Sık Sorulan Sorular
Sık Sorulan Sorular

Sık Sorulan Sorular

Anasayfa / Sık Sorulan Sorular
  • İnfertilite (Kısırlık) Nedir?
    İnfertilite, kadın veya erkek üreme sisteminde çocuk sahibi olmayı engelleyen yapısal, hormonal, fonksiyonel veya genetik bir bozukluğun sonucunda ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Çiftlerin tıbbi öyküsü, yaşı ve fizik muayene bulguları erken değerlendirme ve tıbbi tedavi gerektirmediği sürece infertilite değerlendirilmesi için 12 ay beklenmelidir. Sağlıklı bir çiftin bir yıl içinde gebe kalma şansı % 85 dir. Bir çift bir yıl içinde gebelik elde edemezse her geçen ay şansları azalır. Kadın yaşı ilerledikçe bu şans daha da azalır.

    İnfertil çiftlerin üçte birinde kadına ait faktörler üçte birinde erkeğe ait faktörler üçte birinde ise hem kadına ait hem erkeğe ait faktörler bir arada bulunur veya neden açıklanamaz.

    Nedeni izah edilemeyen infertilite nedir?
    İnfertil çiftlerin yaklaşık % 10’unda yapılan testler ve değerlendirme sonrası infertiliteye neden olabilecek bir neden bulunamamaktadır. Bu duruma açıklanamayan infertilite denir. Açıklanamayan infertilitesi olan çiftlerin problemi daha çok yumurta kalitesi, vücut içinde döllenme problemi, genetik problemler veya tespiti ve tedavisi zor olan sperm fonksiyonlarıyla ilgili durumlardır. Açıklanamayan infertilitede ilaç tedavisi veya aşılamanın başarısı, sınırlıdır. Bu tedavilerle 3-6 ay içinde gebelik olmazsa çift İVF’e yönlendirilmelidir. 

    Fertilite (doğurganlık) nedir?, ne zaman infertilite meydana gelir?

    Gebeliğin oluşması birçok faktörün bir arada olmasını gerektiren karmaşık bir süreçtir. Bunlar;
    • Sağlıklı bir yumurta ve sağlıklı bir sperm,
    • Spermin yumurtaya ulaşması için kapalı olmayan sağlıklı tüpler,
    • Spermin yumurtayı dölleyebilme özelliğinin olması,
    • Embriyo (spermin döllenmiş yumurtanın) kalitesinin iyi olması,
    • Embriyo rahim duvarına tutunması için sağlıklı bir rahim ve normal hormon düzeyleri.
    Bu faktörlerden birinde bozulma varsa gebelik oluşmamakta ve infertilite sorunu oluşmaktadır,
    Normal üreme sistemine sahip 29-33 yaşları arasındaki bir çift, herhangi bir ayda yalnızca % 20-25 oranında hamile kalma şansına sahiptir. Çiftlerin % 60’ı 6 ay içinde, %85’i bir yıl içinde herhangi bir tıbbi yardım almadan gebelik elde etmektedir.

                                                    
  • Çiftler Hangi Durumlarda Infertilite Merkezine Başvurmalıdır?

    İnfertilite tanısı alan veya infertilite açısından risk grubunda olan tüm çiftler en kısa zamanda bir infertilite merkezine başvurmalıdır.

    • Kadın yaşı 35 yaşın altında ise 12 ay düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edilemezse,
    • Kadın yaşı 35 yaşın üstünde ise 6 ay düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edilemezse,
    • Kadın yaşı 40 yaşın üstünde ise hiç beklemeden,
    • Ek olarak kadında veya erkekte infertiliteye neden olabilecek bilinen bir problemin varlığında hiç beklemeden infertilite açısında değerlendirilme yapılmalıdır. Bunlar;
           • Adet döngüsünün düzenli olmaması (21 günden kısa 35 günden uzun olması) veya adet görememek,
           • Uterus, tüpler, veya karın iç zarı dediğimiz peritonla ilgili bilinen bir hastalığın bulunması,
           • Evre 3 veya evre 4 endometriozis olarak sınıflandırılan  yumurtalıklarda tek veya çift taraflı çikolata kisti olması veya pelvik bölgede endometrıozise bağlı  ciddi yapışıklık olması,
           • Erkek kısırlığına ait bilinen veya şüphelenilen bir hastalığın olması.

    İnfertilite merkezine nasıl müracaat edilir?
    Başvuruda çiftler için akıldan çıkarılmaması gereken en önemli konu, sorunun tek tek kişilerin değil çiftin birlikte sorunu olduğunun bilinmesi ve her adımda birlikte hareket edilmesi gerekliliğidir. Böylece araştırma için gereksiz vakit kayıplarının önüne geçilebileceği gibi, psikolojik olarak çiftin birbirlerine destek olmaları ve tedavinin ağırlığının paylaşılması, sonuçlarının başarıya ulaşma şansınıda arttıracaktır.

    İnfertilite ve tedavileri konusunda uzman olan merkezimize, hafta içi her gün 08.30 – 18.30 saatleri arasında (0212) 314 66 66 / 3131 – 3131 - 3132 numaralı telefonlardan ulaşabilir, konuyla ilgili dokümanlara erişebilir ve randevu alabilirsiniz.

     

  • Kadın Yaşı Infertil Çiftlerde Neden Çok Önemlidir? Kadın yaşı ilerledikçe aşağıdaki nedenlere bağlı olarak doğurganlık oranı azalır.
    Yaşın ilerlemesiyle yumurta sayısı ve kalitesi azalır. İleri yaşlarda yumurtada oluşan kromozomal bozuklukların infertiliteye neden olduğunu belirten çok sayıda kanıta dayalı çalışma mevcuttur. Yumurtalıkları uyarmak için verilen tedaviler sonrasında ileri yaşlarda çok sayıda kromozomal olarak normal olmayan yumurtalar oluşmakta ve buna bağlı olarak düşük oranlarında artış ve canlı doğumlarda kromozomal anomali oranı artmaktadır. 30 yaşından önce bu oran 1/500 iken 30 yaşında 1/270, 35 yaşında 1/80, 40 yaşında 1/60, 45 yaşında 1/20 seviyelerine kadar artmaktadır.
    İleri yaşın yumurta kalitesi ve sayısı üzerine olumsuz etkisi yanında, rahmin doğurganlık kapasitesini azalttığına dair de bazı kanıtlar vardır. Yapılan çalışmalarda , ileri yaşlarda embriyolar kromozomal olarak normal olsa bile spontan düşüklerde artış olduğu, yapılan diagnostik histeroskopilerde ileri yaşlarda rahim içi polip, myom gibi embriyonun tutunmasını engelleyen patolojilerin daha sık görüldüğü, normal görünüme sahip uteruslara yapılan biyopsi sonuçlarında yaşın ilerlemesiyle  dolaşım bozukluklarına bağlı patolojilerin arttığı ve  bu değişiklerin doğurganlığı olumsuz yönde etkilediği ve gebelikte erken doğum, plasentanın erken ayrılması gibi problemlere yol açtığı tespit edilmiştir.
  • Infertil Çiftler Doktora İlk Başvurularında Nasıl Değerlendirilir? •İnfertiliteye neden olabilecek potansiyel nedenleri sorgulayan detaylı tıbbi öykü alınır.
    Jinekolojik muayene ve  detaylı bir fizik muayene yapılır.
    •Yumurtalık rezervine ve fonksiyonlarına yönelik testler istenir.
    •Üreme organlarının net değerlendirilmesi için transvaginal ultrasonografi yapılır, gerekli görülürse histerosalpingografi veya  daha ileri görüntüleme yöntemleri de istenebilir.
    •Erkekten de infertiliteye neden olabilecek potansiyel nedenlere yönelik tıbbi öykü alınarak semen analizi istenir. Semen analizi sonuçlarına veya tıbbi öyküye göre gerekirse androloji uzmanına yönlendirilir.

    Tıbbi öyküde aşağıdaki konular hakkında detaylı bilgi alınır;
    Adet siklusları ile ilgili detaylı bilgi alınır. Adet süresi,  sıklığı ve adetlerin  ağrılı olup olmadığı,
    Daha önce kullandığı doğum kontrol yöntemleri ve süresi, 
    Cinsel fonksiyon bozukluğu olup olmadığı,
    •Özellikle üreme organlarını ve karın içi organlarını ilgilendiren geçirilmiş operasyonlar ile ilgili detaylı öykü
    •Jinekolojik hastalıklar,özellikle cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü,
    Üreme fonksiyonları için önemli , meme ,thyroid  gibi endokrinolojik organlara ait detaylı sorgulama 
    •Ailede genetik geçişli hastalık olup olmadığı, erken menopoz öyküsü, doğumsal anomali öyküsü, ailevi infertilite öyküsü,
    Doğurganlığı etkileyecek sigara, alkol, keyif verici madde kullanım gibi zararlı alışkanlıklar  açısından detaylı bilgi alınır.
     
    Detaylı bir fizik muayene yapılır;
    Ağırlık ve boy ölçülerek vücut kitle indeksi hesaplanır (kg/m2),
    Tiroid muayenesi yapılır
    Meme muayenesi yapılır.
    Pelvik organlar ve karın içi organlarda kitle olup olmadığı kontrol edilir.
    Rahmin boyutu pozisyonu ve muayenede hassasiyet olup olmadığı kontrol edilir.
  • İnfertil Çiftin Değerlendirilmesinde İstenen Testler Nelerdir? Kadından istenen testler:
    • Hormonal değerlendirme (AMH, FSH, Estradiol, TSH, Free t4, Prolaktin)
    • Genel rutin tarama testleri (Tam kan sayımı , Kan grubu)
    • Enfeksiyon hastalıkları açısından değerlendirme (HbsAg, Anti-Hbs Anti-HCV, Anti HIV)
    • Jinekolojik muayene esnasında enfeksiyon bulguları varsa servikal kültür
    • HSG (Histerosalpingografi)
    Erken yaşlarda over rezervinin azalması, tekrarlayan gebelik kaybı öyküsü, tekrarlayan implantasyon başarısızlığı öyküsü olanlarda gerekli görülürse kromozom analizi testi.

    Erkekten istenen testler :
    • Semen analizi
    • Enfeksiyon hastalıkları açısından değerlendirme (HBs Ag, Anti-HCV, Anti HIV)
    • Şiddetli erkek infertilitesi olanlarda kromozom analizi
    • Azoospermi vakalarında Y kromozom mikrodelesyon testi
  • Yumurtalık Rezerv Testleri Nelerdir? Anti Müllerien Hormon (AMH): Yumurtalıklarda bulunan 2-6 mm arasındaki folliküllerden salgılanır. Testi yapmak için önerilen herhangi bir gün yoktur. Adet döngüsünün herhangi bir gününde alınan kandan bakılan bir testtir. 1 ng/ml nin altındaki değerler yumurtalık rezervinin azaldığını göstermektedir.

    Antral follikül sayısı: Adetin erken dönemlerinde yapılan transvajinal ultrasonografi ile yumurtalıklarda bulunan 2 ile 10 mm arasındaki folliküllerin sayısıdır. Her iki yumurtalıkta bulunan toplam antral follikül sayısının 5-7 arasında veya daha azalmış olması azalmış over rezervini gösterir.

    FSH (folliküler stimülan hormon) : Adet döngüsünün 2. veya 3. gününde ölçülen FSH düzeyi, yumurtalık rezervinin bir ölçüsü olarak yaygın olarak kullanılmaktadır. Yüksek değerler (> 12 IU / L) yumurtalık rezervinin azaldığını gösterir.

    Bununla birlikte, testlerden herhangi biriyle elde edilen azalmış rezerv sonuçları, gebe kalmanın imkansız olduğu anlamına gelmez.
  • İnfertilite Değerlendirilmesinde Kullanılan Görüntüleme Yöntemleri Nelerdir? HSG (histerosalpingografi, rahim filmi), çiftin yapılan değerlendirilmesi sonucu, kadının tüplerinde veya rahim iç boşluğunda bir problem düşüldüğünde istenen bir tetkiktir. Rahim içine verilen bir sıvının tüplerden geçişi sırasında çekilen bir tür röntgen filmidir. Rahim filminde verilen sıvı yağlı veya su bazlı olabilmektedir. Rahim filmi ile tüplerin geçirgenliğinde, yapısında problem olup olmadığı anlaşılabildiği gibi rahim iç duvarından  kaynaklanan  problemler de tespit edilebilmektedir. Genellikle adet bittikten sonraki ilk 3–4 gün film çekimi için en uygun günlerdir.

          
    SIS (salin infüzyon sonografi), rahim içine sıvı verilerek ultrason eşliğinde rahim iç duvarının daha iyi görüntülenmesini sağlayan bir tekniktir. Daha önce yapılan muayene sırasında ultrasonografik olarak, rahim iç duvarı dediğimiz endometriyumla ilgili şüpheli bir görünüm, polip ya da myom görüntüsü saptanmışsa SİS uygulanabilir. İnce bir kateter yardımıyla verilen sıvının etkisi ile rahim iç duvarı kaynaklı myom, polip ve yapışıklıklar hakkında bilgi edinilebilmektedir. Bu işlem anestezi gerektirmemekte ve ciddi bir ağrı oluşturmamaktadır. Genellikle adet bittikten sonraki bir hafta içinde yapılması önerilmektedir.


  • İnfertil Kadınlarda Endoskopik Cerrahi Kime, Ne zaman Önerilir? H/S (histeroskopi), rahim içinin optik bir cihaz  yardımıyla gözle görülerek incelenmesini sağlayan bir işlemdir. Anestezi eşliğinde yapılması önerilir. Büyük bir polip veya myom varlığında  ameliyathane şartları gerekebilir. Rahim içinde bir problem olduğu düşünülüyorsa hem tanı hem tedavi amaçlı histeroskopi yapmakta fayda vardır. Özellikle rahim içi yapışıklıklarının, poliplerin veya rahim içi kaynaklı myomların teşhis ve de aynı anda tedavisinde tek yöntem histeroskopidir. Genellikle işlemden 2-4 saat sonra hasta klinikten ayrılıp evine dönebilmektedir. Bu işlem için de en uygun zaman adet bittikten sonraki bir haftalık dönemdir.
    (detaylı bilgi için tıklayınız)

    Laparoskopi

    Laparoskopi, göbekten bir iğne ile girilerek karın içinin gözlenebildiği endoskopik bir ameliyattır. Tüplerle ilgili sıkıntısı olan hastalarımızda tüplerdeki hasarı ve problemi ortaya koymada ve eğer sorun varsa aynı seansta tedavi etmede yardımcı bir yöntemdir. Özellikle rahim filmi ile tüplerinde problem olduğundan şüphelenilen çiftlerde veya ultrason ya da histerosalpingografi ile büyük hidrosalpenks tespit edilen hastalarda bu yapıların çıkarılması için laparoskopi önerilmektedir. Bunun dışında çok büyük ve ağrıya neden olan endometriomaların (çikolata kisti), rahim duvarındaki myomların çıkarılması için de uygulanabilir. Genellikle yine adet bitimini takiben bir hafta içinde ve anestezi altında yapılır. Hastanede 4-6 saat kalındıktan sonra eve gidilebilir. Tüplerle ilgili ciddi problemler varsa, örneğin büyük bir hidrosalpenks çıkarılmış veya karın içi çok yapışık olarak tespit edilmiş ise, bu gibi durumlarda bir gece hastanede yatış ve gözetim önerilmektedir. Yapılan değerlendirmeler neticesinde de infertilite yapabilecek hiçbir problem gözlenmemiş çiftlerde de laparoskopi yapılarak tüplerin durumu kesin olarak ortaya konabilir.
    (detaylı bilgi için tıklayınız)
  • Obezite Doğurganlığı Etkiler mi? Obezite, insülin direnci ile yakından ilişkili artmış vücut yağ kitlesiyle karakterize bir hastalıktır ve dünyada son 20 yılda dramatik olarak artmıştır. Dünya sağlık örgütü vücut kitle indeksine göre normal kilo ve obeziteyi aşağıdaki gibi sınıflandırmıştır. Vücut kitle indeksi (body mass index, BMI) ağırlığın boya metrekare cinsinden oranıdır ve kg/m2 olarak hesaplanır.

       BMI (kg/m2)
    Normalin altı 18.5 altı
    Normal 18.5 - 24.9
    Kilolu  25.0 - 29.9
    Obezite grade 1  30.0 - 34.9
    Obezite grade 2  35.0 - 39.9
    Obezite grade 3  40'ın üstü




    Obezitenin doğurganlık üzerine olumsuz etkisini kanıtlayan birçok çalışma vardır. Bu çalışmalara göre;
    -Kadınlarda aşırı kilo ve karın çevresinde yağlanmanın adet düzensizliklerine sebep olduğu,
    -Vücut kitle indeksi, 30 kg/m2 üzerinde olan adölesanların ileride çocuk sahibi olma şanslarının normal kilolu adölesanlara göre daha düşük olduğu ,
    -Yumurta kalitesini olumsuz yönde etkilediği , döllenme oranlarını azalttığı ve rahim iç tabakası olan endometrium üzerinde olumsuz etki yaptığı,
    -Gebelikte anne ve bebek hayatını tehlikeye sokabilecek ciddi riskler oluşturduğu, düşük oranlarında artışa neden olduğu ve gebelikte, hipertansiyon, gebelik diabeti,iri bebek, erken doğum, zor doğum gibi problemlere yol açtığı gösterilmiştir. 

    Obez erkekler de üreme fonksiyonları açısından risk altındadır. Yapılan çalışmalarda obez erkeklerin yağ dokusundaki artışa bağlı hormon bozukluğu, erektil fonksiyonlarında bozulma, skrotal ısıda artışa bağlı sperm parametrelerinde bozulma, yine bu erkeklerde sperm sayı ve kalitesinde bozulmaya bağlı infertilite tedavilerine gereksinimin arttığı gösterilmiştir.

    Egzersiz, diyet gibi yaşam tarzı değişiklikleri, obezite tedavisinde ilk basamaktır. Yaşam tarzı değişikliği ile sonuç alınamazsa  endokrinoloji uzmanı, diyetisyen ve kardiyoloji uzmanının  dahil olduğu multidisipliner bir çalışmayla  medikal tedavi verilebilir. Bariatrik cerrahi, yaşam tarzı değişikliği ve tıbbı tedaviye rağmen kilo veremeyen kişilerde uygulanabilecek alternatif bir tedavidir. Bariatrik cerrahi uygulanmışsa gebelik operasyondan en az bir yıl sonraya ertelenmelidir.


  • Sigara İnfertiliteye Neden Olur mu? Yapılan tüm çalışmalar sigara içmenin infertiliteyle ilişkisini güçlü bir şekilde kanıtlamıştır. Bu çalışmalara göre sigara içmenin;
    -Hem normal yoldan elde edilen gebeliklerde hem de IVF  gebeliklerinde dolaşım sistemi üzerine olumsuz etki yaparak düşük oranını arttırdığı ve içeriğindeki nikotin, karbon monoksit, siyanid gibi bazı toksik maddelerin  fetal büyüme kısıtlılığına ve fetal ölüme yol açtığı,
    -Doğurganlık fonksiyonlarının kaybını hızlandırdığı ve ortalama menopoza girme zamanını 1-4 yıl hızlandırdığı,
    -IVF tedavi sonuçlarını olumsuz yönde etkilediği , sigara içenlerde içmeyenlere göre gebelik elde etmek için yaklaşık 2 kat daha fazla IVF uygulaması gerektiği,
    -Özellikle ileri yaşlarda yumurtalık rezervinin hızlı tükenmesine yol açtığı ve yumurta kalitesini bozduğu,
    -Gebelik süresince anne ve bebek hayatını tehlikeye sokabilecek,  plasentanıın erken ayrılması, erken doğum, gelişme geriliği, bebek ölümleri gibi ciddi komplikasyonlara yol açtığı gösterilmiştir.
  • Kadına Ait İnfertilite Nedenleri Nelerdir? Yumurtalıklara ait faktörler
    Anovulasyon, infertilite nedenlerinin % 5-25’ini oluşturur. Bir kadın 21 gün ile 35 gün arasında adet görüyorsa adetlerinin düzenli olduğu kabul edilir. Düzenli adet gören kadınlarda ayda bir kez yumurtlama meydana gelir. Düzensiz adet gören kadınlarda yumurtlama olmayabilir. Bir kadında yumurtlamanın olup olmadığı ultrasonografi (USG) ile yumurtlama takibi yapılarak veya serumda progesteron hormon düzeyine (adetin 19. 21. ve 23. günlerinde) bakılarak tespit edilebilmektedir. Tekrarlayan progesteron ölçümlerinin 3 ng/ml nin altında olması yumurtlamanın olmadığını gösterir.

    Anovulasyon nedenleri
    1-Polikistik over sendromu: Hormonal bozukluğa bağlı olarak, adet düzensizliği ,tüylenme, akne ve yumurtlamanın bozulması  ile karakterize doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrinolojik problemdir.
    2-Hipotalomohipofizer bozukluk: Yumurtalık fonksiyonlarının olması için hipotalamus ve hipofizden bazı hormonların düzenli salgılanması gerekir bu hormonların eksik veya fazla salgılanması adet görmeme  veya  yumutlamanın olmamasına  neden olur.
    3-Erken Ovaryan Yetmezlik: Erken menopoz olarak ta bilinir. 40 yaşından önce yumurtalıklardaki yumurtaların tükenmesi ve buna bağlı olarak FSH yükselmesi ve adet görememeyle karakterizedir.

    Tüplere (tubalara) ait faktörler
    İnfertilite nedenlerinin %35’ini tüplere ait bozukluklar oluşturmaktadır. Yumurta ve sperm tubalarda buluşur ve burada döllenme olur. Aşağıdaki durumlarda tüplere ait infertilite olma ihtimali düşünülmelidir:
    • Geçirilmiş pelvik (alt karın) veya abdominal operasyon öyküsü,
    • Cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü (gonore ,klamidya vs),
    • Perfore apandisit öyküsü,
    • Tekrarlayan alt karın bölgesinde ağrı,
    • Rahim içi doku olan endometriumun diğer pelvik organlarda bulunması olarak tarif edilen endometriozis şüphesi

    Uterusa (rahime) ait faktörler
    Uterin kavite içinde   yer kaplayan 1 cm den büyük endometrial  polip ,
    Uterin kavite içinde myom bulunması veya rahim duvarında bulunan myomun rahim iç tabakasına bası yapması.
     Uterin kavite içinde yapışıklık olması 
    •Uterin kavitenin doğuştan gelen şekil bozuklukları veya kavite içerisinde geçirilmiş operasyonlara  bağlı oluşan deformiteler.

  • İnfertil Çiftlerde Tedavi Yöntemleri Nelerdir? Çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerde detaylı bir inceleme ile problemin nereden kaynaklandığı aydınlatılmalı, tedavi gerekliliği belirlenmeli ve çiftin en uygun şekilde gebelik elde etmesini sağlayacak olan tedavi yöntemi belirlenerek çifte sunulmalıdır. Tedavi yöntemleri; yumurtlama uyarımı, aşılama ve tüp bebek tedavisidir. Uygun şartlara sahip olan çiftlerde, ilaçlarla yumurta gelişiminin sağlanmasını takiben spermin belirli işlemlerden geçirilerek rahmin içerisine verilmesi anlamına gelen "intrauterin inseminasyon" (aşılama) tedavisi ile gebelik elde edilebilir. Bu yöntemle başarı şansı %5-15 arasında değişir. Ancak infertilite süresi uzamış, birkaç kez yumurta takibi ve aşılama tedavisi ile gebelik elde edilemeyen hastalarda bundan sonraki tedavi invitro fertilizasyon (tüp bebek) olmalıdır. 

    (detaylı bilgi için tıklayınız )
  • IVF (In Vitro Fertilizasyon ) Nedir? Nasıl Yapılır? IVF, yumurta ve spermin vücut dışında laboratuvar ortamında döllenmesi, sperm ile döllenmiş yumurtadan oluşan embriyonun laboratuvar ortamında gelişiminin sağlanarak daha sonra rahmin içine transfer edilmesi işlemidir.

    IVF kimlere yapılır?

    -Kadına ait yumurtlama kusurları,
    -Tüplerde problem saptanan olgularda,
    -Şiddetli endometriozis olgularında,
    -Kadında yaş faktörü ya da yumurta rezervinin belirgin azaldığı durumlarda,
    -Erkeğe ait sperm sayısında belirgin azalma, hareket azlığı, ciddi şekil bozukluğu ya da meni de hiç sperm bulunmaması gibi durumlarda,
    -Yapılan incelemelerde infertilite (kısırlık) nedeninin ortaya konulamadığı ve diğer tedavilerle gebe kalamayan ve infertilite süresi 3 yılı aşmış sebebi izah edilemeyen infertilite durumunda da IVF yöntemine başvurulmaktadır,
    -İnfertilite problemi olmadığı halde genetik geçişli hastalıkların henüz gebelik oluşmadan, embriyo döneminde tanımlanabilmesi ve sadece seçilmiş sağlıklı embriyoların transfer edilebilmesi amacıyla da embriyolarda genetik tanı (PGT) yönteminden faydalanılması için IVF yapılır

    IVF nasıl yapılır?

    Aşağıdaki basamaklardan oluşur.
    -Yumurtalıkların uyarılması (ovaryan stimülasyon)
    -Yumurta toplama işlemi (OPU)
    -Laboratuvar ortamında döllenme (fertilizasyon)
    -Embriyo kültürü, gerekirse embriyo dondurma
    -Embriyo transferi

  • Yumurtalıkların Uyarılması (Ovulasyon İndüksiyonu) Nedir? Normalde kadınlarda ayda bir yumurta büyür, olgunlaşır ve çatlar. IVF işlemlerinde tek yumurta alınırsa yumurta döllenmeyebilir veya döllendikten sonra sağlıklı bir embriyo gelişmeyebilir. Bu nedenle IVF ‘de yumurtalık uyarıcı ilaçlar kullanılarak çok sayıda yumurta elde edilmeye çalışılır. Adetin 2. günü yapılan vaginal ultrasonografi ve kandan bakılan hormon sonuçlarına göre tedaviye başlanır. Tedaviye başlarken ilaç dozları kişinin vücut kitle indeksine (kg/m2), yumurtalık rezervine daha önce IVF yapılmışsa önceki tedavilerde kullanılan ilaç dozlarına ve toplanan yumurta sayılarına göre belirlenir. Merkezimizde ilaç dozları ve tedavi protokolleri her hasta için özel olarak belirlenir ve bireyselleştirilmiş tedavi protokolleri uygulanır.

    Yumurtalıkların uyarılması işlemi kişisel farklılıklar göstermekle beraber yaklaşık 10-12 gün sürmektedir bu süre içerisinde 2- 3 günlük aralıklarla vajinal ultrasonografi yapılarak yumurtalıklardaki folliküllerin gelişimi izlenir ayrıca ilaçlara yanıtı ölçmek için kanda hormon düzeylerine bakılır. Yumurtalıklardaki folliküller belli bir boyuta ulaşınca yumurtaların olgunlaşmasını sağlayan rhCG (ovitrelle) veya GnRH analoğu (lucrin daily, gonapeptyl) yapılır. Bu iğnenin mutlaka doğru zamanda ve doğru şekilde yapılması çok önemlidir. Doğru zamanda ve doğru şekilde yapılmadığı takdirde yumurta yeterli olgunluğa erişemez ve işlem başarısızlıkla sonuçlanabilir. Yapılan bu son iğneden yaklaşık 36 saat sonra yumurta toplama işlemine geçilir.
  • Ivf Tedavisinde Kullanılan İlaçlar Nelerdir? Yumurtlama beyin tabanında bulunan hipofiz bezinin kontrolünde gerçekleşen karmaşık bir süreçtir. Yumurtalıklardaki folliküllerden birinin büyümesi için hipofizden FSH (follikül stimülan hormon) salgılanır. Yumurtalıktaki follikül belli bir boyuta gelince yumurtanın olgunlaşmasını sağlamak ve follikülün çatlaması için hipofizden LH (luteinizan hormon) salgılanır. İVF işlemlerinde kullanılan ilaçlar FSH ve LH hormonu içeren ve salgılanmasını artıran ilaçlardır.

    Yumurtalıklardaki follikülleri uyarmak için kullanılan ilaçlar

    Follikül Stimülan Hormon
    (Gonal F ,Puregon): FSH içerir. Rekombinant DNA teknolojisi ile üretilir. Cilt altına enjekte edilerek kullanılır.

    Luteinizan Hormon (Luveris) : LH içerir. Rekombinant DNA teknolojisi ile üretilir. FSH içeren ilaçlar ile follikül büyümesinin yetersiz olduğu özellikle ileri yaş vakalarında FSH ile birlikte kullanılabilir. Cilt altına enjekte edilerek kullanılır.

    Human Menopozal Gonadotropin
    (Menogon ,Merional): Menopozdaki kadınların idrarından elde edilir, doğal FSH ve LH içerir. Cilt altına veya kas içine enjekte edilerek kulanılır.

    High Purifiye Human Menopozal Gonadotropin (Menotropin): Menopozdaki kadınların idrarından elde edilir. HMG den farkı yüksek derecede saflaştırılmış olmasıdır. FSH ve LH içerir. Cilt altına enjekte edilerek kullanılır.

    Klomifen Sitrat (Klomen): Hipotalamustaki östrojen reseptörlerine bağlanıp gonadotropinlerin salgılanmasını uyararak follikül gelişimini sağlar. Ağızdan kullanılan bir ilaçtır daha çok IUI (intrauterin inseminasyon) dediğimiz aşılama tedavisi esnasında kullanılmakla birlikte IVF tedavisi esnasında da gonadotropinlerle beraber kullanılmaktadır.

    Letrozole (Femara): Vücutta sentezlenen östrojen hormonunu azaltarak FSH salgısını arttırır. Özellikle tedavi esnasında östrojen hormon seviyesinin yükselmesinin riskli olduğu vakalarda kullanılmaktadır.

    Yumurtalıkları olgunlaştırmak için kullanılan ilaçlar

    Human Chorionik Gonadotropin
    (Ovitrelle, Chorıomon): Kimyasal yapısı ve fonksiyonu LH’ a benzer. Yumurtalıklardaki folliküller istenilen boyuta ulaştığında yumurtaların olgunlaşmasını sağlamak için yapılır. Tek doz şeklinde cilt altına uygulanır.

    Gonadotropin Releasing Hormon (GnRH ) Analoğu (Lucrin daıly): GnRH hipofizden FSH ve LH salgılanmasını uyaran bir hormondur. Kullanılmaya başlandığında ilk önce flare up etki ile  FSH ve LH hormonu salgılanmasını arttırır . Özellikle yumurtalıkların aşırı uyarılması sendromu riski olan vakalarda tek doz verilerek  flare-up etkisinden faydalanılarak yumurta olgunlaştırmak  amacıyla kullanılır. Yarılanma ömrü rhCG ye göre daha kısa olduğu için yumurta toplama işleminden sonra yumurtalıklarda kalan folliküllerin büyümesini engelleyerek OHSS riskini ortadan kaldırır.

    Baskılayıcı ilaçlar

    GnRH Antagonisti
    (Cetrotıde, Orgalutran):Hipofizden FSH ve LH salgılanmasını baskılayarak yumurtalıklardaki folliküllerin zamansız çatlamasını engellemek için kullanılır. Kısa protokol uygulanan vakalarda kullanılır.

    GnRH Analoğu (lucrin daily):Kullanılmaya başlanan ilk günlerde FSH ve LH salgılanmasını uyarırken devam eden günlerde bu hormonların salgılanmasını baskılayarak yumurtalıklardaki folliküllerin zamansız çatlamasını engeller. Uzun protokol uygulanan vakalarda kullanılır.

    Diğer ilaçlar

    Folik asit: 
    Folik asit eksikliğinde nöral tüp defekti dediğimiz önemli bir hastalık oluşabilmektedir. Bu nedenle tedavinin hazırlık döneminde folik asit eksikliği olmaması için kullanılır.

    Antibiyotik (Zitrotek tb):Rahim ağzında veya menide bulunabilecek bazı bakteriler  tüp bebek tedavisinde başarı şansını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle hazırlık döneminde hem kadın hem de erkeğe antibiyotik kullanımı önerilir.

    Metformin:insülin direnci olan polikistik over sendromu vakalarında ve obezite problemi oln vakalarda artan insülin düzeyleri yumurta kalitesini bozarak İVF tedavisini olumsuz etkileyebileceği için metformin önerilir.

    Prednol:
    Transfer öncesi bağışıklık sistemini baskılamak için sadece 4 gün kullanılmaktadır.

    Progesteron:Embriyonun rahim iç tabakasına tutunması ve devam etmesi için progesteron hormonuna ihtiyaç vardır. Jel, iğne veya ağızdan kullanılan formları mevcuttur.



  • IVF Tedavisinde Kullanılan Tedavi Protokolleri Nelerdir?

    IVF uygulamalarında protokol seçimi hastaya göre değişmektedir. IVF uygulamalarında birinci basamak kadından yeterli sayıda ve kalitede yumurta elde etmektir. Bunun için kadının yaşı, yumurtalık rezervi,  hormon değerleri ve kilosuna uygun olarak seçilen bir protokol ile yumurta büyütme, “ovulasyon indüksiyonu” veya diğer bir adı ile “kontrollü ovaryan hiperstimulasyon - KOS” tedavisi uygulanır. Ovulasyon indüksiyonu tedavisi, çiftin infertilite nedenine, tetkik ve muayene sonuçlarına bağlı olarak her hasta için özel olarak belirlenir. Bu seçimde, tüp bebek merkezinin deneyimi ve başarısı önemli bir kriterdir. Olguların özelliklerine göre farklı şekillerde uygulanabilen KOS tedavilerinde öncelikle gonadotropin adı verilen yumurtalıkları uyarıcı ilaçların yardımı ile yumurtalar belli bir olgunlaşma aşamasına getirilir. Bu süreçte istenmeyen bir zamanda yumurtaların çatlamasını engellemek için agonist veya antagonist adı verilen ilaçlar kulanılır.

    Agonist protokolün avantajı tedavi zamanının istenilen şekilde programlanabilmesidir. Dezavantajı ise, beynin kendi ürettiği hormonların baskılanması nedeni ile folikül gelişimini sağlamak için gerekli olan ilaç dozunun artmasıdır. Ayrıca bu hastalarda baskılayıcı iğnelerin alevlendirici etkisi sonucu basit folikül kistler oluşabilir.

    Antagonist denilen ilaçlar baskılayıcı etkiyi daha kısa sürede sağladıklarından bu ilaçların kullanıldığı tedavi şemalarına kısa protokol denir. Kısa protokol daha hasta dostu bir tedavi şeklidir. Yumurta rezervinden bağımsız olarak her hasta grubunda uygulanabilir. Ancak özellikle, yumurta cevabı zayıf, kötü yanıtlı hastalarda ve yumurtalıklarında çok sayıda yumurtası olan yüksek cevaplı hastalarda tercih edilebilir. Özellikle “overyan hiperstimulasyon sendromu” riski olan hastalarda bu riski azalttığı çalışmalarla gösterilmiştir. Ayrıca zaman problemi olan hastalarda da tedavinin daha kısa zamanda tamamlanmasını sağlar.

    A- GnRH -antagonist protokol

    B- GnRH agonist protokoller

        Standart long protokol

        Oral kontraseptifl ile kombine long protokol

        Long stop protokol

        Co -flare up protokol

        Mikrodoz flare up protokol

        Ultralong protokol

    C- Minimal stimülasyon protokol



    Antagonist protokol

    Adetin 2. günü ultrasonografi ve hormon sonuçlarına göre yumurtalıklardaki folliküllerin büyümesini sağlamak için gonadotropin tedavisine başlanır. Adetin 5 veya 6. günü yapılan ultrasonografi sonucuna göre yumurtalıklarda bulunan folliküller belli bir boyuta ulaşınca yumurtaların erken çatlamasını engelleyen GnRH antagonisti (Cetrotide) tedaviye eklenir gonadotropin ve “cetrotide” iğnelerine yumurta boyutları yeterli seviyeye ulaşıncaya kadar devam edilir. Yumurtalar yeterli boyuta ulaştığı zaman yumurta olgunlaştırma (çatlatma) iğnesi yapılır (ovitrelle veya lucrin daily, gonapeptil ). Olgunlaştırma iğnesinden 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır.


    Long protokol
    Long protokolde tüp bebek tedavisine bir önceki adetin 21. günü (ovulasyondan 7 gün sonra) lucrin 10 IU ile başlanır. Lucrin daily iğnelerini kullanmaya başladıktan yaklaşık 10 gün sonra adet kanaması başlar. Adetin 2. günü yapılan ultrasonografi ve hormon sonuçlarına göre gonadotropinlere başlanır ve lucrin dozu yarıya indirilir. Yumurtalıklardaki folliküller yeterli sayı ve boyuta ulaştığı zaman gonadotropinler kesilir ve yumurta olgunlaştırma  iğnesi r-hCG (ovitrelle) yapılır. Olgunlaştırma iğnesinden 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır.


    Oral kontraseptif ile kombine long protokol:
    Long protokolden farklı olarak doğum kontrol hapına adetin 2. veya 3. günü başlanır ve bitinceye kadar (21 gün) kullanılır. Doğum kontrol hapının 16. gününde (doğum kontrol hapında 4-5 tane kalınca) lucrin 10 IU başlanır tedavinin geri kalan kısmı long protokol ile aynıdır.



    Long stop protokol

    Adetleri düzenli olan kişilerde adetin 21. günü düzenli olmayanlarda yumurtlama gününden 1 hafta sonra GnRH analoğu (lucrin daily 10 ünite) başlanır, yaklaşık 10 gün sonra adet kanaması başlar. Adetin 2. günü ultrasonografi ve hormon sonuçlarına göre yumurtalıklardaki folliküllerin büyümesini sağlamak için gonadotropin tedavisine başlanır ve lucrin iğneleri kesilir. Adetin 5 veya 6. günü yapılan ultrasonografi sonucuna göre yumurtalıklarda bulunan folliküller belli bir boyuta ulaşınca  yumurtaların erken çatlamasını engellemek için tedaviye GnRH antagonisti (Cetrotide) eklenir.  Gonadotropin ve “cetrotide” iğneleri yumurtalar yeterli sayı ve boyuta ulaşınca kesilir ve yumurta olgunlaştırma  iğnesi yapılır (ovitrelle veya lucrin daily, gonapeptyl). Olgunlaştırma iğnesinden 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır.





    Co flare-up protokol

    Adetin 2. günü yapılan hormon testleri ve ultrasonografi bulguları normal ise tedaviye lucrin daily iğnesinden 10 ünite ile başlanır. Adetin 3. günü tedaviye yumurtalıklardaki folliküllerin büyümesi için gonadotropin eklenir. Adetin 5. veya 6. günü yapılan ultrasonografi ve hormon testlerinin sonucuna göre lucrin dozu yarıya indirilir (5 Ünite). Lucrin 5 ünite ve gonadotropin iğnelerine yumurtalıklardaki folliküller yeterli sayı ve boyuta ulaşıncaya kadar devam edilir. Yumurtalıklardaki folliküller yeterli sayı ve boyuta ulaştığı zaman yumurta olgunlaştırma iğnesi yapılır (ovitrelle). Olgunlaştırma iğnesinden 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır.




    Mikrodoz flare-up protokol
    Mikrodoz protokolünde tedaviye başlamadan öceki ay adetin 2. veya 3. günü doğum kontrol hapı başlanır. Doğum kontrol hapı bittikten 2 gün sonra  yapılan hormon testleri ve ultrasonografi sonuçlarına  göre tedavinin ikinci aşamasına geçilerek günde 2 kez 40 mcg Lucrin Daily iğnesine başlanır. Lucrin Daily iğnesinden 2 gün sonra tedaviye gonadotropin eklenir. Lucrin Daily ve gonadotropin iğnelerine yumurtalıklardaki folliküller belli bir boyuta ve sayıya ulaşıncaya kadar devam edilir. Yumurtalıklardaki folliküller yeterli sayı ve boyuta ulaştığı zaman yumurta olgunlaştırma iğnesi (ovitrelle) yapılır. Olgunlaştırma iğnesinden 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır.


    Ultralong protokol.
    ileri evre endometriozis ve adenomyozis olgularında kontrollü over stimülasyonuna başlamadan 3 ay önce GnRH analoğu depo formundan yapılır. Amaç endometriozis veya adenomyozis odaklarını baskılamaktır.

    Minimal stimülasyon protokol
    Mild stimülasyon protokollerinde ise standart protokollere göre daha düşük doz ve daha kısa süreli gonadotropin kullanılır.  Yapılan çalışmalarda mild stimülasyonda  konvansiyonel protokole göre ovarian hiperstimülasyon sendrom riskinin  daha az,   siklus başına maliyetin  daha az olduğu gösterilmiş olmakla birlikte yine bu çalışmalarda  mild stimülasyonda konvansiyonel protokollere göre kümülatif gebelik oranlarının daha düşük olduğu gösterilmiştir.

    Random start protokol
    Klasik olarak IVF uygulamalarında yumurtalıkları uyarıcı ilaçlara  adetin 2. günü başlanmakta ve bu tedavi yaklaşık 12- 15 gün sürmektedir. Kemoterapi veya radyoterapi alması gereken ve ileride çocuk sahibi olmak isteyen olgular tedaviye başlamadan önce yumurtalarını veya embriyolarını dondurmayı düşünebilirler. Kemoterapiye başlama zamanını geciktirmemek için bu vakalarda adet olmalarını beklemeden siklusun herhangi bir döneminde yumurta uyarma işlemine başlanabilir bu protokole random start protokol denir. Özellikle östrojen reseptör pozitif olan meme kanseri vakalarında verilen gonadotropinlerin östrojen seviyesini yükseltmemesi için tedavi süresince letrozole verilerek östrojen düzeyi yükselmeden çok sayıda yumurta ve embriyo elde edilebilir. Yapılan çalışmalarda random start başlanan protokoller ile adetin 2. günü başlanan standart protokoller arasında yumurta kalitesi embriyo gelişimi ve döllenme oranları açısından bir fark bulunmadığı gösterilmiştir.
  • Yumurta Toplama İşlemi (Opu-Oocyte Pick Up) Nedir? Nasıl Yapılır? Yumurta toplama işlemi anestezi altında yapılır, genellikle kolay ve ciddi ağrıya neden olmayan bir işlemdir. Vajinal ultrasonografi probuna ilave edilmiş bir OPU iğnesi ile vajen duvarından geçilerek yumurtalıklar içinde bulunan folliküller aspire edilir ve steril bir tüp içerisinde embriyoloji laboratuvarına gönderilir. Embriyoloji laboratuvarında bir embriyolog tarafından mikroskop altında görülen yumurtalar steril tek kullanımlık bir pipet yardımıyla alınarak gelişimini devam ettirebileceği başka bir kültür sıvısına konulur. Bu işlem toplanacak yumurta sayısına göre değişmekle beraber yaklaşık 15- 20 dakika sürmektedir. İşlem günü hafif karın ağrısı ve hassasiyet olabilir. Toplanan yumurta sayısı fazla ise karında dolgunluk hissi ve ağrı birkaç gün sürebilir.

    Yumurta topluma işleminden sonra aşağıdaki belirtilerden herhangi birinin olması durumunda mutlaka doktorunuzla iletişime geçmeniz önerilr.
    -38 dereceden yüksek ateş,
    -Aşırı vaginal kanama (hafif veya lekeleme tarzında kanama normaldir),
    -Çok şiddetli ve devam eden ağrı,
    -Ani kilo artışı,
    -İşlemden 8-10 saat sonrasında artan ağrı ile birlikte, idrar miktarında azalma, idrarın koyulaşması veya idrar yapamama.
    -Bulantı, kusma, ishal, nefes almada zorluk, karında gerginlik
    ( detaylı bilgi için tıklayınız )


    (Yumurta toplama işleminin şematik görüntüsü)

  • IVF Uygulamalarında Döllenme Nasıl Gerçekleşir ? Yumurta toplama işleminden yaklaşık 2-3 saat sonra toplanan yumurtaların olgun olup olmadığı ve kalitesi mikroskop altında değerlendirilir . Aynı gün erkekten genellikle mastürbasyon yoluyla alınmış semen örneğinden özel yıkama ve hazırlama teknikleriyle elde edilen spermlerle döllenme işlemi geçekleştirilir. Ejakulattan sperm elde edilemeyen olgularda testislerden veya epididim dediğimiz üreme kanalarından cerrahi işlem ile sperm elde edilebilir ve ICSI (intrastoplazmik sperm enjeksiyonu) yapılır. ICSI ,mikroskobun ısıtılmış yüzeyinde, 200-400 kat büyütme altında, mikropipetler yardımıyla spermin yumurtanın içine enjekte edilmesi işlemidir. Bu işlem tüm olgun yumurtalara ayrı ayrı uygulanır, işlem bittikten sonra yumurtalar özel kültür ortamlarına alınarak 18-20 saat sonra döllenme kontrolü yapılır. Mikroenjeksiyon şiddetli erkek kısırlığı için geliştirilmiş bir yöntem olmasına rağmen günümüzde birçok merkez tarafından ve merkezimizde rutin uygulanmaktadır.

    (detaylı bilgi için tıklayınız)



  • IVF Uygulamalarında Embriyo Gelişiminin Takibi Nasıl Yapılır? IVF uygulamalarında en önemli basamaklardan biri laboratuvar şartlarında embriyo gelişiminin sağlanmasıdır. Döllenme sağlandıktan sonra, laboratuvar koşulları ve çalışan ekibin tecrübesi dahlinde embriyo gelişimi takip edilerek uygun olan günde transfer işlemi gerçekleştirilir.
    Ancak transfer günleri, merkezlerin stratejilerine, çiftin elde edlen yumurta sayısına, gelişmekte olan embriyo kalitesine göre değişim göstermektedir. Memorial Şişli Hastanesi Tüp Bebek Merkezi olarak 5. Gün blastosist evresi transfer stratejisini uygulamakla birlikte embriyo gelişimine göre 3.gün veya 4.gün transferleri de yapmaktayız. (Detaylı bilgi için tıklayınız )
  • Embriyo Transferi Nasıl Yapılır? Embriyo transferi IVF işleminin son basamağı olan önemli bir işlemdir. Ağrısız bir işlemdir anestezi gerektirmez. Merkezimizde embriyo transferi esnasında bir problemle karşılaşmamak için ilk muayenede mutlaka kateter provası yapılmakta ve böylece muhtemel zor transfer için önlem alınmaktadır. Geçirilmiş cerrahi veya elektrokoter uygulamalarına bağlı rahim ağzında daralma, doğumsal anomali veya myom basısı gibi nedenlerle transfer zor olabilir böyle durumlarda embriyo transferi öncesi problem saptanıp düzeltilerek transfer esnasında zorluk yaşanması engellenmiş olur.

    Embriyo transferi öncesi çiftlere transfer edilecek embriyonun kalitesi ve son durumu hakkında bilgilendirme yapılır. Transfer odasına girerken vaka kendisine verilen güvenlik sistemi ile ilgil kartı okutur. Vakanın kimlik bilgileri embriyolog ve doktor tarafında tekrar sorgulanır
    Transfer işlemi embriyonun rahim içine en uygun yere transfer edilmesi için dolu mesane (idrar torbası) ve abdominal ultrasonografi eşliğinde yapılır. Transferi yapacak doktor vakanın üstünü steril bir örtüyle kapattıktan sonra vajene spekulum yerleştirerek nazik bir şekilde rahim ağzında bulunan mukusu temizler.

    Embriyolog tarafından bir kateter içinde getirilen embriyo, transferi yapacak doktor tarafından fundus denilen rahmin üst kısmının yaklaşık 1cm aşağısına bırakılır ve kateter çıkarılır. Transfer sonrası çıkarılan kateter embriyolog tarafından mikroskop altında kontrol edilir. Bazen embriyo transfer kateterinde kalmış olabilir, bu durumda hemen yeni bir kateterle embriyo transferi tekrar yapılır. Transferden sonra yarım saatlik dinlenme yeterlidir. Daha uzun süreli yatak istirahatinin gebelik şansını arttırıcı etkisi olmadığı saptanmıştır.
    (detaylı bilgi için tıklayınız)
  • Transfer edilecek embriyo sayısı nasıl belirlenir?

     

    Transfer edilecek embriyo sayısı belirlenirken hem yüksek gebelik oranlarının elde edilmesi hedeflenmekte, hem de çoğul gebelik riskinin mümkün olabilecek en az düzeyde olması amaçlanmaktadır. Embriyo seçim kriterlerinin yetersizliği nedeniyle tüp bebek tedavisinin yapılmaya başlandığı ilk yıllarda çok sayıda embriyo transfer ediliyordu. Ancak zamanla yüksek teknolojik donanıma sahip merkezlerde, deneyimli ekiplerce seçilen protokol ve ilaçların en uygun dozlarda kullanımı, embriyoların doğal ortama yakın şartlardaki kültür ortamlarında geliştirilmeleri ve embriyoların seçim kriterlerinin daha iyi belirlenmesi ve özellikle blastosist dönemindeki embriyoların transferi rahime tutunma oranlarını arttırmıştır. Transfer edilecek embriyo sayısı kadın yaşı ve daha önce uygulanan başarısız tüp bebek denemeleri göz önüne alınarak, gelişen embriyoların kalitesi ve dönemine göre seçilmektedir. Merkezimizde transfer işlemi yapılmadan önce aileler ile görüşülerek bilgilendirme yapılmakta ve çoğul gebeliğin oluşturacağı riskler anlatılarak mümkün olduğunca iyi ve az sayıda embriyonun verilmesinin önemi vurgulanmaktadır.


     

     

  • Tek embriyo seçilerek transfer edilmesinin avantajları nelerdir?

    İnfertilite problemi yaşayan ve tüp bebek denemesi ile çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin çoğunluğu için en büyük beklenti kısa vadede, canlı doğum ile sonlanabilecek gebelik elde edebilmektir. Bu konuda çiftlerde oluşmuş yanlış bir genel kanı, transfer edilen embriyo sayısı arttırılırsa gebelik şansının da artacağı yönündedir. Ancak iyi prognozlu, genç ve çok sayıda yumurtası olan kadınlar için birden fazla embriyo transferi yapılması çoğul gebeliğe ve buna bağlı birçok komplikasyona yol açarak anne ve bebek sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir. 

    Sağlık Bakanlığı’nın 2010 yılında yayımladığı ÜYTE yönetmeliğine göre transfer edilebilecek embriyo sayısı 35 yaş altında ve 2 başarısız denemeye kadar 1 embriyo, 35 yaş üstü veya yaşa bakılmaksızın 2 den fazla başarısız tedavisi olan olgularda en fazla 2 embriyo transferi şeklinde sınırlandırılmıştır. Bu sınırlama ile ikiden fazla sayıda embriyo transferi yaparak gebelik şansını arttırmaya yönelik fakat anne ve bebek sağlığını göz ardı eden yanlış uygulamaların önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Diğer taraftan, özellikle tek embriyo transferi yapılacak vakalarda, transfer için en iyi embriyonun seçimi daha önemli hale gelmiş ve dolayısıyla en iyi embriyonun seçilmesi embriyoloji laboratuvarının en önemli misyonu olmuştur.


    Bir tüp bebek denemesinde gerçek başarı sadece gebelik elde edilmesi ile değil, canlı doğumla sonuçlanan tek gebelik elde edilmesi ile ölçülmektedir. Çoğul gebeliklerde, erken doğum riskinin tekil gebeliklere göre 4 kat artış gösterdiği saptanmıştır. Çoğul gebeliklerde erken gebelik kayıpları, erken doğum riskinde artış ve buna bağlı bebekler için yoğun bakım ihtiyacının ortaya çıkması, doğum sonrası bebeklerde zihinsel ve fiziksel sağlık problemlerinde ve doğumsal anomali risklerinde artış gibi problemler, tekil gebeliklere oranla anlamlı olarak
    yüksektir. Annede ise hipertansiyon, diabet, preeklampsi, kanama, anemi gibi ciddi sağlık sorunları tekil gebeliklere göre anlamlı bir şekilde daha sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Ayrıca erken doğum sonrasında bebekler için sıklıkla ihtiyaç duyulan yoğun bakım sürecindeki maliyetlerin yüksekliği çoğul gebeliklerin  hem anne ve bebeklerin sağlığı ve hem de finansal açıdan altından kalkılması çok zor bir süreci beraberinde getirmektedir.

    Bu bilgiler doğrultusunda, tüp bebek tedavisine başvuran hastaların çoğul gebeliğin riskleri konusunda bilinçlendirilebilmesi için önce klinisyen tarafından tüp bebek tedavisi sırasında detaylı olarak bilgilendirilmesi gereklidir. Ardından embriyoların kültüre edildiği süreçte embriyolog tarafından elektif tek embriyo transferinin avantajları hakkında bilgilendirilmesi son derece önemlidir. Çiftlerin başvurdukları merkezlerde, laboratuvar şartlarını, embriyo transfer stratejisini, özellikle kadın yaşı ve transfer edilen embriyo sayısına göre gruplandırılmış, taze ve dondurulmuş embriyo transferi başarı oranlarını titizlikle sorgulamaları büyük önem arz etmektedir. Hastaların bu konuda bilinçlenmesi, merkezlerinde yaklaşımlarını gözden geçirmeleri ve dünya standartlarına ulaşmaları konusunda itici bir etki sağlayacaktır. Çoğul gebelik riskinin en aza indirilebilmesi için tüp bebek merkezlerinin laboratuvar standartlarının üst seviyede olması gereklidir. Tutunma şansı en yüksek tek embriyoyu seçebilmek ancak donanımlı bir laboratuvar ekibi ve çok iyi teknik koşulların oluşturulduğu bir embriyoloji laboratuvarı gerektirmektedir. Yapılan çalışmalarda, genç ve yumurta sayısı yeterli vakalarda, başarılı bir embriyo dondurma protokolü kullanımıyla, tek embriyo transferi yapılan ardışık 2 tüp bebek denemesiyle, tek denemede 2 embriyo transferi ile elde edilen gebelik oranlarına hatta daha yüksek gebelik oranlarına ulaşılabilmektedir. Bu yaklaşımın en önemli faydası %40’lara varan çoğul gebelik ihtimalinin %1’e kadar azaltılmasıdır.

     
    İkiz canlı doğumların %70’i 37 hafta öncesi doğmaktadır. Pay grafikte de görüldüğü üzere bunların %40’i 34 hafta ve altında doğmaktadır.

     

  • Embriyolar Hangi Durumlarda Dondurulur? Blastosist aşamasına ulaşan embriyoların hızlı dondurma teknikleri (vitrifikasyon) ile dondurulması ve sonra başka bir dönemde çözülerek transfer edilmesi son derece başarılı sonuçlar vermektedir. Çözme sonrası embriyolar yüksek oranda canlılıklarını korumaktadır. Dondurma tekniklerindeki gelişmelerin artmasıyla günümüzde çok sayıda embriyo dondurulmaktadır.

    Aşağıdaki durumlarda embriyolar dondurulabilir.

    1.Tüp bebek tedavisi ile hastanın blastosist evresine ulaşmış birden fazla  kaliteli embriyosu varsa taze transfer yapıldıktan sonra kalan embriyolar dondurulmaktadır.
    2. Yumurta geliştirilmesi amacı ile verilen hormonlara aşırı yanıt veren kadınlar yumurtalıklarının aşırı uyarılması sendromu (OHSS ) nedeniyle yaşamı tehdit eden bir durumla karşı karşıya kalabilmektedir. Bu riskin olduğu kadınlarda yumurtalar toplandıktan sonra gelişen embriyolar dondurularak saklanmaktadır. Risklerin ortadan kalkması için 1 veya 2 ay bekledikten sonra rahim duvarı hazırlanarak dondurulmuş embriyolar çözülüp rahim içerisine transfer edilmektedir.
    3. Tüp bebek uygulanacak 37 yaş ve üzeri kadınların embriyolarında kromozomal bozukluk oranı artmaktadır. Bu durum embriyo tutunma oranını azaltmakta veya gebelik olursa düşük riskini arttırmaktadır. Preimplantasyon genetik tanı yöntemleriyle embriyoların kromozomal olarak normal olanları seçilerek transfer edilir. Böylece implantasyon ihtimali olmayan veya düşüğe neden olabilecek embriyolar gereksiz yere transfer edilmemiş olur.
    4-Endometrium (rahim iç zarı) kalınlığının gebelik için yeterli olmaması durumunda embriyolar dondurulup kalınlığın uygun olduğu bir siklusta transfer edilebilir.
    5-Tedavi seyrinde saptanan polip, myom, veya rahim içi yapışıklık gibi tutunma şansını kötü yönde etkileyebilecek durumlarda embriyolar dondurulup tedavi sonrası embriyo transfer edilir.


  • Embriyoların Dondurulmasında Kullanılan Vitrifikasyon Tekniği Nedir? Tüp Bebek tedavilerinde amaç iyi gelişen sağlıklı bir embriyonun rahim içine transfer edilmesi ve kalan sağlıklı embriyoların dondurularak saklanmasıdır. Her iki amaçın gerçekleştirilmesi doğrudan laboratuvar koşullarının iyiliğine ve uygulanan embriyo dondurma işlemlerinin kalitesine ve güvenirliğine bağlıdır. Tüp Bebek laboratuvarında uygulanan dondurma tekniklerinin başarısına paralel olarak anne adaylarına sağlıklı bir adet embriyo transfer edilmesi ve gebelik sürecinin problemli olduğu çoğul gebelik riskininde azaltılması günümüzde ulaşılan nihai gelişmelerdir.

    Merkezimizde, embriyo transferi sonrası kalan sağlıklı embriyoların dondurulması için, başarısı klinik deneyler ile ispatlanmış embriyo vitrifikasyon, bir başka ifade ile “cam formasyonuna geçiş” yöntemi kullanılmaktadır. Vitrifikasyon yönteminin en önemli özelliği, embriyoların yüksek yoğunluktaki koruyucu madde ile 3-4 dakika muamele edildikten sonra dakikada -2000-20.000 santigrat derece soğutma hızı ile hasar görmeden dondurulabilmesine imkan sağlamasıdır. Klasik-yavaş embriyo dondurma yönteminin aksine, vitrifikasyon veya hızlı dondurma yöntemi ile, özellikle 3.gün, 4.gün ve blastokist dediğimiz 5. gün embriyoları çok daha başarılı bir şekilde dondurulmaktadır. Dondurma yönteminin başarısını gösteren en önemli kriterleden biri olan çözme sonrası embriyolardaki canlılık oranı, vitrifikasyon ile dondurulmuş embriyolarda neredeyse %100’e yakındır. Embriyo çözme sonrası yüksek canlılık oranına ilave olarak vitrifikasyon yöntemi anne adaylarına tekrar ve yüksek gebelik şansı veren en başarılı dondurma yöntemidir.
    ’Türkiye’de ilk uygulamaları 2003 yılında merkezimizde başlamıştır. Merkezimizde tüm embriyolar vitrifikasyon tekniği ile dondurulmaktadır.

    (Detaylı bilgi için tıklayınız.)
  • IVF Tedavisinin Nadir Görülen Riskleri Nelerdir? Yumurtalıkları uyarmak için verilen hormon iğnelerinin yan etkileri;
    -Enjeksiyon bölgesinde ağrı ve hafif morarma,
    -Mide bulantısı, yorgunluk hissi,
    -Meme hassasiyeti ve artmış vajinal akıntı
    -Geçici allerjik reaksiyonlar,
    -OHSS (Ovaryan hiperstimülasyon sendromu- yumurtalıkların aşırı uyarılması sendromu) gelişebilir.

    Yumurta toplama işleminin riskleri;
    -İşlem sonrasında hafif veya orta şiddetli karın ağrısı olabilir.
    -Çok nadiren idrar torbası, bağırsak veya damarlar gibi yumurtalıklara yakın organlarda yaralanma olabilir. Damar yaralanmalarında acil müdahale veya kan transfüzyonu gerekebilir.
    -Pelvik enfeksiyon, yumurta toplama işleminden sonra nadiren görülebilir, riskli vakalara işlem öncesi profilaktik antibiyotik verilerek enfeksiyon gelişmesi engellenebilir.
  • OHSS (Overyan Hiperstimulasyon Sendromu) Nedir? Yumurta rezevi çok iyi olan kadınların yumurtalıkların uyarılması için verilen hormonal tedaviye aşırı yanıt vermesi sonucunda gelişebilen bir durumdur. Ancak verilecek hormon ilaçlarının  dozlarının iyi ayarlanması ve yakın takip bu durumun görülmesini çok büyük oranda engeller. Merkezimizde hiperstimülasyon oranı %1’in altındadır.  Olgunlaştırma iğnesinden 3–7 gün sonra gibi erken dönemdde oluşabileceği gibi; tedavi sonrası 12–17 gün sonra da  ortaya çıkabilir. Ön bulgular; karın ağrısı, kilo alımı, karın çevresinde artış ve yumurtalıklarda büyümedir. OHSS’nin derecesine göre, bulantı, kusma, gerginlik, ishal, karın içinde ve akciğerlerde sıvı toplanması, nefes almakta zorluk, idrar miktarında azalma, düşük tansiyon, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulma, yaygın ödem, damar içinde pıhtılaşmaya eğilim, vücutta sıvı ve elektrolit dengesinde bozulma görülebilir. OHSS’nin derecesine göre tedavi planlanır. Hafif ve orta düzeyde olan hiperstimülasyon genellikle hastane tedavisi gerektirmez Çoğunlukla istirahat, proteinden zengin diyet ve bol sıvı alımıyla bu durum düzeltilebilir. Gerekli hastalarda pıhtılaşmayı engellemek için kan sulandırıcı iğne kullanılabilir. Daha ağır formlarda hastaneye yatırmak gerekebilir. Hastanede takip edilen hastalara damar yolu açılarak sıvı ve albümin takviyesi yapılır, pıhtılaşmaya karşı önlem almak için de tedaviye kan sulandırıcı  eklenir. Günlük kilo takibi, karın çevresi ölçümü yapılır, tedavinin etkinliği ve sıvı-elektrolit takibi için günlük kan testleri alınır. Karın içinde sıvı birikiminin fazla olduğu durumlarda karın içindeki sıvı bir kateter yardımıyla (parasentez) çekilebilir . Genellikle 10–14 günlük bir dönemde iyileşme sağlanır ancak gebelik oluştuğu takdirde bu süre 3 haftayı bulabilir, hatta tablo daha da şiddetlenerek gebeliğin sonlandırılması gerekebilir.
  • IVF Tedavisinde Kullanılan İlaçlar Kansere Yol Açar mı? Hormon seviyelerini etkileyen ve çok sayıda yumurta oluşumuna neden olan fertilite ilaçlarının kullanımı, bu ilaçların uzun dönem güvenliği ile ilgili endişelere yol açmıştır. IVF tedavisinde kullanılan ilaçlar ile kanser arasında ilişki var mı?

    Over (Yumurtalık) Kanseri:
    Over kanseri tüm kadın kanserlerinin %3’ünü oluşturmaktadır. Doğum sayısı ile over kanseri arasında tersine bir ilişki olduğu bilinmektedir. Bu nedenle infertil hastaların zaten over kanseri açısından risk altında olduğu düşünülmektedir. Fertilite ilaçlarının overde multiple ovulasyon (yumurtlama) odaklarını oluşturması nedeniyle riskli olduğu öne sürülmüşse de, bu teori, çoğu agresif over kanseri vakalarının diğer pelvik organlardan orijin alarak sekonder olarak geliştiği yönündeki fikirle değiştirilmiştir. Günümüzdeki veriler infertil kadınlarda fertilite ilaçlarının kullanımının over kanseri riskinde artışa neden olmadığını göstermektedir.

    Meme Kanseri:
    Meme kanserinin kesin nedeni bilinmemekle birlikte multifaktöriyel ve kompleks olduğu tahmin edilmektedir. Vücuttaki östrojen yüksekliği riski arttırır, fakat bu etkisi aile bireylerinde erken yaşta meme kanseri öyküsü, memede kansere yatkınlık oluştaracak kitle olması gibi multifaktöriyel durumlarla ilişkilidir. Fertilite ilaçlarının yüksek dozda ve özellikle uzun süre kullanımı riskte artışa sebep olur. Fakat bilinmektedir ki klinikte fertilite ilaçları kısa süre ile kullanılmaktadır.

    DİĞER KANSERLER

    Tiroid Kanseri:
    Tiroid kanseri doğurganlık dönemdeki kadınlarda daha sık görülmektedir. Tiroid kanseri ile ilişkili diğer faktörler, yüksek doğurganlık ve doğum kontrol haplarının veya menopoz için verilen  hormon replasman tedavisinin uzun süreli kullanılmasıdır. Çalışmaların çoğu fertilite ilaçlarının kullanımının tiroid ca gelişmesinde anlamlı bir etkisinin olmadığını göstermektedir.

    Kolon Kanseri:
    Yapılan çalışmalarda kolorektal kanser insidansının IVF grubu ile kontroller arasında benzer olduğu gösterilmiştir.

    Serviks Kanseri:
    Çalışmalar serviks kanseri riskinin fertilite ilaçlarını kullanan infertil kadınlarda ve genel popülasyonda benzer olduğunu belirtmektedir. Hatta 2 çalışma IVF sonrası serviks ca insidansının düştüğünü göstermiştir. Sonuç olarak, günümüzdeki çalışmalara göre fertilite ilaçları ile serviks kanseri arasında bir ilişki saptanmamıştır.


  • Tüp Bebek Tedavisi Hangi Durumlarda İptal Edilebilir? 1) Kullanılan yumurta uyarıcı ilaçların dozunun arttırılmasına rağmen cevabın yetersiz olduğu ve tedaviden fayda görülmeyeceği düşünülen hastalarda tedavi yarıda kesilerek işlem iptal edilebilir.

    2) Yumurtalıklar içinde gelişmiş follikül olmasına rağmen yumurta toplama günü içlerinden yumurta elde edilemeyebilir. Bunun sebebi genellikle yumurta toplama işleminden önce yumurtaların zamansız olarak çatlamasıdır. Bu istenmeyen durum genellikle yumurtalık rezervi azalmış ileri yaştaki kadınlarda görülebilir. Çok nadiren de boş follikül sendromu olarak tanımlanan  foliküllerin içinde yumurta olmamasına bağlı  toplama sonrası yumurta elde edilemeyebilir. Yumurta olgunlaştırmak için verilen son iğnenin hatalı yapılması, zamanında yapılmaması, yanlış dozda yapılması veya ilacın saklama koşullarına uyulmaması nedeniyle de yumurta toplanamayabilir.

    3) Elde edilen yumurtalar döllenmeyebilir. Bu durum anormal yumurtalara veya spermlere bağlı olarak gerçekleşebilir.

    4) Döllenen yumurtaların hiçbiri bölünemeyebilir. Bu durum da oldukça nadirdir ve genelde az sayıdaki ve kötü kalitedeki yumurta varlığında veya  sperm morfolojisindeki  şiddetli bozukluğa bağlı olabilir.

    5) Azospermik erkekte ameliyat ile sperm bulunamayabilir. Böyle bir durumda tedavi yumurta toplama işleminden hemen önce iptal edilir.

    6) Genetik sorunu olan ve preimplantasyon genetik tanı ( PGT) yapılan olgularda normal bir embriyo bulunamayabilir. Bu durumda da embriyo transferi yapılmaz.

    7) Preimplantasyon genetik tanı ( PGT) ve HLA analizi yapılan embriyolarda embriyo sağlıklı olsa da HLA doku uyumu yoksa transfer yapılmaz.


    Hangi durumlarda tüp bebek tedavisi yapılamaz?

     Ülkemizde tüp bebek de dahil olmak üzere tüm yardımcı üreme teknikleri ilgili yönetmelikler gereği sadece yasal olarak evli olan çiftlere uygulanmakta evli omayanlara uygulanamamaktadır.
    -Kadınlarda, yeterli dozlarda hormon tedavisine rağmen kadında yumurta geliştirilemediği durumlarda
    -Erkeklerde menide sperm görülmediğinde yapılan testis biyopsilerinde sperm üretiminin olmadığının kanıtlandığı durumlarda
    -Sperm üretiminden sorumlu Y kromozomunun belli bölgelerinde doğuştan silinme olduğunun genetik testlerle gösterilmesi durumlarında tüp bebek tedavisi uygulanamaz.
  • IVF Uygulamaları İçin Yaş Sınırı Var Mıdır? IVF uygulamalarında başarıyı belirleyen en büyük faktör kadın yaşı ve buna bağlı olarak azalan yumurtalık kapasitesidir. Kadın yaşı ilerledikte yumurtalık rezervi azalmakta, aynı zamanda yumurtanın genetik içeriği bozulmaktadır. Bütün bunların sonucunda gebelik oranı azalmakta, gebelik gerçekleşse  bile düşük yapma veya anomalili bebek doğurma riski artmaktadır. Ancak, kadının kendi özelliklerine bağlı olarak seçilecek farklı ilaç protokolleri ile kabul edilebilir gebelik oranlarına ulaşılabilir.
    Merkezimizde, adetin 2.gününde yapılan hormon testleri ve ultrasonografi yumurtalık fonksiyonlarının uygun olduğunu gösterir ise belirli bir yaş sınırlaması olmadan tüp bebek işlemi uygulanabilmektedir.
  • Tüp Bebek Tedavisi Karar Aşamasında Hastalar Kurum Yada Merkez Seçerken Nelere Dikkat Etmelidir? Merkez seçiminde en önemli noktalardan ilki infertilite nedeninin doğru tanımlanabilmesi ve doğru tedavi yöntemlerinin uygulanabileceği alt yapıya ve bilgi birikimine sahip merkezlerin doğru şekilde araştırılabilmesidir. Merkezin tüp bebek tedavisindeki IVF uygulamalarındaki  tecrübesi, geçmişi, kaç yıldır bu tedavileri uyguladığı, güvenirliliği, tanınmışlığı, diğer hekimlerin ve daha önce merkezde tedavi gören çiftlerin bu merkez hakkındaki görüşleri ve tavsiyeleri, merkezin tüp bebek tedavisindeki başarı oranı ve etik olarak uygun bir merkez olması çok önemlidir. Merkez kaç yıldır hizmet vermekte, merkezde hangi işlemler uygulanabilmekte, en son teknolojileri uygulama becerileri, yılda kaç tüp bebek vakası uyguladıkları, merkezde çalışan personel sayısı, merkezin kendi alanında yayınlanmış uluslararası çalışmaları da araştırılmalıdır.
  • Ülkemizde IVF Diğer Ülkelerle Karşılaştırıldığında Ne Durumdadır? IVF uygulamalarında sağlıklı ve canlı doğum başarısını artıran en önemli faktör; özenle, her çiftin bireysel ve genetik özelliklerine ve gebe kalmalarını engelleyen sorun ya da sorunlarına yönelik olarak o çifte veya ”kişiye özel” tedavilerin uygulanmasıdır. Ülkemizde, özellikle merkezimizde, tüm dünyada kullanılan en son teknolojiler eş zamanlı olarak kullanılmakta yurtdışındaki merkezlere oranla çok daha uygun ücretlerle hastalara dünya ile eş standartlarda hizmet sunabilmekteyiz. Bu nedenle Türkiye ile Dünyanın gelişmiş diğer IVF merkezleri arasında herhangi bir fark yoktur, daha düşük maliyetlerle tüp bebek yapılabilmesi ise ülkemizin avantajıdır.
    Türkiye IVF uygulamalarında Dünya ortalamalarının üzerinde bir başarı göstermektedir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi bilgi ve teknoloji takibinin iyi yapılabilmesi ve merkezler arası rekabetin yüksek olmasıdır. Türkiye'den bu alanda son yıllarda uluslararası sunulan çalışmalar ve yayınlanan makale sayılarında da bir artış dikkat çekicidir.
  • IVF Uygulamalarında Tüplerin Açık Olması Gerekli Midir? Tüpler, normal bir gebeliğin oluşmasında en önemli rollerden birine sahiptir. Tüpler sadece yumurta ile spermin bir araya gelmesini sağlayan bir kanal değil aynı zamanda oluşan embriyonun ilk gelişiminin yaşandığı bir ortamdır. Ancak IVF tedavilerinde yumurta ile spermin birleşmesi yani döllenme ve embriyo gelişimi laboratuvar ortamında gerçekleşmektedir. Dolayısı ile bu anlamda tüplerin açık olmasının bir önemi yoktur. Ancak, daha önceden geçirilen bir enfeksiyon veya operasyona bağlı olarak tüpler tıkanmış ve içlerinde sıvı birikmiş ise önemlidir. Tüplerin uç kısımlarının kapalı olduğu durumlarda, tüpün fizyolojik seviyelerde yapmış olduğu sıvı salgısı  tüp içerisinde birikir ve hidrosalpenkse neden olur. Bu sıvı zaman zaman basıncın artmasıyla rahim boşluğuna geri akım yaparak embriyonun tutunmasını negatif etkiler oluşturur. Bu negatif etkiler;
      1-Fizksel etki ile embriyonun  sürüklenerek yerinden kaymasına neden olabilir.
      2-Tüp içindeki beklemiş sıvının içeriğinin değişimine bağlı toksik etki ile embriyoya zarar verebilir.
      3-Embriyonun tutunmasına katkısı olan ve endometriumdan salgılanan biyokimyasal markerların salınımını bozabilir.
    Yukarda belirtilen negatif etkilerden dolayı hidrosalpenksli tüp mümkün ise laparoskopik olarak alınır veya kornual blokaj yapılarak uterin kavite ile olan ilişkisi kesilir.
  • Polip, Endometrioma Veya Myomların Tüp Bebek Tedavisinde Önemi Nedir? Polipler rahim iç duvarı kaynaklı iyi huylu yapılardır ve boyutları doğrultusunda öneme sahiptir. Genellikle 1 cm altındaki poliplerin tedavi başarısına etki etmediği kabul edilmektedir. Bu boyutun üzerinde polip varlığında ise histeroskopi denilen bir işlem ile rahim içine kamera ile girilerek bu yapının çıkarılması gerekmektedir.

    Endometrioma ya da çikolata kisti olarak bilinen yapılar endometriozis dediğimiz bir hastalık sonucu oluşur. Endometriozis, rahim iç duvarı olan endometriyumun rahim dışına yerleşmesi olayıdır. Oluş mekanizması tam olarak bilinmemektedir. Rahim iç duvar dokusu yumurtalıklara gömülerek her adet döneminde burada lokal kanama odakaları yapar. Yumurtalıklarda birikmiş eski kan, ameliyat sırasında bakıldığında içi erimiş madlen çikolataya benzer bir görüntü oluşturduğu için buna çikolata kisti denir. Endometriomalar yumurta sayısı ve gelişimini kötü yönde etkileyebilir. Tedavi yaklaşımında bu kistlerin boyutu önem taşımaktadır. Genellikle 3 cm.nin altındaki endometrioma kistleri ameliyat gerektirmemektedir. Daha büyük olanlarda ise operasyon yapılıp yapılmayacağına çiftin durumuna göre karar verilir. Yumurtalıkların ultrason ile
    değerlendirmesi, hastanın yaşı ve varsa daha önceki denemeleri göz önüne alınarak ameliyat kararı verilmelidir.

     Myom rahimin kas tabakasından kaynaklanan genellikle iyi huylu bir oluşumdur. Myom varlığında öncelikle myomun yeri, özellikle rahim iç duvarına yakınlığı ve embriyonun yerleşeceği rahim içine doğru büyüyüp büyümediği önemlidir. Eğer rahim iç boşluğuna baskı yapıyor ve embriyonun yerleşimini engelleyecek yerde ise mutlaka tedavi öncesi  çıkarılmalıdır. Fakat eğer kadın yaşı ileri, yani 38 yaş üzeri ise, zaman kaybetmemek için ameliyat öncelikli olmayıp, hemen tedaviye geçilebilir. Özetle, myom varlığında myomun yeri, büyüklüğü, kadın yaşı ve varsa önceki tedavileri göz önüne alınarak ameliyat kararı verilmektedir. Genellikle myom ameliyatlarından sonra ilk 6 ay gebe kalınmaması önerilir.

    Over kistlerin IVF'e etkisi nedir?

    Tedavi öncesi yumurtalıklarında kist saptanan hastalarda, kistin çapı 3 cm ‘den küçük ise ve kandaki estradiol hormon düzeyini yükseltmemişse tedaviye başlanabilir. Tedavi öncesi yumurtalıkları baskılamak için kullanılan analog dediğimiz iğnelerin kullanımı sırasında, bu iğnelerin alevlendirici etkisi sonucu basit kistler görülebilir. Bu kistler 3 cm’den küçük ama kandaki hormon düzeyi yüksekse kullanılan analog süresi uzatılabilir. Bununla beraber kist 3cm’den büyük ise ve iğnenin kullanım süresi uzatıldığı halde küçülme sağlanamazsa bir iğne yardımıyla bu kist sıvısı çekilip yumurtalıkta yer kaplayan kitlenin mekanik etkisi ortadan kaldırılır.
  • IVF Tedavisinde Kişiye Özel Tedavi Nedir?

    Yumurta büyütme sırasında her hastaya tek bir yöntem kullanılmamaktadır. Kişinin yumurtalığının durumuna, hormonal özelliklerine, yaşına, kilosuna, daha önceki tedavilerine ve infertilite süresine bağlı olarak kişiye özel tedaviler seçilmektedir. Kişiye özel tedavilerdeki amacımız; daha iyi embriyolar geliştirip, daha az sayıda embriyo transfer ederek gebelik sağlayabilmektir. Embriyo kalitesini arttırmak için mümkün olduğunca iyi kalite yumurta elde etmek gereklidir. Bu nedenle gerçekten doğru seçilmiş ve kişiye özel bir yumurtalık uyarıcı tedavi kullanılmalıdır. Sayısal fazlalıktan ziyade, daha kaliteli yumurtaların elde edilmesine yönelik uygulamalar hedeflenmelidir. Bu tür tedaviler, daha kaliteli yumurtaların elde edilmesini amaçlarken, aynı zamanda yüksek doz ilaç kullanımlarına bağlı olarak hastada oluşabilecek rahatsızlıkların azalmasına da yol açar. Özellikle tüp bebek tedavilerinin en korkulan yan etkilerinden biri olan OHSS ''yumurtalıkların aşırı uyarılması sendromunun'' engellenmesi veya daha hafif atlatılmasına olanak sağlamaktır. Bu tür yaklaşımlar sonucunda, hastaların tüp bebek tedavilerine çok daha iyi uyum sağladıkları ve tedaviyi bırakma oranlarının azaldığı gözlemlenmiştir. Özet olarak, kişiye özel tedaviler sayesinde; daha az ilaç kullanılarak, daha az sayıda ancak daha kaliteli yumurta elde edilebilmekte, bunun yanında nihai sonuç olan “sağlıklı tek bebek doğumu” hedefine ulaşma konusunda daha başarılı olunabilmektedir. Aynı zamanda daha kısa süre ile daha az sayıda ilaç kullanıldığı için hem yan etkiler azalmakta hem de tüp bebek tedavisinin maliyetini azalmaktadır.

  • IVF Uygulamaları Kaç Kez Tekrarlanabilir? IVF tedavilerinde uygulamaların belirli bir sınırı yoktur. Ancak yapılan çalışmalar başarı şansında 5-6 uygulamadan sonra artış olmadığını göstermektedir. Bu durumda tekrarlayan tedavilere geçmeden önce infertiliteye neden olabilecek faktörlerin en ince detayına kadar tekrar araştırılması, olası faktörlerin ekarte edilmesi ve sonrasında tekrar tedaviye geçilmesi önemlidir. Her uygulama arasında en az 2 ay ara verilmelidir.

    Bu tekniklerle başarı şansı ne kadardır?

    Çiftin kendi özellikleri, tüp bebek tedavisinin başarı şansında önemli bir rol oynar. Çocuk sahibi olmak isteyen çiftler ayrıntılı olarak değerlendirilmeli ve sahip olduğu özelliklere göre bireyselleştirilmiş tedavi şemaları uygulanmalıdır. Kadının yaşı, yumurtalık kapasitesi, ciddi erkek faktörünün var olup olmadığı, önceki başarısız YÜT (yardımcı üreme teknikleri) uygulamaları gibi parametreler başarıyı belirleyen ana unsurlardır. Burada merkezin tecrübesi ve imkanları doğrultusunda alınacak kararlarla optimal tedavi seçenekleri hastaya sunulur. 
    Yumurtalık rezervi iyi ve kadın yaşının 37’nin altında olduğu çiftlerde başarı şansı %55 iken, 40 - 43 yaş arası bu şans %15 civarındadır, ancak eğer preimplantasyon genetik tanı ile normal embriyo bulunabilirse bu vakalarda gebelik şansı %40'a kadar yükselebilmektedir.


  • Tüp Bebek Tedavisinde Başarıyı Olumsuz Yönde Etkileyen Faktörler Nelerdir? Tüp bebek tedavisinde başarıyı olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörler,

    -İleri kadın yaşı, özellikle yaşın 40'ın üzerinde olması ve yumurtalık rezervinin azalmış olması,
    -Tüplerde tıkanmaya bağlı sıvı birikmesi sonucu hidrosalpenks olması,
    -Rahim içi doku olan endometriumun ince olması ve hormon tedavisine rağmen kalınlaşmamasına bağlı embriyonun rahime tutunamaması,
    -Yumurtalıklarda endometrıoma diye adlandırdığımız büyük çikolata kistlerinin bulunması ve yumurtalık rezervini kötü yönde etkilemesi,
    -Endometriumun rahim kas tabakasına yerleşmesi sonucu oluşan adenomyozisin  embriyonun tutunma şansını azaltması, 
    -Bunların yanında nadir görülen çok şiddetli sperm şekil bozukluklarına bağlı  döllenme oranının azalması ve embriyo kalitesini bozması.
    -Ayrıca sigara tiryakiliği de yumurtalık rezervi ve kalitesini olumsuz etkileyerek başarı şansını azaltmaktadır



  • IVF Gebelikleri Kendiliğinden Oluşan Gebeliklere Göre Farklı Seyreder Mi? Ivf Gebeliklerinde Kendiliğinden Olan Gebeliklere Göre Düşük Riski Fazla Mıdır?
    Kendiliğinden oluşan veya tüp bebek yöntemleri ile elde edilen gebeliklerin yaklaşık %15'inin düşükle sonlandığı bilinmektedir. Kendiliğinden oluşan gebeliklerde erken dönemdeki düşükler bazen birkaç günlük adet gecikmesi ve bunu takip eden normalden biraz fazla miktarda bir adet kanaması olarak algılanabilir. Oysa yapılacak kan tahlilleri bunun bir gebelik kaybı olduğunu gösterecektir. Tüp bebek uygulamalarında gebelik sonuçları çok erken dönemden itibaren kan tahlilleri ile takip edildiğinden, her dönemdeki gebelik kayıpları kesin olarak tanımlanmaktadır. Bu durum da düşük oranlarının daha yüksek olduğu gibi yanlış bir kanıya sebep olmaktadır.

    Normal yolla gebe kalan ile IVF ile gebe kalan kadınların gebelik sürecinde farklılıklar oluyor mu?

    IVF ile gebe kalmış bir kadının normal yolla gebe kalan kadınlara göre erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bir bebek sahibi olma riskleri hafifçe artmaktadır. Ayrıca erkeğin azospermik olması, ileri kadın yaşı gibi bazı özel durumlarda, genetik anormalliklere rastlama olasılığında bir artış görülebilmektedir. Ancak, embriyolara yapılacak gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı-PGT) ile genetik olarak normal embriyo bulunarak transfer edilebilir. Bunların dışında tüp bebek uygulamalarına daha yüksek oranda çoğul gebelik olması nedeni ile düşük ve erken doğum riski artmaktadır, ancak günümüzde bir kadına transfer edilecek maksimum embriyo sayısı iki ile kısıtlanmıştır, genç olgularda ise bu sayı bir olarak belirlenmiştir. Ülkemizde uygulanmakta olan bu kısıtlama çoğul gebelik oranını anlamlı bir şekilde azalmasına yol açmıştır.

    Tüp bebek tedavisi sonucu dünyaya gelen bebekler ileri dönemlerde daha sık sağlık sorunları yaşar mı?

    2013 yılında İngiltere’de tüp bebek yöntemiyle doğmuş 106,013 çocuk üzerinde yapılmış Amerikan New England Journal of Medicine’de yayınlanmış bugüne kadar yapılmış olan en geniş kapsamlı çalışmada bu riskin diğer çocuklara oranla daha fazla artmadığını ortaya koymuştur.
  • Tüp bebek tedavisi ne kadar sürer? Tüp bebek tedavisi; yumurta gelişimi, yumurtaların toplanması, embriyo gelişimi ve embriyo transferi aşamalarından oluşan bir süreçtir. Bu tedavi süresi boyunca kadının hastanede yatmasına gerek yoktur. Yumurta gelişimi süresince ilk günlerde 3 günde bir, son günlerde gün aşırı ve bazen de günlük ultrasonografi ve kan tahlili değerlendirmesi yapılır. Bu süreç ortalama 10-12 gün sürer. Bu sürenin sonunda yumurtalar belli bir boyuta ulaşınca olgunlaştırma (çatlatma) iğnesi verilir ve 36 saat sonra anestezi altında yumurta toplama işlemi yapılır. Yumurta toplandığı gün sperm de alınır ve döllenme işlemi gerçekleştirilir. Taze transfer yapılacaksa mümkün olduğunca 5.gün embriyo transferi yapılırken, gerekirse gelişen embriyo/ embriyoların kalite ve sayısına göre değerlendirilerek 3. ya da 4.gün embriyo transferi yapılabilir.  Hormon ilaçlarına başladıktan sonra embriyo transferine kadar geçecek toplam tedavi süresi ortalama olarak 15–18 gündür. Ancak oluşan tüm embriyolar dondurulacaksa yumurta toplama işleminden sonra 2.adet ile transfer hazırlığı sürecine başlanır. Doğal embriyo transferi hazırlık siklusunda yumurtanın çatlama zamanına göre, hormon tedavisi ile yapılan hazırlık siklusunda ise adetin 20. gününü bulan bir dönemde transfer yapılır
  • Tüp Bebek Tedavisi İçin Hormon İlaçları Kullanılırken Yakın Kontrol Yapılmasının Önemi Nedir?

    Tüp bebek tedavisi sırasında kadının belirli zamanlarda ultrasonografi ve hormon testlerinin yakın takibi hem başarıyı arttırması hem de tedavinin emniyeti açısından önemlidir.
    -Özellikle yumurta rezervi çok yüksek olan hastalarda yumurtalıkların aşırı uyarılmasının ''OHSS'' önlenmesi açısından çok yakın takip gerekir.
    -Yumurta sayısı az olan kadınlarda yumurtaların erken çatlama riski yüksek olduğundan yakın ultrasonografi ve kan takipleri yapılmalıdır.
    -Rezervi azalmış ileri yaştaki kadınlarda FSH ve E2 hormonuna bakılması tedaviye başlanıp başlanmaması konusunda fikir verir.
    -Yumurta olgunlaştırıcı iğne verileceği gün LH hormonu çok yükselmişse yumurta toplama zamanı değiştirilebilir.
    -Ayrıca tedavi sonunda endometrium adını verdiğimiz rahim iç tabakasının kalınlığı değerlendirilerek kalınlık yetersiz ise o ay embriyolar dondurularak saklanabilir.

    Tüp bebek tedavisi sırasında yumurtalar erken dönemde çatlayabilir mi? Sebepleri nelerdir?

    Özellikle kısa tedavi protokolleri kullanıldığında nadir olarak yumurtalar toplanmadan önce çatlayabilir. Tedavi sırasında sık ultrasonografi ve hormon değerlendirmesi yapılması bu nedenle önemlidir. Yumurta olgunlaşmasında önemli bir hormon olan LH’nın erken dönemde kritik seviyelere yükselmesi yumurtaların erken çatlamasında en önemli rolü oynar. LH hormonu pik değerlere ulaştığında yumurta toplama işlemi daha erken yapılmalıdır, aksi halde yumurtalar erken çatlayabilir.

    Follikül sayısı tedavide önemli midir?

    Yumurtalıklardaki yumurta sayısı, tedavi sonucu alınacak yanıtla doğrudan ilişkilidir. Ultrason yardımıyla yumurtalıklardaki yumurtalar sayılır ve yumurtalık rezervi belirlenir. Buna göre yüksek, normal sınırda ve kötü cevaplı hastalar saptanır. Bu ayrımı yapmak önemlidir, çünkü verilecek tedavi protokolu ve başlangıç dozu buna göre belirlenir.

    Yumurtalıklardaki her folikül bir yumurta içeriyor mu?

    Yumurta folikül denen içi su dolu kesecikler içindedir. Verilen uyarıcı ilaçlarla bu foliküller büyütülerek içlerindeki yumurtalar, yumurta toplama işlemi ile elde edilmeye çalışılır. Ancak her zaman bütün foliküllerden yumurta gelmeyebilir veya gelen yumurtalar istenen olgunlukta olmayabilir.

    Elde edilen her yumurta tüp bebek ya da mikroenjeksiyon yöntemi ile mutlaka döllenir mi?

    Ortalama döllenme oranı % 80–85 olarak gerçekleşmektedir. Bazı çiftlerde daha yüksek oranda döllenme gerçekleşirken, nadiren de yumurta veya sperme ait nedenlerle hiç döllenme olmayabilir.

  • Embriyoskop Takibi Nedir? Embriyoskop, IVF laboratuvarlarında kullanılan güvenli bir inkübasyon sistemidir. Geleneksel inkübatörlerden farkı içerisinde embriyoları görüntülemek amacıyla tasarlanmış dahili bir kameranın bulunmasıdır. Bu sayede, yumurta ve spermin bir araya getirilmesinden itibaren, döllenme ve embriyo transferi aşamasına kadar yaklaşık 5 gün süren embriyo gelişimi dış ortama çıkarmadan 20 dakikada bir alınan görüntüler sayesinde takip süreci hızlandırılmış bir video görüntüsü şeklinde izlenebilmektedir. 

    (Detaylıbilgi için tıklayınız.)
  • Assisted Hatching (AHA) Nedir Ve Nasıl Uygulanır? Embriyonun rahim içinde tutunabilmesi için tamamıyla etrafındaki zardan çıkması gerekir. Assisted hatching (AHA), embriyonun rahim duvarına tutunmasını kolaylaştırmak için, etrafını saran zarın inceltilmesi ya da açıklık oluşturulması işlemidir. Bu işlemin embriyo ile rahim duvarı arasındaki uyumu sağladığı ve tutunmayı arttırdığı düşünülmektedir. 

    AHA işlemini şu hastalarda tercih etmekteyiz:
    1) Daha önceki denemelerinde iyi kalitede embriyo transfer edilmesine rağmen gebelik elde edilememiş ise
    2) Nedeni izah edilemeyen implantasyon başarısızlığı durumunda,
    3) 35 yaş ve üzerindeki kadınlardan elde edilen embriyolarda,
    4) Embriyoyu saran zarın kalın olduğu durumlarda,
    5) Yavaş gelişen embriyolarda,
    6) FSH hormonu sınırda ya da yüksek olan olgularda (10 mIU/ml ve üzeri),
    7) Embriyo biyopsisi yapılacak embriyolarda AHA uygulanır.

    AHA 3 şekilde uygulanabilir:
    1) Mekanik; cam mikro iğne ile embriyonun zarında açıklık meydana getirilir.
    2) Kimyasal; Asit tyrode solüsyonu kullanılarak embriyoyu çevreleyen zar belli bölgesinden eritilerek inceltilir veya tam olarak açılır.
    3) Lazer; Lazerle embriyonun zarı inceltilir veya açıklık oluşturulur. İşlem olarak en kısa sürede gerçekleştirilen ve en pratik olan yöntemdir.

    Merkezimizde Lazer assisted hatching yöntemi kullanılmaktadır. Lazer asisted hatching yönteminin diğer yöntemlere göre tercih edilmesinin nedenleri şunlardır;
    1) Embriyonun bulunduğu kültür ortamında, herhangi bir kimyasal kullanılmadan uygulanır.
    2) İşlem olarak en kısa sürede gerçekleştirilen ve en pratik olan yöntemdir.
    3) Lazer ile yapılan açıklık bilgisayar kontrollü ve mikrosaniye süreli olduğundan güvenlidir.
    4) Embriyoyu ayrıca bir başka tutucu pipet ile tutmaya gerek kalmadan uygulanmaktadır.
    5) Ayrıca embriyolara uygulanan genetik inceleme (PGT) için, embriyodan bir hücrenin alınması amacıyla, lazer ile embriyonun dış zarına yapılan açıklık, bu işlemin kısa sürede ve pratik olarak yapılmasını sağlar.
  • Polikistik Over Sendromu (PKOS) Nedir? Polikistik over sendromu (PKOS) üreme çağındaki kadınların %6-12 sini etkileyen hormon bozukluğu ile karakterize bir rahatsızlıktır. Aşağıdaki bulgulardan iki tanesinin birlikte bulunması PKOS için tanı koydurucudur.
    -Oligo-amenore: Oligomenore -adet döngüsünün 21 günden kısa 35 günden uzun olması, amenore-adet görememe
    -Hiperandrojenizm: Vücudun belli bölgelerinde özellikle çene, meme çevresi , karın, sırt ve kol ve bacaklarda tüylenme,  sivilce, saçlarda dökülme
    -Ultrasonografide Polikistik Over Görünümü: Büyüklükleri 2–10 mm'yi geçmeyen, yumurtalıkların çevresinde yerleşim gösteren çok sayıda follikül olması.

    PKOS, yumurtlamanın olmaması ve amenore nedeniyle infertiliteye neden olmakla birlikte özellikle tüylenmenin fazla olduğu hiperandrojenemik  formu aynı zamanda kardiyovasküler rahatsızlık ve diabet için risk faktörlerinin kombinasyonu olan metabolik sendromla da ilişkilidir. Bu nedenle PKOS’nun doğru ve zamanında teşhisi sadece doğurganlık değil aynı zamanda hastaların genel sağlığı için de önemlidir.

    PKOS' da yaştan bağımsız olarak gebelik döneminde görülen diabet , bozulmuş glukoz tolerans testi ve tip 2 diabet riski artmıştır. Obezite bu riski arttırmakla beraber varlığı şart değildir. Bu nedenle gebelik planlayan veya fertilite tedavisine başlayacak tüm PKOS’lu kadınlara OGTT -oral glukoz tolerans testi önerilir ve insülin direnci olan vakalara metformin tedavisi verilir.

    Fazla kilolu veya obez PKOS’lu kadınlara, yaşları ne olursa olsun  total kolesterol, LDL, HDL, trigliserit testlerini içeren açlıkl lipit profili istenmelidir. Sonuçlara göre gerekirse hastanın kardiyovasküler takibi planlanmalıdır. PKOS’lu tüm kadınlar sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite konularına dikkat etmelidir.

    PKOS' da infertiliteye neden olabilecek başka bir problem yoksa öncelikle yumurtlamayı sağlamak için ağızdan kullanılan yumurtalık uyarıcı ilaçlardan klomen veya femara ile tedaviye başlanır. Bu ilaçlarla gebelik sağlanamazsa gonadotropinlerle yumurtalıkların uyarılması aşamasına geçilir. PKOS’lu kadınlarda gonadotropinlerle çok sayıda yumurta büyüyebilir ve OHSS -ovaryan hiperstimülasyon sendromu oluşabilir. Bu nedenle bu ilaçların yumurta uyarıcı ilaç olarak PKOS da kullanılması durumunda çok dikkatli olunmalıdır ikiden fazla büyük follikül gelişmesi durumunda tedavi iptal edilmeli ve hastaya korunmasız cinsel ilişki yasaklanmalıdır.

    PKOS’ da diğer tedavilerle gebelik sağlanamazsa IVF önerilir. IVF tedavisinde bu vakalarda çok sayıda yumurta gelişeceği için OHSS açısından vaka yakın takip edilmeli ve tüm embriyolar dondurulmalıdır. Merkezimizde PKOS olan vakalarda OHSS sendromunu engellemek için yumurta olgunlaştırmak amacıyla analog trigger yaparak ve tüm embriyoları dondurma stratejisini uygulayarak OHSS gelişmesini engelliyoruz.

    Aşırı kilo alımı ise sendromun bulgularını daha da olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle vakalar bu konuda bilgilendirilmeli kilo vermeleri için bir diyetisyene yönlendirilmelidir. Kilo vermeyi başaran ve vücut kitle indeksi 28 kg/m2’nin altına inen hastalarda tedaviye olumlu yanıt oranı artmakta, hatta kendiliğinden gebelikler görülebilmektedir.

    PKOS'da tüylenme, akne, erkek tipi saç dökülmesi görülebilir. Bu durumlarda  androjen hormonları açısından vaka değerlendirilmeli ve sonuçlara göre tedavinin yönü belirlenmelidir.

    Metformin kullanımı ne zaman gereklidir?

    Metformin, insülin duyarlığını arttırmak amacıyla şeker hastalığının tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Polikistik over sendromunda insülin direnci ve androjen hormonlarında artış görülebilmektedir. Artmış insülin direncine eşlik eden yüksek kan insülin düzeyleri ve tüylenmeye neden olan yüksek androjen hormonları bu ilacın ortalama 2 aylık kullanımı sonrası normale dönebilmekte; hastaların düzenli adet görmesi ve normal yolla hamile kalması da mümkün olabilmektedir. Metforminin yemeklerle birlikte günde 3 kez 500 mg. veya günde 2 kez 850 mg. alınması önerilmektedir. İlaca başlamadan önce karaciğer ve böbrek fonksiyonları kontrol edilmelidir. Oluşabilecek iştahsızlık, bulantı, ishal gibi yan etkiler genellikle bir hafta içinde azalır.
    Metformin kullanımına tedavi süresince ve gebeliğin 8–10.haftalarına kadar devam edilmektedir. Bu ilacın kullanımı sonrası anormal bebek doğumuna ilişkin bilgi bulunmamaktadır.
  • Erken Yumurtalık Yetmezliği (POI-Premature Ovarian İnsufficiency) Nedir? POI, 40 yaşından önce yumurta rezervinin ileri derecede azalmasına bağlı oluşan bir tablodur. Tanı için aşağıdaki iki bulgunun birlikte olması gerekir.
    • Adet düzeninin 3- 4 ay aralıklarla olması veya tamamen kesilmesi
    • Adetin 2.günü bakılan  FSH düzeyinin en az iki kez  25 mIU/L üzerinde olması.
    POI görülme sıklığı popülasyonlar arası değişmekle beraber 40 yaşından genç kadınlarda yaklaşık %1,  30 yaşından genç kadınlarda yaklaşık %0.1,  20 yaşından genç kadınlarda ise %0.01 oranında görülmektedir. Bu durumun nedenleri tam olarak bilinmemekle beraber çok sayıda teori öne sürülmektedir:

    1-Genetik nedenler
    POI vakalarının karyotiplerinde sayısal ve yapısal anormallikler bulunabilir.
    Turner sendromu: normal dişi karyotip 45 XX olması gerekirken Turner Sendromunda karyotip 45 X0 olup X kromozomlarından biri eksiktir. Görülme sıklığı yaklaşık 1/2500 civarındadır. Klinik olarak kısa boy, yele boyun görünümüne sahip olan bu vakalar genelde adet görememe şikayeti ile doktora başvururlar. Bu vakaların % 35’i mozaik paterne (45 XX/45X0) sahip olabilirler. Mozaik Turner Sendromları başlangıçta adet görebilirler mozaikliğin derecesine göre zamanla adetleri azalabilir veya kesilebilir. Turner sendromunda POI ile beraber kardiyolojik problemler de olabilir vakalar bu açıdan da değerlendirilmelidir.
    FMR1 gen mutasyonu: POI vakalarında %6 oranında X kromozomu üzerinde bulunan FMR1 geninde premutasyon saptanmaktadır. Bu mutasyona sahip vakalar mental retarde çocuk doğurabilirler ve bu mutasyonu gelecek nesillere aktarabilirler. Bu nedenle POI olan vakalarda mutlaka bu genin premutasyon taramasının yapılması önerilmelidir.

    2- Kemoterapi -radyoterapi:
    Kemoterapi  kullanılan ilacın dozuna ve süresine, radyoterapi ise uygulanan bölge ve doza  bağlı olarak yumurtalıklarda  hasar oluşturarak erken yumurtalık yetmezliğine  neden olabilir. Kemoterapi ve radyoterapi uygulanması gereken vakalara bu tedaviler öncesi yumurtalarını, evli iseler embriyolarını dondurmaları konusunda mutlaka bilgilendirme yapılmalıdır.

    3-Otoimmün hastalıklar:
    Hipotiroidi, addison hastalığı, diyabet gibi otoimmün hastalıklar POI ile beraber sıklıkla görüldüğü için POI'nin otoimmün nedenlere bağlı olabileceği de düşünülmektedir. Bu hastalıklar açısından vakalar detaylı bir şekilde değerlendirilmelidir.

    4-Ailevi öykü:
    POI olan vakaların % 4-5’inde aile öyküsü mevcuttur. Aile öyküsü olan vakalarda, ailedeki diğer genç kadınların bu konuda bilinçlendirilmesi ve çocuk istemi varsa ileri yaşları beklemeden planlama yapmaları konusunda bilgilendirilmeleri önerilir.

    POI olan kadınların çoğunda menopoza yaklaşan veya menopozda olan kadınlarda görülen sıcak basmaları, vaginal kuruluk, gece terlemeleri, uykusuzluk, sinirlilik, libido azalması gibi semptomlar görülebilir. Bu durum artık yumurtalıklarda östrojen üretiminin çok azaldığını yani rezervin tükenmek üzere olduğunu göstermektedir. Düşük östrojen seviyeleri kemik erimesine ve kalp damar hastalıklarına yol açabilir. POI olan kadınlar yaşam süreleri boyunca bu yönden büyük risk altındadır. Gelişebilecek tüm olumsuz koşullardan korunmak için yaşam tarzlarını düzenlemeleri ve gerekli tetkikleri yaptırarak uygun tedavileri uygulamaları konusunda desteklenmeleri büyük önem taşımaktadır.


  • Tekrarlayan Gebelik Kaybı (TGK) Nedir? Tekrarlayan gebelik kaybı 24. haftadan önce meydana gelen 2 veya daha fazla gebelik kaybı olarak tanımlanır. Gebeliklerin yaklaşık %15-25’i düşük ile sonuçlanır.
    Tekrarlayan gebelik kayıplarına birçok faktör neden olabilir. Bunlar;

    Yaş: 35 yaş altı kadınlarda erken gebelik kaybı olma ihtimali yaklaşık %10 iken, 40 yaş üstü kadınlarda bu oran %50' ye kadar ulaşmaktadır. Erken gebelik kayıplarının %60 oranında nedeni kromozom bozuklukları olup bunların çoğu anne yaşı ile birlikte artış gösteren trizomilerdir.

    Kromozomal Bozukluklar: Tekrarlayan gebelik kaybı olan çiftlerin %2-5’inde kromozomal bozukluklar mevcut olup bunlar çoğunlukla yapısal kromozom anomalisi olan translokasyonlarıdır. Çiftlerin birisinde translokasyon tespit edildiğinde mutlaka genetik konsültasyon yapılmalıdır. Gebelik öncesi PGT ''preimplantasyon genetik tanı'' ile, gebelik olması durumunda ise koryon villus örneklemesi veya amniosentez ile tarama yapılmalıdır.

    Anatomik Bozukluklar: Konjenital uterin anomali dediğimiz  doğuştan rahim şeklinin normal olmaması   genel popülasyonda % 4.3 oranında  görülürken  TGK öyküsü olanlarda görülme oranı %12.6’dır. Bu anomaliler; uterin septum (rahim perdesi), unikornuat uterus (yarım rahim), bikornuat (kalp şekilli rahim) veya didelphis uterus(iki ayrı uterus) şekinde olabilir. Genellikle tanı histerosalpingografi, 3 boyutlu ultrasonografi veya pelvik MRI ile konulmaktadır.

    Trombofili (pıhtılaşmaya eğilim): Kendisinde veya 1. derece yakınları olan  anne-baba- kardeşlerinde   tromboz  öyküsü veya beyin veya akciğere pıhtı atma öyküsü olan vakalarda Faktor V Leiden ve Protrombin Gen mutasyonları, Protein C eksikliği, Protein S eksikliği ve Antitrombin III eksikliği gibi pıhtılaşma testlerinde anormallik olabilir. Bu testlerin tekrarlayan gebelik kaybında rutin taranması tartışmalıdır. Anti-Nükleer Antikor (ANA) pozitif vakalarda TGK'nın daha fazla olduğu gösterilmiş olup bunun hangi mekanizma ile gebelik kaybı artışında rol aldığı tespit edilememiştir.

    Hormonal ve Metabolik Faktörler: Tiroid hastalıkları, kontrolsüz diabet ve hiperprolaktinemi tekrarlayan gebelik kayıplarına neden olabilmektedir. 

    Enfeksiyon: Bir defa olan düşüklerde enfeksiyona neden olan ajanlar tespit edilebilmesine rağmen tekrarlayan düşük vakalarında belirli bir enfeksiyon ajanı gösterilememiştir ve rutin tarama yapılması önerilmemektedir.

    Yaşam stili ve çevresel faktörler: Sigara içmek ile tekrarlayan gebelik kaybı arasında net ilişki tespit edilmese de tekrarlayan gebelik kaybı olan vakalara embriyo gelişim kalitesini bozabileceği için sigarayı bırakmaları önerilmelidir. Kokain kullananlarda ve düzenli olarak haftada bir gün 3-5 kadeh alkol alanlarda  gebelik kaybı riski artmaktadır. 3 kupadan fazla kafein tüketimi ile tekrarlayan gebelik kaybı oranının arttığı gösterilse de net bir ilişki olduğu kanıtlanamamıştır. Obezitenin  tekrarlayan düşüklerin bir nedeni olabileceği gösterilmiştir. Stres ile düşük oranının arttığı literatürde az sayıda çalışmada gösterilse de kesin olarak artırdığı ispat edilememiştir. Gebelik sırasında cinsel ilişkinin tekrarlayan gebelik kaybı ile bağlantısı gösterilmemiştir.

    Antifosfolipid sendromu:
    TGK vakalarının %5-20 ‘sinde antifosfolipid antikorları pozitiftir. 

    Antifosfolipid Sendrom nedir?
    Aşağıda belirtilen klinik kriterlerden biri ve laboratuvar kriterlerinden birinin birlikte olması durumunda antifosfolipid sendromundan bahsedilir.

    Klinik kriterler;
    Vasküler tromboz (damarlarda pıhtı oluşumuna bağlı tıkanıklık)
    Gebelikte morbidite;
    a- 10 haftadan büyük nedeni açıklanamayan bir veya daha fazla gebelik kaybı (ultrasonografik olarak veya muayene ile normal görünmesine rağmen)
    b- 10. haftadan önce meydana gelen nedeni bilinmeyen 3 veya daha fazla ardışık düşük (anneye ait hormonal veya anatomik bozukluk olmaması ve annenin veya babanın kromozomal bozukluğunun olmaması koşuluyla)
    c- Eklampsi, ağır preeklampsi veya plasental yetmezliğe bağlı morfolojik olarak normal olan bir veya daha fazla 34 hafta öncesi erken doğum öyküsü

    Laboratuvar kriterleri;
    1-Lupus antikoagulan test pozitifliği (12 hafta arayla yapılmış iki veya daha fazla test sonucunun pozitif olması)
    2-Antikardiolipin antikor IgG ve/veya IgM testinin pozitif olması (12 hafta arayla yapılmış iki veya daha fazla test sonucunun pozitif olması)
    3-B2 glikoprotein antikor IgG ve/veya IgM testinin pozitif olması (12 hafta arayla yapılmış iki veya daha fazla test sonucunun pozitif olması)

    TGK vakalarının % 5-20 sinde Antifosflipid antikor pozitifliği mevcuttur.
    Antifosfolipid sendromu tanısı konulan vakalara düşük doz aspirin (75-100 mg) gebelik öncesi başlanıp gebelik oluştuğunda düşük doz aspirin kullanımına ek olarak LMWH (düşük moleküler ağırlıklı heparin) tedavisi önerilmektedir.
  • TGK (Tekrarlayan Gebelik Kayıpları) Vakalarında Tedavi Yaklaşımları Ne Olmalıdır? Vakalarda TGK nedenleri araştırılıp nedene yönelik tedavi yapılmalıdır. Hastaların %50 sinde kesin bir neden bulunamamakla beraber tedavi nedene yönelik olmalıdır.

    -Düşük materyalinin anormal karyotipi veya çiftlerden birinin anormal karyotipe sahip olması durumunda preimplantasyon genetik tanı (PGT) yapılması önemlidir. Nedeni belli olmayan TGK olan vakalarda PGT yapılmasının faydası tam olarak gösterilememiştir.

    -Kalıtsal trombofilisi olup TGK olan vakalarda tromboemboli riski yoksa antikoagülan tedavi verilmesinin faydası net olarak gösterilememiştir.

    -Antifosfolipid sendromu tanısı konulan vakalara düşük doz aspirin (75-100 mg) gebelik öncesi başlanıp gebelik oluştuğunda LMWH (düşük moleküler ağırlıklı heparin) eklenerek aspirin ve LMWH tedavisi önerilmektedir.(Not:detaylı bilgi için TGK nedir? sorusuna bakabilirsiniz.)

    -Klinik hipotiroidisi olanlar medikal olarak tedavi edilmelidir. TSH için 1.trimester üst limit 2.5mU/l olması tavsiye edilmektedir. Subklinik hipotiroidisi olan vakalarda tedavi verilmesinin yararı ispat edilmemiştir.

    -İnsülin direnci olan PKOS (polikistik over sendromu) olgularında metformin tedavisin faydası olduğu gösterilmiş olup gebelikte de kullanımına devam edilmesi önerilmektedir.

    -Konjenital uterin malformasyonlardan (doğuştan rahmin yapısal anormallikleri) uterin septum dışındaki anormalliklerin cerrahiden fayda görme oranı düşüktür.

    -Uterin patolojiler: Submukozal myom ve poliplerin TGK nedeni olduğu ispat edilmemiş olsa da cerrahi olarak çıkarılması önerilir. İntramural myomların ise cerrahisi önerilmez. Ancak uterin kaviteye  belirgin bası yapan büyük intramural myom olgularında cerrahi olarak çıkarılması önerilir. Geçirilmiş operasyonlara bağlı rahim içinde oluşan deformiteler veya yapışıklıkların histeroskopi ile düzeltilmesi önerilir.

    -Tekrarlayan 2. trimester (12-28 hafta) gebelik kaybı olan vakalarda servikal yetmezlik açısından yakın takip yapılıp gerekirse servikal serklaj (rahim ağzına dikiş atılması) önerilir.

    -TGK olan vakaların eşlerinin sigara ve alkol tüketimini azaltması, aşırı egzersiz ve aşırı kilodan kaçınılması sperm parametrelerini iyileştirerek şansı artıracaktır.

    Nedeni belirlenemeyen TGK vakalarında lenfosit aşısı, IVIG (intravenöz immünglobulin), glukokortikoid ve antikoagülan tedavinin faydası gösterilememiştir. Bunun dışında intralipid ve G-CSF tedavileri ile ilgili yeterli kanıt yoktur.

    Endometrial injury (rahim zarına çizik atma) yapmanın TGK vakalarında yararı kanıtlanamamıştır.


  • Hipotiroidi ve Subklinik Hipotiroidinin Önemi Nedir? Tiroıd bezi hipofizden salgılanan tiroid uyarıcı hormon -TSH kontrolünde metabolizmada önemli rol alan tiroid hormonlarını (T3- T4) salgılayan endokrin bir organdır. Hipotiroidi tiroid bezinin yeterince tiroid hormonu salgılamaması nedeniyle ortaya çıkan hormonal bir bozukluktur. Vücutta yeterli tiroid hormonu salgılanmadığı zaman hipofizden TSH salgılanması artar ve yapılan testlerde serbest T4 düzeyi düşük, TSH düzeyi yüksek (TSH > 4 mIU/L) çıkar . Hipotiroidinin en sık nedeni kanda tiroıd antikorlarının pozitif olduğu Hashimoto tiroiditi adı verilen otoimmün bir hastalıktır. Hipotiroidinin infertilite, düşük, kötü gebelik ve fetal sonuçlar ile ilişkili olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenle tüm gebe kadınlarda olduğu gibi, infertilite sorunu olan tüm kadınlar tiroid fonksiyonu yönünden taranmalıdır ve hipotiroidi tespit edilirse tedavi edilmelidir. Hipotiroidinin tedavisinde en çok kullanılan ilaç levotiroksindir. Levotiroksin, genellikle günde bir kez alınan bir tablettir. Tedavi süresince aralıklı olarak tiroid hormon düzeyleri kontrol edilmelidir.

    Subklinik hipotiroidi (SCH) ise TSH seviyesinin normal referans aralığının üstünde (TSH > 4 mIU/L) olmasına rağmen serbest t4 seviyesinin normal aralıkta olmasıdır. Özellikle gebelik planlayan kadınlarda SCH tanısı ve ne zaman, nasıl tedavi edileceği halen tartışmalıdır. Bu tanımlamaya göre  doğurganlık dönemindeki kadınlarda görülme oranı %4-8 dir. TSH' nun normal referans aralığı gebelikte değişmekte ve birçok laboratuvar gebe olmayanlarda üst sınırı 4mIU/L kabul ederken gebelik döneminde  üst sınırı 2.5 >mIU/L olarak kabul etmektedir.
    SCH (gebelikte TSH > 4 mIU/L tanımlandığında ) abortus ve kötü gebelik sonuçları ile ile ilişkili olduğunu gösteren orta derecede kanıt varken infertiliteyle ilişkisi bulunmamıştır. TSH 2,5- 4 mIU/L ise abortus ve kötü gebelik sonuçları ile ilişkili olduğunu gösteren kanıt yoktur.
    Tiroid antikorlarının abortus ile ilişkili olduğunu gösteren iyi kanıtlar ve infertilite ile ilişkili olduğunu gösteren orta derecede kanıtlar olduğu için levotiroksin tedavisi özellikle TSH seviyesi >2,5 ve tiroid otoantikorları pozitif olan kadınlarda gebelik sonuçlarını iyileştirebilir.
  • Hiperprolaktinemi (Prolaktin Yüksekliği) Nedir? Prolaktin, beynin alt tabanında bulunan hipofiz bezinin ürettiği bir hormondur. Primer olarak memelerde süt üretiminden sorumludur. Prolaktin salgılanmasında artış, GnRH -Gonadotropin salgılanmasını uyaran hormon salınımını azaltarak üremede önemli rol alan  FSH ve LH hormonlarının salınımını azaltır. Bu durum adet düzensizliğine, göğüslerden süt gelmesine yumurtlamanın olmamasına ve infertiliteye yol açar.
    Prolaktin ölçümü günün herhangi bir saatinde yapılabilir, proteinli gıda alınmışsa tercihen 4 saat sonra yapılmalıdır.

    Prolaktin yükseliğinin nedenleri
    1-Fizyolojik nedenler: Gebelik, emzirme, meme uçlarının uyarılması, aşırı stres veya aşırı egzersiz.
    2-Kullanılan bazı ilaçlar: Antidepresanlar, estrojen içeren ilaçlar tansiyon ilaçları…
    3-Patolojik nedenler: Hipofiz bezinde prolaktin salgılayan iyi huylu tümör-Prolaktinoma 
    4-Sistemik rahatsızlıklar : Hipotiroidi, kronik böbrek yetersizliği, siroz, epileptik nöbetler

    Hiperprolaktinemi tespit edildiğinde;
    -Şikayeti olmayan vakalarda makroprolaktin tayini yapılmalıdır. Makroprolaktin büyük molekül yapısına bağlı olarak klinik bulgu vermeyen bir hiperprolaktinemidir. Makroprolaktin tespit edildiğinde ilave tetkik ve tedaviye gerek yoktur.
    -Prolaktin yüksekliği ilaç kullanımına bağlı olabileceği için hiperprolaktinemi yapan ilaç kullanımı öyküsü varsa ilaç en az 3 gün kesildikten sonra prolaktin ölçümü tekrarlanmalıdır.
    -Hiperprolaktinemi yapan fizyolojik durumlar ve hipotiroidi, kronik böbrek yetersizliği gibi prolktin yüksekliğne neden olan hastalıklar açısından değerlendirilmelidir.
    -Prolaktin değeri 100 ng/ml nin üzerinde ise hipofiz MR çekilmelidir. Hipofizde adenom tespit edilmesi durumunda vaka endokrinoloji uzmanına yönlendirilir.

    Hiperprolaktinemi tedavisinde dopamin agonistleri olan cabergolin veya bromokriptin kullanılır. Dopamin agonistleri vakaların %90’ında prolaktin seviyesini düşürür, adenom varsa boyutunu küçültür. Cabergolin (dostinex) bromokriptinden daha az yan etki gösterir ve genel olarak prolaktin düzeylerini daha hızlı düzeltir.
  • Trombofili nedir?

    Kanın pıhtılaşmaya eğiliminin artması veya aşırı pıhtılaşması ve buna bağlı olarak venöz tromboemboli riski olmasıdır. Kalıtsal olabildiği gibi edinsel (sonradan kazanılmış ) faktörlere de bağlı olabilir.

    Trombofili açısından kimler taranmalıdır?
    1-Geçirilmiş venöz tromboemboli öyküsü olanlar: 
    Risk faktörü (örneğin; gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı, cerrahi işlemler, uzun süreli hareketsizlik gibi) olsun veya olmasın venöz tromboemboli geçirmiş hastalar
    2-Ailevi öyküsü olanlar: 1.derece akrabalarında (anne, baba, kardeş, çocuk) geçirilmiş venöz tromboemboli öyküsü olanlar, 1.derece akrabalarında (anne ,baba, kardeş, çocuk) yüksek riskli kalıtsal trombofili öyküsü olanlar

    *Trombofili tarama panelinde hangi testler olmalıdır?
    Kalıtsal trombofili testleri
    ;
    Faktör V,
    Faktör II,
    Antitrombin III,
    Protein S,
    Protein C
    Edinsel trombofili testleri ( Antifosfolipid antikorlar)
    Antikardiolipin IgG,IgM
    B2glikoprotein IgG,IgM
    Lupus antikoagulan

    *Hangi testlerin pozitifliği yüksek risk hangileri düşük risk taşır?
    Yüksek riskli trombofili testleri
    -Antitrombin III eksikliği
    -Faktör V homozigot mutasyon veya faktör II homozigot mutasyon
    -Faktör V ve Faktör II heterozigot mutasyonun birlikte olması
    -Antifosfolipid sendrom
    Düşük riskli trombofili testler
    -Faktör V heterozigot
    -Faktör II heterozigot
    -Protein C veya Protein S eksikliği

    *Kimlere antikoagulan (kan sulandırıcı) tedavi verilmelidir?
    1-Düşük riskli trombofili testleri pozitif olanlarda gebelik ve doğum sonrası yakın takip yapılmalı. Ek risk faktörleri varsa (obezite, sezaryen ile doğum, hareketsizlik) doğum sonrası dönemde antikoagulan tedavi verilmelidir.

    2-Düşük riskli trombofili testi pozitif olup kendisinde veya 1. derece akrabalarında VTE öyküsü olanlarda gebelik süresince ve doğum sonrası 6 hafta antikoagulan tedavi verilmelidir.

    3-Yüksek riskli trombofili öyküsü olanlara gebelik süresince ve doğum sonrası 6-8 hafta antikoagulan tedavi verilmelidir. 
    (Amerika obstetrik ve jinekoloji derneğinin (ACOG) trombofili için yayınladığı 2018 kılavuzundan alınmıştır.)

  • Tekrarlayan İmplantasyon Başarısızlığı (TIB) Nedir ?

    İmplantasyon, verdiğimiz embriyonun rahim içine gömülmesi, tutunması ve gebelik oluşturması durumudur. TİB (Tekrarlayan implantasyon başarısızlığı) tanımı yıllar içinde değişiklik göstermiş olup kesin bir tanımlama yapılmamıştır. Tüp bebek uygulamalarında yaşanan yeni gelişmeler ışığında yapılan yeni tanımlamaya göre TİB, 40 yaş altındaki bir kadında 3 veya daha fazla taze ya da dondurulmuş embriyo transferine rağmen ya da 4 adet iyi kalite embriyo transferine rağmen gebelik elde edilememesidir.

    TIB nedenleri;

    • Embriyo kalitesi; sperm ve oosit kalitesi embriyo kalitesini etkileyerek gebelik şansını azaltır
    • Kadın veya erkekte eşlik eden kromozomal bozukluklar embryo kalitesini etkiler, kromozomal anomalili embriyolar rahim içine tutunamaz
    • Uterusa ait faktörler; -Doğuştan rahmin yapısal bozuklukları

                                           -Sonradan kazanılmış rahim içi patolojiler (submuköz myom, büyük rahim içine bası yapan intramural myom, endometrial polip, rahim içi yapışıklıklar, adenomyozis) embriyonun rahim içine tutunma şansını azaltır

    • Tüplere ait faktörler; hidrosalpenks (tüpün ucunun kapanıp içinin sıvı dolu olarak şişmesi) nedeni ile rahim içine geri akış yapan tüp içinde biriken sıvı embriyonun tutunma şansını azaltır
    • Trombofiliye (pıhtılaşma) yatkınlık oluşturacak durumlar, kalıtsal ya da sonradan kazanılmış
    • İmmunolojik (bağışıklık) nedenler; implantasyon süreci ve desidualizasyon (gebelik hormonlarına karşı endometriumun verdiği cevap) sürecinde endometriumda (rahim zarı) immunolojik faktörlerin belirli bir denge içine salgılandığı gösterilmiştir. Ancak, immünolojik araştırmaların faydalı olduğu ve immunolojik tedavilerden hastaların fayda göreceği konusunda bir fikir birliği yoktur

     

    TIB saptanan vakalarda yapılacak testler;

    • Çiftin periferik kanda kromozom analizi
    • Sperm DNA hasarı değerlendirmesi
    • Histerosalpingografi (rahim filmi) sonucuna göre gerekirse hem tanı koymak hem de tedavi etmek amacı ile Histeroskopi (rahim içerisine kamera ile bakılması), Laparoskopi (kamera ile tüplerin değerlendirimesi)
    • Trombofili testleri

     

    TIB tedavisinde öneriler;

    -Canlı doğum ulaşabilecek iyi kalite embriyo seçimini sağlamak için yapılacaklar;

    • Kontrollü ovaryan stimulasyon (yumurta büyütme) tedavisinde hormon değerleri ve ultrasonografi ile yakın takip
    • Sperm DNA hasarı saptanmışsa; medikal tedavi (antioksidan) verilir. Ancak asıl olan tüp bebek tedavisinde iyi sperm seçimi yapmaktır. Bu nedenle yumurta toplama işlemi günü alınan sperm örneğinden sperm seçim teknikleri kullanılarak daha iyi embriyo gelişimini sağlayacak en iyi spermler seçilerek yumurta içerisine enjekte edilir. Ayrıca hastanın öyküsü ve bazal spermiogram analizi değerlendirilerek gerekirse daha az sperm hasarı izlenen testislerden cerrahi yolla sperm elde edilerek ICSI işleminde kullanılır
    • Embriyolar mutlaka 5. Güne (blastosist aşamasına) kültüre edilir. Embriyo gelişimini desteklemek için heterolog co-culture, büyüme faktörleri içeren embriyotrofik kültür sıvıları (embryogen, blastogen) kullanılır.
    • Embriyoların embriyoskop denilen kameralı, kapalı sistem içinde takibi morfolojik (dış görüntü) kriterleri dışında hücre bölünme zamanlarını içeren morfokinetik parametrelerin takibi ve daha iyi kalite embriyo seçimini sağlar
    • Preimplantasyon genetik tanı ile kromozomları normal iyi kalite embriyo seçimi

    -Uterusa ait patolojiler için yapılacaklar;

          1-Histeroskopi ve/ veya laporoskopi ile düzeltilmesi ; uterus ile ilgili (myom çıkarılması, polip çıkarılması, rahim içi yapışıklık açılması, rahim içi perde düzeltilmesi), tüpler ile ilgili (tüplerin kapatılması ya da çıkarılması)

          2-İnce endometrium nedenli hormon tedavileri

    -Trombofili saptanmış olan olgularda düşük molekül ağırlıklı heparin ve aspirin tedavisi verilir.

    -İmmunolojik tedavilerden (İntravenöz immunglobulin, intralipid…) hastaların fayda göreceği kanıtlanmış değildir. Ancak nedeni açıklanamayan TIB vakalarında hastaya göre değerlendirme yapılarak uygulanabilir.

    -Yaşam tarzı değişiklikleri; kilo kaybı, sigara ve alkol bıraktırılması

  • Kötü Embriyo Gelişim Öyküsü Olanlarda Neler Yapılabilir? Kötü embriyo geişim öyküsü olanlarda yeni uygulama öcesinde nedene yönelik ayrıntılı değerlendirme yapılmalı endojen ve eksojen faktörler ortaya çıkarılmalı ve önleyici uygulamalar planlanmalıdır.Bu uygulamalar;
     
    Embriyo gelişimini etkileyecek sperm faktörü varlığı araştırılması ve sperm seçme tekniklerinin kullanılması
    Ayrıntılı semen analizi yapılarak sperm morfolojisi ve hareketliliği detaylı değerlendirilir. MSOME dediğimiz yöntemle yüksek büyütmeli objektifler ve özel optik sistemler aracılığı ile spermleri 8050 kata kadar büyüterek  sperme ait  major anormallikleri tespit edilebilmektedir.  Sperme ait major anomalilerin yanında spermin başı içerisindeki anomalili yapıları ve vakuolleri(sıvı dolu kesecikler)  MSOME tekniği ile ayırt etmek mümkündür. Yapılan araştırmalarda vakuol içeren spermlerde vakuol içermeyenlere göre DNA hasarı oranının daha yüksek olduğu gösterilmştir. Sperm DNA yapısındaki hasarlar, döllenme başarısızlığı,embriyo gelişiminin durması, kötü ve yavaş embriyo gelişimine neden olabilmektedir bu nedenle morfolojik olarak normal spermleri seçmek embriyo gelişimini olumlu etkileyecektir. MSOME ile indirekt DNA hasarını göstermekle birlikte direkt DNA hasarını gösteren TUNEL,COMET testleri yapılabilir.
    Sperm analizinde şiddetli hareketsizliğin olduğu durumlarda eozin ve HOS testi ile canlı spermleri ölü spermlerden ayırmaya yarayan vitalite testleri  önerilir.
    Tüp bebek işlemi esnasında blastosiste ulaşan embriyo sayısını  arttırmak, daha kaliteli embriyo gelişimini sağlamak için  IMSI, PICSI, mikrochip  yöntemleri kullanılarak en iyi spermlerle mikroenjeksiyon planlanır.

    Fertilizasyon ( döllenme ) oranı düşük olan vakalarda fertilizasyonu arttırıcı yöntamlerin kullanılması
    Sperm hücresi yumurtayı döllediğinde, yumurtanın içerisinde Ca2+ artışı gözlemlenir ve bu yavaş yavaş tüm sitoplazmaya dalga halinde yayılır. Döllenme başarısızlığı gözlemlenen olgularda bu akım sağlıklı bir şekilde gerçekleşmez ve yumurta sonraki aşamalara geçemez. Bu durumda, mikroenjeksiyon işlemi sonrası, yumurtalar oosit aktivatörü içeren (kalsiyum ionofor, ionomisin, vb.) solüsyonlara tabi tutularak yumurta içerisindeki kalsiyumun artması ve döllenmenin gerçekleşmesi sağlanır.

    Embriyo gelişimin destekleyen özel kültür sıvılarının kullanılması(Blastogen-embriyogen)
    Embriyoların transfere kadar gelişimlerini sağlayan bu kültür sıvılarının içinde GM-CSF (Granulocyte-macrophage colony stimulating factor) adlı bir sitokin bulunmaktadır. Embriyo ve rahim arasındaki iletişim gebeliğin oluşumunda çok kritik bir rol oynamaktadır. Sitokinlerin bu iletişimi sağlamada çok önemli bir rolü vardır. Bu bağlamda GM-CSF içeren kültür sıvısının hem implantasyon hem de gebelik oranlarında pozitif etkisi olduğu bildirilmiştir

    Endometrial Ko-kültür uygulaması
    Ko-kültür rahim iç tabakası olan endometriumdan  alınan doku örneğinin laboratuvar koşullarında özel yöntemlerle hazırlanması ve embriyoların bu kültür sıvısı içinde takip edilmesine dayanan bir tekniktir. Ko-kültür ortamında embriyo ve endometrial doku arasında sinyaller oluşarak endometrial doku gerekli büyüme faktörlerini salgılmaktadır. Salgılanan büyüme faktörleri, sitokinler, proteinler daha kaliteli embriyo gelişimini destekleyebilir.

    Embriyo gelişiminin kötü olmasına neden olabilecek genetik nedenlerin araştırılması
    Ailede infertilite öyküsü olan vakaların genetik uzmanı tarafından değerlendirilmesi önerilir. Gerekirse carrier screening, exome dizileme  gibi genetik testlerle kötü embriyo gelişimine  neden olabilecek oosit veya sperme ait genetik problemler araştırılabilir.
     


  • IVF Tedavisi Hangi Durumlarda İptal Edilebilir? 1) Yumurtalıkların verilen yüksek doz ilaçlara rağmen cevap vermediği ve tedaviden fayda görülemeyeceğinin düşünüldüğü hastalarda tedavi yarıda keserek işlem iptal edilebilir.

    2) Yumurtalıklar içinde gelişmiş folikül olmasına rağmen yumurta toplama günü içlerinden yumurta elde edilemeyebilir. Bunun sebebi genellikle yumurta toplama işleminden önce yumurtaların zamansız çatlamasıdır. Bu istenmeyen durum genellikle yumurtalık rezervi azalmış ileri yaştaki kadınlarda görülebilir. Çok nadiren de olsa foliküllerin içinde yumurta olmayabilir (boş folikül sendromu) ve toplama sonrası yumurta elde edilemeyebilir.

    3) Elde edilen yumurtalar döllenmeyebilir. Bu durum anormal yumurtalara veya spermlere bağlı olarak gerçekleşebilir.

    4) Döllenen yumurtaların hiçbiri bölünmeyebilir. Bu durum da oldukça nadirdir ve genelde az sayıdaki ve kötü kalitedeki yumurta varlığında gözlenir.

    5) Azospermik erkekte ameliyat ile sperm bulunamayabilir. Böyle bir durumda tedavi yumurta toplama işleminden hemen önce iptal edilir.

    6) Genetik sorunu olan ve preimplantasyon genetik tanı ( PGD) yapılan olgularda normal bir embriyo bulunamayabilir. Bu durumda da embriyo transferi yapılmaz.

    7) Preimplantasyon genetik tanı (PGD) ve HLA analizi yapılan embriyolarda embriyo sağlıklı olsa da HLA doku uyumu yoksa transfer yapılmaz.


    Kötü yanıtlı olguları nasıl önceden anlıyoruz?

    Tüp bebek tedavisinin başarısında, elde edilen yumurtaların yeterli sayı ve kalitede olmasının önemi büyüktür. Yumurtalıklardaki yumurta sayısının ve bu sayıyı etkileyebilecek durumların bilinmesi hastanın tedaviye vereceği cevabın nasıl olacağını önceden anlamamıza yardımcı olur.
    Kadın yaşının 35 ve üzerinde olması, aşırı kilo, sigara kullanımı, daha önceden geçirilmiş yumurtalık ameliyatları, geçirilmiş iltihabi hastalıklar, endometriozis, yumurtalık kistleri, adet kanamasının 2. ya da 3.günü yapılan FSH düzeyinin 12 mIU/ml, estradiol düzeyinin 80 pg/ml’nin üzerinde olması, daha önceki tedavilerinde alınan kötü yanıt veya yüksek dozlarda hormon ilaçları kullanılmış olması, rahim iç zarıyla ilgili problemlerin tespiti, tedaviye yanıtı kötü yönde etkileyebilir.
  • Embriyo Gelişiminin Morfolojik Değerlendirmesi Nasıl Yapılır? Mikroenjeksiyon yada tüp bebek işleminden;

    1) 16-20 saat sonra (1.gün) döllenme tespit edilir.
    2) 48 saat sonra (2.gün) 3-4 hücreli embriyolar izlenir.
    3) 72 saat sonra (3.gün) 6-8 veya daha fazla hücre içeren embriyolar izlenir ve hücreler arası birleşme başlar.
    4) 4.günün sabahında hücre sayısı net sayılamamakta, morula dönemine ulaşan embriyolar oluşmaktadır.
    5) 5. veya 6. gündeki embriyoya blastosist adı verilir ve hücre sayısı 60’tan fazladır

    (detaylı bilgi için tıklayınız.)

    Bu kriterlere sahip olan embriyolar normal gelişen embriyolar olarak değerlendirilir.




  • Dondurulup Çözülen Embriyo Transferinde Endometrial Hazırlık Nasıl Yapılır? Dondurulmuş çözülmüş embriyo transferinde embriyo daha önceden elde edilmiş olduğu için yapılacak işlem rahim iç tabakası dediğimiz endometriyumu transfer için hazırlamaktır. Endometrial hazırlık farklı şekillerde yapılabilir.
    1-Doğal siklus
    2-Yapay (artifisiel siklus)
    3-İndüklenmiş siklus

    Dondurulmuş çözülmüş embriyo transferi için adetin 2.günü ultrasonografi ile rahmin ve yumurtalıkların durumu değerlendirilerek vaka için uygun yöntem belirlenir.
    Merkezimizde en çok tercih ettiğimiz yöntem ilaç kullanmayı gerektirmediği için naturel(doğal) siklusta endometrial hazırlıktır. Endometriumun transfer öncesi östrojen hormonunun etkisiyle belli bir kalınlığa ulaşması gerekmektedir. Düzenli adet gören kadınlarda ayda bir yumurta büyür, büyüyen yumurta östrojen hormonu salgılayarak rahmin belli bir kalınlığa ulaşmasına neden olur. Bu nedenle yumurtalıkları düzenli çalışan kadınlarda dışardan östrojen hormonu vermeye gerek kalmaz. Adetleri düzenli olan vakalarda adetin 2. günü yapılan muayene sonuçlarına göre yumurtalıklarda hormon üretimi yapan bir kist yoksa rahim transfer için uygunsa vakaya adet siklusunun uzunluğuna göre bir sonraki muayene tarihi belirlenerek randevu verilir. Yumurta belli bir boyuta ulaşınca çatlatma iğnesi verilerek embriyo transfer günü belirlenir. 
    Tüm vakalar doğal siklus için uygun olmayabilir bu vakalara yapay (artifisiyel) siklus dediğimiz dışardan östrojen hormonu verilerek, endometrium transfer için hazırlanır. Özellikle düzenli yumurtlaması olmayan vakalar ve ince endometrium öyküsü olan vakalarda rahmin belli bir kalınlığa ulaşması için östrojen hormonunu dışardan ilaç olarak vermek gerektiği için yapay siklusta endometrıal hazırlık tercih edilir . Yapay siklusta embriyo transferi planlalanan vakalara adetin 2. günü yapılan muayene sonuçlarına göre östrojen tedavisine başlanır, yaklaşık 12- 14 gün östrojen tedavisi verildikten sonra endometrium yeterli kalınlığa ulaşınca progesteron desteğine başlanarak transfer zamanını belirlenir.

    Düzenli yumurtlaması olmayan ve dışardan östrojen hormonu kullanması riskli (obez ,pıhtılaşmaya eğilimi olan vakalar, kanda östrojen hormonunun yükselmesini istemediğimiz meme kanseri açısından risk taşıyan vakalar) vakalara da indüklenmiş siklusta endometrial hazırlık yapılır. Bu uygulamada yumurtalıkları uyarıcı ilaçlar (klomen,femara) verilerek yumurtlama sağlanabilir. Yumurta belli bir boyuta ulaşınca çatlatma iğnesi yapılarak transfer zamanı belirlenir bundan sonraki aşama doğal siklustaki gibi devam eder.


  • Luteal Faz Nedir? IVF Uygulamalarında Nasıl Luteal Faz Desteği Verilir? Üreme çağındaki kadınlarda her ay bir yumurta büyür ve gerekli olgunluğa ulaştıktan sonra çatlar. Yumurtlama döneminden sonra gebelik olmazsa yaklaşık 12-14 gün sonra adet kanaması başlar. Yumurtlamadan itibaren adet başlangıcına kadar olan bu süreye luteal faz denir. Luteal faz gebeliğin oluşması ve devam etmesi için önemli bir dönemdir ve bu dönemde corpus luteumun (yumurta çatladıktan sonra follikülde oluşan yapı) yeterli düzeyde progesteron salgılaması gerekir.

    Tüp bebek tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar corpus luteumun yeterli progesterone salgılaması için gerekli olan Luteinizan hormon (LH) düzeyinin baskılanmasına yol açarak progesterone üretimini bozar.
    Bu nedenle luteal fazın gebelik oluşması ve devamı için desteklenmesi gerekir.Bu tedaviye luteal faz desteği denir.

    Luteal faz desteğinde progesteron tedavisi 4 farklı yolla verilebilir. Bunlar;

    1) İntramuskuler progesteron (Kas içine enjeksiyon): Kandaki progesteron seviyesini hızlı bir şekilde yükseltir. Yağlı bir enjeksiyon olduğundan ağrılı bir uygulamadır, enjeksiyon yerinde steril soğuk abseye yol açabilir.
    2) Vajinal progesteron (crinone jel, lutinus vajinal tablet): Vajinal yoldan uygulanır. Vaginal yoldan emilimi yüksektir vaginal yoldan uterusa difüzyon ile geçerek rahim iç tabakasında kandan daha yüksek konsantrasyonlar ulaşır. Vajinal jel vajinal irritasyon ,kaşıntı yapabilir.
    3) Oral progesteron ağızdan alınır kullanımı kolaydır son zamanlarda yapılan çalışmalar vaginal yoldan kullanılan progesteronla aynı etkinliğe sahip olduğunu göstermiştir.
    4) Subkutan progesteron: Cilt altına uygulanır. Ciltte kızarıklık ve tahriş yapabilir.
  • Yumurta Dondurma İşlemi Hangi Durumlarda Yapılır? Yumurta dondurma işlemi sağlık bakanlığının 2014 yılında yayınladığı ‘Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelik’ uyarınca sadece aşağıda belirtilen tıbbi zorunluluk hallerinde uygulanabilmektedir. Oositlerin dondurulması için tıbbi zorunluluk oluşturan bu durumun tıbben kanıtlanması ve raporlanması gerekmektedir.

    1- Kemoterapi ve radyoterapi gibi yumurtalık hücrelerine zarar veren tedaviler öncesinde,
    2- Üreme fonksiyonlarının kaybedilmesine yol açacak olan yumurtalıkların alınması gibi operasyonlar öncesinde,
    3- Düşük over rezervi olup henüz doğurmamış veya aile öyküsünde erken menopoz hikayesinin üç uzman doktordan oluşan sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmesi durumunda yumurta dondurma işlemi yapılabilir.

    Yönetmeliğe göre dondurma işlemlerinde, ayrıca yumurtası dondurulan kişinin kanında bakılacak DNA kimliklendirme analizinin bulunması şartı vardır.

    Yumurta dondurma işlemi nasıl yapılır?
    Adetin 2. günü yapılan ultrasonografi ve hormon sonuçlarına göre tedaviye başlanır. Hormonal tedavi yumurta toplama aşamasına kadar toplam 10-12 gün sürmektedir. Bu süreçte 4-5 kez hormon değerleri ve ultrasonografi kontrolü yapılır. Yumurta büyüklüğü 18-19 mm boyutuna ulaşınca verilecek olgunlaşmayı tetikleyici enjeksiyondan 36 saat sonra hafif sedasyon anestezisi ile yumurtalar toplanır ve dondurulur.

    Hücre dondurma teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak günümüzde uygulanan yöntemler ile üreme hücreleri başarılı bir şekilde dondurulabilmektedir. Dondurma işlemi temel olarak dondurulacak yumurta hücresi hazırlık aşamasından sonra koruyucu (kryoprotektan) solüsyonlarla karıştırılarak sıvı azot içerisine bırakılması şeklinde uygulanmaktadır. Merkezimizde yumurta dondurma işlemi için hızlı dondurma tekniği kullanılmakta ve işlem yaklaşık 20 dakikada tamamlanmaktadır. Yumurta hücreleri -196 santigrat derecedeki sıvı nitrojen içinde uzun yıllar saklanabilmekte ve daha sonra üreme tedavilerinde kullanılabilmektedir.

    Yumurta dondurma işleminde başarı oranı nedir?
    Yumurta hücresi insan vücudundaki en büyük hücredir ve bu nedenle içerisinde çok miktarda su molekülü barındırır. Su molekülünün fazla olması, donma sırasında su moleküllerinin kristalleşmesine ve oluşan su kristallerinin yumurta hücresine zarar vermesine yol açabilir. Özellikle son yıllarda kristalleşmeyi belirgin şekilde azaltan vitrifikasyon yönteminin kullanımı ve bu amaçla kullanılan solüsyon ve protokollerdeki iyileşmelerle artık taze denemelere benzer gebelik sonuçları elde edilmektedir. Dondurulan yumurtaların çözme sonrası canlılığını yitirme riski % 5’ in altındadır. Yumurta dondurma işlemi tüp bebek tedavisinde etkinliği kanıtlanmış başarılı bir teknik olarak yerini almıştır.

    Dondurulmuş oositlerin saklama ve yasal imha koşulları nelerdir?
    "Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelik″ çerçevesinde; dondurulmuş oositler yasal olarak en fazla 5 yıl süre ile saklanabilmekte ve saklama süresinin 1 yılı aşması halinde her yıl, saklanmaya devam edilebilmesi için, kişinin yumurtasını dondurduğu merkeze başvuruda bulunarak talebinin devam ettiğini ifade eden imzalı dilekçe vermesi gerekmektedir. Dondurulan örneklerin 5 yıldan uzun saklanması sağlık bakanlığının iznine bağlıdır.

    Dondurulan oositler yasal olarak, kişinin yıllık olarak saklama talebini yenilememesi, yazılı olarak imha talebinde bulunması ve ölüm hallerinde saklama süresine bakılmaksızın imha edilir.
  • Erkek İnfertilitesinin Nedenleri Nelerdir? Erkek kısırlığının bilinen nedenleri hormonal hastalıklar, testis iniş bozuklukları, varikosel, testis enfeksiyonları, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, radyoterapi/kemoterapi başta olmak üzere sperm üretimine etki eden ilaç kullanımı, sperm kanallarının doğuştan yokluğu veya tıkanıklığı gibi sperm iletim sorunlarıdır. Erkek infertilite değerlendirilmesinde detaylı öykü alındıktan sonra ilk yapılması gereken test semen analizidir.
    (detaylı bilgi için tıklayınız)

  • Semen Analizi Nasıl Yapılır? 3-5 günlük cinsel perhiz sonrası semen analizi yapılması önerilir. Bu süre semenin değerlendirilmesi için çok önemlidir, perhiz süresinin uzaması halinde sperm sayısı artar, sperm hareketliliği ve canlılığı azalır, sperm DNA'sının zarar görme ihtimali artar, perhiz süresinin kısa olması ise sperm sayısının azalmasına ve sperm hareketliliğinin artmasına yol açar. Her iki şekilde de sonuç tedavi şeklinin belirlenmesinde yanıltıcı olabilir.

    Semen analizinde şu parametreler değerlendirilir.
    - Semen volümü,
    - Sperm konsantrasyonu,
    - Sperm motilitesi (hareketliliği)
    - Sperm morfolojisi değerlendirilir.

    Sperm özellikleri ve sayısı farklı zamanlarda değişiklik gösterebilir.Semen parametrelerini etkileyen birçok faktör vardır. Geçirilen hastalıklar, kullanılan ilaçlar, kimyasal ve çevresel faktörler sperm özelliklerini etkilemektedir. Bu nedenle hastanın vereceği bilgi doğrultusunda gerekirse 3–4 hafta ara ile en az iki sperm örneğinin değerlendirilmesi ve bu örneklerin ortalamasına göre karar verilmesi merkezimizde benimsenmiş olan yöntemdir. Semen örneği verirken ejakülatın sperm verilecek kabın dışına akmamasına dikkat edilmelidir. Verilen meni örneğinin ilk kısmı daha fazla sperm hücresi içerdiğinden bu çok önemlidir. Eğer örneğin ilk kısmı sperm verme esnasında dışarıya akar veya kaybedilir ise bu durum laboratuvar görevlilerine mutlaka iletilmeli, mümkünse örnek verme işlemi tekrarlanmalıdır.

    Sperm analizi için sperm vermede güçlük yaşayan hastalar olabilir. Böyle bir durumda vaka sperm verme güçlüğünün nedenleri ve çözümü için mutlaka üroloji uzmanı tarafından değerlendirilmeldir. Çoğunlukla üroloji uzmanının vereceği bir ilaçla problem giderilmektedir. Verilen ilaca rağmen sperm verme güçlüğü devam ederse gerekirse TESA (testiküler sperm aspirasyonu) işlemine geçilerek lokal anestezi ile testislerden sperm alınması mümkündür.

    Sperm sayısının çok yetersiz bulunduğu vakalarda daha fazla sperm elde etmek için bazen birden fazla numune alınması gerekebilir.İlk örnekte taşıyıcı kanallarındaki (vaz deferensler) spermler alınmaktadır. İkinci örnekte ise epididimal kanallardaki daha az beklemiş spermin elde edilmesi mümkündür. Daha yüksek oranda hızlı hareketli sperm elde edilmesi ihtimali ile ikinci veya nadiren üçüncü örneğe ihtiyaç duyulmaktadır. Bu uygulama sperm sayısı ve hareketliliği çok kısıtlı olan erkeklerde yapılmaktadır.

    ( Detaylı bilgi için tıklayınız )
  • Azoospermi Nedir? Azospermi, menide sperm hücresi izlenmemesi durumu olup genel toplumun %1’ini, erkek kısırlığı olgularının ise %10-15’ini oluşturmaktadır.
    1-Azospermi sperm kanallarının doğuştan yokluğu veya enfeksiyon, cerrahi nedenler ya da yaralanmalara bağlı sonradan tıkanmasına bağlı tıkayıcı tipte azoospermi (obstrüktif azospermi) (detaylı bilgi için tıklayınız)
    2-Testiste sperm üretiminin yokluğuna bağlı tıkayıcı olmayan azospermi (NOA) olmak üzere iki türlüdür.
    Olguların %60-70’i NOA, geri kalan %30-40’ı tıkayıcı azospermidir. Bu iki neden hastanın muayenesi ve hormon incelemeleri sonucunda tespit edilebilir.  Azospermi olgularında eşlik eden kromozomal bozukluk görülme ihtimali artar. Bu nedenle hastaya mutlaka genetik testlerin yapılması önerilir. Ayrıca son yıllarda erkek infertilitesi (kısırlığı) ile ilgili gen bozukluklarının saptanması ile özellikle ailevi erkek infertilitesi olan hastalara genetik inceleme ve exom dizileme, genom dizileme testlerinin yapılması çok önem kazanmıştır.

  • Semen Analizinde Sperm Bulunmayan Kişilerde Sperm Elde Etme Yöntemleri Nelerdir? Menide sperm bulunamadığı durumlarda cerrahi yollarla testis içinden sperm elde edilebilir. Sperm elde etmek için değişik yöntemler kullanılabilir. Testiste sperm üretiminin varlığı, uygulanan testlerle belirlenmişse, TESA tekniği, yani iğne ile testisten sperm aspirasyonu uygulanmaktadır. Testiste sperm üretiminin gerçekleşip gerçekleşmediği net olarak teşhis edilemediyse mikro cerrahi yöntemi ile Mikrodisseksiyon Testiküler Sperm Ekstraksiyonu(Mikro TESE) ile sperm elde edilebilir.

    MikroTESE yöntemi mikrocerrahi gerektiren bir tekniktir. Cerrahın daha önce bu konuda deneyim sahibi olması işlemin başarısını artıracaktır.Mikroskobunun 30 kat büyütme avantajından yararlanılarak sperm üretiminin gerçekleştirildiği tubulus adı verilen ince borucuklar ameliyat mikroskobu altında büyütülür ve büyük opak beyazımsı tübüller ayırt edilir.Bu tübüller daha fazla spermatogenik olarak aktif germ hucreleri icermektedir. Sperm bulunma olasılığı yüksek olan bu tübüller ürolog tarafından alınır. Bu tübül embriyolog tarafından parçalanır, tübül içindeki spermlerin dışarıya çıkması sağlanır ve daha büyük büyütmeli (200-400 kat) bir mikroskop altında sperm aranır. Eğer alınan tübül sperm içeriyorsa , sperm elde etmek amacıyla hazırlanır. Hazırlanan spermler mikroenjeksiyon uygulanan mikroskopta ICSI uygulamak amacıyla toplanır.

     



       Micro TESE ile alınan parçadaki sperm

    TESE açık biyopsi ile testisten alınan doku parçasından sperm elde etme tekniğidir.


    Mikro TESE Yönteminin TESE yöntemine göre farkı:
    -İşlemin mikroskop altında yapılması sperm bulma şansını % 30' dan % 52'e çıkarır.
    -Testis aynı zamanda testosteron hormonunu üreten bir bölgedir. Bu nedenle bu yöntem testisten alınan dokunun miktarını azaltarak doku kaybını en aza indirir. Hastanın doku kaybı bu yöntemde çoklu biyopsi yöntemine göre 70 kat daha az olmaktadır.
    -Mikroskop altında yapılması nedeni ile testisi besleyen damarlara zarar vermeden kesi yapılmasını sağlar.
    -Daha önce sperm bulunamamış ve Klinefelter Sendromu gibi genetik nedenle semende sperm yokluğunda bu yöntem ile sperm bulma şansı % 50’ e yükselmektedir. Bu avantajları nedeniyle merkezimizde çok odaklı TESE yerine mikro TESE işlemi uygulanmaktadır.

    TESA (TESA - Testicular Sperm Aspiration) 
    Bölgesel veya genel anestezi altında testise iğne ile pek çok noktadan girip testis dokusu aspire edilerek sperm arama işlemidir. Bu işlem sperm kanallarında tıkanıklık nedeni ile spermin dışarı çıkamadığı durumlarda yapılır. Ayrıca daha önce menideki sperm ile yapılan tüp bebek uygulamalarında başarısız sonuçlar alınmışsa başarıyı arttırmak için menide sperm olmasına rağmen TESA uygulanabilir. TESA yönteminde testisde sperm üretiminin var olduğu bilindiği için sperm bulma şansı %100’e yakındır.
     

    PESA (PESA-Percütan epididimal sperm aspirasyonu)
    Lokal anestezi altında yapılır testislerin üstündeki epididimlere ince bir iğne ile girerek içerisindeki spermleri çekme yöntemidir.


    MESA (MESA-Mikroskobik epididimal sperm aspirasyonu)
    Lokal veya genel anestezi altında yapılır. Epididim kanalından mikrocerrahi yöntemle sperm elde edilmeye çalışılır. Açık cerrahi ve uzun iyileşme süresi gerektirdiği için merkezimizde yapılmamaktadır.
  • Erkek İnfertilitesinde Hormonal Değerlendirme Kimlere Yapılır? Erkek üreme sisteminde sperm üretimi hormonal kontrol altında sağlanmaktadır. Beynin alt bölümünde yer alan hipofiz bezinden salınan LH ve FSH hormonları (gonadotropinler) testiste sırasıyla testosteron sentezi ve sperm üretimini kontrol ederler.
    Hormonal bozukluklar infertil erkeklerin %3-5’inde etken olmaktadır. Temel olarak gonadotropin salınımı ve dolayısı ile testosteron sentezinin etkilenmesi sonucu sperm üretiminde bozukluk gelişmektedir. Normal semen analizi sonuçları olan bir vakada hormonal bir problem olma ihtimali çok nadirdir. Hormonal değerlendirme aşağıdaki durumlarda yapılmalıdır.

    1-Sperm konsantrasyonu<10 milyon/ml ise
    2-Cinsel fonksiyon bozukluğu öyküsü varsa
    3-Endokrinolojik problemi düşündüren klinik bulgular varsa (memelerde büyüme, erkek tipi tüylenme olmaması..) 
    Testosteron seviyesi FSH, LH, inhibin B düzeylerine bakılmalı ve sonuçlara göre tedavinin yönü belirlenmelidir.

    Hipogonadotropik hipogonadizm nedir?
    “Hipogonadotropik hipogonadizm” erkek infertilitesinde hormonal tedavinin en iyi sonuç verdiği durumu oluşturmaktadır. Klinik olarak cinsiyet karakterlerinin gelişmediği veya zayıf geliştiği, seyrek vücut ve yüz kılları, ince/tiz ses tonu; küçük penis ve testis yapısı olan bu erkeklerde semen analizinde azoospermi saptanır. Ayrıca, beraberinde ejakülat sıvısı (meni) miktarı da düşüktür (olması gereken en az 1,5 cc’nin altında)

    Hipogonadizm tanısı nasıl konulur?
    Detaylı bir fizik muayenenin ardından bu hastalarda sabah saat 08.00-10.00 saatleri arasında alınan kanda serum hormon düzeyleri (FSH, LH, Total Testosteron) ölçülmelidir. Gerekli durumlarda hipogonadotropik hipogonadizm nedenini ortaya koymak için ilave hormonal, radyolojik ve genetik incelemeler de yapılabilir.

    Hipogonadizm tedavisi nasıl yapılır?
    Değerlendirme sonrası tedavide ilk yapılması gereken testis içindeki testosteron düzeyinin artırılmasıdır. Bu amaçla sentetik LH ilaçları (hCG ampul) kullanılır. Haftada 2-3 defa enjeksiyon ile başlanan tedavi 3-6 ay süre ile devam etmelidir. Bu süre içinde periyodik olarak serum hormon düzeyleri kontrol edilmeli ve serum testosteron düzeyinin normal seviyede en az 3 ay süre sabit kalması sağlanmalıdır. İstenilen serum testosteron düzeyi elde edildikten sonra tedaviye sperm üretimini sağlamak amacı ile FSH ilaçları (hMG ampul) ilave edilir. Bu tedavi de hCG ile birlikte olarak haftada 2-3 defa tekrarlanır. hCG ve hMG tedavisini alan hastalarda 3 ay ara ile serum hormon düzeyleri ve semen analizi kontrolü yapılmalıdır. Tedavinin 9-12. aylarında hastalarda sperm üretimi elde edilebilmekte ve menide sperm saptanabilmekte ve yardımcı üreme yöntemleri başarı ile uygulanabilmektedir.

    Hipogonadizm tedavisinde testosteron kullanımı nasıl olmalıdır?
    Hipogonadotropik hipogonadizmli hastalarda tedavide yapılan önemli bir hata serum testosteron düzeyini artırmak için dışarıdan testosteron kullanılmasıdır. Dışarıdan verilen testosteron desteği klinik olarak testosteron eksikliğine bağlı iyilik hissinde bozulma, cinsel performans bozukluğu, cinsel isteksizlik gibi bulguları düzeltse bile testis içine etki etmedikleri için sperm üretimini sağlayamazlar. Aksine uzun süre dışarıdan testosteron kullanımı sperm üreten hücrelerin etkisini de baskılayabilir. Bu nedenle üreme çağındaki hipogonadotropik hipogonadizmli hastalarda testosteron ilaçlarının kullanımı önerilmemektedir.

    İlaç tedavisi her hastada yeterli olur mu?
    Yeterli sperm üretimin elde edilemediği hastalarda periyodik semen analizleri ile sperm dondurulma işlemi (sperm freezing) yapılarak dondurulmuş spermler ile yardımcı üreme yöntemlerine başvurulabilir. Çok az hastada ise tedaviye rağmen azoospermi durumu devam  edebilir. Bu olgularda ise Mikro TeSE ile sperm elde edilmesi önerilmektedir.

  • Erkek İnfertilitesinde Genetik İncelemenin Önemi Nedir? Son yıllarda genetik alanında ilerlemeler erkek kısırlığının nedenleri hakkında çok önemli bilgiler elde etmemizi sağlamıştır. Seks kromozomlarından Y kromozomu üzerindeki genlerdeki silinmeler vücut yapısı ve fonksiyonları normal olmasına rağmen, testiste sperm yapımının azalması veya hiç sperm yapılmaması gibi duruma yol açmaktadır. Aynı şekilde yine seks kromozomlarındaki sayı anomalileri, örneğin en sık görülen 47 XXY Klinefelter sendromu gibi genetik hastalıklarda da testis gelişimi yetersiz kalmış ve sperm yapımı azalmış olabilir. Ayrıca testislerden sperm taşıyan kanalların doğuştan olmaması halinde testiste normal sperm üretimi olmasına rağmen çıkış imkanı olmadığı için menide sperm görülmez. Bu da genetik olarak Konjenital Bilateral Vas Deferens Agenezisi (CBAVD) denilen bir hastalığa bağlıdır. Merkezimizde erkek infertilitesi için dünyada uygulanan tüm genetik incelemeler yapılmaktadır.
  • Sperm Seçme Teknikleri Nelerdir ? IMSI (Yüksek Mikroskobik Büyütmeyle Seçilmiş Sperm Mikroenjeksiyonu): Klasik ICSI yöntemiyle sperm seçimi 200-400 kat büyütmeyle yapılmaktadır. Ancak IMSI yöntemiyle gelişmiş mikroskop ve mercekler sayesinde 6000-8000 kat büyütmeyle spermlerde bulunan en küçük morfolojik bozukluklar bile ayırtedilebilmektedir. Özellikle son yıllarda yapılan çalışmalarda sperm başı içerisindeki genetik materyali içeren çekirdek kısmında bulunan vakuollerin  sperm DNA yapısında hasar bulunabileceği konusunda  ipucu vermektedir. Sperm DNA yapısındaki hasarlar döllenme başarısızlığı, embriyo gelişiminin durması, kötü ve/veya yavaş embriyo gelişimi gibi problemlere sebep olabilmekte ve dolayısıyla gebelik şansını olumsuz etkilemektedir. Bu yöntem ile kaliteli sperm seçilir ve seçilen bu spermlerle ICSI işlemi uygulanır. IMSI özellikle şiddetli morfoljik bozukluklara sahip ve hareketli sperm sayısı az olan vakalara önerilmektedir. Ayrıca tekrarlayan implantasyon başarısızlığında ve nedeni izah edilemeyen infertilite durumlarında spermin rolünü anlamaya ve uygun yapıdaki spermlerin seçilmesinde de önerilmektedir. 

    Mikrochip tekniği: Canlı, sağlıklı hücrelere fiziki zarar verebilecek teknikleri kullanmadan, morfolojik ve fizyolojik olarak daha iyi durumda ve DNA kırıklarının bulunma oranı çok daha az olan spermlerin diğer ölü, olgunlaşmamış ve düşük kaliteli sperm hücrelerinden ayıklanmasını sağlamak amacı ile tasarlanmıştır. Mikroenjeksiyon yapılmadan önce spermlerle sperm sıvısını ayırmak için sperm örneği santrifüj edilmektedir. Bu işlemin spermlere zarar verilebileceğini belirten bazı çalışmalar vardır. Mikrochip tekniğinde spermler santrifuj edilmeden  bu çipin içinde bulunan ve genişliği yarım milimetreden küçük olan bir kanala enjekte edilmekte ve sağlıklı spermlerin çipte bulunan kanaldan çıkışa yüzerek,  ölü ya da zarar görmüş spermlerden ayrılması sağlanmaktadır.

    PICSI (Physiological intra cytoplasmic sperm injectıon): Yumurta hücresinin etrafı hyaluronik asit (hyaluranon) ile kaplıdır. Doğal döllenme sürecinde sadece  olgun ve normal şekilli spermler  hyaluranona bağlanarak yumurtayı dölleyabilirler. PICSI tekniğinde spermler iç yüzeyinde hyaluronik asit jeli içeren kültür kabına konulur.  Bu kaptaki hyaluronık asite bağlanan normal şekilli  spermler seçilerek mikroenjeksiyon işlemi için kullanılır. 

    Sperm Slow: PICSI den farkı ejakulatın PICSI kabı yerine hyaluronik asit içeren bir medyum içine konulmasıdır. Olgun spermler bu medyum içinde bulunan hyaluronik asite bağlanarak yavaşlar, olgunlaşmamış spermler ise harekete devam eder. Hareketi azalmış olgun spermler seçilerek mikroenjeksiyon işlemi için kullanılır.

    HOST (Hiposmotik Şişme Testi): Yarı geçirgen sağlam hücre zarı hipoosmotik bir sıvının içine konulduğunda su çeker ve şişer. Sağlıklı spermler de hipoozmotik ortama konulduğunda kuyrukları şişer böylece canlı spermleri seçmek mümkün olur. Özellikle semende hareketli sperm bulunmadığı durumlarda  uygulanmaktadır. HOS testi ile seçilen spermlerde DNA fragmantasyon ve  kromozomal anomali oranının daha az olduğunu gösteren çalışmaların yanında, standart spermiogram sonuçlarından daha güvenilir olduğunu gösteren çalışmalar da vardır.
  • Sperm DNA Hasarı Nedir? Sperm DNA Hasarı Neden Önemlidir?
    Erkek kısırlığı ile sperm hücresinin (spermatozoa) genetik yapısı arasında yakın ilişki vardır. Normal sperm testlerinde sperm sayısı, hareketlilik oranı ve şekilsel durumu değerlendirilir. Ancak tüm bu değerler gerek normal yolla gebelik için gerekse yardımcı üreme teknikleri  (YÜT) için yeterli olsa bile bazı durumlarda gebelik elde edilememekte veya başarısız yardımcı üreme tekniği ile karşılaşılmaktadır. Bu durumlarda özel değerlendirme yöntemleri ile sperm hücresinin DNA yapısının değerlendirilmesi gerekebilir. Sperm DNA yapısında bozukluk olması normal gebelik şansını önlediği gibi yardımcı üreme tekniklerinde döllenme şansını da düşürmekte, ayrıca oluşan embriyonun bir takım muhtemel risklere maruz kalmasına da neden olmaktadır.

    Sperm DNA Hasarı ile Yardımcı Üreme Teknikleri Arası İlişki Nedir?
    Yapılan çalışmalarda in vitro fertilizasyon (IVF) uygulanan çiftlerde döllenme olasılığı DNA hasarı varsa %60’lardan %30’lara kadar azaldığı gösterilmiştir. Aynı şekilde mikroenjeksiyon (ICSI) uygulamalarında da tekrarlayan başarısız denemeler izlenebilmektedir.
    Bu nedenle semen analizi parametreleri uygun olsa bile sperm DNA hasarının saptanması ve tedavisine yönelik önlemler başarısız tüp bebek denemelerinde önem kazanmaktadır.

    Sperm DNA Hasarı Neden Olur?
    Pek çok nedene bağlı olarak DNA hasarı gelişebilir. Bunlar şu şekilde sıralanabilir: İdrar yolu enfeksiyonları, genital enfeksiyonlar, çevresel faktörler, iyonize radyasyon, testis torsiyonu (testis damarlarının kendi etrafında dönmesi), obstrüksiyonlar (tıkanıklık yapan nedenler), yüksek ısı, hipertroidi (Guatr), varikosel, obezite, diyabet, sigara, yaş.

    Sperm DNA Hasarı Sonucu Nasıl Değerlendirilir?
    Değerlendirme normal yolla alınan meni içindeki sperm hücrelerinde yapılır. Uygulanacak yönteme göre hazırlık yapıldıktan sonra değerlendirme yöntemi ile sperm hücresi sayımı yapılarak hasarlı sperm hücresi oranı hesaplanır. Değerlendirme sonrası normal, az hasarlı ve riskli grup olarak üç grupta değerlendirme yapılır:
    - DNA hasarı %15’ten az ise yeterli sağlıklı spermatozoa vardır ve fertilizasyon olasılığı yüksektir
    - DNA hasarı %15-30 arasında ise kabul edilebilir DNA hasarı vardır; buna rağmen fertilizasyon olasılığı vardır
    - DNA hasarı %30’dan fazla ise ileri derecede DNA hasarı vardır ve fertilizasyon şansı düşüktür

    Sperm DNA Hasarı Yüksek ise Ne Yapılmalıdır?
    Sperm DNA hasarı yüksek olarak değerlendirilen olgularda öncelikle altta yatan düzeltilebilir bir neden varsa bunun saptanması ve tedavi edilmesi yoluna gidilmelidir. Sperm DNA hasarına yol açan sosyal yaşam şartlarının düzenlenmesi, kilo verilmesi, sigara vb. alışkanlıkların bırakılması; ek hastalıkların tedavisi (enfeksiyon, varikosel varsa ve endikasyonu gerekli ise cerrahi olarak tedavisi) gibi yaklaşımlar önerilebilir. Yardımcı üreme teknikleri uygulanırken IVF yöntemi yerine ICSI veya IMSI gibi yöntemlerin kullanılması bir başka yaklaşımdır. Diğer taraftan bu hastalarda spermin epididim adı verilen sperm kanalında beklemesinin DNA hasarını artırıcı etkisinden kaçınmak ve beklemiş spermi yardımcı üreme tekniğinde kullanmak yerine testisten sperm eldesi ile henüz oksidatif hasara uğramamış ve DNA hasarı gelişmemiş sperm hücresinin kullanılması önerilmektedir. Yapılan çalışmalar testis içinden elde edilen spermlerde DNA hasarının %4 iken, testisi henüz terk ederek epididimin ilk bölümü olan baş bölgesine gelmiş spermlerde %8’e; epididim orta bölgesine ulaşmış spermlerde ise %12’ye kadar ulaşabildiğini göstermektedir. Bu nedenle bu hastalarda TESA (testiküler sperm aspirasyonu) adı verilen yöntemle lokal anestezi altında ince bir iğne ile girilerek testisten rahatlıkla sperm elde edilebilir ve yardımcı üreme yöntemlerinde kullanılabilir.

    Genel olarak sperm DNA hasarı şu hasta gruplarına önerilmektedir
    1- Sebebi izah edilemeyen infertilite olgularında
    2- Tekrarlayan gebelik kayıpları olan olgularda
    3- IUI veya IVF uygulanacak çiftlerde ICSI kararı vermede
    4- Başarısız yardımcı üreme yöntemi denemesi olan olgularda yeni uygulamada ejakülat veya testis spermi kullanımı için karar vermede
    5- Varikoselli olgularda
       Klinik olarak varikoseli olan ancak semen analizi normal olan olgular
       Klinik olarak Evre-I varikoseli olan, ancak semen analizi anormal olan olgular


  • ROSİ (Round Spermatid İnjektion) Nedir? Azospermi teşhisi konulmuş yani menisinde sperm bulunmayan hastalarda mikroenjeksiyon işlemi için gerekli olan sperm testisten (erkek yumurtalığı) operasyon mikroskobu altında yapılan ameliyat ile elde edilmeye çalışılır. Bu işlem ile testisten sperm elde etme olasılığı %40-60 arasındadır. Dolayısı ile vakaların geri kalanında sperm elde edilememekte ve mikroenjeksiyon işlemi yapılamamaktadır. Bu durumda örnekte spermin öncül hücreleri (round veya elongated spermatid) araştırılarak bu hücrelerin varlığı durumunda mikroenjeksiyon için kullanılabilir.

    Erkek üreme organı testis içinde sperm hücreleri çeşitlilik göstermektedir. Testiste sperm kanallarında ana sperm hücresinden olgun sperm hücresine ulaşana kadar farklı gelişim aşamalarında öncül sperm hücreleri vardır. Bir ana hücreden olgun sperm hücresine ulaşana kadar geçen süre 64-72 gün arasında değişmektedir. Farklı gelişim evrelerindeki bu hücrelerin hepsi sperm kanalları içinde değişik bölmelerde bulunmaktadır. Testis dokusunda olgun sperm bulunmayan vakaların %20 kadarında yuvarlak (round) spermatid veya kuyruk oluşumu henüz başlamış olan elongated spermatid hücreleri bulunmaktadır. Round veya elongated spermatidler ile mikroenjeksiyon yapılması işlemine ROSİ tekniği adı verilmektedir. Bu hücrelerin mikroskop altında tanınmasında en önemli özellik gelişmiş sperm hücrelerin baş kısmı etrafında bulunan ve akrozom adı verilen bölgenin küçük bir alanda izlendiği akrozom vezikülünün görülmesidir. Bir diğer önemli tanıtıcı özellik ise bu hücrelerin çekirdek yapısı ile etrafındaki sitoplazmanın birbirinden kolay ayrılabilir olmasıdır. Bu özelliklere sahip round spermatidler yardımcı üreme yönteminde kullanılmak üzere değerlendirilebilir.

    Round veya elonge spermatid uygulamasına karar verilmesi durumunda round spermatidler yumurta hücresini uyararak döllemeyi sağlayamayabileceği için yumurta hücresinin piezo elektriksel akım ile uyarılması gerekir. Ardından mikroenjeksiyon pipeti yardımı ile yuvarlak sperm hücresi çekirdek ve sitoplazması ayrıştırılarak mikroenjeksiyon mikroskobu altından yumurta içine yerleştirilir.

    ROSİ işleminin başarı oranı nedir?

    Bu konudaki çalışmalar mikroenjeksiyonun ilk tanımlandığı 1990’lı yıllara kadar uzanmakta olup, o dönemde yapılan çalışmalarda çok düşük oranda gebelik elde edilmiştir. Ancak, son yıllarda yardımcı üreme tekniklerindeki gelişmelere paralel olarak görüntüleme ve genetik alandaki gelişmeler sonucunda ROSİ tekniği kullanımı tekrar gündeme gelmiş ve bugüne kadar yapılan 4.090 embriyo transferinde 168 canlı doğum bildirilmiştir (%4,1) (Tanaka A ve ark., Fertil Steril 2018;110:443-451). Ancak, bu uygulamanın halen “deneysel” bir uygulama olduğunu ve gebelik/canlı doğum oranlarının çok düşük olduğu bilinmelidir.
    Uygulama sonrasında literatürde bugüne kadar elde edilen canlı doğumların 2 yılı aşkın takiplerinde genetik bozukluk, gelişimsel bozukluklar ve konjenital anomali oranları normal toplum ve diğer standart yardımcı üreme tekniklerinden farklı bulunmamıştır. Ancak bu konuda elde henüz çok az sayıda canlı doğum olgusu olduğunun bilinmesi önemlidir.
    ( detaylı bilgi için tıklayınız )
  • Preimplantayon Genetik Tani (PGT) Nedir? Günümüzde genetik hastalıklar gebelik sırasında veya doğumdan sonra tanımlanabilmektedir. Ancak bebekteki muhtemel genetik hastalıklar ultrasonografi, NIPT, amniosentez gibi yöntemler ile gebeliğin ancak üçüncü veya dördüncü ayında belirlenebilmekte ve ciddi bir anormallik saptanması durumunda gebelik ilerlemiş dönemde sonlandırılmaktadır. Bu durum anne ve baba adayını psikolojik ve fiziksel olarak çok olumsuz etkilemektedir.Son yıllarda genetik bilimindeki gelişmeler henüz gebelik oluşmadan, tüp bebek yöntemleriyle laboratuvar ortamında geliştirilen embriyolar üzerinde genetik inceleme yapılmasına ve seçilmiş olan sağlıklı embriyoların anne adayının rahimine yerleştirilmesine imkan tanımaktadır. Bu yönteme gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı-PGT) adı verilmektedir.

    Preimplantasyon genetik tanı (PGT) uygulamasında trofoektoderm biyopsi yöntemi nedir?



    İVF yöntemi ile oluşturulan embriyolar anne rahmine yerleştirilmeden önce genetik açıdan incelenebilir. Böylece sağlıklı embriyonun seçimi gerçekleştirilir. PGT işleminde kromozomal bozuklukların belirlenmesi, genetik hastalıkların tanımlanması ya da HLA uyumlu embriyonun seçimi amacıyla embriyo gelişiminin 5. veya 6. günlerinde uygulanan biyopsi işlemi ile alınan hücreler genetik laboratuarında uygun teknik ile analiz edilirler. Laboratuvarda uygun kültür ortamında 5. günde blastosist aşamasına gelen embriyolara PGT amacıyla biyopsi işlemi uygulanmaktadır. Blastosist aşamasındaki embriyonun trofoektoderm hücrelerinden plasenta, iç hücre kitlesinden ise fetüs (bebek) gelişmektedir. Blastosist aşamasında embriyonun toplam hücre sayısı yaklaşık 60-125’dir. Blastosist biyopsisinde yalnızca trofektoderm hücrelerinden 5–10 hücre alınarak, iç hücre kitlesine dokunulmaz. Embriyo gelişiminin 3. gününde embriyonun dış zarına (zona pellucida) lazer ışınları gönderilerek küçük bir açıklık oluşturulur. 5. veya 6. günde açılan açıklıktan mikro düzeyde ince cam biyopsi pipetiyle 5–10 trofektoderm hücresi blastosistten biyopsi yolu ile ayrıştırılır. Biyopsi ile alınan hücre sayısı yüksek olduğu için genetik incelemede tanı koyma başarısı artar.

    Trofektoderm biyopsisi embriyoya zarar verir mi?
    Günümüzde biyopsi işlemi için son derece gelişmiş teknikler uygulanmaktadır. Ayrıca biyopsi nedeniyle embriyonun dış katmanından bir kaç hücre alınması embriyonun ileri gelişmesini etkilememektedir. Sonuçlar biyopsi işlemi sonrası embriyonun canlılığını devam ettirme oranının % 100'e yakın olduğunu göstermektedir. Trofektoderm biyopsi işleminin embriyoda anormalliklere neden olabildiği konusunda herhangi bir kanıt yoktur. Mevcut veriler, IVF ve PGT bebekleri arasında konjenital doğum kusurları açısından anlamlı bir fark olmadığını göstermektedir.
    Genetik tanı amacıyla yapılan PGT işlemi embriyoda hangi dönemde biyopsi yapıldığına göre zararlı veya zararsız olabilir. Eğer PGT işlemi embriyo gelişiminin 3. gününde yapılırsa henüz bölünme dönemindeki bir embriyo bu işlemden zarar görebilir ve bu embriyoların tutunma şansı %30 oranında azalabilir. Bu nedenle son yıllarda embriyo biyopsisi gelişimin 5. gününde yani blastosist döneminde yapılmaktadır. Böylece farklılaşmış bir embriyoda bebeği oluşturacak hücrelere hiç zarar vermeden trofektoderm hücreleri örneklenir. Bu dönemde biyopsi yapmanın bir diğer avantajı ise çok sayıda hücre örneği alınarak tanıda yanılma payının azaltılmasıdır.



  • Preimplantayon Genetik Tanı (PGT) Kimlere Önerilmektedir? Tüp bebek programına alınan her çiftte embriyoların genetik olarak incelenmesine gerek duyulmamakta, buna karşın belirli özelliklere ve risklere sahip olan çiftlerde bu inceleme önerilmektedir. Bu özellikler şu şekilde sıralanabilir:

    1) 38 yaş ve üzerindeki kadınlarda kromozomal anomalileri (aneuploidiler) ekarte etmek amacıyla,
    2) Anomalili fetüs öyküsü olan çiftlerde kromozomal bozukluktan şüphelenildiğinde,
    3) Anne veya baba adayı kromozomal bozukluk taşıyıcısı (translokasyon, inversiyon, delesyon) olduğu gibi durumlarda yapılmaktadır.
    4) Tekrarlayan gebelik kayıpları olan ve nedeni ortaya konulamadığı vakalarda
    5) Tek gen hastalıklarında (Kistik Fibrozis, Talasemi, Fanconi anemisi, Hungtington hastalığı..)
    6) İVF tedavisi ile elde edilen tüm embriyolar sağlıklı olmayabilir. Çiftler bu embriyolardan sağlıklı olanı seçip transfer edilmesini yani embriyo seçim tekniği olarak PGT yapılmasını tercih edebilirler, böylece daha kısa sürede canlı doğuma ulaşıp, sağlıksız embriyoların transfer edilmesine bağlı düşük ve kürtaj yaşamamış olurlar.

    PGT hangi hasta grubunda başarılıdır?
    PGT, 38 yaş ve üzeri normal ya da yüksek yumurtalık rezervine sahip hastalarda yüksek başarı oranı ile sonuçlanmaktadır. Yaş faktörü (43 ve üzeri) bulunan veya taranacak embriyo sayısı çok kısıtlı olan vakalarda genetik tarama sonrasında embriyoların tamamında kromozomal anormallik tespit edilebilir. Bu durumda transfere uygun embriyo olmayacaktır.

    Düşük yumurtalık rezervi olan vakalarda PGT faydalı mı?
    Bu vakalarda, embriyo gelişiminin 5.-6. gününde iyi kalitede ve az blastosist gelişmiş ise olguların yaşını ve daha önceki tedavi sonuçlarını değerlendiriyoruz. 38 yaş ve üzeri olgular veya daha önce tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı olan bu olgularda embriyo sayısı az olsa da PGT öneriyoruz. Düşük rezervli olgularda kromozomal açıdan normal (öploid) bulunan embriyo transferi ile yüksek başarı elde edilmektedir. Ancak, bu olgulardaki asıl sorun taranacak embriyo sayısının az olması nedeni ile normal embriyo bulma şansının düşük olduğu bilgisi çiftlerle paylaşılarak karar kendilerine bırakılmaktadır.
  • Preimplantasyon Genetik Tanının Avantajları Nelerdir? 1) Ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmalarını sağlamaktadır.
    2 )Kromozomal bozukluğu olan embriyoların transfer edilmesini engelleyip düşük ve kürtaj oranlarını azaltarak aileyi gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan korunmaktadır.
    3) Talasemi gibi hastalıklarda doku tiplemesi ile doğacak olan bebek ailenin hasta çocukları için tedavi imkanı sağlamaktadır.
    4) Gebelik öncesi tanı; hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri ile karşılaştırıldığında çok daha faydalı ve ucuz bir tanı yöntemidir.




  • Yeni Nesil Dizileme (Next Generation Sequencing-NGS) Nedir? Günümüzde Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) embriyoda sayısal ve yapısal kromozomal anomalileri (anöploidi) test etmek için kullanılmaktadır. Gebeliğin erken dönemlerinde yaşanan düşüklerin büyük çoğunluğu sayısal kromozom anormallikler ile ilişkilidir, bu nedenle anöploid gebeliklerin PGT tekniği kullanılarak en aza indirgenmesi amaçlanmaktadır. PGT yönteminde beşinci güne kadar kültüre edilmiş embriyolara (blastosistlere) biyopsi yapılarak genetik analiz ile kromozom sayısı ve yapısı incelenir. Bu inceleme sonucunda normal bulunan embriyonun transferine onay verilir. PGT’nin amacı kromozomal açıdan normal (öploid) yani sağlıklı embriyoların transferini sağlayarak kromozomal bozukluklardan kaynaklanan erken dönem gebelik kayıplarının önlenmesi ve embriyoların tutunma (implantasyon) oranlarının arttırılması ve sağlıklı bir bebeğe ulaşma sürecinin kısaltılmasıdır.
    Yeni nesil dizileme (Next Generation Sequencing; NGS) tekniğinde DNA amplifikasyonu sonrası her örnekten 50ng DNA enzimatik olarak milyonlarca parçaya ayrıştırılır. Çeşitli basamaklar sonrasında bu DNA parçalarının dizileri okunur ve her bir embriyoya ait toplam okuma sayısı belirlenir. Böylece ilgili embriyolara ait okuma sayıları özel bir algoritma ile değerlendirildiğinde sayısal kromozom incelemesi tamamlanmış olur.(Detaylı bilgi için tıklayınız )
  • Sitogenetik Testi Nedir? Sitogenetik test bir kişinin kromozom sayısını ve yapısını inceler. Kromozomlar vücudumuzdaki hemen hemen tüm hücrelerinde var olan DNA iplikciğinin kendi üzerinde sarmallar oluşturarak kısalıp kalınlaşması ve paketlenmiş halidir. Çoğu insan normalde, gonodal ve çekirdeksiz hücreler hariç her hücresinde 46 kromozom bulundurmaktadır. Bu kromozomları iki takım olarak düşünebiliriz, setlerden 23 tanesini annemizden diğer 23’ünü ise babamızdan alırız . Bu şekilde, DNA, anne ve babadan çocuğa geçer ve onun gelişimini ve sağlığını oluşturur. Sitogenetik test ile kromozom veya kromozom parçaları üzerindeki artış ve azalmalar tespit edilebilir. İnsanlardaki DNA ya da kromozom yapısındaki değişiklikler ile doğum kusurları, davranış sorunları, gelişme geriliği veya öğrenme problemleri ortaya çıkabilir.
  • Üreme Genetiği Nedir? Gebelikte bebeklerinde genetik hastalık olma riski yüksek olan taşıyıcı çiftlerde bu durumun önceden anlaşılarak önlenmesi günümüzde mümkündür. Preimplantasyon genetik tanı (PGT) yöntemi ile henüz gebelik oluşmadan bu yaşam tehdit edici hastalıkların bebeğe aktarılmasını önlemek amacı ile yardımcı üreme  tekniklerinden faydalanarak embriyolar geliştirilip rahime sadece sağlıklı olduğu saptanan embriyolar transfer edilerek sağlıklı bebeklerin dünyaya gelmesi sağlanmaktadır. PGT ile gen tanısı yapılabilmiş tüm genetik hastalıklar tanımlamak günümüzde mümkündür. Ülkemizde akraba evliliğinin yüksek oranda olması bu riski arttırmaktadır, özellikle Akdeniz anemisi, orak hücreli anemi gibi ülkemizde yüksek oranda görülen genetik kan hastalıklarında PGT yöntemi taşıyıcı çiftler için çok değerli bir yöntemdir. Daha önce genetik kan hastalığı olan çocuk doğurmuş aileler içinde sağlıklı bir diğer çocuk amacı ile yapılan PGT uygulaması aynı zamanda hasta çocuk için tam doku uyumu olan embriyoların seçilmesini sağlayarak kök hücre nakli ile hasta kardeşin hayatını kurtarmak için de kullanılmaktadır. PGT ayrıca anne yaşının ileri olduğu ve bu nedenle Down sendromu riskinin artmış olduğu tüp bebek vakalarında, tekrarlayan gebelik kayıpları nedeni ile tüp bebek uygulacak vakalar için de değerli bir tanı yöntemidir.
  • İnfertilitenin Oluşmasında Genetik Faktörlerin Rolü Nedir? Günümüzde çiftlerin yaklaşık %15 inde azalmış fertilite saptanmaktadır. Bu olguların büyük bir kısmında neden erkek infertilitesidir. Erkek infertilitesinde özellikle sperm bulunmayan kişilerde sebep Y kromozomu mikrodelesyonlarına bağlı sperm üretiminin azalması veya kistik fibrozis transmembran regülatör (CFTR) gen mutasyonlarına bağlı oluşan konjenital vaz deferens yokluğu ile karakterize obstrüktif azospermidir. Bunların yanısıra cinsiyet kromozomlarındaki sayısal anomaliler ve yapısal kromozom bozuklukları da spermatogenezde yani sperm üretiminde problemlere neden olmaktadır. Ayrıca hipogonadotropik hipogonadizme neden olan KAL (X e bağlı kalıtılan Kallman sendromu), DAX1 (X e bağlı kalıtılan Konjenital Adrenal Hipoplazisi), GNRHR (GnRH sekresyonunda bozukluk) ve PC1 (prohormon convertase 1) gen
    mutasyonları ile androjen reseptör gen mutasyonları spermatogenezis yetmezliği ile birlikte gözlenebilir.Ayrıca tekrarlayan gebelik kayıpları veya ölü doğum öyküsü olan çiftlerde bazı genetik bozukluk taşıyıcılığı da gözlenebilir.

    Kadın ve Erkek infertilitesine neden olabilecek genetik mutasyonlar var mıdır?
    İnfertil çiftlerde kadın ve erkekte infertiliteye neden olabilecek bazı gen mutasyonları gösterilmiştir. Ancak bu testleri, doktorunuz mevcut klinik bulgular ve hikayenizi değerlendirip gerekli gördüğü takdirde size yapılmasını önerebilir.

    Kadın İnfertilite Paneli: Yumurtalıkların oluşumu ve yumurta yapım aşamasında sorumlu olan tanımlanmış birçok gen bulunmaktadır. Bu genlerde gelişen mutasyonlar bu aşamaları etkileyerek özellikle erken yumurtalık rezerv azalmasına neden olabilir. Ayrıca bu mutasyonların bir kısmı, yumurtalıklardan daha az olgun yumurta elde edilmesi ve kötü yumurta kalitesine bağlı kötü kalite embriyo gelişimine neden olabilmektedir. Bu gen mutasyonlarına örnek BMP15, CYP21A2, FMR1, FSHR, LHB, LHCGR, TUBB8, ZP1 bölge mutasyonları verilebilir. Bu  mutasyonların tanımlanması hastaya infertilite nedeninin kökenini açıklamak ve tüp bebek tedavilerinden alınabilecek sonuçlar açısından yol gösterici olmaktadır.
  • Genetik Açıdan Risk Taşıyan Kişiler Kimlerdir? 1) Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftler
    2) Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftler
    3) Yapısal olarak vücudunda anomaliler saptanan kişiler
    4) Mental retardasyonlu (zeka geriliği) çocuk öyküsü
    5) Cinsiyet gelişimi anomalileri
    6) Gelişme geriliği ve boy kısalığı
    7) Yakın akrabalarında genetik bir hastalık öyküsü olan çiftler
    8) Tekrarlayan düşükleri ve ölü doğumları olan çiftler
    9) 37 yaş üzerindeki kadınlar
    10) Bir çok kez yardımcı üreme teknikleri uygulanmasına rağmen gebelik elde edilemeyen çiftler 

    Bu çiftlerde, öncelikle bir genetik uzmanı tarafından ayrıntılı aile öyküsü alınmalı ve aile ağacı çıkartılmalıdır. Ailede düşünülen hastalık için ve varsa önceki gebelikler için ayrıntılı bilgilerin alınması gereklidir. Hasta çocuklar ve aile bireyleri muayene edilmeli ve gerekli testler istenmelidir. Tüm bu işlemlerden sonra hastalığın tanısı konmuş veya genetik neden saptanmış ise çiftlere saptanan problemler ile ilgili ayrıntılı bilgi verilir. Genetik hastalığın neden olabileceği problemler, sonuçları, yeni gebeliklerdeki riskler, gebelik öncesi ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda aile aydınlatılır. Çiftlerin bir kısmında preimplantasyon genetik tanı önerilebileceği gibi bazı hastalarda da prenatal dönemde genetik tanı uygulanması önerilir.
  • Akraba Evliliğinin Genetik Hastalıkların Ortaya Çıkmasındaki Etkisi Nedir? Akraba evlilikleri, aralarında kan yakınlığı olan kişiler arasında yapılan evliliklerdir. Akrabalık derecelerine göre en yakını 2. derece akraba evliliği dediğimiz kuzen evlilikleri olup teyze, hala, amca ve dayı çocuklarının arasında yapılan evliliklerdir. Yurdumuzda akraba evliliği oranı % 21- 40 oranında olup bölgelere göre değişmektedir. Genel olarak toplumda doğan her 100 çocuğun 2-3 ünde çeşitli sebeplerden kaynaklanan anomaliler saptanır. Bu risk akraba evliliği yapmış olan çiftlerde %4-5 oranına kadar yükselebilmektedir. Otozomal resesif kalıtım modeline uygun olarak kalıtılan hastalık grubunda anne ve babanın aynı gen üzerinde mutasyon bulundurma ihtimali arttığı için bu grup hastalıkların akraba evliğinde görülme ihtimalide artmaktadır.
  • Tekgen Hastalıklarında ve HLA Doku Tiplemede PGT ‘nin Önemi Nedir? Bireyler, taşıdıkları kalıtsal hastalığı değişik oranlarda çocuklarına aktarırlar. Bu nedenle genetik hastalıkların çiftlerde ve embriyolarda belirlenmesi çiftlerin sağlıklı çocuk sahibi olabilmesi için önemlidir. Günümüzde DNA analizi yöntemi ile belirlenebilen kalıtsal bir hastalığın henüz embriyo düzeyinde iken tanımlanması mümkün hale gelmiştir. Kalıtsal bir hastalığa neden olan genetik bozukluğun tanımlanması için hastalığa neden olan genin yapısının belirlenmiş olması gerekmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, Hemofili, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Muskuler Distrofiler, Frajil X gibi hastalıklara sebeb olan birçok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanısına yönelik yöntemler geliştirilmiştir Bu yöntemle merkezimizde, öncelikle anne baba ve varsa hasta çocuklara ait kan örneklerinde genetik bozukluğun gösterilmesi için genetik analizler yapılır. Sonrasında kalıtsal hastalık taşıyıcısı olan çiftlerin tüp bebek yöntemi ile elde edilen embriyolarından alınan hücrelerde hastalığa neden olan genetik yapı özel yöntemlerle çoğaltılmakta ve taranan hastalığa ait gen bölgesi DNA analizi yöntemi ile tanımlanabilmektedir. Sonuçta, kalıtsal hastalığı taşıyan embriyolar elenirken sağlıklı embriyoların transferi ile genetik hastalık taşımayan çocukların dünyaya gelmesi sağlanabilmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Hemofili, Muskuler Distrofiler, Frajil X gibi hastalıklara sebeb olan bir çok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanısına yönelik yöntemler geliştirilmiştir. Ayrıca; B-talasemi, Fanconi anemisi ve lösemi gibi hastalıklarda, DNA dizi analizi yöntemi ile sağlıklı embriyoların saptanmasının yanısıra HLA genotyping (doku tiplemesi) işlemi de aynı anda uygulanabilmekte ve embriyoların doku tipi belirlenebilmektedir. HLA genotyping yöntemiyle talasemi veya lösemi hastalığı saptanmış çocuklara sahip ailelerde, anne ve baba ile çocuğa ait doku tiplerinin belirlenmesinden sonra, hastalığı taşımayan embriyolar içerisinden doku tipi hasta çocuk ile uygun olan embriyolar seçilebilmektedir. Bu şekilde elde edilen sağlıklı gebelikler, sağlıklı doğan çocukların kordon kanı ve kemik iliğinin kullanılması ile hasta çocuklar için tedavi sağlayıcı olmaktadır. Bu yöntemle aile prenatal tanı işlemi sonrasında uygulanan gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan da korunmaktadır. Ayrıca; gebelik öncesi tanı, hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri nedeniyle ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmalarını sağlaması ve hasta kişiler için tedavi olanağı sunması nedeniyle çok önemli bir tekniktir Günümüzde yapılmakta olan çalışmalar sonucunda hastalıkların genetik yapısının belirlenmesiyle birlikte çok daha fazla sayıda hastalığın embriyolarda tanımlanması mümkün olacaktır.
  • Kromozom Analizi Normal Olan Çiftlerin Embriyolarinda Da Genetik Hastalıklar Görülebilir Mi? Çiftlerden alınan kan hücrelerinden yapılan genetik testlerde kromozom yapısı normal bulunabilir. Ancak embriyo genetik yapısının yarısını anneye ait yumurta hücresinden alırken diğer yarısını da babaya ait sperm hücresinden alır. Bu nedenle vücut hücrelerinin genetik yapısı normal olmasına rağmen bazı çiftlerde sadece üreme (yumurta veya sperm) hücrelerinde görülebilen kromozom bozuklukları bulunabilir, Gonodal mozaisizm olarak tanımlanan bu bozukluklar embriyolara aktarılabilir. Buna ek olarak hızlı bir bölünme gösteren embriyolarda kromozomal anormal dağılımlar anne veya babanın anomali taşımasından bağımsız olarak ortaya çakabilir. Gebelik öncesi genetik tanı ile embriyolarda oluşan bu tür genetik bozukluklar saptanabilmektedir.
  • Gebelik Oluşmadan Önce Genetik Problemler Konusunda Alınabilecek Önlemler Var Mı? Preimplantasyon Genetik Tanı yöntemi bu amaçla uygulanmaktadır. Bu yöntemle kalıtsal hastalıklar yönünden riskli ailelerde tüp bebek işlemi uygulanarak elde edilen embriyolar incelenip hastalık taşımadığı saptanan sağlıklı embriyolar transfer edilmektedir. Bu hem tek gen hastalıkları dediğimiz B talasemi, kistik fibröz gibi hastalıklar için bilinen risk faktörleri için geçerli olduğu gibi bir de açıklanamayan tekrarlayan düşükler veya tekrarlayan implantasyon başarısızlığı gibi durumlarda kromozamal anormalliklerin irdelenmesi ile gerçekleştirilebilmektedir. Bu amaçla birimimizde NGS yöntemi kullanılarak tüm kromozomlar riskli olan ailelerin embriyolarında taranabilmektedir. Bu amaca yönelik olarak 5. gün trofektoderm biyopsileri inceleme amacına yönelik olarak aktif olarak kullanılabilmektedir.

    Gebelik oluştuktan sonra genetik problemler tanımlanabilir mi?
    Gebelik oluştuktan sonra, 11-14. haftada fetusun eşinden(plasenta) biyopsi yapılarak (CVS) veya 14- 20 haftada bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınarak (amniyosentez) 18-22 gebelik haftalarında (bazen daha geç) ultrason kontrolü altında özel bir iğne ile karın duvarından girilerek göbek kordonundan (kordosentez) bebeğe ait kanın alınmasıdır bebeğin kromozom analizi yapılabilir. Riskli hastalarda direkt bu işlemler önerilmekle beraber, belirgin kromozom anomali riski olmayanlarda öncelikle birtakım tarama testleri yapılması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. 11-14. haftada ense cilt kalınlığı bakılıp ikili test tarama testi istenebilir. NIPT (non invaziv prenatal test) ile anne kanında bebeğe ait hücrelerin incelenmesi esasın dayanan daha duyarlı testler yapılarak bebeğin kromozom yapısı hakkında bilgi edinilebilir. Ayrıca detaylı ultrasonografi ile bebekte majör bir anomali var mı büyük oranda tesbit edilebilir. Bu tarama testleri sonucunda herhangi bir risk belirlendiğinde daha ileri işlem olan CVS, amniyosentez veya kordosentez yapılabilir.
  • Tüm Exome Dizileme Ve Tüm Genom Dizileme Testleri Nedir? Tüm Ekzom Dizileme (WES): Vücudumuzun ve hücrelerimizin canlılığını sağlayan tüm faaliyetler DNA’mız üzerindeki genler tarafından düzenlenmektedir. Bu genlerin aktif olan bölgelerine ekzon ismi verilmektedir. DNA’mızdaki tüm genlerdeki ekzonların bütününe ise ekzom adı verilir. Tüm Ekzom Dizileme (Whole Exome Sequencing- WES), aynı anda binlerce gendeki tüm ekzonları analiz eder ve kalıtsal hastalıkların tanısının konulmasında önemli rol oynar.
    Kalıtsal (genetik) hastalıklar, özellikle ülkemiz gibi akraba evliliği oranının yüksek olduğu ülkelerde daha sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal hastalıklara neden olan mutasyonların çok büyük bir oranı yaklaşık %85’i ekzonlarda gerçekleşmekte olup WES testi ile tespit edilebilmektedir.

    Kimlere yapılır?
    1) Çocuklarında genetik hastalık tanısı konulmuş ailelerde, bu hastalığa neden olan genetik mutasyon tespit edilmesi amacı ile
    2) Kesin tanısı konulamamış kalıtsal hastalıklarda sorumlu genetik mutasyonun amacı ile
    3) Birçok genetik faktöre bağlı oluşabilecek (multifaktöriyel) hastalıklarda (kardiyomyopati, nöropati, ataksi…) genetik mutasyon(ların) tespiti amacı ile. 

    Tüm Genom Dizileme(WGS): Tüm Genom Dizileme (Whole Genome Sequencing – WGS), bir bireyin tüm genomunun ileri dizileme teknikleri ile belirlenmesidir. Tüm Genom Dizileme, Tüm Ekzom Dizileme(WES)’ den farklı olarak genlerin intron bölgelerini ve mitokondride yer alan DNA’yı da analiz etmektedir.

    Kimlere yapılır?
    Tüm Ekzom Dizileme ile tanı konulamayan hastalara uygulanmaktadır
  • Mozaik Embriyo Nedir? Hangi Durumlarda Transferi Önerilir?

    PGT amaçlı biyopsi yapılırken embriyonun iç hücre kütlesine zarar vermeden trofektoderm hücrelerinden 5-10 hücre alınarak genetik laboratuvarına gönderilir. Mozaisizm, alınan biyopsi örneğinde farklı kromozom dizilimlerinin bulunmasıdır. Günümüzde yüksek çözünürlüğü olan Yeni Nesil Dizileme (Next Generation Sequencing, NGS) yöntemi ile embriyoda mozaisizm çok başarılı bir şekilde tanımlanabilmektedir. NGS yöntemi ile embriyolardaki mozaik monozomi, mozaik trizomi ve hatta delesyon(silinme) ve duplikasyon(iki kopya olarak tekrarlanması) gibi küçük bölge değişimlerini içeren segmentel mozaisizmler tanımlanabilmektedir.


    Blastosisti oluşturan hücre grupları


    Trofoektoderm biyopsi örneği


    Mozaisizm tipleri ve öploid/anöploid embriyo tanımlaması

    Mozaik Embriyo transferi hangi durumlarda tercih edilir?

    Yapılan çalışmalar ve uygulama rehberlerine göre kromozomal olarak normal bir embriyo bulunamadığında öncelikle hastaya yeni bir uygulama ile normal embriyo bulunması önerilir. Tekrar uygulama sonrası embriyo bulunamadığında veya hasta mozaik embriyo transferini tercih ettiğinde embriyonun mozaisizm yüzdesi ve hangi kromozomlarda mozaiklik olduğu dikkate alınarak transfer edilebilir.

    Preimplantasyon Genetik Tanı Uluslararası Cemiyeti (PGDIS) mozaik embriyo transferi ile ilgili güncel literatür ışığında hazırladığı klavuza göre;

    - Öncelikle düşük oranlı (%20-%40) mozaik embriyoların transferi yüksek oranlı embriyolara göre tercih edilmelidir.

    - Uniparental dizomi yapabilecek 14-16 nolu kromozomların intrauterin gelişme geriliğine yol açması nedeni ile transferleri en az öncelikli olarak bildirilmiştir

     -Canlı doğum sonrası sendrom oluşturabilecek kromozomların (trizomi 16,18,21, 45X0, 47XXY, 47XXX) transferi tercih edilmemelidir.



    Mozaik Embriyo transferinin sonuçları nasıldır?

    Mozaik embriyo transferi sonucu rapor edilen bu gebeliklerde bebeklerde anomali olmadığı bildirilmiştir. Ancak mozaik embriyo transferi sonucu doğan bebeklerin uzun süreli takip bilgileri literatürde henüz mevcut değildir.

    Mozaik embriyo transferi sonrası gebelik oluştuğunda, 12.haftada bir perinatalog tarafından muayene olunması ve kromozomal olarak normal bir gebelik olup olmadığının kontrolü için tarama testleri, ileri düzey ultrasonografik incelemeler ve NIPT testi yanında asıl tanımlayıcı olan erken amniyosentez (14. gebelik haftası ve sonrasında) önerilmektedir. Anöploid olan hücrelerin gelişme sürecinde yerlerini beklendiği gibi normal olan hücrelere bırakıp bırakmadığının kontrolü amacıyla direkt bebeğin vücut hücrelerinin test edilebilmesi sadece amniyosentez ile mümkündür. Bu nedenle bebeğin kromozomlarının normal olup olmadığının kontrolü mutlaka amniyosentez ile yapılmalıdır. Eğer amniosentez yapılmamış ise bebeklerden doğum sonrası kan örneği alınarak periferik karyotip incelemesi yapılmaktadır.

    Kromozomlara yönelik PGT incelemelerinde % 95 ve Tek Gen hastalıklarında %99,5 doğruluk oranı ne anlama gelmektedir? Farklı biyolojik ve teknik nedenlerden dolayı hiçbir şey % 100 garantili olmadığı için dünyada bu sistemi kullanarak sonuç veren merkezlerinde kabul ettiği güven aralığı olan % 95 kromozomal incelemelerde ve tek gen hastalıklarında %99,5 doğrulukla sonuç verilmektedir. Bu oran embriyodaki kromozomal dengesizlik oranının % 5 olduğu veya tek gen hastalıklarında %0,5 gibi bir mutasyon görülebilir anlamına gelmemektedir. Bu oran daha çok kaynağını gelişimin çok erken evresinde uygulanan test ile ilgili bir belirsizlik düzeyi oluşturmaktadır. Bu tür testler, gelişen bir fetustaki tüm sorunları belirleyebilen testler değildir. Elde edilen hamilelik durumlarında her bir aile için hamileliğin takip edilmesi için gerekli zorunluluklar ve testler bulunmaktadır.

  • Gebelik Öncesi Taşıyıcılık Testi (Carrier Screening Test) Nedir? Hangi Hastalara Yaptırması Önerilir. Genellikle çiftler bir hastalık için taşıyıcı olduklarını hasta bir çocuk sahibi olana kadar bilemezler. Ülkemizde akraba evlilikleri sık görüldüğü için çiftlerin aynı hastalık için taşıyıcı olmaları ve buna bağlı hasta çocuk sahibi olma riski artar. Taşıyıcılık otozomal resesif (çekinik-genin iki kopyasında da mutasyon bulunması) veya cinsiyet kromozomlarından X’e bağlı kalıtım gösterebilir. Sağlıklı çiftlerin aynı otozomal resesif hastalık için taşıyıcı olmaları durumunda, hasta bir çocuğun dünyaya gelme ihtimali %25’dir. X’e bağlı kalıtım gösteren hastalıklar için ise kadınlar taşıyıcı durumundadır. Bu durumdaki bir annenin erkek çocuğu olduğunda %50 ihtimalle hasta, kız çocuğu olduğunda %50 ihtimalle taşıyıcı olacaktır.

    Çiftler arasında bir hastalık için taşıyıcılık saptandığında tüp bebek ve embriyolara genetik analiz (PGT-M) yöntemi ile çocuk sahibi olması önerilir. Taşıyıcılık testi ile incelenen hastalıklar arasında; Kistik Fibrozis, Spinal Musküler Atrofi, Frajil X, Alfa ve Beta Talasemi, Orak hücre anemisi, Duchenne Musküler Distrofi, Glikoz 6 fosfat dehidrogenaz (G6PD) eksikliği, Cam Kemik hastalığı (Osteogenesis Imperfecta), Charcot Marie tooth (CMT) sendromu, Galaktozemi, Fenilketonüri, Gaucher Hastalığı, Tay-Sachs Hastalığı, Glikojen Depo Hastalıkları ve daha birçok önemli hastalık bulunmaktadır.
SAYFA BAŞINA DÖN