günlük bir cinsel perhiz sonunda temiz bir cam ya da plastik kaba, dışarı kaçırmadan ve tercihen masturbasyon yöntemi ile alınmalıdır. Örneklerin 2 saat içinde incelenmeleri gerekir. 2-3 haftalık aralıklarla en az 2 sperm örneği almak ve birbirlerini destekleyen örnekleri temel almak en doğru yöntemdir. Normal bulunan örneklerde tekrara gerek yoktur.

    Semen analizi WHO referans değerleri:

    Volüm: ≥ 1.5ml
    pH: 7.2
    Sperm yoğunluğu: ≥ 15 milyon/ml.
    Total sperm ≥ 39 milyon
    Motilite (hareket) ≥ % 40 ( a+b motilite) ya da % 32 ( a motilite)
    Morfoloji (şekil) ≥ % 4 (strikt kriter)
    Vitalite(canlılık) ≥ % 58
    Lökosit < 1 milyon
    MAR testi(Partiküllere yapışıklık gösteren sperm oranı) < % 50
    IBT (Partiküllere yapışıklık gösteren sperm oranı) < %50


    Sperm hareketliliği 4 grupta sınıflandırılır

    1) +4 :İleriye doğru hızlı hareket (a)
    2) +3 :Yavaş,doğrusal olmayan hareket (b)
    3) +2 :Yerinde hareket (c)
    4) +1 :Hareketsiz (d)

    Spermin hareketi, özellikle orta kısım ve kuyruğun anatomik ve fonksiyon açısından sağlam olması ile ilişkilidir.Enfeksiyonlar,kuyrukla ilgili anormallikler,varikosel,alkol,antisperm antikorlar,immotil silia sendromu gibi hastalıklar sperm hareket bozukluğuna sebep olabilir.

     

    Semen analizi sonuçlarına göre 4 değişik durum ile karşılaşabiliriz:

    1) Tüm parametreler normal
    2) Azoospermi (spermatogenetik elemanların olmaması,örnekte sperm bulunamaması)
    3) Sperm sayı, motilite ve morfolojisinde yaygın anormallikler
    4) Seminal özelliklerden birine spesifik izole problemler.

  • Sperm özellikleri ve sayısı neden farklı zamanlarda değişiklik göstermektedir?

    Semen parametrelerini etkileyen birçok faktör vardır. Geçirilen hastalıklar, kullanılan ilaçlar, kimyasal ve çevresel faktörler sperm özelliklerini etkilemektedir. Bu nedenle hastanın vereceği bilgi doğrultusunda gerekirse 3–4 hafta ara ile en az iki sperm örneğinin değerlendirilmesi ve bu örneklerin ortalamasına göre karar verilmesi merkezimizde benimsenmiş olan yöntemdir.

  • Erkeklerde sperm üretimi nasıl kontrol edilir?

    Erkek üreme sisteminde sperm üretimi hormonal kontrol altında sağlanmaktadır. &nbsp;Beyin alt bölümünde yer alan hipofiz bezinden salınan LH ve FSH hormonları (gonadotropinler) testiste sırasıyla testosteron sentezi ve sperm üretimini kontrol ederler. Bu hormonların salınması ergenlik döneminin başlaması ile birlikte 12 yaş dolaylarında başlar. Bu dönmede öncelikle LH artışı ile birlikte testosteron sentezi gerçekleşir.

  • Erkekte sperm üretimi için gerekli olan hormon nedir?

    Testosteron, erkekte cinsiyet karakterlerinin gelişmesi ve erkek tipi vücut yapısının oluşmasında rol oynamakla birlikte sperm üretiminin başlamasında da etkili olan bir hormondur. Yapılan çalışmalar, sperm üretimi için esas olarak testis içindeki testosteron düzeyinin önemli olduğunu ortaya koymuştur. Deneysel çalışmalarda normal sperm üretiminin sağlanabilmesi için testis içindeki testosteron düzeyinin normal kan düzeyinden 10-30 kat daha fazla olması gerektiği gösterilmiştir. Bu durum insanlarda 100 kat daha yüksek olarak saptanmıştır.

  • Hormonal bozukluklar erkeklerde ne sıklıkta izlenir?

    Hormonal bozukluklar infertil erkeklerin %3-5’inde etken olmaktadır. Temel olarak gonadotropin salınımı ve dolayısı ile testosteron sentezinin etkilenmesi sonucu sperm üretiminde bozukluk gelişmektedir.

  • Hipogonadotropik hipogonadizm nedir?

    Kısaca “Hipo hipo” olarak da ifade edilen “Hipogonadotropik hipogonadizm” erkek infertilitesinde hormonal tedavinin en iyi sonuç verdiği durumu oluşturmaktadır. Klinik olarak cinsiyet karakterlerinin gelişmediği veya zayıf geliştiği, seyrek vücut ve yüz kılları, ince/tiz ses tonu; küçük penis ve testis yapısı olan bu erkeklerde semen analizinde azoospermi saptanır. Ayrıca, beraberinde ejakülat sıvısı (meni) miktarı da düşüktür (olması gereken en az 1,5 cc’nin altında).

  • Hipogonadizm tanısı nasıl konulur?

    Detaylı bir fizik incelemenin ardından bu hastalarda sabah saat 08.00-10.00 saatleri arasında alınan kanda serum hormon düzeyleri (FSH, LH, Total Testosteron) ölçülmelidir. Gerekli durumlarda hipogonadotropik hipogonadizm nedenini ortaya koymak için ilave hormonal, radyolojik ve genetik incelemeler de yapılabilir.

  • Hipogonadizm tedavisi nasıl yapılır?

    Değerlendirme sonrası tedavide ilk yapılması gereken testis içindeki testosteron düzeyinin artırılmasıdır. Bu amaçla sentetik LH ilaçları &nbsp;(hCG ampul) kullanılır. Haftada 2-3 defa enjeksiyon ile başlanan tedavi 3-6 ay süre ile devam etmelidir. Bu süre içinde periyodik olarak serum hormon düzeyleri kontrol edilmeli ve serum testosteron düzeyinin normal seviyede en az 3 ay süre sabit kalması sağlanmalıdır. İstenilen serum testosteron düzeyi elde edildikten sonra tedaviye sperm üretimini sağlamak amacı ile FSH ilaçları &nbsp;(hMG ampul) ilave edilir. Bu tedavi de hCG ile birlikte olarak haftada 2-3 defa tekrarlanır. hCG ve hMG tedavisini alan hastalarda 3 ay ara ile serum hormon düzeyleri ve semen analizi kontrolü yapılmalıdır. Tedavinin 9-12. aylarında hastalarda sperm üretimi elde edilebilmekte ve menide sperm saptanabilmekte ve yardımcı üreme yöntemleri başarı ile uygulanabilmektedir.

  • Hipogonadizm tedavisinde testosteron kullanımı nasıl olmalıdır?

    Hipogonadotropik hipogonadizmli hastalarda tedavide yapılan önemli bir hata serum testosteron düzeyini artırmak için dışarıdan testosteron kullanılmasıdır. Dışarıdan verilen testosteron desteği klinik olarak testosteron eksikliğine bağlı iyilik hissinde bozulma, cinsel performans bozukluğu, cinsel isteksizlik gibi bulguları düzeltse bile testis içine etki etmedikleri için sperm üretimini sağlayamazlar. Aksine uzun süre dışarıdan testosteron kullanımı sperm üreten hücrelerin etkisini de baskılayabilir. Bu nedenle üreme çağındaki hipogonadotropik hipogonadizmli hastalarda testosteron ilaçlarının kullanımı önerilmemektedir. 

  • İlaç tedavisi her hastada yeterli olur mu?

    Yeterli sperm üretimin elde edilemediği hastalarda periyodik semen analizleri ile sperm dondurulma işlemi (sperm freezing) yapılarak dondurulmuş spermler ile yardımcı üreme yöntemlerine başvurulabilir. Çok az hastada ise tedaviye rağmen azoospermi durumu devam edebilir. Bu olgularda ise Mikro TeSE ile sperm elde edilmesi önerilmektedir. 

  • Semen analizinde hiç sperm bulunmayan hastalarda nedenler nelerdir?

    "Azospermi" dediğimiz semende hiç sperm çıkmaması durumunda genel olarak iki türlü neden olabilir:

    1) Testiste sperm yapımı azalmıştır veya yoktur.
    2) Sperm yapımı vardır, ancak çıkısı sağlayan kanallarda problem mevcuttur.

    Bu iki neden hastanın muayenesi ve hormon incelemeleri sonucunda tespit edilebilir. Son yıllarda erkek kısırlığında yeni genlerin öneminin ortaya çıkmasıyla genetik inceleme çok önem kazanmıştır.

  • Şiddetli erkek faktörü nedir?

    5 milyon/ml altında sperm sayısı ya da sperm konsantrasyonu dikkate alınmaksızın motil sperm sayısı %10’un altında; spermde baş, boyun ve kuyruk bölgesinde yüksek oranda defekti olan hastalara şiddetli erkek infertilitesi tanısı konur.

  • Sperm tetkikinde sperm sayısının çok az olması veya sperm bulunmaması durumunda ne yapılmaktadır?

    Azospermi dediğimiz menide hiç sperm bulunmayan hastaların öncelikle ürolog tarafından değerlendirilerek gerekli olan hormonal ve genetik incelemelerinin (kromozom analizi, Y kromozomu mikrodelesyonu, CFTR mutasyonu gibi) yapılması gerekir. Bu çiftlerde tercih edilen yaklaşım kadını sperm çıkacakmış gibi hazırlamak, tam yumurta toplama günü testisten uygun yöntem kullanarak sperm elde etmeye çalışmaktır. Menide sperm olmadığı için erkekteki hastalığa göre, testisten; TESE (Testiküler sperm ekstraksiyonu), TESA(Testiküler sperm aspirasyonu), MESA(mikroepididimal sperm aspirasyonu), PESA(epididimal sperm aspirasyonu) gibi yöntemlerle sperm aramak gereklidir. Sperm bulunursa işleme devam edilir ama bulunamazsa yumurta toplama yapılmadan tedaviye son verilir. Bununla beraber; önce sperm elde etmeye çalışıp, bulunursa dondurmak ve bayanın yumurta toplama işlemi yapıldıktan sonra dondurulmuş spermleri çözerek kullanmak da bir seçenektir. Her ne kadar ilk seçenekte bayanın gereksiz yere ilaç kullanma riski olsa da kliniğimizde spermleri taze olarak kullanmayı tercih etmekteyiz. Çünkü bulduğumuz spermler bizim için çok değerlidir ve donma çözme sırasında kayıplar olabilmektedir. Kullanılan ilaçlar aynı ay kadının vücudundan temizlenir ve ileri dönük ciddi bir yan etkileri saptanmamıştır.

  • Arka arkaya 2. veya 3. sperm örneği alınmasına bazı durumlarda neden gerek duyuluyor?

    Sperm sayısının çok yetersiz bulunduğu vakalarda daha fazla sperm elde etmek için bazen birden fazla numune alınması gerekebilir. İlk örnekte sperm taşıyıcı kanallarındaki (vaz deferensler) spermler alınmaktadır. İkinci örnekte ise epididimal kanallardaki daha az beklemiş spermin elde edilmesi mümkündür. Daha yüksek oranda hızlı hareketli sperm elde edilmesi ihtimali ile ikinci veya nadiren üçüncü örneğe ihtiyaç duyulmaktadır. Bu uygulama sperm sayısı ve hareketliliği çok kısıtlı olan erkeklerde yapılmaktadır.

  • Mikro Tese nedir?

    Toplumda çocuğu olmayan çiftlerde erkek kısırlığı bu oranın yaklaşık yarısını oluşturur. Bir başka deyişle infertil çiftlerin yaklaşık yarısında erkek faktörü sorun olabilmektedir. Azospermi (hiç sperm olmaması), retrograd ejekülasyon (geriye doğru spermlerin boşalması) gibi erkege bağlı olgular yanında kadına ait yaş faktörü gibi durumlarda beklenmeden tedaviye başlamak gerekebilir. Tüp bebek tedavisi erkeklerin menisinde sperm olmasa da çocuk sahibi olmasına olanak vermiştir. Ancak bu işlemin yapılması, hastanın testislerinde sperm üretiminin az da olsa varlığını gerektirir. Yani spermlerin hastanın testislerinden elde edilmesi gerekir. Testislerden sperm elde edilmesi hastanın durumuna göre farklı metodlar uygulanarak yapılır. Semen analizinde hiç sperm saptanmayan erkeklerde testis biyopsisi uygulanabilir. Bu işlemle sperm yokluğunun sebebinin ne olduğu ortaya konulur. Diğer bir deyişle bu yöntemle spermin testiste yapılamadığı için mi, yoksa tıkanıklık nedeniyle mi semende görülemediği ortaya konulur. TESE sperm yapımında şiddetli bozukluk olan olgularda testisin içindeki sperm üreten küçük odakları bulmak için başvurulan bir yöntemdir. Testisten birkaç odaktan birkaç milimetre boyutunda parçalar alınarak sperm varlığı araştırılır. Mikrotese ise mikroskop altında sperm üretilen tüplerden sperm bulma işlemidir. Bu yöntemle tıkanıklığa bağlı olmayan yani sperm yapımında problem olan olgularda %36-%68 arasında sperm bulma şansı vardır. Mikrotese yöntemi ile daha az testis dokusu ile her biyopside sperm bulma şansı artar. Merkezimizde azospermi olgularında mikrotese ile %55 oranında sperm bulabilmekteyiz. Yani klasik TESE işlemine göre bu şans daha yüksektir. Ayrıca diğer bir avantajı biyopsi yapılırken testis dokusu bölgesindeki damar yaralanmalarını en aza indirir ve küçük parçalarda embriyoloğun daha kolay sperm bulmasına yardımcı olur.

  • Mikroskop eşliğinde testisten sperm bulma (Microdissection Tese) işleminden sonra hasta ne kadar dinlenmek zorundadır?

    Operasyondan sonra hasta genel anestezi aldığından 2-3 saat gözlem altında tutulduktan sonra evine gönderilmektedir. İşlemden 2 gün sonra pansuman ve kontrol yapılır. Ortalama 7 gün aşırı bedensel aktiviteden, uzun yolculuk, uzun sure araba kullanmak gibi durumlardan kaçınmaları tavsiye edilir. 15 gün cinsel aktivitede bulunulmamalıdır.

  • Cerrahi yöntemle sperm alma işleminde genel anestezi kullanılıyor mu?

    Testisten sperm bulma işlemi lokal ve genel anestezi altında olmak üzere iki şekilde uygulanabilir. Lokal anestezi ile yapılan uygulamalar iğne ile testisten sperm elde etme (PESA-TESA) veya küçük bir kesi ile testis dokusunun çıkarılması (TESE)dır. Bu yöntemler testiste sperm yapımından emin olunduğunda ve tıkanıklığa bağlı olarak menide sperm görülmemesi durumlarında seçilebilecek yöntemlerdir. Merkezimizde testiste sperm yapımı bozukluğu ile menide sperm görülmeyen hastalara “mikroskop eşliğinde testisten sperm bulunması işlemi” (Microdisection TESE) uygulan-maktadır. Bu yöntemle yapılan operasyonda genel anestezi kullanılmaktadır. Operasyon mikroskobu kullanıldığında hastanın uzun süre hareketsiz olarak yatması lokal anestezi ile güç olduğundan genel anestezi tercih edilmektedir. Mikroskop eşliğinde yapılan operasyonun daha önce uygulanan çoklu testis biyopsi yöntemine göre birçok üstünlükleri vardır. Operasyon mikroskobu ile x20 büyütmede testis içerisindeki yapılar çok detaylı bir şekilde incelenerek sperm yapımı olan bölgelerden örnek toplanmaktadır. Testis kesisi sırasında mikroskop ile damarlanmanın az olduğu bölgeler seçilerek kesi yapılır, bu da operasyon sırasında meydana gelecek kanamayı en aza indirir. Ayrıca testisin beslenmesini sağlayan damar yapısının korunmasını sağlar. Çok az doku çıkarıldığından (çoklu biyopsiye göre 70 kat az) kanda testosteron hormon seviyesinde azalmaya neden olmaz.

  • Erkek kısırlığında genetik incelemenin önemi nedir?

    Son yıllarda genetik alanında ilerlemeler erkek kısırlığının nedenleri hakkında çok önemli bilgiler elde etmemizi sağlamıştır. Seks kromozomlarından Y kromozomu üzerindeki genlerdeki silinmeler vücut yapısı ve fonksiyonları normal olmasına rağmen, testiste sperm yapımının azalması veya hiç sperm yapılmaması gibi duruma yol açmaktadır. Aynı şekilde yine seks kromozomlarındaki sayı anomalileri, örneğin en sık görülen 47 XXY Klinefelter sendromu gibi genetik hastalıklarda da testis gelişimi yetersiz kalmış ve sperm yapımı azalmış olabilir. Ayrıca testislerden sperm taşıyan kanalların doğuştan olmaması halinde testiste normal sperm üretimi olmasına rağmen çıkış imkanı olmadığı için menide sperm görülmez. Bu da genetik olarak Konjenital Bilateral Vas Deferens Agenezisi (CBAVD) denilen bir hastalığa bağlıdır. Merkezimizde erkek infertilitesi için dünyada uygulanan tüm genetik incelemeler yapılmaktadır.

  • Sitogenetik testi nedir?

    Sitogenetik test bir kişinin kromozom sayısını ve yapısını inceler. Kromozomlar vücudumuzda ki hemen hemen tüm hücrelerinde var olan DNA iplikciğinin kendi üzerinde sarmallar oluşturarak kısalıp kalınlaşması ve paketlenmiş halidir. Çoğu insan normalde, gonodal ve çekirdeksiz hücreler hariç her hücresinde 46 kromozom bulundurmaktadır. Bu kromozomları iki takım olarak düşünebiliriz, setlerden 23 tanesini annemizden diğer 23’ünü ise babamızdan kalıtırız. Bu şekilde, DNA, anne ve babadan çocuğa geçer ve onun gelişimini ve sağlığını oluşturur. Sitogenetik test ile kromozom veya kromozom parçaları üzerindeki artış ve azalmalar tespit edilebilir. İnsanlardaki DNA ya da kromozom yapısında ki değişiklikler ile doğum kusurları, davranış sorunları, gelişme geriliği veya öğrenme problemleri ortaya çıkabilir.

  • Üreme genetiği nedir?

    Gebelikte bebeklerinde genetik hastalık olma riski yüksek olan taşıyıcı çiftlerde bu durumun önceden anlaşılarak önlenmesi günümüzde mümkündür. Preimplantasyon genetik tanı (PGT) yöntemi ile henüz gebelik oluşmadan bu yaşam tehdit edici hastalıkların bebeğe aktarılmasını önlemek amacı ile tüp bebek tekniklerinden faydalanarak embriyolar geliştirilip rahime sadece sağlıklı olduğu saptanan embriyolar transfer edilerek sağlıklı bebeklerin dünyaya gelmesi sağlanmaktadır. PGT ile gen tanısı yapılabilmiş tüm genetik hastalıklar tanımlamak günümüzde mümkündür. Ülkemizde akraba evliliğinin yüksek oranda olması bu riski arttırmaktadır, özellikle Akdeniz anemisi, orak hücreli anemi gibi ülkemizde yüksek oranda görülen genetik kan hastalıklarında PGT yöntemi taşıyıcı çiftler için çok değerli bir yöntemdir. Daha önce genetik kan hastalığı olan çocuk doğurmuş aileler içinde sağlıklı bir diğer çocuk amacı ile yapılan PGT uygulaması aynı zamanda hasta çocuk için tam doku uyumu olan embriyoların seçilmesini sağlayarak kök hücre nakli ile hasta kardeşin hayatını kurtarmak için de kullanılmaktadır. PGT ayrıca anne yaşının ileri olduğu ve bu nedenle Down sendromu riskinin artmış olduğu tüp bebek vakaların da, tekrarlayan gebelik kayıpları nedeni ile tüp bebek uygulacak vakalar için de değerli bir tanı yöntemidir.

  • İnfertilite'nin oluşmasında genetik faktörlerin rolü nedir?

    Günümüzde çiftlerin yaklaşık %15 inde azalmış fertilite saptanmaktadır. Bu olguların büyük bir kısmında neden erkek infertilitesidir. Erkek infertilitesinde özellikle sperm bulunmayan kişilerde sebep Y kromozomu mikrodelesyonlarına bağlı sperm üretiminin azalması veya kistik fibrozis transmembran regülatör (CFTR) gen mutasyonlarına bağlı oluşan konjenital vaz deferens yokluğu ile karakterize obstrüktif azospermidir. Bunların yanısıra cinsiyet kromozomlarındaki sayısal anomaliler ve yapısal kromozom bozuklukları da spermatogenezde yani sperm üretiminde problemlere neden olmaktadır. Ayrıca hipogonadotropik hipogonadizme neden olan KAL (X e bağlı kalıtılan Kallman sendromu), DAX1 (X e bağlı kalıtılan Konjenital Adrenal Hipoplazisi), GNRHR (GnRH sekresyonunda bozukluk) ve PC1 (prohormon convertase 1) gen mutasyonları ile androjen reseptör gen mutasyonları spermatogenezis yetmezliği ile birlikte gözlenebilir.Ayrıca tekrarlayan gebelik kayıpları veya ölü doğum öyküsü olan çiftlerde bazı genetik bozukluk taşıyıcılığı da gözlenebilir.

  • Kadın ve Erkek infertilitesine neden olabilecek genetik mutasyonlar var mıdır? Hangi hastalara yapılması önerilir?

    Evet, vardır. İnfertil çiftlerde kadın ve erkekte infertiliteye neden olabilecek bazı gen mutasyonları gösterilmiştir. Ancak bu testleri, doktorunuz mevcut klinik bulgular ve hikayenizi değerlendirip gerekli gördüğü takdirde size yapılmasını önerebilir.

    Kadın İnfertilite Paneli: Yumurtalıkların oluşumu ve yumurta yapım aşamasında sorumlu olan tanımlanmış birçok gen bulunmaktadır. Bu genlerde gelişen mutasyonlar bu aşamaları etkileyerek özellikle erken yumurtalık rezerv azalmasına neden olabilir. Ayrıca bu mutasyonların bir kısmı, yumurtalıklardan daha az olgun yumurta elde edilmesi ve kötü yumurta kalitesine bağlı kötü kalite embriyo gelişimine neden olabilmektedir. Bu gen mutasyonlarına örnek BMP15, CYP21A2, FMR1, FSHR, LHB, LHCGR, TUBB8, ZP1 bölge mutasyonları verilebilir. Bu mutasyonların tanımlanması hastaya infertilite nedeninin kökenini açıklamak ve tüp bebek tedavilerinden alınabilecek sonuçlar açısından yol gösterici olmaktadır.

    Erkek İnfertilite Paneli: Genetik bozukluklar sperm üretimi ve transportunu (kanallarda taşınması) bozarak erkekte infertiliteye neden olabilir. Sperm yapısal bozuklukları, sayı ve hareket azlığı izlenen şiddetli sperm bozukluklarında, sperm üretim aşamasında aktif rol oynayan genler ile ilgili mutasyonlara bakılabilir. Bu gen mutasyonlarına örnek AR, CATSPER1, CFTR, FSHR, LHCGR bölge mutasyonları verilebilir. Erkek infertilite paneli testinin yapılması, doğacak çocuğu etkileyecek genetik anomali varsa bunun saptanması için embriyoya genetik test yapılmasını sağlar. Ayrıca, infertilite nedeninin kökenini açıklarken, tüp bebek tedavileri ile sonuç alınamayacak hastalıklarda çifte bilgi verme avantajı sağlar.

  • Genetik açıdan risk taşıyan kişiler kimlerdir? 1) Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftler
    2) Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftler
    3) Yapısal olarak vücudunda anomaliler saptanan
    4) Mental retardasyonlu(zeka geriliği) çocuk öyküsü
    5) Cinsiyet gelişimi anomalileri
    6) Gelişme geriliği ve boy kısalığı
    7) Yakın akrabalarında (1. kuzen gibi) genetik bir hastalık öyküsü çiftler
    8) Tekrarlayan düşükleri ve ölü doğumları olan çiftler
    9) 37 yaş üzerindeki kadınlar
    10) Bir çok kez yardımcı üreme teknikleri uygulanmasına rağmen gebelik elde edilemeyen çiftler

    Bu çiftlerde, öncelikle bir genetik uzmanı tarafından ayrıntılı aile öyküsü alınmalı ve aile ağacı çıkartılmalıdır. Ailede düşünülen hastalık için ve varsa önceki gebelikler için ayrıntılı bilgilerin alınması gereklidir. Hasta çocuklar ve aile bireyleri muayene edilmeli ve gerekli testler istenmelidir. Tüm bu işlemlerden sonra hastalığın tanısı konmuş veya genetik neden saptanmış ise çiftlere saptanan problemler ile ilgili ayrıntılı bilgi verilir. Genetik hastalığın neden olabileceği problemler, sonuçları, yeni gebeliklerdeki riskler, gebelik öncesi ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda aile aydınlatılır. Çiftlerin bir kısmında preimplantasyon genetik tanı önerilebileceği gibi bazı hastalarda da prenatal dönemde genetik tanı uygulanması önerilir.

  • Akraba evliliğinin genetik hastalıkların ortaya çıkmasındaki etkisi nedir?

    Akraba evlilikleri, aralarında kan yakınlığı olan kişiler arasında yapılan evliliklerdir. Akrabalık derecelerine göre en yakını 1.derece akraba evliliği dediğimiz kuzen evlilikleri olup teyze, hala, amca ve dayı çocuklarının arasında yapılan evliliklerdir. Yurdumuzda akraba evliliği oranı % 21- 40 oranında olup bölgelere göre değişmektedir. Genel olarak toplumda doğan her 100 çocuğun 2-3 ünde çeşitli sebeplerden kaynaklanan anomaliler saptanır. Bu risk akraba evliliği yapmış olan çiftlerde %4-5 oranına kadar yükselebilmektedir. Otozomal resesif kalıtım modeline uygun olarak kalıtılan hastalık grubunda anne ve babanın aynı gen üzerinde mutasyon bulundurma ihtimali arttığı için bu grup hastalıkların akraba evliğinde görülme ihtimalide artmaktadır.

  • Kromozom analizi normal olan çiftlerin embriyolarında da genetik hastalıklar görülebilir mi?

    Evet. Çiftlerden alınan kan hücrelerinden yapılan genetik testlerde kromozom yapısı normal bulunabilir. Ancak embriyo genetik yapısının yarısını anneye ait yumurta hücresinden alırken diğer yarısını da babaya ait sperm hücresinden alır. Bu nedenle vücut hücrelerinin genetik yapısı normal olmasına rağmen bazı çiftlerde sadece üreme (yumurta veya sperm) hücrelerinde görülebilen kromozom bozuklukları bulunabilir, Gonodal Mosaizm olarak tanımlanan bu bozukluklar embriyolara aktarılabilir. Buna ek olarak hızlı bir bölünme gösteren embriyolarda kromozomal anormal dağılımlar anne veya babanın anomali taşımasından bağımsız olarak ortaya çakabilir. Gebelik öncesi genetik tanı ile embriyolarda oluşan bu tür genetik bozukluklar saptanabilmektedir.

  • Preimplantayon Genetik Tanı (PGT) nedir?

    Günümüzde genetik hastalıklar gebelik sırasında veya doğumdan sonra tanımlanabilmektedir. Ancak bebekteki muhtemel genetik hastalıklar ultrasonografi, NIPT, amniosentez gibi yöntemler ile gebeliğin ancak üçüncü veya dördüncü ayında belirlenebilmekte ve ciddi bir anormallik saptanması durumunda gebelik ilerlemiş dönemde sonlandırılmaktadır. Bu durum anne ve baba adayını psikolojik ve fiziksel olarak çok olumsuz etkilemektedir.
    Son yıllarda genetik bilimindeki gelişmeler henüz gebelik oluşmadan, tüp bebek yöntemleriyle laboratuvar ortamında geliştirilen embriyolar üzerinde genetik inceleme yapılmasına ve seçilmiş olan sağlıklı embriyoların anne adayının rahimine yerleştirilmesine imkan tanımaktadır. Bu yönteme gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı-PGT) adı verilmektedir

  • Preimplantayon Genetik Tanı (PGT) kimlere önerilmektedir?

    Tüp bebek programına alınan her çiftte embriyoların genetik olarak incelenmesine gerek duyulmamakta, buna karşın belirli özelliklere ve risklere sahip olan çiftlerde bu inceleme önerilmektedir. Bu özellikler şu şekilde sıralanabilir:-

    1) 38 yaş ve üzerindeki kadınlara kromozomal anomalileri (aneuploidiler) ekarte etmek amacıyla,
    2) Anomalili fetüs öyküsü olan çiftlerde kromozomal bozukluktan şüphelenildiğinde,
    3) Anne veya baba adayı kromozomal bozukluk taşıyıcısı (translokasyon, inversiyon, delesyon) olduğu gibi durumlarda yapılmaktadır.
    4) Tekrarlayan gebelik kayıpları olan ve nedeni ortaya konulamadığı vakalarda
    5) Tek gen hastalıklarında (kistik fibrozis, talasemi, Fanconi anemisi, Hungtington hastalığı,

  • Preimplantasyon Genetik Tanının Avantajları Nelerdir? 1) Ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmaları sağlanmaktadır.
    2) Aile, gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan korunmaktadır.
    3) Talasemi gibi hastalıklarda doku tiplemesi ile doğacak olan bebek ailenin hasta çocukları için tedavi imkanı sağlamaktadır.
    4) Gebelik öncesi tanı; hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri ile karşılaştırıldığında çok daha faydalı ve ucuz bir tanı yöntemidir.
  • Trofektoderm biyopsisi embriyoya zarar verir mi?

    Günümüzde biyopsi işlemi için son derece gelişmiş teknikler uygulanmaktadır. Ayrıca biyopsi nedeniyle embriyonun dış katmanından bir kaç hücre alınması embriyonun ileri gelişmesini etkilememektedir. Sonuçlar biyopsi işlemi sonrası embriyonun canlılığını devam ettirme oranının % 100'e yakın olduğunu göstermektedir. Trofektoderm biyopsi işleminin embriyoda anormalliklere neden olabildiği konusunda herhangi bir kanıt yoktur. Mevcut veriler, IVF ve PGT bebekleri arasında konjenital doğum kusurları açısından anlamlı bir fark olmadığını göstermektedir.
    Genetik tanı amacıyla yapılan PGT işlemi embriyoda hangi dönemde biyopsi yapıldığına göre zararlı veya zararsız olabilir. Eğer PGT işlemi embriyo gelişiminin 3. gününde yapılırsa henüz bölünme dönemindeki bir embriyo bu işlemden zarar görebilir ve bu embriyoların tutunma şansı %30 oranında azalabilir. Bu nedenle son yıllarda embriyo biyopsisi gelişimin 5. gününde yani blastosist döneminde yapılmaktadır. Böylece farklılaşmış bir embriyoda bebeği oluşturacak hücrelere hiç zarar vermeden trofektoderm hücreleri örneklenir. Bu dönemde biyopsi yapmanın bir diğer avantajı ise çok sayıda hücre örneği alınarak tanıda yanılma payının azaltılmasıdır.

  • Yeni nesil dizileme (Next Generation Sequencing, NGS) nedir?

    Günümüzde Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) embriyoda sayısal ve yapısal kromozomal anomalileri (anöploidi) test etmek için kullanılmaktadır. Gebeliğin erken dönemlerinde yaşanan düşüklerin büyük çoğunluğu sayısal kromozom anormallikler ile ilişkilidir, bu nedenle anöploid gebeliklerin PGT tekniği kullanılarak en aza indirgenmesi amaçlanmaktadır. PGT yönteminde beşinci güne kadar kültüre edilmiş embriyolara (blastosistlere) biyopsi yapılarak genetik analiz ile kromozom sayısı ve yapısı incelenir. Bu inceleme sonucunda normal bulunan embriyonun transferine onay verilir. PGT’nin amacı kromozomal açıdan normal (öploid) yani sağlıklı embriyoların transferini sağlayarak kromozomal bozukluklardan kaynaklanan erken dönem gebelik kayıplarının önlenmesi ve embriyoların tutunma (implantasyon) oranlarının arttırılması ve sağlıklı bir bebeğe ulaşma sürecinin kısaltılmasıdır.
    Yeni nesil dizileme (Next Generation Sequencing; NGS) tekniğinde DNA amplifikasyonu sonrası her örnekten 50ng DNA enzimatik olarak milyonlarca parçaya ayrıştırılır. Çeşitli basamaklar sonrasında bu DNA parçalarının dizileri okunur ve her bir embriyoya ait toplam okuma sayısı belirlenir. Böylece ilgili embriyolara ait okuma sayıları özel bir algoritma ile değerlendirildiğinde sayısal kromozom incelemesi tamamlanmış olur.

  • Mozaik embriyonun anlamı nedir?

    Embriyonik mozaisizm; farklı kromozomal yapıya sahip iki ya da ikiden fazla hücre topluluğu içeren embriyolarda oluşan bir durumdur. Aşağıdaki resim 4 hücreli aşamada mavi ile gösterilmiş ve farklı bir kromozomal yapıya sahip hücrenin morula ve blastosist evrelerinde bölünerek embriyonun farklı bölgelerine dağılabildiğini göstermektedir. Dolayısıyla, biyopsi esnasında alınan hücrelerin ne kadarının kırmızı ya da mavi olmasına bağlı olarak mozaiklik oranı değişmektedir. Embriyonik mozaisizm birçok hücre bölünme mekanizmasına dayanan bozukluktan dolayı oluşmaktadır. Mozaik embriyoların azalmış implantasyon ve gebelik oranları, artmış genetik anomaliler ve olumsuz gebelik sonuçları ile ilişkili olduğu bilinmektedir.

  • Mozaik Embriyo transferi hangi durumlarda tercih edilir?

    Yapılan çalışmalar ve uygulama rehberlerine göre kromozomal olarak normal bir embriyo bulunamadığında öncelikle hastaya yeni bir uygulama ile normal embriyo bulunması önerilir. Tekrar uygulama sonrası embriyo bulunamadığında veya hasta mozaik embriyo transferini tercih ettiğinde embriyonun mozaisizm yüzdesi dikkate alınarak transfer edilebilir. Merkezimizde öncelikle daha düşük risk grubunda olan %20- %40 oranında mozaik embriyo transferi yapılmaktadır.

  • Mozaik Embriyo transferinin sonuçları nasıldır?

    Mozaik embriyo transfer edildiğinde, normal kromozom sayı ve yapısına sahip bir embriyo ile karşılaştırıldığında tutunma olasılığı daha azdır. Bilimsel kaynaklarda mozaik embriyoların tutunma oranı ortalama %33 olarak bildirilmiştir. Merkezimizde ise bu oran %50 civarındadır. Bunun nedeni sadece %40’a kadar olan düşük risk grubunda yer alan mozaik embriyoların transfer edilmesidir. Uluslararası kaynaklarda daha yüksek oranlı mozaik embriyolar da transfer edildiği için gebelik oranları daha az ve gebelik kayıpları oranları daha fazla gözlenmektedir. Şu ana kadar yayınlanan bilimsel kaynaklarda mozaik embriyo transferi sonrasında dünyaya gelen anomalili bir bebek bildirilmemiştir.

    Mozaik embriyo transferi sonrasında gebelik oluşursa düzenli perinatalog takibi, amniosentez veya NIPT (anne kanından kromozom taraması) önermekteyiz.

  • PGT siklusu ile IVF siklusu arasındaki fark nedir?

    PGT siklusu;  5. gün embriyosu (blastosist; 100-120 hücre) aşamasına kadar geliştirilmiş olan bir embriyodan birkaç hücreden biyopsi alınarak genetik inceleme yapılmasını içerir. Bu küçük miktardaki biyopsi materyalinden, belirli tek gen sorunları ya da kromozom sorunları-sayısı analiz edilmektedir. PGT siklusunda tanımlanabilen herhangi bir genetik sorun içermeyen en iyi embriyo transfer edilmektedir. IVF siklusunda ise herhangi bir genetik inceleme yapılmadan en iyi gelişim gösteren bir veya bir kaç embriyo transferi ile gerçekleşmektedir.

  • PGT hangi hasta grubunda başarılıdır?

    PGT, 38 yaş ve üzeri normal ya da yüksek yumurtalık rezervine sahip hastalarda yüksek başarı oranı ile sonuçlanmaktadır. Yaş faktörü (43 ve üzeri) bulunan veya taranacak embriyo sayısı çok kısıtlı olan vakalarda genetik tarama sonrasında embriyoların tamamında kromozomal anormallik tespit edilebilir. Bu durumda transfere uygun embriyo olmayacaktır.

  • Düşük yumurtalık rezervi olan vakalarda PGT faydalı mı?

    Bu vakalarda, embriyo gelişiminin 5.-6. gününde iyi kalitede ve az blastosist gelişmiş ise olguların yaşını ve daha önceki tedavi sonuçlarını değerlendiriyoruz. 38 yaş ve üzeri olgular veya daha önce tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı olan bu olgularda embriyo sayısı az olsa da PGT öneriyoruz. Düşük rezervli olgularda kromozomal açıdan normal (öploid) bulunan embriyo transferi ile yüksek başarı elde edilmektedir. Ancak, bu olgulardaki asıl sorun taranacak embriyo sayısının az olması nedeni ile normal embriyo bulma şansının düşük olduğu bilgisi çiftlerle paylaşılarak karar kendilerine bırakılmaktadır.

  • Döllenen yumurtaların (Embriyolar) rahim içine yerleştirilmesinden önce anormal olup olmadığı anlaşılabilir mi?

    Evet. Preimplantasyon genetik tanı (PGT) uygulanarak kromozom bozukluğu taşıyan embriyolar NGS yöntemi ile seçilip sadece sağlam olanlar transfer edilebilmektedir. Ayrıca B-talasemi, Hemofili, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Muskuler Distrofiler, Frajil X, SMA vb gibi yüzlerce tek gen hastalıklarında da hasta embriyolar sağlıklılardan ayırt edilmekte sağlıklı belirlenenler transfer edilerek ailelerin etkilenmemiş çocuk sahip olması sağlanmaktadır.

  • IVF / PGT doğum kusurları ve/veya anormalliklerinde artışa neden olmakta mıdır?

    Çiftlere PGT işleminin yapılabilmesi için IVF siklusundan geçmeleri gerekmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi, doğumsal anomaliler ile PGT ve / veya IVF / ICSI kullanımı arasında kurulan herhangi bir bağlantı yoktur.

  • Embriyolarda cinsiyet belirlenmesi PGT işleminin bir parçası mıdır?

    FISH veya aCGH testi ile bir embriyonun cinsiyeti belirlenebilmektedir. Cinsiyet kromozomlarından kaynaklanan anormallikler önemli ölçüde düşüklere neden olabilmektedir. Aynı zamanda cinsiyet kromozomlarından kaynaklanan anöploidiler ile doğacak çocuklarda sendromlara neden olabilmektedir. Bununla birlikte normal olarak değerlendirilen embriyoların cinsiyet bilgileri ‘cinsiyete bağlı geçiş gösteren hastalıklar dışında’ yasal ve etik nedenlerden dolayı aileler ile paylaşılmamakta ve sosyal nedenli cinsiyet seçimi uygulanmamaktadır.

  • Talasemi, Hemofili vb. hastalıklarda PGT'nin önemi nedir ve embriyolarda doku tiplemesi yapılması mümkün müdür?

    Bireyler, taşıdıkları kalıtsal hastalığı değişik oranlarda çocuklarına aktarırlar. Bu nedenle genetik hastalıkların çiftlerde ve embriyolarda belirlenmesi çiftlerin sağlıklı çocuk sahibi olabilmesi için önemlidir. Günümüzde DNA analizi yöntemi ile belirlenebilen kalıtsal bir hastalığın henüz embriyo düzeyinde iken tanımlanması mümkün hale gelmiştir. Kalıtsal bir hastalığa neden olan genetik bozukluğun tanımlanması için hastalığa neden olan genin yapısının belirlenmiş olması gerekmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, Hemofili, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Muskuler Distrofiler, Frajil X gibi hastalıklara sebeb olan birçok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanısına yönelik yöntemler geliştirilmiştir.</p><p>Bu yöntemle merkezimizde, öncelikle anne baba ve varsa hasta çocuklara ait kan örneklerinde genetik bozukluğun gösterilmesi için genetik analizler yapılır. Sonrasında kalıtsal hastalık taşıyıcısı olan çiftlerin tüp bebek yöntemi ile elde edilen embriyolarından alınan hücrelerde hastalığa neden olan genetik yapı özel yöntemlerle çoğaltılmakta ve taranan hastalığa ait gen bölgesi DNA analizi yöntemi ile tanımlanabilmektedir. Sonuçta, kalıtsal hastalığı taşıyan embriyolar elenirken sağlıklı embriyoların transferi ile genetik hastalık taşımayan çocukların dünyaya gelmesi sağlanabilmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Hemofili, Muskuler Distrofiler, Frajil X gibi hastalıklara sebeb olan bir çok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanısına yönelik yöntemler geliştirilmiştir.</p><p>Ayrıca; B-talasemi, Fanconi anemisi ve lösemi gibi hastalıklarda, DNA dizi analizi yöntemi ile sağlıklı embriyoların saptanmasının yanısıra HLA genotyping (doku tiplemesi) işlemi de aynı anda uygulanabilmekte ve embriyoların doku tipi belirlenebilmektedir. HLA genotyping yöntemiyle talasemi veya lösemi hastalığı saptanmış çocuklara sahip ailelerde, anne ve baba ile çocuğa ait doku tiplerinin belirlenmesinden sonra, hastalığı taşımayan embriyolar içerisinden doku tipi hasta çocuk ile uygun olan embriyolar seçilebilmektedir. Bu şekilde elde edilen sağlıklı gebelikler, sağlıklı doğan çocukların kordon kanı ve kemik iliğinin kullanılması ile hasta çocuklar için tedavi sağlayıcı olmaktadır. Bu yöntemle aile prenatal tanı işlemi sonrasında uygulanan gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan da korunmaktadır. Ayrıca; gebelik öncesi tanı, hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri nedeniyle ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmalarını sağlaması ve hasta kişiler için tedavi olanağı sunması nedeniyle çok önemli bir tekniktir.</p><p>Günümüzde yapılmakta olan çalışmalar sonucunda hastalıkların genetik yapısının belirlenmesiyle birlikte çok daha fazla sayıda hastalığın embriyolarda tanımlanması mümkün olacaktır.

  • Kromozomlara yönelik PGT incelemelerinde % 95 ve Tek Gen hastalıklarında %99,5 doğruluk oranı ne anlama gelmektedir?

    Farklı biyolojik ve teknik nedenlerden dolayı hiçbir şey % 100 garantili olmadığı için dünyada bu sistemi kullanarak sonuç veren merkezlerinde kabul ettiği güven aralığı olan % 95 kromozomal incelemelerde ve tek gen hastalıklarında %99,5 doğrulukla sonuç verilmektedir. Bu oran embriyodaki kromozomal dengesizlik oranının % 5 olduğu veya tek gen hastalıklarında %0,5 gibi bir mutasyon görülebilir anlamına gelmemektedir. Bu oran daha çok kaynağını gelişimin çok erken evresinde uygulanan test ile ilgili bir belirsizlik düzeyi oluşturmaktadır. Bu tür testler, gelişen bir fetustaki tüm sorunları belirleyebilen testler değildir. Elde edilen hamilelik durumlarında her bir aile için hamileliğin takip edilmesi için gerekli zorunluluklar ve testler bulunmaktadır.

  • Gebelik oluşmadan önce genetik problemler konusunda alınabilecek önlemler var mı?

    Evet. Preimplantasyon Genetik Tanı yöntemi bu amaçla uygulanmaktadır. Bu yöntemle kalıtsal hastalıklar yönünden riskli ailelerde tüp bebek işlemi uygulanarak elde edilen embriyolar incelenip hastalık taşımadığı saptanan sağlıklı embriyolar transfer edilmektedir. Bu hem tek gen hastalıkları dediğimiz B talasemi, kistik fibröz gibi hastalıklar için bilinen risk faktörleri için geçerli olduğu gibi bir de açıklanamayan tekrarlayan düşükler veya tekrarlayan implantasyon başarısızlığı gibi durumlarda kromozamal anormalliklerin irdelenmesi ile gerçekleştirilebilmektedir. Bu amaçla birimimizde NGS yöntemi kullanılarak tüm kromozomlar riskli olan ailelerin embriyolarında taranabilmektedir. Bu amaca yönelik olarak 5. gün trofektoderm biopsileri inceleme amacına yönelik olarak aktif olarak kullanılabilmektedir. 

  • Gebelik oluştuktan sonra genetik problemler tanımlanabilir mi?

    Gebelik oluştuktan sonra, 11-14. haftada fetusun eşinden biyopsi yapılarak (CVS) veya 16- 20 haftada bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınarak (amniyosentez) 18-22 gebelik haftalarında (bazen daha geç) ultrason kontrolü altında özel bir iğne ile karın duvarından girilerek göbek kordonundan (kordosentez) bebeğe ait kanın alınmasıdır bebeğin kromozom analizi yapılabilir. Riskli hastalarda direkt bu işlemler önerilmekle beraber, belirgin kromozom anomali riski olmayanlarda öncelikle birtakım tarama testleri yapılması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. 11-14. haftada cilt ense kalınlığı bakılıp ikili test tarama testi istenebilir. Gerekli vakalarda üçlü veya dörtlü tarama testi uygulanır. Ayrıca detaylı ultrasongrafi ile bebekte majör bir anomali var mı büyük oranda tesbit edilebilir. Bu tarama testleri sonucunda herhangi bir risk belirlendiğinde daha ileri işlem olan CVS, amniyosentez veya kordosentez yapılabilir.

  • Tüp bebek tedavisinde tüm ekzom dizileme ve tüm genom dizileme testleri kimlere önerilir?

    Tüm Ekzom Dizileme (WES): Vücudumuzun ve hücrelerimizin canlılığını sağlayan tüm faaliyetler DNA’mız üzerindeki genler tarafından düzenlenmektedir. Bu genlerin aktif olan bölgelerine ekzon ismi verilmektedir. DNA’mızdaki tüm genlerdeki ekzonların bütününe ise ekzom adı verilir. Tüm Ekzom Dizileme (Whole Exome Sequencing- WES), aynı anda binlerce gendeki tüm ekzonları analiz eder ve kalıtsal hastalıkların tanısının konulmasında önemli rol oynar.

    Kalıtsal (genetik) hastalıklar, özellikle ülkemiz gibi akraba evliliği oranının yüksek olduğu ülkelerde daha sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal hastalıklara neden olan mutasyonların çok büyük bir oranı yaklaşık %85’i ekzonlarda gerçekleşmekte olup Tüm Ekzom Dizileme testi ile tespit edilebilmektedir.

    Kimlere yapılır?

    1) Çocuklarında genetik hastalık tanısı konulmuş ailelerde, bu hastalığa neden olan genetik mutasyon tespit edilmesi amacı ile
    2) Kesin tanısı konulamamış kalıtsal hastalıklarda sorumlu genetik mutasyonun amacı ile
    3) Birçok genetik faktöre bağlı oluşabilecek (multifaktoriyel) hastalıklarda (kardiyomyopati, nöropati, ataksi…) genetik mutasyon(ların) tespiti amacı ile.

    Tüm Genom Dizileme(WGS): Tüm Genom Dizileme (Whole Genome Sequencing – WGS), bir bireyin tüm genomunun ileri dizileme teknikleri ile belirlenmesidir. Tüm Genom Dizileme, Tüm Ekzom Dizileme(WES)’ den farklı olarak genlerin intron bölgelerini ve mitokondride yer alan DNA’yı da analiz etmektedir.

    Kimlere yapılır?

    • Tüm Ekzom Dizileme ile tanı konulamayan hastalara uygulanmaktadır.
  • Gebelik öncesi Taşıyıcılık testi (Carrier screening test) nedir? Hangi hastalara yaptırması önberilir?

    Genellikle çiftler bir hastalık için taşıyıcı olduklarını hasta bir çocuk sahibi olana kadar bilemezler. Ülkemizde akraba evlilikleri sık görüldüğü için çiftlerin aynı hastalık için taşıyıcı olmaları ve buna bağlı hasta çocuk sahibi olma riski artar. Taşıyıcılık otozomal resesif (çekinik-genin iki kopyasında da mutasyon bulunması) veya cinsiyet kromozomlarından  X’e bağlı kalıtım gösterebilir. Sağlıklı çiftlerin aynı otozomal resesif hastalık için taşıyıcı olmaları durumunda, hasta bir çocuğun dünyaya gelme ihtimali %25’dir. X’e bağlı kalıtım gösteren hastalıklar için ise kadınlar taşıyıcı durumundadır. Bu durumdaki bir annenin erkek çocuğu olduğunda %50 ihtimalle hasta, kız çocuğu olduğunda %50 ihtimalle taşıyıcı olacaktır.

    Çiftler arasında bir hastalık için taşıyıcılık saptandığında tüp bebek ve embriyolara genetik analiz (PGT-M) yöntemi ile çocuk sahibi olması önerilir. Taşıyıcılık testi ile incelenen hastalıklar arasında; Kistik Fibrozis, Spinal Musküler Atrofi, Frajil X, Alfa ve Beta Talasemi, Orak hücre anemisi, Duchenne Musküler Distrofi, Glikoz 6 fosfat dehidrogenaz (G6PD) eksikliği, Cam Kemik hastalığı (Osteogenesis Imperfecta), Charcot Marie tooth (CMT) sendromu, Galaktozemi, Fenilketonüri, Gaucher Hastalığı, Tay-Sachs Hastalığı, Glikojen Depo Hastalıkları ve daha birçok önemli hastalık bulunmaktadır. 

  • Tüp bebek tedavisinde hangi hastalara antikoagülan (kan sulandırıcı) tedavi verilmelidir?

    Trombofili (pıhtılaşmaya yatkınlık) test pozitifliği olanlarda, daha önce derin ven trombozu (toplardamarda pıhtı oluşması) olan hastalarda, aile hikayesi (ailesinde pıhtı atma öyküsü) olan hastalarda, programlanmış siklusta kilosu yüksek olan hastalarda östrojen tedavisi verildiği için, obezite ve uzun süre hareketsizlik gibi ek faktörler olan hastalarda gebelik ve gebelik sonrasında 6 hafta süre ile düşük molekül ağırlıklı heparin kullanımı önerilmektedir.

    Antifosfolipid sendromlu vakalarda daha önce tekrarlayan gebelik kaybı veya kötü obstetrik öyküsü (gebeliğin ileri haftalarında anne karnında bebek ölümü ya da ölü doğum) olanlarda aspirin ve düşük molekül ağırlıklı heparinin gebelik boyunca beraber verilmesi önerilir. Gebelik kaybı olmasa bile antikor tespit edilen hastalarda yalnız başına aspirin veya düşük molekül ağırlıklı heparin verilmesi önerilmektedir.

SAYFA BAŞINA DÖN