İnfertilite (kısırlık) nedir?

Bir çiftin korunmasız düzenli cinsel ilişkiye rağmen bir yıl içerisinde gebe kalamaması durumuna infertilite (kısırlık) denir. Yapılan çalışmalar, eğer herhangi bir problem yoksa, kadın yaşının 35’in altında olduğu ailelerde bir yıl içerisinde gebe kalma şanslarının %90’lar üzerinde olduğunu göstermektedir. Çiftlerin yaklaşık %10-15 ‘inde infertilite bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Genel olarak bakıldığında; çiftlerin %40-50’si kadına bağlı faktörler, % 30-50’ı erkeğe ait nedenler yüzünden gebe kalmada sorun yaşamaktadır. % 10–20 oranda çitflerin her ikisinde de problem olduğu gözlenmiştir. Olguların % 10-15’inde ise standart araştırmalar ile hem kadında hem de erkekte herhangibir kısırlık yapıcı neden bulunamayabilir. Bu duruma “Açıklanamayan infertilite” adı verilir.

Kadına ait faktörlerin; %30–40 yumurtlama problemleri, %30–40 tüplere bağlı sorunlar, %10–15 rahim ağzı sorunları, rahimin doğumsal bozuklukları, bağışıklık sistemi bozuklukları gibi diğer birtakım nedenler olduğu görülmüştür.

Tüp bebek tedavisinde başarı mevsimlere göre değişir mi?

Tüp bebek uygulamaları uzun yıllardır gerçekleştirilmektedir. Bu yıllar içerisinde elde edilen tecrübeler, tedavi başarısının aylara veya mevsimlere göre fark göstermediğini ortaya koymaktadır.

Embriyoların dondurulmasında kullanılan vitrifikasyon tekniği nedir?

Tüp Bebek tedavilerinde amaç iyi gelişen sağlıklı 1 veya 2 embriyonun rahim içine transfer edilmesi ve kalan sağlıklı embriyoların dondurularak saklanmasıdır. Her iki amaçın gerçekleştirilmesi doğrudan laboratuvar koşullarının iyiliğine ve uygulanan embriyo dondurma işlemlerinin kalitesine ve güvenirliğine bağlıdır. Tüp Bebek laboratuvarında uygulanan dondurma tekniklerinin başarısına paralel olarak anne adaylarına 1-2 adet embriyo transfer edilmesi ve gebelik sürecinin problemli olduğu çoğul gebelik riskininde azaltılması günümüzde ulaşılan nihai gelişmelerdir.

Merkezimizde, embriyo transferi sonrası kalan sağlıklı embriyoların dondurulması için, başarısı klinik deneyler ile ispatlanmış embriyo vitrifikasyon, bir başka ifade ile “cam formasyonuna geçiş” yöntemi kullanılmaktadır. Vitrifikasyon yönteminin en önemli özelliği, embriyoların yüksek yoğunluktaki koruyucu madde ile 3-4 dakika muamele edildikten sonra dakikada eksi 2000-20.000 santigrad derece soğutma hızı ile hasar görmeden dondurulabilmesine imkan sağlamasıdır. Klasik-yavaş embriyo dondurma yönteminin aksine, vitrifikasyon veya hızlı dondurma yöntemi ile, özellikle 3.gün, 4.gün ve blastokist dediğimiz 5. gün embriyoları çok daha başarılı bir şekilde dondurulmaktadır. Dondurma yönteminin başarısını gösteren en önemli kriterleden biri olan çözme sonrası embriyolardaki canlılık oranı, vitrifikasyon ile dondurulmuş embriyolarda neredeyse %100’e yakındır. Embriyo çözme sonrası yüksek canlılık oranına ilave olarak vitrifikasyon yöntemi anne adaylarına tekrar ve yüksek gebelik şansı veren en başarılı dondurma yöntemidir.

Türkiye’de ilk uygulamaları 2003 yılında merkezimizde başlanan vitrifikasyon yöntemi ile şu ana kadar yaklaşık 250 çiftimiz çocuk sahibi olmuştur. Merkezimizde başarıyla uyguladığımız vitrifikasyon dondurma tekniği ile hastalarımıza çözme denemelerinde yaklaşık %40-45’lık klinik gebelik şansı verebilmekteyiz.

Embriyo vitrifikasyon yöntemi, kliniğimizde transfer sonrası çok sayıda embriyosu bulunan hastalara ilaveten tıbbi gereklilik nedeniyle tüm embriyolarının dondurulmasına karar verilen hastalarda da başarıyla uygulanmaktadır. Tüm embriyoların vitrifikasyon ile dondurulması, genellikle hastanın rahim iç yapısının uygun olmadığı veya hastada kullanılan hormon tedavisi neticesinde aşırı yumurtalık uyarılma sendromunun (ovarian hiperstümülasyon sendromu) görüldüğü durumlarda gerçekleştirilmektedir. Rahim içi şartlarının hasta için uygun hale getirilmesinden veya aşırı uyarılma belirtilerinin geçmesinden sonra vitrifikasyon ile dondurulan embriyolardan uygun sayıda(3-4adet) çözülerek, hastaya çözme siklusunda embriyo transferi yapılmakta ve taze siklusundaki kadar gebelik şansı verilebilmektedir.

Yukarıdakilere ek olarak implantasyon öncesi genetik tanı (PGT) yöntemi ile “normal” tanısı konulmuş olan embriyo sayısının yüksek olduğu durumlarda transfer sonrası kalan embriyolar vitrifikasyon tekniği ile başarılı şekilde dondurulabilmektedir.

 

 
Vitrifikasyon öncesi tam blastosist
görüntüsü
 
Blastosist aşamasındaki embriyonun dondurma esnasındaki
görüntüsü: Hücre içindeki sıvıyı kaybederek
büzüşmeye başlar
   
 
Blastosist aşamasındaki embriyonun çözme
esnasındaki görüntüsü: Hücreler içindeki koruyucu
sıvı(kryoprotektan) ile su yer değiştirir ve
embriyo dondurulmadan önceki haline
dönmeye başlar, genişler
 
Vitrifikasyon ile dondurulmuş embriyonun çözme
sonrası (çözmeden 4 saat sonra) tam blastosist,
%100 canlı embriyo görüntüsü
IMSI (Yüksek Mikroskobik Büyütmeyle Seçilmiş Sperm Mikroenjeksiyonu) nedir?

Yardımcı Üreme Teknikleri alanındaki en son gelişmelerden birisi olan IMSI (Intracytoplasmic Morphologically Selected Sperm Injection-Yüksek mikroskobik büyütme ile normal yapıda olduğu saptanan spermin mikroenjeksiyonu) uygulaması, Bio. Zafer Atayurt’un çalışmalarıyla gerekli teknik altyapının tamamlanmasının ardından, Mayıs 2008’den itibaren merkezimizde uygulanmaya başlanmıştır.

Mikroenjeksiyon işlemi (Klasik ICSI), 200-400 kat mikroskobik büyütme altında, hareketli spermler arasından, şekil olarak en düzgün olanların seçilmesine imkan vermektedir. Fakat bu durum spermin döllenme, embriyo gelişimi ve gebelik için çok önemli olan anomalilerinin tanımlanmasına imkan vermemektedir. Androloji laboratuarında özel boyama teknikleri ile bu anomaliler tanımlanabilmekte, fakat bu spermler boyama sonrası canlı kalamadıklarından mikroenjeksiyon için kullanılamamaktadır. IMSI işleminde kullanılan yüksek büyütmeli objektifler ve özel optik sistemler aracılığı ile mikroenjeksiyon için hazırlanan spermleri 8050 kata kadar büyütmek ve spermin başı içerisindeki anomalili yapıları ayırt ederek seçim yapmak mümkün olmaktadır.

Özellikle 2005 yılından bu yana yoğun olarak yapılan çalışmalarda; sperm başı içerisindeki genetik materyali içeren çekirdek kısmında bulunan vakuoller (sıvı dolu kesecikler), DNA yapısında hasar bulunabileceği konusunda ipucu vermektedir. Sperm DNA yapısındaki hasarlar, döllenme başarısızlığı, embriyo gelişiminin durması, kötü ve/veya yavaş embriyo gelişimi gibi problemlere sebep olabilmekte ve dolayısıyla gebelik şansını olumsuz etkilemektedir.

Özellikle şiddetli erkek faktörü olan vakalarda, tekrarlayan tüp bebek başarısızlığında ve nedeni izah edilemeyen infertilite durumlarında, spermin rolünü anlamaya ve uygun yapıdaki spermlerin seçilmesine olanak veren IMSI sistemi; blastosist evresine ulaşabilecek iyi embriyoların gelişimine de imkan vermesi yönünden bu alandaki yeni ve önemli gelişmelerden birisidir.

 


Klasik ICSI de görülen sperm
400 büyütme
Baş anomalileri seçilememekte

IMSI işleminde görülen sperm
8050 büyütme
Baş anomalileri kolaylıkla seçilebilmekte
(solda normal, sağda anormal baş)

IMSI-8050 büyütme
Baş kısmında büyük vakouller içeren spermler

IMSI-8050 büyütme
Baş kısmında büyük vakouller içeren spermler

8050 büyütme
(Yüksek büyütmede sperm sınıflandırması)

8050 büyütme
(Anormal başlı ve vakuoller içeren spermler)
Embriyo seçimini nasıl yapıyoruz? Çoğul gebeliği nasıl önlüyoruz?

Mikroenjeksiyon yada tüp bebek işleminden;

  • 16-20 saat sonra (1.gün) döllenme tespit edilir.
  • 48 saat sonra (2.gün) 3-4 hücreli embriyolar izlenir.
  • 72 saat sonra (3.gün) 6-8 veya daha fazla hücre içeren embriyolar izlenir ve hücreler arası birleşme başlar.
  • 4.günün sabahında hücre sayısı net sayılamamakta, morula dönemine ulaşan embriyolar oluşmaktadır.
  • 5. veya 6. gündeki embriyoya blastosist adı verilir ve hücre sayısı 60'tan fazladır.

Bu kriterlere sahip olan embriyolar normal gelişen embriyolar olarak değerlendirilir.

Kaç embriyo transfer edileceğine nasıl karar verilmektedir?

Embriyo transferi genellikle döllenmeden sonraki günde yani 2. gün ile 5. gün arasında yapılabilir. Transfer edilecek embriyoları seçerken hekim, embriyolog ve hastanın birlikte kaç adet embriyo transferi yapılacağına karara vermesi gerekir. Bu kararı verirken öncelikle ülkemizdeki yönetmeliklere göre eğer geçerli bir sebep yoksa transfer edilecek embriyo sayısının 3 ile sınırlandırıldığını belirtmekte yarar vardır. Kötü embriyo gelişimi ve ileri anne yaşı gibi durumlarda bu sayı artabilir. Merkezimizde geçerli olan kriterlere göre daha önceden başarısız denemeleri olmayan, en iyi kalite (top quality) denilen embriyolara sahip ve 35 yaşından genç kadınlarda iki adet embriyo verilmesi prensibi benimsenmiştir.

Bu sayı kadının yaşı arttıkça, daha önceki başarısız denemelerin varlığında ve transfer edilecek embriyoların kalitesinin istenen özelliklerde olmadığı durumlarda artabilir; ancak 4'den fazla embriyo verilmesinin gebelik şansını arttırmadığı bilindiğinden çok nadir durumların dışında bu sayının üstüne çıkılmamaktadır.

Ayrıca embriyolarda genetik araştırma yapıldığında sonuçlar sayıyı kısıtlayıcı da olabilmektedir. Örneğin HLA (doku uyumluluğu) uyumu açısından araştırma yapılan hastalarda bu incelemelerin sonuçlarına göre embriyo sayısı belirlenmektedir.

Embriyoların hangi günde transfer edileceğine nasıl karar verilmektedir?

Kadının yaşı, hangi nedenle tüp bebek tedavisi yapıldığı, varsa daha önceki denemelerinin sonuçları, embriyo gelişim özellikleri, preimplantasyon genetik tanı yapılıp yapılmayacağı, elde edilen yumurta sayısı, gelişen embriyo sayısı ve embriyonun günlük gelişim hızı gibi kriterlere bakarak hangi günde transfer yapılacağına karar verilmektedir. En erken 2. günde ;en geç ise 6. günde olmak üzere 2, 3, 4, 5 ve 6. günlerde transfer yapılabilmektedir. Yapılan çalışmalar farklı günlerde yapılan transferlerde başarı oranlarının çok fazla fark etmediğini ancak 4. ve 5. günler gibi ileri dönemlerde yapılan transferlerde çoğul gebelik riskinin azaltıldığını göstermiştir. Dolayısıyla çiftin yeterli kalite ve sayıda embriyosu varsa bu günlerde transfer yapmak, embriyo seçimini daha kolaylaştırarak, az sayıda embriyo transferi ile yüksek oranda gebelik elde etme şansını getirmektedir.

Tüp bebek tedavisinde kişiye özel yaklaşım nedir?

Tüp bebek tedavileri uygulanmaya başlandığından beri; tedavi protokolleri, kullanılan ilaçlar, hasta takip kriterleri, embriyo laboratuar ortamları ve kullanılan araç ve gereçler yıldan yıla değişmiş ve gelişmiştir. Baş döndürücü bir şekilde gelişen bu uygulamalarda en önemli amaç hep yüksek gebelik oranlarına ulaşmak olmuştur. Özellikle şiddetli erkek infertilitesi durumlarında kullanılan ICSI, IMSI ve cerrahi sperm elde etme yöntemlerinin (Mikro TESE gibi) geliştirilmesi, daha önce gebelik elde edilmesinin imkansız olduğu düşünülen olgularda yüksek oranlarda gebelik elde edilmesini sağlamıştır.

Ancak sağlanan bu gelişmeler, başarılı bir şekilde gebelik oranlarını arttırırken bazı istenmeyen durumları da beraberinde getirmiştir. Gebelik oranlarını arttırmaya yönelik olarak yapılan fazla sayıda embriyo transferine bağlı olarak gelişen çoğul gebelikler ve buna bağlı komplikasyonlar çok artmıştır. Çoğul gebeliklerde doğan bebeklerdeki prematürite sonucu olarak çok ciddi sağlık ve finansal sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle gelişmiş ülkelerde tüp bebek tedavilerinde yeni bir yaklaşım doğmuştur ve “sağlıklı tek bebek doğumu” başarı göstergesi olarak kabul edilmektedir.

Yumurta büyütme sırasında her hastaya tek bir yöntem kullanılmamaktadır. Kişinin yumurtalığının durumuna, hormonal özelliklerine, yaşına, kilosuna, daha önceki tedavilerine ve infertilte süresine bağlı olarak kendisine özel tedaviler seçilmektedir.

Günümüzde daha yeni ve kolay uygulanabilir ilaçlar üretilmeye başlanmıştır. foliküllerin erken çatlamasını engelleyen ilaçların ortaya çıkması, bize, klasik tedavilerin dışında çok çeşitli tedavileri hastalara uygulayabilme imkanını vermiştir. Bunun sonucunda da, “Hafif uyarım”, “hasta dostu tedaviler” veya “hastaya özel tedaviler” konseptleri ortaya çıkmıştır.

 

Kişiye Özel Tedavinin Amacı Nedir?

Kişiye özel tedavilerdeki amacımız; daha iyi embriyolar geliştirip, daha az sayıda embriyo transfer ederek gebelik sağlayabilmektir. Embriyo kalitesini arttırmak için mümkün olduğunca iyi kalite yumurta elde etmek gereklidir. Bu nedenle gerçekten doğru seçilmiş ve kişiye özel bir yumurta büyütücü tedavi kullanılmalıdır. Sayısal fazlalıktan ziyade, daha kaliteli yumurtaların elde edilmesine yönelik uygulamalar hedeflenmelidir. Bu türde tedaviler, daha kaliteli yumurtaların elde edilmesini amaçlarken, aynı zamanda yüksek doz ilaç kullanımlarına bağlı olarak hastada oluşabilecek rahatsızlıkların azalmasına da yol açar. Özellikle tüp bebek tedavilerinin en korkulan yan etkilerinden biri olan yumurtalıkların aşırı uyarım sendromunun engellenmesi veya daha hafif atlatılmasına olanak sağlamaktır. Gene, bu tür yaklaşımlar sonucunda, hastaların tüp bebek tedavilerine çok daha iyi uyum sağladıkları ve tedaviyi bırakma oranlarının azaldığı gözlemlenmiştir.

Özet olarak söylemek gerekirse, kişiye özel tedaviler sayesinde; daha az ilaç kullanılarak, daha az sayıda ancak daha kaliteli yumurta elde edilebilmekte, bunun yanında nihai sonuç olan “sağlıklı tek bebek doğumu” hedefine ulaşma konusunda daha başarılı olunabilmektedir. Aynı zamanda daha kısa süre ile daha az sayıda ilaç kullanıldığı için hem yan etkiler azalmakta hem de tüp bebek tedavisinin maliyetini azalmaktadır.

 

Bireysel Tedavi Sadece Kadına Yönelik Midir? Erkekler İçin Bireysel Tüp Bebek Tedavisinde Neler Yapılabilir?

Erkek infertilitesinin tanı ve tedavisi çok daha hızlı bir gelişim göstermiştir. Cerrahi yollardan sperm elde etme teknikleri, mikro cerrahi teknikleri (MicTESE) eskiden sperm bulma yönünde umutsuz olan hastaların çocuk sahibi olmalarına büyük katkılar sağlamıştır. Bunun yanında kaliteli spermlerin seçilerek kullanılmasını sağlayan tanı yöntemleri (Sperm FISH, TUNNEL testleri, MSOME-IMSI vb) gebelik şansının arttırılmasında katkıda bulunmuştur.

Tüp bebek uygulamaları kaç kez tekrarlanabiliyor?

Tüp bebek tedavilerinde uygulamaların belirli bir sınırı yoktur. Ancak yapılan çalışmalar başarı şansında 5-6 uygulamadan sonra artış olmadığını göstermektedir. Bu durumda tekrarlayan tedavilere geçmeden önce infertiliteye neden olabilecek faktörlerin en ince detayına kadar tekrar araştırılması, olası faktörlerin ekarte edilmesi ve sonrasında tekrar tedaviye geçilmesi önemlidir. Her uygulama arasında en az 3 ay ara verilmelidir.

Tüp bebek uygulamalarında tüplerin açık olması gerekli midir?

Tüpler normal bir gebeliğin oluşmasında en önemli rollerden birine sahiptir. Tüpler sadece yumurta ile spermin bir araya gelmesini sağlayan bir kanal değil aynı zamanda oluşan embriyonun ilk gelişiminin yaşandığı bir ortamdır. Ancak tüp bebek tedavilerinde yumurta ile spermin birleşmesi yani döllenme ve embriyo gelişimi laboratuar ortamında gerçekleşmektedir. Dolayısı ile bu anlamda tüplerin açık olmasının bir önemi yoktur. Ancak, daha önceden geçirilen bir enfeksiyon veya operasyona bağlı olarak tüpler tıkanmış ve içlerinde sıvı birikmiş ise (Hidrosalpenks) bu sıvının tedavi sırasında rahim içine akışı embriyo tutunmasını etkileyeceğinden bu durumlarda tüp bebek tedavisi öncesinde ya tuba çıkarılmalı ya da uterus ile bağlantısı kesilmelidir.

Tüp bebek gebeliklerinde düşük riski daha yüksek midir?

Hayır. Kendiliğinden oluşan veya tüp bebek yöntemleri ile elde edilen gebeliklerin yaklaşık %15'inin düşükle sonlandığı bilinmektedir. Kendiliğinden oluşan gebeliklerde erken dönemdeki düşükler bazen birkaç günlük adet gecikmesi ve bunu takip eden normalden biraz fazla miktarda bir adet kanaması olarak algılanabilir. Oysa yapılacak kan tahlilleri bunun bir gebelik kaybı olduğunu gösterecektir. Tüp bebek uygulamalarında gebelik sonuçları çok erken dönemden itibaren kan tahlilleri ile takip edildiğinden, her dönemdeki gebelik kayıpları kesin olarak tanımlanmaktadır. Bu durum da düşük oranlarının daha yüksek olduğu gibi yanlış bir kanıya sebep olmaktadır.

Sigara çocuk sahibi olmayı etkiler mi?

Uzun süreli ve yüksek sayıda sigara kullanımının üreme sistemi ve hormon aktivitesini olumsuz etkilediği düşünülmektedir. Etkinin özellikle yumurtalıklar düzeyinde olabileceği ve sigaranın adet düzensizliği, infertilite ve erken menopoz gibi önemli sonuçlara yol açabileceği bilinmelidir. Gebelik oluştuğunda da fetusda gelişme geriliği ve düşük doğum ağırlığına yol açabilir.

Uygulamaların maliyeti nedir?

Tüp bebek ve mikro enjeksiyon uygulamalarının paket ücret olarak maliyeti tedavinin başlangıcından bitimine kadar 2100 EURO olarak belirlenmiştir. Bu fiyata ilaçlar dahil değildir. İlaç maliyetleriyle ilgili bilgiyi merkezimizi arayarak öğrenebilirsiniz. Paket içeriği ile ilgili detaylı bilgiyi 0212 3146666/3130 - 3131 - 3132 no'lu telefonlardan merkezimizi arayarak öğrenebilirsiz.

İnfertilitede ön testler ve ana testler nelerdir?

İnfertilitenin tanı ve tedavisi için yapılması gereken testler kadınlar için; kan grubu, tam kan sayımı, hormon testleri olarak FSH, LH, estradiol (adet kanamasını ikinci ya da üçüncü günü), TSH, serbest T4, prolaktin, mevcut enfeksiyonların veya bağışıklığın önceden tanımlanması için HBsAg, antiHBs, antiHCV, Rubella IgM-IgG, Toxoplasma IgM-IgG testleridir. Gerekli görüldüğü takdirde diğer sistemik hastalıklara ait tetkikler, mikrobiyolojik ve genetik testler de ilave edilebilir. Tüpleri ve rahim iç boşluğunu değerlendirmek için rahim filmi (histerosalpingografi) çekilmelidir. Erkekler için ise; spermiogram, kan grubu, HBsAg, antiHBs, antiHCV, gerekli durumlarda hormon testleri (FSH, LH, total testosteron, prolaktin ve TSH) ve genetik testler yapılmalıdır.

Bu tekniklerle başarı şansı ne kadardır?

Çiftin kendi özellikleri, tüp bebek tedavisinin başarı şansında önemli bir rol oynar. Çocuk sahibi olmak isteyen her çiftler ayrıntılı olarak değerlendirilmeli ve sahip olduğu özelliklere göre bireyselleştirilmiş tedavi şemaları uygulanmalıdır. Kadının yaşı, yumurtalık kapasitesi, ciddi erkek faktörünün var olup olmadığı, önceki başarısız YÜT uygulamaları gibi parametreler başarıyı belirleyen ana unsurlardır. Burada merkezin tecrübesi ve imkanları doğrultusunda alınacak kararlarla optimal tedavi seçenekleri hastaya sunulur. Yumurtalık rezervi iyi ve kadın yaşının 37’nin altında olduğu çiftlerde başarı şansı %55 iken, 40 - 43 yaş arası bu şans %25 civarındadır.

Bu tedaviler sonrası anormal çocuk dünyaya getirme riski var mıdır?

Tedavi ile doğan bebekler ile normal yolla doğan bebekler arasında fiziksel ve zihinsel gelişim açısından fark bulunmamıştır. Buradaki önemli bir durum, şiddetli erkek infertilitesi nedeniyle mikroenjeksiyon yapılan olgulardır. Bu durumda cinsiyet kromozom bozukluklarında hafif bir artış beklenebilir.

Tüp bebek tedavisi (ART) kısaca nedir?

Yardımcı üreme teknikleri (YÜT), kapsamında uyguladığımız tüp bebek tedavisi; gebelik şansını arttırabilmek için; yumurtaların büyütülmesi, olgunlaştırılması, elde edilmesi, sperm ile birleştirilerek döllenmesi, embriyo gelişimi ve transferine yönelik bütün işlemlere verilen genel bir addır. Bazen aşılama veya rahim içi inseminasyon dediğimiz uygulama ile karıştırılmaktadır. Aşılama işleminde bayanın yumurtaları tüp bebek uygulamasına benzer şekilde ama daha az ilaç kullanılarak büyütülür. Daha sonrasında sperm hazırlanıp hareketli ve iyi olanlar konsantre edilerek rahim içine verilir. Aşılamada sperm, tüp bebekte ise embriyo rahim içine verilir. Aşılama daha doğala yakın bir yöntemdir. Spermin kendisinin yumurtayı döllemesi gerekir. Dolayısıyla aşılamanın başarı şansı tüp bebeğe oranla daha düşüktür ve belli sayıda iyi spermin var olması gerekir. Şiddetli sperm bozukluğu olan hastalarda aşılama uygun bir yöntem değildir.

 

Doğal yollarla çocuk sahibi olamayan çiftlerde öncelikle infertilite yapıcı nedenler araştırılmalıdır. Bunun sonucunda eğer bir sorun bulunmuşsa ona yönelik gerekli tedavi programı yapılmalıdır. Bazen karşımıza çıkan problem yumurtlama veya aşılama gibi daha basit tedavi yöntemleri ile çözülebilir. Kimi zaman da ameliyat gerektirebilir. Tüm bu uygulamalar yapılmış ve sonuç alınamamışsa artık tüp bebek safhasına gelinmiştir. Bazı durumlarda sorun daha ciddi boyutlardadır ve direkt tüp bebek uygulaması gerektirebilir.

Tüp bebek tedavisindeki birinci basamak kadından yeterli sayıda ve kalitede yumurta elde etmektir. Bunun için kadının yaşı, yumurtalık rezervi, kan hormon değerleri ve kilosuna uygun olarak seçilen bir protokol ile yumurta büyütme, “ovulasyon indüksiyonu” tedavisi uygulanır. İlaç dozu ve verilme şekli; çiftin infertilite nedenine, tetkik ve muayene sonuçlarına bağlı olarak her hasta için özel olarak belirlenir. Burada doğru protokol ve doz seçiminde tüp bebek merkezinin deneyimi önemli bir rol oynar. Eski uygulamalarda daha fazla yumurta elde edebilmek için yapılan yüksek doz ilaç uygulamalarının gebelik oranlarına olumlu bir katkı sağlamadığı, aksine sadece kötü kalitede yumurtaların elde edilmesine yol açtığı anlaşılmıştır. Merkezimizde, bu tür olgularda “hasta dostu tedaviler” olarak da adlandırabileceğimiz hafif tedavileri seçiyoruz. Bu tedaviler daha iyi kalitede yumurtaların eldesi ile başarı şansını arttırırken, ilaç maliyetlerini de azaltmakta çiftlerin tedaviye olan uyumlarını arttırmaktadır. Yumurtalar, yumurtalıklar içinde folikül denen içi sıvı dolu kesecikler içindedir. Tedavi başlamadan önce bazal seviyede bunlara antral veya preantral folikül denir. Uzun protokollerde ilk olarak yumurtalık bir önceki adetin 21. gününden başlanarak baskılanır, daha sonrasında uyarıcı ilaçlara geçilir. Kısa protokollerde ise direk adetin 2 veya 3. günü uyarıcı ilaçlar kullanılır ve foliküller belli büyüklüğe erişince çatlamalarını engelleyen diğer bir ilaç eklenir. Hastalar kan hormon düzeyleri ve vajinal ultrasonografi ile izlenerek foliküller uygun büyüklüğe ulaştığında, yumurtaları nihai olgunluğuna eriştirmek için yumurta çatlatma iğnesi verilir. Yumurtaları olgunlaştırma süreci ortalama 9–12 gün sürmektedir. Çatlatma iğnesinden 33-36 saat sonra da gelişen foliküllerden yumurtalar toplanır. Bu işlem hastaların ağrı duymaması için anestezi altında yapılmakta ve ortalama olarak 10–15 dakika sürmektedir. Kadından yumurta toplandığı gün erkeğe de ihtiyaç vardır. Bu dönemde erkeğin 3-5 günlük cinsel perhizli olması gereklidir. Mikroenjeksiyon ile spermler yumurtaların içine enjekte edilir ve döllenerek embriyo oluşması takip edilir.Yumurta toplanmasından 2–6 gün sonra seçilecek embriyolar ince bir kateter yardımı ile rahim içine transfer edilir. Embriyo transferi ağrısız bir işlem olup ultrasonografi eşliğinde uygulandığı için hastalarımız tarafından da izlenebilmektedir. Embriyo transferini takiben yaklaşık olarak 30 dakika yatak istirahatı sonrası hastalarımız evlerine gönderilir. Bütün bu süreçte uygulanan tedaviler hastanede yatmayı gerektirmeyen işlemlerdir.

ART tedavisine başlamadan önce yapılan serolojik testler nelerdir?

Tüp bebek tedavisine başlamadan önce hem kadın hem de erkeğe yapılacak bazı kan tetkikleri çiftin sağlıklı bir bebek elde etmesinde büyük önem taşır.

Bu testler; HbsAg, anti-Hbs, anti-HCV, anti-HIV(l+ll), Rubella lgG, Toxoplazma lgG ‘dir.

Yapılacak tetkiklerle çiftlerdeki mevcut enfeksiyonlar tanımlanabilmekte, bebeğin hemen doğum sonrası korunması için böylece önlemler alınabilmektedir.

Hepatit B ve rubella yani kızamıkçık gibi enfeksiyonlara karşı bağışıklığın saptanması ise tedaviye girmeden önce, gereken durumlarda hastaya aşı uygulanmasına imkan verir ve bağışıklığın teyid edilmesini takiben hastanın tedavisi başlatılır.

Bu incelemeler tedaviyi gerçekleştirecek sağlık personelinin korunması ve çiftten elde edilecek sperm veya embriyoların dondurulması sırasında bulaşmanın önlenmesi için önlemler alınması bakımından da önemlidir.

ART'de hazırlık için kullanılan ilaçlar nelerdir?

Folik asit eksikliği olan annelerin bebeklerinde nöral tüp defekti dediğimiz önemli bir hastalık oluşabilmektedir. Gebelikten birkaç ay önce folik asit kullanımına başlayarak bu hastalık önlenebilir. Bu nedenle tedavinin hazırlık döneminde folik asit preparatları veya folik asit içeren vitaminler kullanılmaktadır.

Rahim ağzında veya menide bulunabilecek mikropların tedavisi tüp bebek tedavisinde başarı şansını arttıracaktır. Bu nedenle hazırlık döneminde hem kadın hem de erkeklere antibiyotik kullanımı önerilmektedir.

Metformin; PCO hastalarında görülen yüksek androjen seviyelerinin azaltılması ve böylece androjen yüksekliğinin kötü etkilerinden kaçınmak amacıyla kullanılabilir.

Hiperprolaktinemi (süt hormonu fazlalığı) durumlarında dopamin agonistleri, cabergolin gibi ilaçlarla hormonun normal seviyelere indirilmesi tedavi başarısına olumlu katkı sağlar.

ART tedavisine başlamadan önce yapılan mikrobiyolojik testler nelerdir?

Hastanın ilk muayenesinde üreme sistemide herhangibir infeksiyonun olup olmadığı da değerlendirilir. Gerekli görüldüğünde rahim ağzından alınacak kültür, direkt yayma, mikoplazma kültürü ve klamidya antijen tespiti ile detaylı bir tarama yapılabilir. Mevcut enfeksiyonlar hem infertilite tedavisi, hem de çiftlerin genel sağlığı için önem taşımaktadır.

Bu enfeksiyonlar vajina florasını bozmakta ve akıntılara yol açmaktadır. Mikoplazma ve klamidya enfeksiyonları infertiliteye sıklıkla eşlik ettiği için, gerekli tedavinin yapılması tüp bebek tedavisinde başarıyı da arttıracaktır.

ART tedavisi ve ilaç kullanımı

Çocuk isteği ile tüp bebek merkezlerine başvuran ailelerde ilk görüşmede ayrıntılı bilgi alınırken, geçirilmiş ve halen mevcut hastalıklar da öğrenilir. Böylece hastaların arzu edilen gebeliğe en sağlıklı şekilde başlamaları planlanır. Mümkünse öncelikle mevcut hastalığın tedavisi ve iyileşmenin sağlanması, takiben infertilite tedavisine başlanması daha doğru olcaktır. Muhtemel bir gebelikte bebeğe zarar verebilecek bazı ilaçların kullanılması da önlenmiş olur. Ayrıca kullanılacak bazı ilaçlar, infertilite tedavisi sırasında, folikül ve yumurta gelişimini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle hastaların ilaç kullanımda dikkatli olmaları gerekir. Epilepsi nedeniyle ilaç kullanımında; gebe kaldığında bebeğe de en az yan etkisi olan ilaç seçilerek tedaviye bu ilaçla devam etmesi sağlanır.

Depresyon gibi bazı hastalıkların tedavisi ise hem tedavinin kolay uygulanmasını sağlamakta, hem de başarı şansını arttırmaktadır. Bazı kronik hastalıklarda ise infertilite tedavisinin hastalığın alevlenme dönemleri geçtikten sonra başlatılması ve sürekli kullanılan ilaçların ilgili branşlardaki meslektaşlarımızla konsülte edilerek, infertilite tedavisini ve muhtemel bir gebeliği öngörerek planlanması doğru olacaktır.

Kullandığınız ilaçların yan etkileri var mıdır?

İlaçların enjeksiyon yolu ile kullanımlarında, enjeksiyon yerinde küçük morluklar ve rahatsızlıklar görülebilir. Burun spreyleri ve cilt altı iğneler ise yorgunluk, kas ve eklem ağrıları ve geçici menopozal yakınmalara benzer şikayetler oluşturabilir. Gonadotropinler, yumurtalıkların aşırı uyarılmalarına neden olabilirler. Bu şekilde ortaya çıkan tabloya " Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu (OHSS) denir. Bu durum özellikle zayıf ve fazla sayıda yumurtası olan genç bayanlarda daha sık olarak görülebilir. OHSS’yi engellemek için bu hastalarda mümkün olan en düşük doz ile tedavi gerçekleştirilmelidir. Ciddi OHSS olgularında hastaneye yatarılarak tedavi yapmak gerekebilir.

Kötü yanıtlı olguları nasıl önceden anlıyoruz?

Tüp bebek tedavisinin başarısında, elde edilen yumurtaların yeterli sayı ve kalitede olmasının önemi büyüktür. Yumurtalıklardaki yumurta sayısının ve bu sayıyı etkileyebilecek durumların bilinmesi hastanın tedaviye vereceği cevabın nasıl olacağını önceden anlamamıza yardımcı olur. Kadın yaşının 35 ve üzerinde olması, aşırı kilo, sigara kullanımı, daha önceden geçirilmiş yumurtalık ameliyatları, geçirilmiş iltihabi hastalıklar, endometriosis, yumurtalık kistleri, adet kanamasının 2. ya da 3.günü yapılan FSH düzeyinin 10 mIU/ml, estradiol düzeyinin 75 pg/ml’nin üzerinde olması, daha önceki tedavilerinde alınan kötü yanıt veya yüksek dozlarda hormon ilaçları kullanılmış olması, rahim iç zarıyla ilgili problemlerin tespiti, tedaviye yanıtı kötü yönde etkileyebilir.

Tüp bebek tedavisinde uygulanan uzun ve kısa protokoller nedir?

Tüp bebek uygulamalarında protokol seçimi hastaya göre değişmektedir. Tüp bebek tedavisindeki birinci basamak kadından yeterli sayıda ve kalitede yumurta elde etmektir. Bunun için kadının yaşı, yumurtalık rezervi, kan hormon değerleri ve kilosuna uygun olarak seçilen bir protokol ile yumurta büyütme, “ovulasyon indüksiyonu” veya diğer bir adı ile “kontrollü ovaryan hiperstimulasyon - KOH” tedavisi uygulanır. Ovulasyon indüksiyonu tedavisi, çiftin infertilite nedenine, tetkik ve muayene sonuçlarına bağlı olarak her hasta için özel olarak belirlenir. Bu seçimde, tüp bebek merkezinin deneyimi ve başarısı önemli bir kriterdir.Olguların özelliklerine göre farklı şekillerde uygulanabilen KOH tedavilerinde öncelikle gonadotropin adı verilen yumurta büyütücü ilaçların yardımı ile yumurtalar belli bir olgunlaşma aşamasına getirilir. Bu süreçte istenmeyen bir zamanda yumurtaların çatlamasını engellemek için agonist veya antagonist adı verilen ilaçlar kulanılır. Agonist veya antagonist adı verilen ilaçlara göre protokoller uzun veya kısa olarak adlandırılır.

Agonist ilaçlar çatlamayı engelleyici etkilerini uzun sürede ortaya çıkardıklarından bu ilaçların kullanıldığı tedaviler uzun protokol adını alır. Agonist ilaçlar bir önceki adetin 21. gününde başlanır ve adetli iken devam edilir. Takip eden adetin 3.günü yumurta geliştirmeye yarayan diğer ilaçlara başlanır ve yumurta çatlatma iğnesine kadar ikisi birlikte devam edilir. Uzun protokolde, eşit düzeyde ve aynı büyüklükte folikül gelişimi sağlanırken; LH denilen yumurtlamayı tetikleyen hormonun erken ve kontrolsüz yükselmesi önlenmektedir. Bu tedavi protokolü daha çok normal cevaplı, yumurtalıklardaki yumurta sayısı yeterli olan hastalar için kullanılır. Bu protokolün önemli bir avantajı tedavi zamanının istenilen şekilde programlanabilmesidir. Dezavantajı ise; beynin kendi ürettiği hormonların baskılanması nedeni ile folikül gelişimini sağlamak için gerekli olan ilaç dozunun artmasıdır. Ayrıca bu hastalarda baskılayıcı iğnelerin alevlendirici etkisi sonucu basit folikül kistler oluşabilir.

Antagonist denilen ilaçlar baskılayıcı etkiyi daha kısa sürede sağladıklarından bu ilaçların kullanıldığı tedavi şemalarına kısa protokol denir. Kısa protokol daha hasta dostu bir tedavi şeklidir. Yumurta rezervinden bağımsız olarak her hasta grubunda uygulanabilir. Ancak özellikle, yumurta cevabı zayıf, kötü yanıtlı hastalarda ve yumurtalıklarında çok sayıda yumurtası olan yüksek cevaplı hastalarda tercih edilebilir. Özellikle “ovaryan hiperstimulasyon sendromu” riski olan hastalarda bu riski azalttığı çalışmalarla gösterilmiştir. Ayrıca zaman problemi olan hastalarda da tedavinin daha kısa zamanda tamamlanmasını sağlar. Adetin 3.günü yumurtayı geliştiren ve büyüten ilaçlara başlanır, yumurta belli bir büyüklüğe eriştiğinde antagonist denilen ilaçlara başlanır. Çatlatma iğnesine kadar her iki ilaca devam edilir.

Gebelik sonuçları açısında iki protokol arasında belirgin bir fark görülmemektedir.

Antagonist kullanımı daha mı iyidir?

Son yıllarda geliştirilen ve kullanıma giren antagonistler, yumurtlamayı uyaran LH hormonun kontrolsüz ve erken yükselmesini önlemek için tüp bebek tedavisinde sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Antagonist tedavisinde; tedavi süresi daha kısadır, daha az dozda yumurta uyarıcı iğnelere gerek duyulur, sıcak basması, vajinal kuruluk, isteksizlik gibi şikayetlerle karşılanılmaz, analog dediğimiz iğnelerin uzun süre kullanımına bağlı gelişen aşırı yumurtalık baskılanması yada alevlendirici etkiler antagonistlerde görülmez. Bununla beraber antagonistler kullanıldığında birbiri ile uymsuz asenkron folikül gelişimi daha sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Gebelik sonuçları uzun protokollerden farklı değildir.

Mikroenjeksiyonun tüp bebek yönteminden farkı nedir?

IVF(invitro fertilizasyon) dediğimiz yöntemde, vücut dışına alınan sperm ve yumurtalar laboratuarda özel bir ortamda bir araya getirilerek döllenmenin kendiliğinden oluşması beklenir. Hareketi ve dölleme kapasitesi yetersiz, az sayıda ve şiddetli şekil bozukluğu gösteren spermler yumurtayı kendiliğinden delerek döllemeyi sağlayamazlar. Bu durumda spermler yumurta içine enjekte edilerek döllenme sağlanır. Bu işleme mikroenjeksiyon yani ICSI (intrasitoplazmik sperm injeksiyonu) adı verilir.

Bir çifte IVF mu, ICSI mi yapılacağının kararı ana olarak sperm parametrelerine göre yapılır. Ancak, yumurta sayısının az olduğu olgularda döllenme şansı daha fazla olduğundan sperm parametrelerine bakılmaksızın mikroenjeksiyon yapılabilir. Bu seçimde, merkezin alışkanlıklarının da önemi büyüktür.

Over kistlerin IVF'e etkisi nedir?

Tedavi öncesi yumurtalıklarında kist saptanan hastalarda, kistin çapı 3 cm ‘den küçük ise ve kandaki estradiol hormon düzeyini yükseltmemişse tedaviye başlanabilir. Tedavi öncesi yumurtalıkları baskılamak için kullanılan analog dediğimiz iğnelerin kullanımı sırasında, bu iğnelerin alevlendirici etkisi sonucu basit kistler görülebilir. Bu kistler 3 cm’den küçük ama kandaki hormon düzeyi yüksekse kullanılan analog süresi uzatılabilir. Bununla beraber kist 3cm’den büyük ise ve iğnenin kullanım süresi uzatıldığı halde küçülme sağlanamazsa bir iğne yardımıyla bu kist sıvısı çekilip yumurtalıkta yer kaplayan kitlenin mekanik etkisi ortadan kaldırılır.

 
Tekrarlayan implantasyon başarısızlığı (TİB) nedir ve hangi testleri yapıyoruz?

İmplantasyon, verdiğimiz embriyonun rahim içine gömülmesi, tutunması ve gebelik oluşturması durumudur. TİB (tekrarlayan implantasyon başarısızlığı), daha önce 3 veya daha fazla kereler yapılan tüp bebek denemeleri ile iyi embriyolar transfer edilmesine rağmen gebe kalamama anlamına gelir. Bu gibi olgularda altta yatan sebebi araştırırken genelde şu testleri uygulamaktayız;

  • Kromozom problemi var mı diye araştırmak için çiftin ikisinden de periferik karyotip dediğimiz genetik testler istenebilir. Düşüklerin nedeni embriyolardaki anormal kromozom yapısı olabilir. Eğer kadın veya erkekte anormal embriyo gelişimine neden olacak bir sorun varsa aydınlatılmalıdır ve yapılacak tüp bebek tedavisinde PGT dediğimiz erken genetik tanı hastaya önerilmelidir.
  • Rahim iç duvarı dediğimiz endometrium tabakasını değerlendirmek için rahim filmi (HSG) çekilebilir veya histeroskopi denilen kamerayla rahim içine bakılabilir. Böylece rahim içinde tutunmayı engelleyen bir durum var mı aydınlatılır, varsa da tedavisi yapılabilir.
  • Kan pıhtılaşması sorunları da düşüklere neden olabilir. Kadına ait muhtemel kan pıhtılaşma sorunlarını ortaya koymak için pıhtılaşma mekanizmaları ile ilgili birtakım kan testleri istemek gereklidir.

Prolaktin hormonu problemlerini ve tiroid bezi kaynaklı sorunları ortaya koymak için PRL ve TSH testleri istemek yeni bir deneme öncesi değerlendirilmesi gereken noktalardır.

Bunun yanında, çiftin daha önceki tedavi şekilleri ve bunlara verdiği cevap detaylı bir şekilde incelenmeli ve buna göre çifte daha uygun olabileceğini düşünülen protokoller seçilmelidir.

 
Çocuk sahibi olamayan çiftlerde tek tedavi yöntemi tüp bebek midir?

Çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerde detaylı bir inceleme ile problemin nereden kaynaklandığı aydınlatılmalı, tedavi gerekliliği belirlenmeli ve çiftin en uygun şekilde gebelik elde etmesini sağlayacak olan tedavi yöntemi belirlenerek çifte sunulmalıdır. Tedavi yöntemleri; yumurtlama uyarımı, aşılama ve tüp bebek tedavisidir. Uygun şartlara sahip olan çiftlerde, ilaçlarla yumurta gelişiminin sağlanmasını takiben spermin belirli işlemlerden geçirilerek rahmin içerisine verilmesi anlamına gelen "intrauterin inseminasyon" (aşılama) tedavisi ile gebelik elde edilebilir. Bu yöntemle başarı şansı %5-15 arasında değişir. Ancak infertilite süresi uzamış, birkaç kez yumurta takibi ve aşılama tedavisi görüp gebelik elde edilemeyen hastalarda bundan sonraki tedavi tüp bebekle olmalıdır.

Assisted hatching (AHA) kimlere ve nasıl uygulanır?

Embriyonun rahim içinde tutunabilmesi için tamamıyla etrafındaki zardan çıkması gerekir. Assisted hatching (AHA): Embriyonun rahim duvarına tutunmasını kolaylaştırmak için, etrafını saran zarın inceltilmesi ya da açıklık oluşturulması işlemidir. AHA işlemi 2., 3. veya 4. gün transfer edilecek olan embriyolara uygulanmaktadır. Bu işlemin embriyo ile rahim duvarı arasındaki uyumu sağladığı ve tutunmayı arttırdığı düşünülmektedir.


AHA işlemini şu hastalarda tercih etmekteyiz:

  • Daha önceki denemelerinde iyi kalitede embriyo transfer edilmesine rağmen gebelik elde edilememiş hastalarda,
  • Nedeni izah edilemeyen implantasyon başarısızlığı durumunda
  • 35 yaş ve üzerindeki bayanlardan elde edilen embriyolarda,
  • Embriyoyu saran zarın kalın olduğu durumlarda
  • Yavaş gelişen embriyolarda,
  • FSH hormonu sınırda ya da yüksek olan olgularda (10 mIU/ml ve üzeri),
  • Embriyo biyopsisi yapılacak embriyolarda,
  • Dondurma-çözme sonrası elde edilmiş

 

AHA 3 şekilde uygulanabilir:

  1. Mekanik; cam mikroiğne ile embriyonun zarında açıklık meydana getirilir.
  2. Kimyasal; Asit tyrode solüsyonu kullanılarak embriyoyu çevreleyen zar belli bölgesinden eritilerek inceltilir veya tam olarak açılır.
  3. Lazer; Lazerle embriyonun zarı inceltilir veya açıklık oluşturulur. İşlem olarak en kısa sürede gerçekleştirilen ve en pratik olan yöntemdir.

Merkezimizde Lazer assisted hatching yöntemi kullanılmaktadır. Lazer asisted hatching yönteminin diğer yöntemlere göre tercih edilmesinin nedenleri şunlardır;

  • Embriyonun bulunduğu kültür ortamında, herhangi bir kimyasal kullanılmadan uygulanır.
  • İşlem olarak en kısa sürede gerçekleştirilen ve en pratik olan yöntemdir.
  • Lazer ile yapılan açıklık bilgisayar kontrollü ve mikrosaniye süreli olduğundan güvenlidir.
  • Embriyoyu ayrıca bir başka tutucu pipet ile tutmaya gerek kalmadan uygulanmaktadır.
  • Ayrıca embriyolara uygulanan genetik inceleme (PGT) için, embriyodan bir hücrenin alınması amacıyla, Lazer ile embriyonun dış zarına yapılan açıklık, bu işlemin kısa sürede ve pratik olarak yapılmasını sağlar.
Polipler, endometrioma, myomların tüp bebek tedavisinde önemi nedir?

Polipler rahim iç duvarı kaynaklı iyi huylu yapılardır ve boyutları doğrultusunda öneme sahiptir. Genellikle 1 cm altındaki poliplerin tedavi başarısına etki etmediği kabul edilmektedir. Bu boyutun üzerinde polip varlığında ise histeroskopi denilen bir işlem ile rahim içine kamera ile girilerek bu yapının çıkarılması gerekmektedir.

Endometrioma ya da çikolata kisti olarak bilinen yapılar endometriosis dediğimiz bir hastalık sonucu oluşur. Endometriosis, rahim iç duvarı olan endometriyumun rahim dışına yerleşmesi olayıdır. Oluş mekanizması tam olarak bilinmemektedir. Rahim iç duvar dokusu yumurtalıklara gömülerek her adet döneminde burada lokal kanama odakaları yapar. Yumurtalıklarda birikmiş eski kan, ameliyat sırası bakıldığında içi erimiş madlen çikolataya benzer bir görüntü oluşturduğu için buna çikolata kisti denir. Endometriomalar yumurta sayısı ve gelişimini kötü yönde etkileyebilir. Tedavi yaklaşımında bu kistlerin boyutu önem taşımaktadır. Genellikle 3 cm.nin altındaki endometrioma kistleri ameliyat gerektirmemektedir. Daha büyük olanlarda ise operasyon yapılıp yapılmayacağına çiftin durumuna göre karar verilir. Yumurtalıkların ultrason ile değerlendirmesi, hastanın yaşı ve varsa daha önceki denemeleri göz önüne alınarak ameliyat kararı verilmelidir.

Myom rahimin kas tabakasından kaynaklanan genellikle iyi huylu bir oluşumdur. Myom varlığında öncelikle myomun yeri önemlidir. Özellikle rahim iç duvarına yakınlığı ve embriyonun yerleşeceği rahim içine doğru büyüyüp büyümediği önemlidir. Eğer rahim iç boşluğuna baskı yapıyor ve embriyonun yerleşimini engelleyecek yerde ise mutlaka tedavi öncesi histeroskopi ile çıkarılmalıdır. Endometriyuma zarar vermeyen myomların ise boyutu önemlidir. Rahim duvarı içerisine yerleşmiş (intramural) ve 4cm üzeri veya rahim duvarı dışına taşan (subseröz) 7cm üzeri myomların çıkarılması düşünülebilir. Bu boyuttaki myomlar gebelikte büyüme yaparlarsa sorun oluşturabileceği için cerrahi gerekmektedir. Fakat eğer kadın yaşı ileri ise, yani 38 yaş üzeri ise, yine zaman kaybetmemek için ameliyat öncelikli olmayıp, hemen tedaviye geçilebilir. Özetle, myom varlığında myomun yeri, büyüklüğü, kadın yaşı ve varsa önceki tedavileri göz önüne alınarak ameliyat kararı verilmektedir. Genellikle myom ameliyatlarından 4-6 ay sonra tedaviye geçilmelidir.

Tekrarlayan düşükler nasıl tanımlanır? Tedavisi var mıdır?

İki ya da daha fazla gebelik kaybının olması tekrarlayan düşük olarak tanımlanır.

Tekrarlayan gebelik kayıplarında tanı amaçlı yapılması gereken testler şunlardır:

  • Bağışıklık sistemini ilgilendiren hastalıkların tanımlanması amacıyla; antikardiolipin IgM-IgG, Lupus antikoagulan, homosistein, aPTT, protein S ve C bakılmalıdır.
  • Genetik olarak sayısal veya yapısal bozuklukların olup olmadığını ortaya koymak amacıyla kadın ve erkekte kromozom analizi (periferik karyotip),
  • Pıhtılaşma faktörleri (Trombofili) paneli,
  • Rahim iç boşluğunun incelenmesi amacıyla 3 tetkik uygulanabilir. Bunlar; salin infusion sonograf (SİS), histeroskopi, histerosalpingografi (HSG)dir.
  • Endokrin sistem hastalıklarının taranması için; açlık kan şekeri, glukoz yükleme testi, HBA1c, TSH, serbest T4 ve prolaktin hormonları
  • Mümkünse düşük materyalinin genetik tetkiki yapılmalıdır.

Yapılan bu tetkik ve uygulamalardan sonra genetik bir sebep bulunursa tüp bebek tedavisi programı dahilinde preimplantasyon genetik tanı (PGT) yapılabilir. İlk üç aylık dönemde görülen düşüklerin % 50–60‘ı, 3–6 aylık dönemdeki kayıpların % 20-25’i, 6–9 aylık dönemdeki kayıpların % 5–10 ‘nunda embriyoda kromozomal bozukluklar saptanmıştır. Embriyo düzeyinde görülebilen bu genetik bozuklar preimplantasyon genetik tanı (PGT) ile saptanabilir. PGT, kromozom bozukluklarının tanımlanması ve bu sayede sağlıklı embriyoların transferi amacıyla kullanılır. PGT işleminde embriyonun bir hücresi alınarak genetik olarak incelenir, normal olanlar saptanır ve sağlıklı olanlar transfer edilir. Merkezimizde bu yöntem başarı ile uygulanmaktadır.

Eğer incelemeler sonucu pıhtılaşma sorunu saptanmışsa, düşük moleküler ağırlıklı heparin, yüksek doz folik asit, multivitamin, bebek aspirini planlanabilir.

SİS, HSG, H/S; Kimlere, neye göre, nasıl, ne zaman yapılır ve önemi nedir?

SİS (Salin İnfusion Sonografi), HSG (Histerosalpingografi, Rahim Filmi), H/S (Histeroskopi); Kimlere, Neye Göre, Nasıl, Ne Zaman Yapılır Ve Önemi Nedir?

SIS (salin infusion sonografi), rahim içine sıvı verilerek ultrason eşliğinde rahim iç duvarının daha iyi görüntülenmesini sağlayan bir tekniktir. Daha önce yapılan muayene sırasında ultrasonografik olarak, rahim iç duvarı dediğimiz endometriyumla ilgili şüpheli bir görünüm, polip ya da myom görüntüsü saptanmışsa SİS uygulanabilir. İnce bir kateter yardımıyla verilen sıvının etkisi ile rahim iç duvarı kaynaklı myom, polip ve yapışıklıklar hakkında bilgi edinilebilmektedir. Bu işlem anestezi gerektirmemekte ve ciddi bir ağrı oluşturmamaktadır. Genellikle adet bittikten sonraki bir hafta içinde yapılması önerilmektedir.

HSG (histerosalpingografi, rahim filmi), çiftin yapılan değerlendirilmesi sonucu, kadının tüplerinde veya rahim iç boşluğunda bir problem düşünüyorsak uygulayabileceğimiz bir tetkikdir. Rahim içine verilen bir sıvının tüplerden geçişi sırasında çekilen bir tür röntgen filmidir. Rahim filminde verilen sıvı yağlı veya su bazlı olabilmektedir. Rahim filmi çekimi sırasında da bir miktar ağrı olabilmektedir. Bazen, özellikle ilişki esnasında sıkıntısı olan hanımlarda, anestezi gerekebilmektedir. Rahim filmi ile tüplerin geçirgenliğinde, yapısında problem olup olmadığı anlaşılabildiği gibi rahim iç duvarı kaynaklı problemler de tespit edilebilmektedir. Genellikle adet bitimi sonrasındaki ilk 3–4 gün film çekimi için en uygun günlerdir.

H/S (histeroskopi), rahim içinin optik bir cihazın yardımıyla gözle görülerek incelenmesini sağlayan bir işlemdir. Anestezi eşliğinde yapılması önerilir. Lokal anesteziyle muayenehane şartlarında yapılabilen küçük bir operasyondur. Büyük bir polip veya myom varlığında ameliyathane şartları gerekebilir. Rahim içinde bir problem olduğu düşülüyorsa hem tanı hem tedavi amaçlı histeroskopi yapmakta fayda vardır. Özellikle rahim içi yapışıklıklarının, poliplerin veya rahim içi kaynaklı myomların teşhis ve de aynı anda tedavisinde tek yöntem histeroskopidir. Histeroskopide, ucunda optik bir cihaz olan ince bir alet ile rahim ağzından geçilerek rahim içi gözle görüntülenmektedir. Bu sırada tespit edilen problemli yapılar ortadan kaldırılabilmektedir. Genellikle işlemden 2-4 saat sonra hasta klinikten ayrılıp evine dönebilmektedir. Bu işlem için de en uygun zaman adet bittikten sonraki bir haftalık dönemdir.

Laparoskopi ne zaman, kimlere yapılır?

Laparoskopi, göbekten bir iğne ile girilerek karın içinin gözlenebildiği endoskopik bir ameliyattır. Tüplerle ilgili sıkıntısı olan hastalarımızda tüplerdeki hasarı ve problemi ortaya koymada ve eğer sorun varsa aynı seansta tedavi etmede yardımcı bir yöntemdir. Özellikle rahim filmi ile tüplerinde problem olduğundan şüphelenilen çiftlerde veya ultrason ile büyük hidrosalpenks tespit edilen hastalarda bu yapıların çıkarılması için laparaskopi önerilmektedir.

Bunun dışında çok büyük ve ağrıya neden olan çikolata kistlerinin, rahim duvarındaki myomların çıkarılması için de uygulanabilir. Genellikle yine adet bitimini takiben bir hafta içinde ve anestezi altında yapılır. Hastanede 4-6 saat kalındıktan sonra eve gidilebilir. Tüplerle ilgili ciddi problemler varsa, örneğin büyük bir hidrosalpenks çıkarılmış veya karın içi çok yapışık olarak tespit edilmiş ise, bu gibi durumlarda bir gece hastanede yatış ve gözetim önerilmektedir. Yapılan değerlendirmeler neticesi infertilite yapabilecek hiçbir problem gözlenmemiş çiftlerde de laparoskopi yapılarak tüplerin durumu kesin olarak ortaya konabilir.

Hidrosalpenks'in tüp bebek tedavilerine etkisi nedir?

Hidrosalpenks; tüplerin uçlarının tıkanarak, içi sıvı ile dolup şişmesi durumudur. Geçirilmiş bir enfeksiyonu veya karın içi operasyonu takiben oluşabileceği gibi enDometriyozis hastalarında da görülebilir. Hidrosalpenks genellikle rahim filmi ile, bazen de ultrason muayenesi sırasında tespit edilebilmektedir. Hidrosalpenks varlığında direkt tüp bebek tedavisine geçilmesi bir takım risklere neden olabilmektedir. Tüpünlerin içindeki bu sıvı geri kaçış ile rahim içine geçerek transfer edilen embriyoların tutunmalarını zorlaştırabilmektedir. Ayrıca gebelik oluşsa bile düşük riskini arttırmaktadır. Bu özellikle ultrason ile gözlenebilen hidrosalpenkslerin tedavi öncesi çıkarılması önerilmektedir. Ultrason ile görülmeyen, fakat rahim filmi ile hidrosalpenks olduğu ortaya konan hastalarda ise önce laparoskopi yapılarak bu yapılar hakkında kesin fikir edinilebilir. Bu yapıların çıkarılmasında laparoskopi tercih edilmekle beraber, eğer karın içi çok yapışıksa açık ameliyat da yapılabilir. Gene hidrosalfenks olan tüpler komşu organlara ileri derecede yapışmışsa ve teknik olarak çıkarılmaları mümkün olmuyorsa, bu yapıların çıkarılması yerine rahim ile olan ilişkisinin kesilmesi uygun olabilir.

PCOS Nedir?

Polikistik over sendromu olarak adlandırılan ve halk arasında yumurtalıklarda birçok kist varlığı olarak tanımlanan durum genç kadınlarda %10 oranında, çocuk sahibi olmak isteyen kadınların da %25–45 oranında görülmektedir.

Bu tanımlamanın nedeni hastalardaki tipik ultrasonografi bulgusudur. Yumurtalıkları bir gerdanlık şeklinde saran birçok folikül yan yana dizilmiş olarak görüntülenir. PCOS hastalarında adet düzeni genelde bozulmuştur. Uzun aralıklarla adet görme, bazı hastalarda ise hiç adet görememe şikayeti söz konusudur. Aşırı kıllanma ve kilo artışı, insülin direnci de sıklıkla eşlik eden bulgulardır.

Çocuk sahibi olmak amacıyla infertilite merkezlerine başvuran kadınlarda sıklıkla karşılaşılan bir sorundur. Bu kadınların yumurtalıklarında düzenli yumurta gelişimi olamamaktadır. Aşırı kilo alımı ise durumu daha da olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle hastalarımıza ilk önerimiz kilo vermeleri yönündedir. Kilo vermeyi başaran ve boy/kilo indeksi 28 kg/m2’nin altına inen hastalarda tedaviye olumlu yanıt oranı artmakta, hatta kendiliğinden gebelikler görülebilmektedir.

Bu hastalarda artmış insülin direnci söz konusudur, insülin duyarlığını arttıran ilaçlardan biri olan metforminin kullanımı başarıyı arttırmaktadır.

Çocuk isteyen kadınlara yumurta gelişimini sağlayan ilaçların(klomifen sitrat, rec-FSH) uygun şekilde ve dozda uygulanması ile yüksek oranda gebelik elde edilmektedir. Başarılı olunamayan olgularda tüp bebek tedavisi de denenebilir.

Polikistik over sendromu olan kadınlarda ayrıca yıllar içinde tip 2 diabet gibi bazı önemli metabolik hastalıklar ile kalp damar hastalıkları oluşma riski söz konusudur. Bu nedenle diyet ve egzersiz ile boy/kilo indeksi 28 kg/m2’nin altında tutulduğunda ve insülin direncinin tedaviyle düzenlendiğinde bu risklerin çok azalacağı ve sağlıklı bir yaşamın sürdürülmesinin mümkün olacağı bilinmelidir.

IVM (In Vitro Maturasyon) vücut dışında olgunlaştırma nedir? Kimlere uygulanabilir?

IVM’ de kısa süreli yumurtalıkları uyaran hormon ilacı uygulanması ile veya hiç ilaç kullanılmadan toplanan olgunlaşmamış yumurtaların dış ortamda (laboratuvarda) olgunlaştırılarak döllenmesi ve daha sonra uygun gelişim evresine ulaştığında rahim içine transfer edilmesi esasına dayanır. IVM halen dünyada az sayıda merkezde uygulanmaktadır.

En önemli kullanım alanı ilaçlara aşırı cevap veren polikistik over sendromlu kadınlardır. Bu durumda ilaç kullanılmadan IVM ile tüp bebek yapılması ve böylelikle aşırı hassas yumurtalıklara sahip olan kadınlarda ovarian hiperstimülasyon sendromu (OHSS) adı verilen sendromun da ortaya çıkmasını engellemek amacı ile ortaya atılmıştır.

Polikistik over sendromlu kadınlar tüp bebek tedavisinde kullandığımız yumurtalıkları uyaran ve gonadotropin adı verilen ilaçların etkisine aşırı hassas olup ovarian hiperstimülasyon sendromu (OHSS) adı verilen ve ciddi yan etkileri olabilen, bazen de hastaneye yatırılarak tedavi gerektirebilen bir komplikasyona meyillidir. İlaçlar ile yumurtalıklar uyarılmadan tüp bebek tedavisi yapıldığı zaman ise OHSS riski ortadan kalkmaktadır. IVM’in üstünlüğü bu riskin ortadan kalkmasının yanında ilaç kullanımının olmaması(veya çok az olması) ve dolayısıyla maliyetlerin düşmesidir. Ama buna karşın IVM ile elde edilen gebelik oranları ilaç ile yapılan klasik tüp bebeğe oranla daha düşüktür.

Yukarıda bahsedildiği gibi IVM aslında çok kısıtlı bir hasta gurubunda kullanılması gereken bir uygulamadır. Özellikle yumurtalıklarının zayıf olması yüzünden defalarca deneme yaptırmış ama başarıya ulaşamamış ve ümitsizce her yeniliğin peşinden koşan tüp bebek hastalarının bu yöntemden başarı beklemesi pek doğru görünmemektedir.

Obezite (Şişmanlık) çocuk sahibi olmayı etkiler mi?

Vücut ağırlığının boya oranına vücut kitle indeksi denir ve kg/m2 olarak hesaplanır.Bu değerin >30 kg/m2 olması durumunda kadınlarda yumurta gelişimi düzensizleşebilir. Ayrıca tüp bebek uygulamalarında yüksek vücut kitle indeksine sahip kadınların hormon ilaçlarına cevabı daha az olabilmekte ve daha az sayıda folikül gelişebilmektedir.

Ayrıca yağ dokusunun vücuttaki dağılımı da önemlidir. Yağın karında toplanması daha tehlikelidir. Artmış bel /kalça çevresi oranı; bazı metabolik hastalıklar ve insülin direnci ile birlikte olunca gebe kalmayı olumsuz etkileyebilir. Bu duruma örnek olarak polikistik over sendromu verilebilir. Polikistik overli hastalarda düzenli yumurta gelişimi fazla kiloların verilmesi ile yeniden başlayabilmekte ve kendiliğinden gebelikler de oluşabilmektedir.

Gerekirse endokrin bölümü ile konsülte edilerek, diyetisyen eşliğinde yapılacak uygun diyet ve egzersiz ile kilo verdikten sonra tedaviye başlanması; gebelik şansını arttırabildiği gibi; gebe kalınırsa; hipertansiyon,gebelik şekeri, iri bebek, zor doğum gibi şişmanlığa bağlı gebelikte oluşabilecek bazı sorunların önüne geçilmesinde de etkili olacaktır. (Daha detaylı bilgi için Ocak 2010 tarihinde yayınlanan e-bültenimizi inceleyebilirsiniz.)

Metformin kullanımı ne zaman gereklidir?

Metformin, insülin duyarlığını arttırmak amacıyla şeker hastalığının tedavisinde uygulanan bir ilaçtır. İnfertilite nedeniyle başvuran kadınlarda sıklıkla karşımıza çıkan bir hastalık olan polikistik over sendromunda (Bkz: PCOS) insülin direnci ve erkelik hormonlarında artış görülebilmektedir. Artmış insülin direncine eşlik eden yüksek kan insülin düzeyleri ve tüylenmeye neden olan yüksek androgen hormonları bu ilacın ortalama 2 aylık kullanımı sonrası normale dönebilmekte; hastaların düzenli adet görmesi ve normal yolla hamile kalması da mümkün olabilmektedir.Metforminin yemeklerle birlikte günde 3 kez 500 mg. veya günde 2 kez 850 mg. alınması önerilmektedir. İlaca başlamadan önce karaciğer ve böbrek fonksiyonları kontrol edilmelidir. Oluşabilecek iştahsızlık, bulantı, ishal gibi yan etkiler genellikle bir hafta içinde azalır.

Metformin kullanımına tedavi süresince ve gebeliğin 8–10.haftalarına kadar devam edilmektedir. Bu ilacın kullanımı sonrası anormal bebek doğumuna ilişkin bilgi bulunmamaktadır.

Kısırlık tedavisi için ne zaman başvurulmalıdır?

Genel olarak eslerin herhangi bir korunma yöntemi uygulamadan ve düzenli cinsel ilişkiye girmelerine rağmen 1 yıl boyunca gebe kalamaması durumunda doktora müracaat etmeleri önerilir. Ancak günümüzde evlilik yaşının artması ile beraber özellikle bayan yaşı 35’in üzerinde olan çiftlerde 1 yılı beklemeden daha erken dönemde kontrolden geçmeleri önerilebilir. Kadın yaşı 40’i aşsınca biraz daha hızlı davranılması iyi olacaktır.

Günümüzde değişen sosyal ve kültürel koşullar nedeniyle daha ileri yaşlarda evlenerek çocuk sahibi olmayı geciktiren kadınların sayısı artmıştır. Bu durumda evlendikten sonra bir yılın dolmasını beklemeden muayene olarak yumurtalık rezervleri ve hormonal tetkiklerini yaptırmaları uygun olacaktır. Kadın yaşının gebelik şansını etkileyen önemli bir faktör olduğu bilinmelidir. Yaşın ilerlemesi ile beraber herhangi bir uygulama ile elde edilecek yumurtaların sayısında ve kalitesinde azalma beklenmektedir. Bu durum tedaviden elde edilebilecek başarı beklentisini de düşürmektedir. Kadın yaşının 35’in üzerinde olması artık çok da oyalanılmaması gerektiği anlamına gelir. Yaş 38’in üzerinde olursa biraz daha hızlı hareket edilmeli, 40’ın üzerinde ise çok hızlı davranılmalıdır. 45 yaşın üzerinde ise artık eve sağlıklı canlı bebekle gitme ihtimali iyice azalmaktadır. Sadece kadın yaşı değil, yumurtalık rezervi de dikkate alınması gereken bir diğer önemli parametredir. Yumurtalık rezerv azlığı, yumurtalıktaki gelişmeye aday foliküllerin azalması anlamına gelir. Bazen kadın yaşı genç olsa da; genetik yatkınlık, endometriosis, daha önce yumurtalıktan ameliyat geçirmiş olmak, sigara içilmesi gibi faktörlerin etkisiyle rezerv azalabilir. Bazen hiçbir risk faktörü olmadan da bilinmeyen sebeplereden dolayı yumurtalık rezervi olması gerekenden az olabilir. Bu durumda da çok fazla oyalanmak doğru değildir.

 

Bir yıldan önce doktora başvurmayı gerektiren özel durumlar var mıdır?

Benzer şekilde; erkekte doğumsal veya sonradan oluşan gelişim bozukluğu veya cinsel fonksiyon bozukluğu durumlarında da hızlı davranılmalıdır. Aynı zamanda daha önce testis ameliyatı veya benzeri ameliyat geçirilmesi durumunda da fazla vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmakta fayda vardır.

Embriyonun iyi gelişim kriterleri nelerdir?

Mikroenjeksiyon yada tüp bebek işleminden;

  • 16-20 saat sonra (1.gün) döllenme tespit edilir.
  • 48 saat sonra (2.gün) 3-4 hücreli embriyolar izlenir.
  • 72 saat sonra (3.gün) 6-8 veya daha fazla hücre içeren embriyolar izlenir ve hücreler arası birleşme başlar.
  • 4.günün sabahında hücre sayısı net sayılamamakta, morula dönemine ulaşan embriyolar oluşmaktadır.
  • 5. veya 6. gündeki embriyoya blastosist adı verilir ve hücre sayısı 60’tan fazladır.

Bu kriterlere sahip olan embriyolar normal gelişen embriyolar olarak değerlendirilir.

Embriyo transferi ve önemi nedir?

Tüp bebek tedavisinin son basamağı olan embriyo transferi önemli bir işlemdir. Ortalama olarak bir aya yakın süren tedavi sonucu geliştirilen embriyolar artık hastaya bu işlem ile transfer edilecektir. Embriyo transferinde temel prensip, embriyoların rahim içinde belirlenecek bölgeye mümkün olduğunca en az travma ile yerleştirilmeleridir. Uygun şartlarda yapılan embriyo transferi, tüp bebek tedavisinde başarıyı arttıran bir faktördür ve önemi göz ardı edilemez. Bu nedenle transferi gerçekleştirecek doktorun dikkati, özeni ve sabrı büyük önem taşımaktadır. Kullanılan kateter tipi ve transfer yapma tekniği de başarıda etkili diğer unsurlardır.

Transfer edilecek embriyo sayısı nasıl belirlenmektedir?

Transfer edilecek embriyo sayısı belirlenirken hem yüksek gebelik oranlarının elde edilmesi hedeflenmekte, hem de çoğul gebelik riskinin mümkün olabilecek en az düzeyde olması amaçlanmaktadır. Embriyo seçim kriterlerinin yetersizliği nedeniyle tüp bebek tedavisinin yapılmaya başlandığı ilk yıllarda çok sayıda embriyo transfer ediliyordu. Ancak zamanla yüksek teknolojik donanıma sahip merkezlerde, deneyimli ekiplerce seçilen protokol ve ilaçların en uygun dozlarda kullanımı, embriyoların doğal ortama yakın şartlardaki kültür ortamlarında geliştirilmeleri ve embriyoların seçim kriterlerinin daha iyi belirlenmesi ve özellikle blastosist dönemindeki embriyoların transferi rahime tutunma oranlarını arttırmıştır. Transfer edilecek embriyo sayısı kadın yaşı ve daha önce uygulanan başarısız tüp bebek denemeleri göz önüne alınarak, gelişen embriyoların kalitesi ve dönemine göre seçilmektedir. Merkezimizde transfer işlemi yapılmadan önce aileler ile görüşülerek bilgilendirme yapılmakta ve çoğul gebeliğin oluşturacağı riskler anlatılarak mümkün olduğunca iyi ve az sayıda embriyonun verilmesinin önemi vurgulanmaktadır. Merkezimizde uyguladığımız embriyo transfer stratejisi, sayı yeterli ise morula (4. gün) veya blastosist (5. gün) düzeyine ulaşmış 2 embriyonun rahim içine verilmesidir. Böylece üçüz ve üstü gebelikler dramatik olarak azaltılmaktadır. Ayrıca kadın yaşı çok genç ise ve tüp bebek uygulaması ilk kez yapılıyorsa, iyi kalitede blastosist varlığında tek embriyo transferi kolaylıkla planlanabilir.

Blastosist dönemindeki embriyolar

İlk Muayenede Kateter Provası Yapılıyor

Embriyo transferinin kolay yapılması amacıyla hastanın ilk muayeneye geldiği gün kateter yardımıyla rahim ağzının durumu değrlendirilmekte ve böylece muhtemel zor transferler için önlem alınmaktadır. Geçirilmiş cerrahi veya elektrokoter uygulamalarına bağlı olarak rahim ağzında daralma veya yer değiştirme oluşmuş olabilir. Bunun yanı sıra miyom basısı veya doğumsal anomali gibi nedenlerle de embriyo transferi zor olabilir. Transfer provasının başarısız olduğu bu gibi durumlarda tüp bebek tedavisine başlanmadan önce rahime girişi kolaylaştırmak için kısa süreli anestezi uygulayarak rahim ağzının bujiler yardımıyla genişletilmesi veya histeroskopik olarak incelenmesi ve problem saptanırsa düzeltilmesi sağlanmaktadır.

Transfer katateri


Embriyolar Ultrason Rehberliğinde ve Dolu Mesane ile Transfer Ediliyor

Embriyoların rahim içinde verileceği en uygun yerin tespit edilmesi ve rahim içi zarına dokunulmaması açısından, embriyo transfer işleminin idrar torbası dolu iken ultrasonografi eşliğinde yapılması tercih edilmektedir. Ultrasonla transfer kateterinin izleyeceği yol belirlenebilmektedir ve böylece rahime mümkün olduğunca zarar vermeden transfer yapılabilmektedir. Mesanenin dolu olaması; rahimi öne doğru eğimi olan hastarda, rahim ve rahim ağzı arasındaki açıyı düzleştirerek transfer kateterinin geçişini kolaylaştırmaktadır. Mesanenin çok dolu olması hastayı rahatsız eden bir durumdur. Transfer işlemi için bekleyen hastalarımızın bu huzursuzluğu yaşamaması için hemşirelerimiz tarafından doluluk oranı ultrasonografi ile sık olarak kontrol edilmekte ve gerekirse mesanenin kısmen boşaltılması sağlanmaktadır.

 

 

Embriyo Transfer İşlemi Ağrısızdır ve Anestezi Gerektirmez

Transfer işlemi sırasında rahim ağzında bulunan mukus steril bir çubuk ile temizlenir, ince ve yumuşak bir kateter yardımı ile embriyolar rahim içerisine bırakılır. Kullandığımız kateterlerin uçları ultrason ile gözlenebildiği için embriyoların rahim içinde bırakılacağı bölge net olarak tespit edilebilmektedir. Transferde yumuşak kateter tercih edilmesi, rahim ağzında kanama riskini de azaltmaktadır. Embriyo transferi nazik bir şekilde yapıldıktan sonra kateter yavaşça çıkarılır ve mikroskop altında bakılarak embriyoların tümünün transfer edilip edilmediği kontrol edilir.

Transfer Sonrası Uzun Süreli Yatak İstirahati Gebelik Şansını Artırmaz

Embriyolar rahime yerleştirildikten sonra yarım saatlik dinlenme yeterlidir. Daha uzun süreli yatak istirahatının gebelik şansını arttırıcı etkisi olmadığı saptanmıştır. Hastalarımıza ilk 24 saatte fiziksel aktiviteden kaçınmalarını öneriyoruz. Daha sonraki gün ise normal yaşama dönülmesi mümkündür, hasta çalışıyorsa işine devam edebilir. Yumurta toplama işlemi sonrası 14. günde kanda gebelik testi yaptırılır. Gebelik sonucunu alıncaya kadar spor, ağır iş, ağır yük kaldırma gibi aktivitelerden kaçınılmasını öneriyoruz. Araba ve uçak yolculuğu ise yapılabilir. Seyahat edilmesinde sakınca bulunmamaktadır.

Embriyoları blastosist dönemine kadar bekletmeye nasıl karar verilir, yararları nelerdir?

Mikroenjeksiyon sonrası 5. güne ulaşmış embriyolar blastokist dönemine gelmişlerdir. Doğal gebeliklerde embriyonun rahim içine ulaştığı dönem blastosist dönemidir. Rahim içi bu dönemdeki embriyoyu daha rahat kabul etmekte ve embriyo-rahim içi uyumluluğu bu dönemde en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Bununla beraber ancak bazı hastalarda transfer işlemi 3. gün değil de 5. gün yapılabilir. Transfer günün kararlaştırılmasında; elde edilen yumurta sayısı, embriyonun kalitesi, günlük gelişme ve bölünme hızı önemlidir. Yaşı genç, embriyo sayısı ve bölünme hızı iyi olan hastalarda 5. gün transferi yapılabilir. Ama eğer sayı az ve gelişim yavaşsa; dışarıda kültür ortamlarında fazla bekletmemek ve kişinin kendi doğal ortamına biran evvel embriyoları vermek amacıyla daha erken transfer tercih edilir.

Transfer edilmeden önce embriyolara işlem yapılıyor mu?

Embriyoların gelişiminin 3. gününde "Assisted Hatching" (traşlama, soyma) işlemi rutin olarak kullanılmaktadır. Bu işlemi 35 yaş üzeri, bazal hormon değerleri yüksek olan, önceki uygulamalarda iyi embriyo transferine rağmen gebelik oluşmayan ve yumurtanın zarının kalın olduğu durumlarda, içerisindeki istenmeyen artıkların temizlenmesi gereken olgularda ve genetik araştırma yapılması için biyopsi alınacak vakalarda uygulanmaktadır.

Lazer yöntemi nedir? Sizde kullanılıyor mu?

Embriyoyu çevreleyen zarın inceltilmesi işlemi sırasında mekanik işlemler ve asitle birlikte lazer cihazı da dış cidarının tıraşlanması amacı ile uygulanmaktadır. Merkezimizde lazer cihazı 1998 başından itibaren kullanılmaktadır. Lazer kullanımının diğer yöntemlere üstünlüğü gösterilememiştir.

Transfer edilen embriyoların iyi kalitede olmasına rağmen tutunamama sebepleri nelerdir?

Gebelik oluşması için; yumurta, sperm ve onların birleşmesi ile oluşan embriyo yanında, bu embriyonun tutacağı ortam olan rahim de önemlidir. İyi kalitede embriyo transferine rağmen tekrarlayan başarısızlıklarda daha ileri tetkikler ile çiftler araştırmalıdır. Öncelikle acaba embriyoda aileden kalıtılan genetik bir sorun var mı incelenmelidir. Bu amaçla kadın ve erkeğin kromozomlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Kadında tutunmayı engelleyen diyabet, tiroid fonksiyon bozuklukları gibi endokrin hastalıklar veya kanda pırtılaşmayı artırıcı faktörler var mı araştırılmalıdır. Ayrıca rahim içinin histeroskopi veya rahim filmi (histerosalpingografi) ile değerlendirilmesi iyi olacaktır. Bununla beraber yaklaşık %20-25 hasta grubunda herhangi bir neden saptanamayabilir.

Embriyolar dondurulabiliyor mu?

Transfer sonrasında elimizde halen iyi kalitede embriyo kalırsa bu embriyolar dondurulabilir. Bunun dışında yumurtalıkların tedaviye fazlaca cevap verdiği durumlarda aşırı uyarım sendromundan korunmak için veya tedavi sırasında rahim içi kalınlık yeterli değilse embriyoların tümü dondurulabilir. Yapılacak uygun tedavi sonrası dondurulan bu embriyolar rahim içi hazırlanarak tansfer edilir.

Embriyolar 1. ve 5. günler arasında dondurulmaktadır. Dondurulan embriyolar merkezimizde, Sağlık Bakanlığı'nca yayınlanan yönetmelik gereğince 3 yılı geçirmemek şartıyla saklanmaktadır.

Sperm örneği evden veya dışarıdan getirilirse risk oluşur mu?

Örneğin verildiği andaki jel kıvamından sıvı duruma geçmesi vücut ısısında (37°) daha hızlı ve sağlıklı olmaktadır. Sperm hareketliliği vücut ısısında gerçek değerini gösterdiği için en doğru değerlendirme dışarıda bekletilmemiş örneğe yapılabilmektedir. Normal şartlarda merkezimizde hazırlanmış olan özel bir odada verilecek sperm örneği oda ısısında 20 dakika bekletildikten sonra değerlendirilmektedir. Çok zorunlu hallerde örnek evden getirilecek ise koltuk altı veya avuçlar arasında, vücut ısısında tutularak, 10 dakikayı aşmayacak sürede merkeze ulaştırılmalıdır.

Sperm değerlendirmesi nasıl yapılır?

Meni örneği 3-4 günlük bir cinsel perhiz sonunda temiz bir cam ya da plastik kaba, dışarı kaçırmadan ve tercihen masturbasyon yöntemi ile alınmalıdır. Örneklerin 2 saat içinde incelenmeleri gerekir. 2-3 haftalık aralıklarla en az 2 sperm örneği almak ve birbirlerini destekleyen örnekleri temel almak en doğru yöntemdir. Normal bulunan örneklerde tekrara gerek yoktur.

Semen analizi WHO referans değerleri:

Volüm:≥ 2.0ml
pH:7.2
Sperm yoğunluğu:≥ 20 milyon/ml.
Total sperm≥ 40 milyon
Motilite (hareket)≥ % 50 ( a+b motilite) ya da % 25 ( a motilite)
Morfoloji (şekil)≥ % 15 (strikt kriter)
Vitalite(canlılık)≥ % 75
Lökosit< 1 milyon
MAR testi(Partiküllere yapışıklık gösteren sperm oranı)< % 50
IBT (Partiküllere yapışıklık gösteren sperm oranı)< %50

Sperm hareketliliği 4 grupta sınıflandırılır

  • +4 :İleriye doğru hızlı hareket (a)
  • +3 :Yavaş,doğrusal olmayan hareket (b)
  • +2 :Yerinde hareket (c)
  • +1 :Hareketsiz (d)

Spermin hareketi, özellikle orta kısım ve kuyruğun anatomik ve fonksiyon açısından sağlam olması ile ilişkilidir.Enfeksiyonlar,kuyrukla ilgili anormallikler,varikosel,alkol,antisperm antikorlar,immotil silia sendromu gibi hastalıklar sperm hareket bozukluğuna sebep olabilir.

Sperm sayı ve hareketi kadar morfolojisi de döllenme için önemlidir.Normal şartlarla döllenmenin olması için normal şekildeki sperm yüzdesi ortalama % 30 bulunmuş, % 15 in altına düşmesi halinde dölleme hızının azaldığı görülmüştür. IVF tedavisinde normal sperm oranı % 14 ün üzerinde iken döllenme oranı % 88, % 4-14 iken % 63, % 4 ün altında ise % 7.6 oranındadır.

 

Semen analizi sonuçlarına göre 4 değişik durum ile karşılaşabiliriz:

  1. Tüm parametreler normal
  2. Azoospermi (spermatogenetik elemanların olmaması,örnekte sperm bulunamaması)
  3. Sperm sayı, motilite ve morfolojisinde yaygın anormallikler
  4. Seminal özelliklerden birine spesifik izole problemler.

Semen analizi sonuçlarına göre 4 değişik durum ile karşılaşabiliriz:

  • Tüm parametreler normal
  • Azoospermi (spermatogenetik elemanların olmaması, örnekte sperm bulunamaması)
  • Sperm sayı, motilite ve morfolojisinde yaygın anormallikler
  • Seminal özelliklerden birine spesifik izole problemler.
Nasıl müracaat edilir?

Çocuk sahibi olma konusunda problemleri olduğunu düşünen çiftler ilk olarak kendilerini takip eden kadın-doğum veya ürologa muayene olabilirler. Burada yapılacak inceleme sonuçları ve bu sonuçların ciddiyetine göre, vakit kaybetmeden bu konuda uzmanlaşmış kişilere veya kurumlara başvurmalıdırlar.

Başvuruda çiftler için akıldan çıkarılmaması gereken en önemli konu, sorunun tek tek kişilerin değil çiftin birlikte sorunu olduğunun bilinmesi ve her adımda birlikte hareket edilmesi gerekliliğidir. Böylece araştırma için gereksiz vakit kayıplarının önüne geçilebileceği gibi, psikolojik olarak çiftin birbirlerine destek olmaları ve tedavinin ağırlığının paylaşılması, sonuçlarının başarıya ulaşma şansınıda arttıracaktır.

İnfertilite ve tedavileri konusunda uzman olan merkezimize, hafta içi her gün 08.30 – 18.30 saatleri arasında (0212) 314 66 66 / 3131 – 3131 - 3132 numaralı telefonlardan ulaşabilir, konuyla ilgili dokümanlara erişebilir ve randevu alabilirsiniz.

Arka arkaya 2. veya 3. sperm örneği alınmasına bazı durumlarda neden gerek duyuluyor?

Sperm sayısının çok yetersiz bulunduğu vakalarda daha fazla sperm elde etmek için bazen birden fazla numune alınması gerekebilir. İlk örnekte sperm taşıyıcı kanallarındaki (vaz deferensler) spermler alınmaktadır. İkinci örnekte ise epididimal kanallardaki daha az beklemiş spermin elde edilmesi mümkündür. Daha yüksek oranda hızlı hareketli sperm elde edilmesi ihtimali ile ikinci veya nadiren üçüncü örneğe ihtiyaç duyulmaktadır. Bu uygulama sperm sayısı ve hareketliliği çok kısıtlı olan erkeklerde yapılmaktadır.

Semen örneği verirken ejakülatın bir kısmı kaybedilirse değerlendirme açısından risk oluşturur mu?

Verilen meni örneğinin ilk kısmı daha fazla sperm hücresi içerdiğinden çok önemlidir. Eğer örneğin ilk kısmı sperm verme esnasında dışarıya akar veya kaybedilir ise bu durum laboratuvar görevlilerine mutlaka iletilmeli, mümkünse örnek verme işlemi tekrarlanmalıdır.

Sperm tetkikinde sperm sayısının çok az olması veya sperm bulunmaması durumunda ne yapılmaktadır?

Azospermi dediğimiz menide hiç sperm bulunmayan hastaların öncelikle ürolog tarafından değerlendirilerek gerekli olan hormonal ve genetik incelemelerinin (kromozom analizi, Y kromozomu mikrodelesyonu, CFTR mutasyonu gibi) yapılması gerekir. Bu çiftlerde tercih edilen yaklaşım kadını sperm çıkacakmış gibi hazırlamak, tam yumurta toplama günü testisten uygun yöntem kullanarak sperm elde etmeye çalışmaktır. Menide sperm olmadığı için erkekteki hastalığa göre, testisten; TESE (Testiküler sperm ekstraksiyonu), TESA(Testiküler sperm aspirasyonu), MESA(mikroepididimal sperm aspirasyonu), PESA(epididimal sperm aspirasyonu) gibi yöntemlerle sperm aramak gereklidir. Sperm bulunursa işleme devam edilir ama bulunamazsa yumurta toplama yapılmadan tedaviye son verilir. Bununla beraber; önce sperm elde etmeye çalışıp, bulunursa dondurmak ve bayanın yumurta toplama işlemi yapıldıktan sonra dondurulmuş spermleri çözerek kullanmak da bir seçenektir. Her ne kadar ilk seçenekte bayanın gereksiz yere ilaç kullanma riski olsa da kliniğimizde spermleri taze olarak kullanmayı tercih etmekteyiz. Çünkü bulduğumuz spermler bizim için çok değerlidir ve donma çözme sırasında kayıplar olabilmektedir. Kullanılan ilaçlar aynı ay kadının vücudundan temizlenir ve ileri dönük ciddi bir yan etkileri saptanmamıştır.

Sperm özellikleri ve sayısı neden farklı zamanlarda değişiklik göstermektedir?

Semen parametrelerini etkileyen birçok faktör vardır. Geçirilen hastalıklar, kullanılan ilaçlar, kimyasal ve çevresel faktörler sperm özelliklerini etkilemektedir. Bu nedenle hastanın vereceği bilgi doğrultusunda gerekirse 3–4 hafta ara ile en az iki sperm örneğinin değerlendirilmesi ve bu örneklerin ortalamasına göre karar verilmesi merkezimizde benimsenmiş olan yöntemdir.

Semen analizinde hiç sperm bulunmayan hastalarda nedenler nelerdir?

"Azospermi" dediğimiz semende hiç sperm çıkmaması durumunda genel olarak iki türlü neden olabilir:

  1. Testiste sperm yapımı azalmıştır veya yoktur.
  2. Sperm yapımı vardır, ancak çıkısı sağlayan kanallarda problem mevcuttur.

Bu iki neden hastanın muayenesi ve hormon incelemeleri sonucunda tespit edilebilir. Son yıllarda erkek kısırlığında yeni genlerin öneminin ortaya çıkmasıyla genetik inceleme çok önem kazanmıştır.

Testikuler sperm yapım azlığına bağlı kısırlık olgularında tedavi nasıl uygulanmaktadır?

Beyinden salgılanan ve sperm yapımını sağlayan hormon düzeyi yüksek ve testis boyutları küçük olan hastalarda testisten sperm bulunarak mikro enjeksiyon yöntemi ile biyolojik olarak baba olmaları mümkündür. Merkezimiz Türkiye’de testis spermi kullanarak ilk gebelik ve canlı doğumu gerçekleştirmiştir. Geçmişte çoklu biyopsi yöntemi ile rastgele testisin çeşitli bölgelerinden dokular alınarak sperm bulunmaya çalışılıyordu. Merkezimizde yine Türkiye’de önderliği yaparak, mikroskop altında yeni bir cerrahi yöntemle testis sperm araştırması yapmaktayız. Dünyada ilk olarak NY Cornell Tıp Fak. uygulanan bu yöntemi başarı ile merkezimizde uygulamaktayız. Yeni operasyon tekniğinde testisin tek bir kesi ile tamamen açılması ve dokunun mikroskop ile 20 kat büyütülerek sperm yapımı olan bölgelerin tespiti ve o bölgelerden doku örneklerinin alınması şeklinde yapılmaktadır. Dolayısıyla eskiden uygulanan yönteme göre başarı şansı daha yüksektir ve daha fazla sayıda sperm elde etmek mümkün olmaktadır. Hastanın doku kaybı mikro cerrahi yöntemde çok az olmaktadır. Bu da operasyondan testislerin en az zarar görmesini sağlayarak, testislerin testosteron hormon salınımını minimal etkilemektedir. Mikroskop altında yapılan mikrocerrahi yöntemin diğer bir avantajı testis dokusunu çevreleyen kapsüldeki damar yapısının görülerek, testisi besleyen damarlara zarar vermeden kesi yapılmasıdır. Bu operasyon böylece olası komplikasyonları minimal düzeye indirgemektedir.

Eski operasyon yöntemi ile başarılı olunamamış ve bazı genetik veya yapısal nedenlere bağlı sperm yokluğu olan hastalarımızda bu yöntemle %55-65 gibi yüksek oranlarda sperm bulmaktayız.

Mikro Tese nedir?

Toplumda çocuğu olmayan çiftlerde erkek kısırlığı bu oranın yaklaşık yarısını oluşturur. Bir başka deyişle infertil çiftlerin yaklaşık yarısında erkek faktörü sorun olabilmektedir. Azospermi (hiç sperm olmaması), retrograd ejekülasyon (geriye doğru spermlerin boşalması) gibi erkege bağlı olgular yanında kadına ait yaş faktörü gibi durumlarda beklenmeden tedaviye başlamak gerekebilir.

Tüp bebek tedavisi erkeklerin menisinde sperm olmasa da çocuk sahibi olmasına olanak vermiştir. Ancak bu işlemin yapılması, hastanın testislerinde sperm üretiminin az da olsa varlığını gerektirir. Yani spermlerin hastanın testislerinden elde edilmesi gerekir. Testislerden sperm elde edilmesi hastanın durumuna göre farklı metodlar uygulanarak yapılır.

Semen analizinde hiç sperm saptanmayan erkeklerde testis biyopsisi uygulanabilir. Bu işlemle sperm yokluğunun sebebinin ne olduğu ortaya konulur. Diğer bir deyişle bu yöntemle spermin testiste yapılamadığı için mi, yoksa tıkanıklık nedeniyle mi semende görülemediği ortaya konulur.

TESE sperm yapımında şiddetli bozukluk olan olgularda testisin içindeki sperm üreten küçük odakları bulmak için başvurulan bir yöntemdir. Testisten birkaç odaktan birkaç milimetre boyutunda parçalar alınarak sperm varlığı araştırılır.

Mikrotese ise mikroskop altında sperm üretilen tüplerden sperm bulma işlemidir. Bu yöntemle tıkanıklığa bağlı olmayan yani sperm yapımında problem olan olgularda %36-%68 arasında sperm bulma şansı vardır.

Mikrotese yöntemi ile daha az testis dokusu ile her biyopside sperm bulma şansı artar. Merkezimizde azospermi olgularında mikrotese ile %55 oranında sperm bulabilmekteyiz. Yani klasik TESE işlemine göre bu şans daha yüksektir. Ayrıca diğer bir avantajı biyopsi yapılırken testis dokusu bölgesindeki damar yaralanmalarını en aza indirir ve küçük parçalarda embriyoloğun daha kolay sperm bulmasına yardımcı olur.

Mikroskop eşliğinde testisten sperm bulma (Microdissection Tese) işleminden sonra hasta ne kadar dinlenmek zorundadır?

Operasyondan sonra hasta genel anestezi aldığından 2-3 saat gözlem altında tutulduktan sonra evine gönderilmektedir. İşlemden 2 gün sonra pansuman ve kontrol yapılır. Ortalama 7 gün aşırı bedensel aktiviteden, uzun yolculuk, uzun sure araba kullanmak gibi durumlardan kaçınmaları tavsiye edilir. 15 gün cinsel aktivitede bulunulmamalıdır.

Cerrahi yöntemle sperm alma işleminde genel anestezi kullanılıyor mu?

Testisten sperm bulma işlemi lokal ve genel anestezi altında olmak üzere iki şekilde uygulanabilir. Lokal anestezi ile yapılan uygulamalar iğne ile testisten sperm elde etme (PESA-TESA) veya küçük bir kesi ile testis dokusunun çıkarılması (TESE)dır. Bu yöntemler testiste sperm yapımından emin olunduğunda ve tıkanıklığa bağlı olarak menide sperm görülmemesi durumlarında seçilebilecek yöntemlerdir.

Merkezimizde testiste sperm yapımı bozukluğu ile menide sperm görülmeyen hastalara “mikroskop eşliğinde testisten sperm bulunması işlemi” (Microdisection TESE) uygulan-maktadır. Bu yöntemle yapılan operasyonda genel anestezi kullanılmaktadır. Operasyon mikroskobu kullanıldığında hastanın uzun süre hareketsiz olarak yatması lokal anestezi ile güç olduğundan genel anestezi tercih edilmektedir.

Mikroskop eşliğinde yapılan operasyonun daha önce uygulanan çoklu testis biyopsi yöntemine göre birçok üstünlükleri vardır. Operasyon mikroskobu ile x20 büyütmede testis içerisindeki yapılar çok detaylı bir şekilde incelenerek sperm yapımı olan bölgelerden örnek toplanmaktadır. Testis kesisi sırasında mikroskop ile damarlanmanın az olduğu bölgeler seçilerek kesi yapılır, bu da operasyon sırasında meydana gelecek kanamayı en aza indirir. Ayrıca testisin beslenmesini sağlayan damar yapısının korunmasını sağlar. Çok az doku çıkarıldığından (çoklu biyopsiye göre 70 kat az) kanda testosteron hormon seviyesinde azalmaya neden olmaz.

Erkek kısırlığında genetik incelemenin önemi nedir?

Son yıllarda genetik alanında ilerlemeler erkek kısırlığının nedenleri hakkında çok önemli bilgiler elde etmemizi sağlamıştır. Seks kromozomlarından Y kromozomu üzerindeki genlerdeki silinmeler vücut yapısı ve fonksiyonları normal olmasına rağmen, testiste sperm yapımının azalması veya hiç sperm yapılmaması gibi duruma yol açmaktadır. Aynı şekilde yine seks kromozomlarındaki sayı anomalileri, örneğin en sık görülen 47 XXY Klinefelter sendromu gibi genetik hastalıklarda da testis gelişimi yetersiz kalmış ve sperm yapımı azalmış olabilir. Ayrıca testislerden sperm taşıyan kanalların doğuştan olmaması halinde testiste normal sperm üretimi olmasına rağmen çıkış imkanı olmadığı için menide sperm görülmez. Bu da genetik olarak Konjenital Bilateral Vas Deferens Agenezisi (CBAVD) denilen bir hastalığa bağlıdır.

Merkezimizde erkek infertilitesi için dünyada uygulanan tüm genetik incelemeler yapılmaktadır.

Başvurudan sonra uygulamaya geçiş süresi ne kadardır?

Kadın ve erkeğin ön incelemelerinin yapılması için kadının adetinin 2. veya 3. günü ve erkeğin de 3–5 günlük cinsel perhizde olduğu dönem en uygundur. İlk değerlendirme yapıldıktan sonra istenilen test sonuçları görülerek hastayla birlikte uygun tedavi seçeneğine karar verilmekte ve herhangi bir sorun yoksa tedaviye hemen başlanabilmektedir. Uzun süreli infertilite, nedeni açıklanamayan infertilite, genetik sebepli olgular veya tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı gibi durumlar söz konusu ise çiftin daha ayrıntılı olarak incelenmesi ve muhtemel sorunların önceden tespiti ve tedavisi gerekebilir. Bu nedenle özellikle şehir dışı ve yurtdışından kısıtlı bir süre için gelecek hastalarımızın kliniğimiz doktorlarıyla telefon veya e-posta ile gelmeden önce haberleşmeleri ve yapılması önerilecek testler için görüşmeleri kendileri için çok yararlı olacaktır. Böylece tedavi sürecine ayıracakları süreyi en verimli şekilde kullanmaları mümkün olabilecektir.

Sperm FISH Ve Tunel Test nedir?

Tekrarlayan düşükleri olan çiftlere veya spermde morfolojik kusuru olan hastalara uygulanabilen tanısal testlerdir. Sonuçları açısından farklı değerlendirilirler. Sperm FISH uygulamasında hazırlanan spermler Floresan boya ile işaretlenerek bazı kromozomlar açısından incelenir. Burada amaç spermlerin ne oranda genetik materyal açısından hatalı olduğunu belirlemektir. Eğer bu oran artmış ise uygun spermlerin seçimi tek başına yeterli olamayacak, beraberinde embriyoların genetik olarak taranması gerekecektir.

TUNEL test ise spermdeki genetik materyalin kromozomal bozukluğunu değil, ipliksi yapının (kromatin) bütünlüğünü inceler. Bazen sperm sayısal olarak normal olsa dahi çeşitli etkiler nedeniyle kısmi veya tam dejenerasyon gösterebilir, bu test ile böyle bir durumun varlığı belirlenebilir. Bu durum TUNEL testi ile belirlenmişse, spermdeki DNA fragmantasyonuna (genetik materyaldeki parçalanma) testis dışındaki kanallarda yol açabilecek olumsuz etkiler araştırılmalıdır ve bazen gerekli durumlarda TESE işlemi uygulanabilir.

ICSI uygulamasında De Novo (Yeni Oluşum) kromozomal bozukluk riski artıyor mu?

ICSI yani mikroenjeksiyon uygulaması şekil, hareketlilik gibi kriterlerle seçilen spermin yumurta içerisine mekanik olarak verilmesiyle yapılır. Bu durum, döllenme için doğal olarak gerçekleşmesi gereken bazı basamakların atlanmasına neden olur ve embriyolarda anne veya babadan kalıtılmayan yeni kromozomal bozuklukların oluşumuna neden olabildiği düşünülmektedir. Bu bozukluklar 23 çift kromozomda sayısal veya yapısal olarak ortaya çıkabilir. Sayısal bozukluklarda kromozomların tek kalması (monozomi) veya üç tane olması (trizomi) gözlenebilirken, yapısal bozukluklar kromozomlar arası parça değişimi (translokasyon), mikrodelesyon, duplikasyon olarak gözlenir. Ancak bu problemlerin büyük kısmı gebeliğin erken döneminde düşükle sonlanabilir ve pek azı canlı doğuma ulaşır. Düşüklerin nedenleri arasında genetik bozukluklar önemli bir yer tutar ancak bunun haricinde de birçok etken vardır. Günümüzde mikroenjeksiyon uygulamalarının minor doğumsal kusurları artırıp artırmadığı tartışılmaktadır.

Preimplantasyon genetik tanı işlemi nedir ve hangi çiftlerde uygulanmaktadır ve avantajları nelerdir?

Günümüzde genetik hastalıklar gebelik sırasında veya doğumdan sonra tanımlanabilmektedir. Ancak bebekteki muhtemel genetik hastalıklar ultrasonografi, amniosentez gibi yöntemler ile gebeliğin ancak dördüncü ayında belirlenebilmekte ve ciddi bir anormallik saptanması durumunda gebelik 5. ay civarında sonlandırılmaktadır. Bu durum anne ve baba adayını psikolojik ve fiziksel olarak çok olumsuz etkilemektedir.

Son yıllarda genetik bilimindeki gelişmeler henüz gebelik oluşmadan, tüp bebek yöntemleriyle laboratuvar ortamında geliştirilen embriyolar üzerinde genetik inceleme yapılmasına ve seçilmiş olan sağlıklı embriyoların anne adayının rahimine yerleştirilmesine imkan tanımaktadır. Bu yönteme gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı-PGT) adı verilmektedir.

Gebelik öncesi genetik tanı, anne ve baba adayından elde edilen yumurta ve sperm hücrelerinin laboratuvar ortamında döllendirilmesi sonucu gelişen embriyolardan bir adet hücre alınması ile gerçekleştirilmektedir. Genetik tanı için Floresence İn Situ Hibridizasyon (FISH), Mikroarray tabanlı karşılaştırmalı genomik hibridizasyon (aCGH) veya Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) adı verilen özel yöntemler kullanılmaktadır. Doğacak bebekte monozomi veya trizomi (Down sendromu ve diğer trizomiler) gibi sayısal kromozom bozukluklarının ve tek gen hastalıklarının (Hemofili, Akdeniz anemisi, kistik fibrozis, muskuler distrofiler gibi) tanısı PGT ile mümkündür. Böylece hastalık taşımayan, sağlıklı embriyoların anne adayına transferi ile sağlıklı bebeklerin doğması sağlanmaktadır.

 

Gebelik öncesi tanı:

  • Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftlerde,
  • Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftlerde,
  • HLA genotyping (doku tiplemesi) yapılması amacı ile,
  • Genetik predispozisyon(eğilim) gösteren hastalıkların tanımlanmasında
  • Yardımcı üreme teknikleri için kabul edilmiş ileri yaş grubundaki kadınlarda (37 yaş ve üzeri),
  • Tekrarlayan erken gebelik düşükleri olan çiftlerde,
  • Çok sayıda uygulanmasına rağmen yardımcı üreme teknikleri ile gebelik elde edilememiş veya düşüklerle gebeliklerini kaybetmiş olan çiftlerde,
  • Şiddetli erkek kısırlığı ile birlikte görülen kromozom bozuklukları veya genetik hastalıklarda uygulanmaktadır.
Talasemi, Hemofili vb. hastalıklarda PGT'nin önemi nedir ve embriyolarda doku tiplemesi yapılması mümkün müdür?

Bireyler, taşıdıkları kalıtsal hastalığı değişik oranlarda çocuklarına aktarırlar. Bu nedenle genetik hastalıkların çiftlerde ve embriyolarda belirlenmesi çiftlerin sağlıklı çocuk sahibi olabilmesi için önemlidir. Günümüzde DNA analizi yöntemi ile belirlenebilen kalıtsal bir hastalığın henüz embriyo düzeyinde iken tanımlanması mümkün hale gelmiştir. Kalıtsal bir hastalığa neden olan genetik bozukluğun tanımlanması için hastalığa neden olan genin yapısının belirlenmiş olması gerekmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, Hemofili, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Muskuler Distrofiler, Frajil X gibi hastalıklara sebeb olan birçok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanısına yönelik yöntemler geliştirilmiştir.

Bu yöntemle merkezimizde, öncelikle anne baba ve varsa hasta çocuklara ait kan örneklerinde genetik bozukluğun gösterilmesi için genetik analizler yapılır. Sonrasında kalıtsal hastalık taşıyıcısı olan çiftlerin tüp bebek yöntemi ile elde edilen embriyolarından alınan hücrelerde hastalığa neden olan genetik yapı özel yöntemlerle çoğaltılmakta ve taranan hastalığa ait gen bölgesi DNA analizi yöntemi ile tanımlanabilmektedir. Sonuçta, kalıtsal hastalığı taşıyan embriyolar elenirken sağlıklı embriyoların transferi ile genetik hastalık taşımayan çocukların dünyaya gelmesi sağlanabilmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Hemofili, Muskuler Distrofiler, Frajil X gibi hastalıklara sebeb olan bir çok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanısına yönelik yöntemler geliştirilmiştir.

Ayrıca; B-talasemi, Fanconi anemisi ve lösemi gibi hastalıklarda, DNA dizi analizi yöntemi ile sağlıklı embriyoların saptanmasının yanısıra HLA genotyping (doku tiplemesi) işlemi de aynı anda uygulanabilmekte ve embriyoların doku tipi belirlenebilmektedir. HLA genotyping yöntemiyle talasemi veya lösemi hastalığı saptanmış çocuklara sahip ailelerde, anne ve baba ile çocuğa ait doku tiplerinin belirlenmesinden sonra, hastalığı taşımayan embriyolar içerisinden doku tipi hasta çocuk ile uygun olan embriyolar seçilebilmektedir. Bu şekilde elde edilen sağlıklı gebelikler, sağlıklı doğan çocukların kordon kanı ve kemik iliğinin kullanılması ile hasta çocuklar için tedavi sağlayıcı olmaktadır. Bu yöntemle aile prenatal tanı işlemi sonrasında uygulanan gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan da korunmaktadır. Ayrıca; gebelik öncesi tanı, hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri nedeniyle ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmalarını sağlaması ve hasta kişiler için tedavi olanağı sunması nedeniyle çok önemli bir tekniktir.

Günümüzde yapılmakta olan çalışmalar sonucunda hastalıkların genetik yapısının belirlenmesiyle birlikte çok daha fazla sayıda hastalığın embriyolarda tanımlanması mümkün olacaktır.

Döllenen yumurtaların (Embriyolar) rahim içine yerleştirilmesinden önce anormal olup olmadığı anlaşılabilir mi?

Evet. Preimplantasyon genetik tanı (PGT) uygulanarak kromozom bozukluğu taşıyan embriyolar aCGH yöntemi ile seçilip sadece sağlam olanlar transfer edilebilmektedir. B-talasemi, Hemofili, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Muskuler Distrofiler, Frajil X, SMA vb gibi yüzlerce tek gen hastalıklarında da hasta embriyolar sağlıklılardan ayırt edilmekte sağlıklı belirlenenler transfer edilerek ailelerin etkilenmemiş çocuk sahip olması sağlanmaktadır.

Follikül sayısı tedavide önemli midir?

Yumurtalıklardaki yumurta sayısı, tedavi sonucu alınacak yanıtla doğrudan ilişkilidir. Ultrason yardımıyla yumurtalıklardaki yumurtalar sayılır ve yumurtalık rezervi belirlenir. Buna göre yüksek, normal sınırda ve kötü cevaplı hastalar saptanır. Bu ayrımı yapmak önemlidir, çünkü verilecek tedavinin nasıl olacağı (uzun ya da kısa tedavi) ve başlangıç dozu buna göre ayarlanacaktır.

Sitogenetik testi nedir?

Sitogenetik test bir kişinin kromozom sayısını ve yapısını inceler. Kromozomlar vücudumuzda ki hemen hemen tüm hücrelerinde var olan DNA iplikciğinin kendi üzerinde sarmallar oluşturarak kısalıp kalınlaşması ve paketlenmiş halidir. Çoğu insan normalde, gonodal ve çekirdeksiz hücreler hariç her hücresinde 46 kromozom bulundurmaktadır. Bu kromozomları iki takım olarak düşünebiliriz, setlerden 23 tanesini annemizden diğer 23’ünü ise babamızdan kalıtırız. Bu şekilde, DNA, anne ve babadan çocuğa geçer ve onun gelişimini ve sağlığını oluşturur. Sitogenetik test ile kromozom veya kromozom parçaları üzerindeki artış ve azalmalar tespit edilebilir. İnsanlardaki DNA ya da kromozom yapısında ki değişiklikler ile doğum kusurları, davranış sorunları, gelişme geriliği veya öğrenme problemleri ortaya çıkabilir.

Array CGH nedir? Geleneksel sitogenetik test ile array CGH arasındaki fark nedir?

Mikroarray tabanlı karşılaştırmalı genomik hibridizasyon (array CGH) gelişmiş bir moleküler sitogenetik test türüdür. Bu teknoloji ile klasik sitogenetik test yöntemlerine göre kat ve kat daha duyarlı bir şeklide eksik veya artmış DNA bölgelerinin olup olmadığını görmek mümkün olabilmektedir. Kromozomların detaylı incelenmesi ile doğum anomalileri, zeka geriliği ya da başka tıbbi veya öğrenme problemleri ile kromozomal anormallikleri arasın da ki ilişki daha detaylı incelenebilmektedir. Array CGH ile karyotipleme ile belirlenebilen tüm kromozom kaybı ve duplikasyonların belirlenmesi mümkündür ve karyotipleme ile belirlenemeyen pek çok küçük kayıplar ve artışlarda bu yöntemle belirlenebilmektedir.

Gebelik oluşmadan önce genetik problemler konusunda alınabilecek önlemler var mı?

Evet. Preimplantasyon Genetik Tanı yöntemi bu amaçla uygulanmaktadır. Bu yöntemle kalıtsal hastalıklar yönünden riskli ailelerde tüp bebek işlemi uygulanarak elde edilen embriyolar incelenip hastalık taşımadığı saptanan sağlıklı embriyolar transfer edilmektedir. Bu hem tek gen hastalıkları dediğimiz B talasemi, kistik fibröz gibi hastalıklar için bilinen risk faktörleri için geçerli olduğu gibi bir de açıklanamayan tekrarlayan düşükler veya tekrarlayan implantasyon başarısızlığı gibi durumlarda kromozamal anormalliklerin irdelenmesi ile gerçekleştirilebilmektedir. Bu amaçla birimimizde BlueGnome 24sure (aCGH) sistemi kullanılarak tüm kromozomlar riskli olan ailelerin embriyolarında veya yumurta eşleniği olan polarbodilerde taranabilmektedir. Bu amaca yönelik olarak polar body, 3. gün blastomer ve 5. gün trofektoderm biopsileri inceleme amacına yönelik olarak aktif olarak kullanılabilmektedir. Eskiden bu amaç için kullanılan FISH metodu ile 5, 7 veya 9 kromozom taraması sadece her incelenen kromozoma bir noktadan bağlanan problar kullanırken array CGH yöntemi ile 46 kromozom için en az 2500 probla inceleme sağlanmaktadır. Böylelikle FISH ile yapılan incelemelerde yapılamayan hem tüm kromozomların incelenmesi sağlanırken kromozomlara ait küçük bölgelerdeki artma veya azalmalarda belirlenebilmektedir.

Embriyolarda Genetik İnceleme Kimlere Önerilmektedir?

Tüp bebek programına alınan her çiftte embriyoların genetik olarak incelenmesine gerek duyulmamakta, buna karşın belirli özelliklere ve risklere sahip olan çiftlerde bu inceleme önerilmektedir. Bu özellikler şu şekilde sıralanabilir:

  1. Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftlerde,
  2. Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftlerde,
  3. Tekrarlayan erken gebelik kayıpları-düşükleri olan çiftlerde,
  4. Bir çok kez yardımcı üreme teknikleri uygulanmasına rağmen gebelik elde edilememiş veya düşüklerle gebeliklerini kaybetmiş olan çiftlerde,
  5. Şiddetli erkek kısırlığı ile birlikte görülen kromozom bozuklukları veya genetik hastalıklarda,
  6. HLA genotyping (doku tiplemesi) yapılması amacı ile,
  7. Genetik predispozisyon gösteren hastalıkların tanımlanması için.
Tüp bebek tedavisi ne kadar sürer?

Tüp bebek tedavisi; yumurta gelişimi, yumurtaların toplanması, embriyo gelişimi ve embriyo transferi aşamalarından oluşan bir süreçtir. Bu tedavi süresi boyunca kadının hastanede yatmasına gerek yoktur. Yumurta gelişimi süresince çoğu zaman gün aşırı ve bazen de günlük kan tahlili ve ultrasonografi incelemesi yapılır. Bu süreç ortalama 9-12 gün sürer. Bu sürenin sonunda yumurtalar belli olgunluğa erişince çatlatma iğnesi verilir ve 2 gün sonrasında yumurta toplama işlemi yapılır. Yumurta toplandığı gün sperm de alınır ve döllenme işlemi gerçekleştirilir. Gelişen embriyolar kalite ve sayısına göre değerlendirilerek 2-6 gün sonra transfer edilirler. Hormon ilaçlarına başladıktan sonra embriyo transferine kadar geçecek toplam tedavi süresi ortalama olarak 15–18 gündür.

Preimplantasyon Genetik Tanının Avantajları Nelerdir?
  1. Ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmaları sağlanmaktadır.
  2. Aile, gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan korunmaktadır.
  3. Talasemi gibi hastalıklarda doku tiplemesi ile doğacak olan bebek ailenin hasta çocukları için tedavi imkanı sağlamaktadır.
  4. Gebelik öncesi tanı; hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri ile karşılaştırıldığında çok daha faydalı ve ucuz bir tanı yöntemidir.
Biyopsi işlemi ile embriyodan bir hücre alınması bebeğe zarar verir mi?

Hayır. Günümüzde biyopsi işlemi için son derece gelişmiş teknikler uygulanmaktadır. Ayrıca biyopsi nedeniyle embriyodan bir hücre alınması embriyonun gelişmesini etkilememektedir. Bu nedenle embriyodan hücre alınması gerek işlem nedeniyle gerekse bir hücrenin eksilmesi nedeniyle bebeğe zarar vermemektedir.

Genetik tanı amaçlı biyopsi işleminin embriyonun ileri gelişimine zararı var mıdır?

Biyopsi işlemi embriyonun 7 veya daha fazla hücre (blastomer) içerdiği dönemde uygun teknik şartlarda ve tecrübeli kişiler tarafından yapıldığı zaman embriyonun ileri gelişimine zarar vermemektedir.

PGT siklusu ile IVF siklusu arasındaki fark nedir?

PGT siklusu; 3. Gün (6-8 hücre) veya 5. gün embriyosu (blastosist; 100-120 hücre) aşamasına kadar geliştirilmiş olan bir embriyodan bir veya birkaç hücreden biyopsi alınarak genetik inceleme yapılmasını içerir. Bu küçük miktardaki biyopsi materyalinden, belirli tek gen sorunları ya da kromozom sorunları-sayısı analiz edilmektedir. PGT siklusunda tanımlanabilen herhangi bir genetik sorun içermeyen en iyi embriyo transfer edilmektedir. IVF siklusunda ise herhangi bir genetik inceleme yapılmadan en iyi gelişim gösteren bir veya bir kaç embriyo transferi ile gerçekleşmektedir.

Embriyolarda cinsiyet belirlenmesi PGT işleminin bir parçası mıdır?

FISH veya aCGH testi ile bir embriyonun cinsiyeti belirlenebilmektedir. Cinsiyet kromozomlarından kaynaklanan anormallikler önemli ölçüde düşüklere neden olabilmektedir. Aynı zamanda cinsiyet kromozomlarından kaynaklanan anöploidiler ile doğacak çocuklarda sendromlara neden olabilmektedir. Bununla birlikte normal olarak değerlendirilen embriyoların cinsiyet bilgileri ‘cinsiyete bağlı geçiş gösteren hastalıklar dışında’ yasal ve etik nedenlerden dolayı aileler ile paylaşılmamakta ve sosyal nedenli cinsiyet seçimi uygulanmamaktadır.

Kromozomlara yönelik PGT incelemelerinde % 95 ve Tek Gen hastalıklarında %99,5 doğruluk oranı ne anlama gelmektedir?

Farklı biyolojik ve teknik nedenlerden dolayı hiçbir şey % 100 garantili olmadığı için dünyada bu sistemi kullanarak sonuç veren merkezlerinde kabul ettiği güven aralığı olan % 95 kromozomal incelemelerde ve tek gen hastalıklarında %99,5 doğrulukla sonuç verilmektedir. Bu oran embriyodaki kromozomal dengesizlik oranının % 5 olduğu veya tek gen hastalıklarında %0,5 gibi bir mutasyon görülebilir anlamına gelmemektedir. Bu oran daha çok kaynağını gelişimin çok erken evresinde uygulanan test ile ilgili bir belirsizlik düzeyi oluşturmaktadır. Bu tür testler, gelişen bir fetustaki tüm sorunları belirleyebilen testler değildir. Elde edilen hamilelik durumlarında her bir aile için hamileliğin takip edilmesi için gerekli zorunluluklar ve testler bulunmaktadır.

ICSI işlemi doğumsal anomalilere neden olmakta mıdır?

Bugüne kadar, ICSI işleminin doğum kusurlarına neden olduğunu gösteren hiçbir inandırıcı çalışma bulunmamaktadır. Yardımcı üreme teknolojileri sonuçları dünyadaki çeşitli toplum ve meslek grupları tarafından izlenmeye devam edilmektedir. Türkiye’de de bizler de düzenli olarak verilerimizi Sağlık Bakanlığı’na ve bu konuda çalışmalarını sürdüren uluslar arası kuruluşlara belirli periyodlarda göndermekteyiz.

Sperm analizi için sperm vermede güçlük yaşayan hastalar ne yapabilir?

Lütfen bu konuda doktorunuz ile iletişime geçin. Size gerekli öneri ve yardım sağlanacaktır. OPU günü yaşanabilecek stres nedeniyle sperm veremezseniz bile telaşlanmayınız, gerek duyulursa lokal anestezi ile testislerden sperm alınması mümkündür.

IVF / PGT doğum kusurları ve/veya anormalliklerinde artışa neden olmakta mıdır?

Çiftlere PGT işleminin yapılabilmesi için IVF siklusundan geçmeleri gerekmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi, doğumsal anomaliler ile PGT ve / veya IVF / ICSI kullanımı arasında kurulan herhangi bir bağlantı yoktur.

Tüp bebek tedavisi öncesi rahim filmi (histerosalpingografi) çekilmesi gerekli midir?

Tüp bebek için her başvuran kadından ilaçlı rahim istememekteyiz. Eğer kadın üreme organlarına (rahim, yumurtalıklar, tüpler) veya barsak gibi karın içi organlarına ilişkin ciddi bir enfeksiyon öyküsü varsa, karından bir operasyon geçirilmişse veya ultrasonografi ile bir sorundan şüphelenilirse rahim filmi çektirmeniz istenebilir.

Tüp bebek uygulaması için yaş sınırı var mıdır?

Tüp bebek tedavilerinde başarıyı belirleyen en büyük faktör kadın yaşı ve buna bağlı olarak azalan yumurtalık kapasitesidir. Kadın yaşı ilerledikte yumurtalık rezervi azalmakta, aynı zamanda yumurtanın genetik içeriği bozulmaktadır. Bütün bunların sonucunda gebe kalınabilirlik düşmekte, gebe kalınsa bile düşük yapma veya anomalili bebek doğurma riski artmaktadır. Ancak, kadının kendi özelliklerine bağlı olarak seçilecek farklı ilaç protokolleri ile kabul edilebilir gebelik oranlarına ulaşılabilir.

Merkezimizde, adetinizin 3. gününde yapılan hormon testleri ve ultrasonografide görülen yumurtalık kapasitesi sonuçları yumurtalık fonksiyonlarınızın uygun olduğunu gösterir ise belirli bir yaş sınırlaması olmadan tüp bebek işlemi uygulanabilmektedir.

Yumurtalıklardaki her folikül bir yumurta içeriyor mu?

Yumurta folikül denen içi su dolu kesecikler içindedir. Verilen uyarıcı ilaçlarla bu foliküller büyütülerek içlerindeki yumurtalar, yumurta toplama işlemi ile elde edilmeye çalışılır. Ancak her zaman bütün foliküllerden yumurta gelmeyebilir veya gelen yumurtalar istenen olgunlukta olmayabilir.

 
Embriyo biyopsisi embriyoları öldürmez mi?

İyi kalitedeki embriyolarda (Grade 2 ve üstü), biyopsi sonrası hayatta kalma oranı %99’dan daha fazladır.

Biyopsi embriyo için zararlı mı?

Deneyimlerimiz biyopsi işlemi sonrası embriyo hayatta kalma oranının % 100'e yakın olduğunu göstermektedir. Kliniğimizde genetik inceleme nedenlerine göre polar body, blastomer ve trofektoderm biyopsisi tek veya ardışık olarak uygulanabilmektedir. Bu işlemin embriyoda anormalliklere neden olabildiği konusunda herhangi bir kanıt yoktur. Mevcut veriler, IVF ve PGD bebekler arasında konjenital doğum kusurları açısından anlamlı bir fark olmadığını göstermektedir.

Kromozom analizi normal olan çiftlerin embriyolarında da genetik hastalıklar görülebilir mi?

Evet. Çiftlerden alınan kan hücrelerinden yapılan genetik testlerde kromozom yapısı normal bulunabilir. Ancak embriyo genetik yapısının yarısını anneye ait yumurta hücresinden alırken diğer yarısını da babaya ait sperm hücresinden alır. Bu nedenle vücut hücrelerinin genetik yapısı normal olmasına rağmen bazı çiftlerde sadece üreme (yumurta veya sperm) hücrelerinde görülebilen kromozom bozuklukları bulunabilir, Gonodal Mosaizm olarak tanımlanan bu bozukluklar embriyolara aktarılabilir. Buna ek olarak hızlı bir bölünme gösteren embriyolarda kromozomal anormal dağılımlar anne veya babanın anomali taşımasından bağımsız olarak ortaya çakabilir. Gebelik öncesi genetik tanı ile embriyolarda oluşan bu tür genetik bozukluklar saptanabilmektedir.

Elde edilen her yumurta tüp bebek ya da mikroenjeksiyon yöntemi ile mutlaka döllenir mi?

Ortalama döllenme oranı % 70-75 olarak gerçekleşmektedir. Bazı çiftlerde daha yüksek oranda döllenme gerçekleşirken, nadiren de yumurta veya sperme ait nedenlerle hiç döllenme olmayabilir.

Akraba evliliğinin genetik hastalıkların ortaya çıkmasındaki etkisi nedir?

Akraba evlilikleri, aralarında kan yakınlığı olan kişiler arasında yapılan evliliklerdir. Akrabalık derecelerine göre en yakını 1.derece akraba evliliği dediğimiz kuzen evlilikleri olup teyze, hala, amca ve dayı çocuklarının arasında yapılan evliliklerdir. Yurdumuzda akraba evliliği oranı % 21- 40 oranında olup bölgelere göre değişmektedir. Genel olarak toplumda doğan her 100 çocuğun 2-3 ünde çeşitli sebeplerden kaynaklanan anomaliler saptanır. Bu risk akraba evliliği yapmış olan çiftlerde %4-5 oranına kadar yükselebilmektedir. Otozomal resesif kalıtım modeline uygun olarak kalıtılan hastalık grubunda anne ve babanın aynı gen üzerinde mutasyon bulundurma ihtimali arttığı için bu grup hastalıkların akraba evliğinde görülme ihtimalide artmaktadır.

Tüp bebek tedavisinde kullanılan hormon ilaçları kanser riskini arttırıyor mu?

Yumurtalıkların uyarılmasının meme ve yumurtalık kanserinde risk artışına neden olabileceği ileri sürülmekle birlikte bu durum henüz kanıtlanmamıştır. İnfertilitenin kendisi de her iki kanser türü için risk faktörü olduğundan bazı araştırmalarda gözlenen risk artışının daha çok infertiliteye yol açan nedenlerden kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Ayrıca genetik faktörler de önem taşır. Ailesinde meme veya yumurtalık kanseri olan kadınların ayrıntılı olarak incelenmeleri ve gerekli tetkiklerin yapılmasını takiben tüp bebek tedavisine başlamaları uygun olacaktır. Bu konudaki çalışmalar ve uzun süreli takipler halen devam etmektedir. IVF tedavisi alan ve gebe kalamayan kadınların normal yıllık jinekolojik kontrollerini ve meme muayenelerini (gerekirse meme ultrasonu veya mammografi de yapılarak) ihmal etmemeleri önerilir.

Genetik açıdan risk taşıyan kişiler kimlerdir?
  • Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftler
  • Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftler
  • Yapısal olarak vücudunda anomaliler saptanan
  • Mental retardasyonlu(zeka geriliği) çocuk öyküsü
  • Cinsiyet gelişimi anomalileri
  • Gelişme geriliği ve boy kısalığı
  • Yakın akrabalarında (1. kuzen gibi) genetik bir hastalık öyküsü çiftler
  • Tekrarlayan düşükleri ve ölü doğumları olan çiftler
  • 37 yaş üzerindeki kadınlar
  • Bir çok kez yardımcı üreme teknikleri uygulanmasına rağmen gebelik elde edilemeyen çiftler

Bu çiftlerde, öncelikle bir genetik uzmanı tarafından ayrıntılı aile öyküsü alınmalı ve aile ağacı çıkartılmalıdır. Ailede düşünülen hastalık için ve varsa önceki gebelikler için ayrıntılı bilgilerin alınması gereklidir. Hasta çocuklar ve aile bireyleri muayene edilmeli ve gerekli testler istenmelidir. Tüm bu işlemlerden sonra hastalığın tanısı konmuş veya genetik neden saptanmış ise çiftlere saptanan problemler ile ilgili ayrıntılı bilgi verilir. Genetik hastalığın neden olabileceği problemler, sonuçları, yeni gebeliklerdeki riskler, gebelik öncesi ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda aile aydınlatılır. Çiftlerin bir kısmında preimplantasyon genetik tanı önerilebileceği gibi bazı hastalarda da prenatal dönemde genetik tanı uygulanması önerilir.

Tüp bebek tedavisi hangi durumlarda iptal edilebilir?
  1. Yumurtalıkların cevabı yetersiz olduğu ve tedaviden fayda görülemeyeceğinin düşünüldüğühastalarda tedavi yarıda keserek işlem iptal edilebilir.
  2. Yumurtalıklar içinde gelişmiş folikül olmasına rağmen yumurta toplama günü içlerinden yumurta elde edilemeyebilir. Bunun sebebi genellikle yumurta toplama işleminden önce yumurtaların zamansız olarak çatlamasıdır. Bu istenmeyen durum genellikle yumurtalık rezervi azalmış ileri yaştaki bayanlarda görülebilir. Çok nadiren de olsa foliküllerin içinde yumurta olmayabilir (boş folikül sendromu) ve toplama sonrası yumurta elde edilemeyebilir.
  3. Elde edilen yumurtalar döllenmeyebilir. Bu durum anormal yumurtalara veya spermlere bağlı olarak gerçekleşebilir.
  4. Döllenen yumurtaların hiçbiri bölünmeyebilir. Bu durum da oldukça nadirdir ve genelde az sayıdaki ve kötü kalitedeki yumurta varlığında gözlenir.
  5. Azospermik erkekte ameliyat ile sperm bulunamayabilir. Böyle bir durumda tedavi yumurta toplama işleminden hemen önce iptal edilir.
  6. Genetik sorunu olan ve preimplantasyon genetik tanı ( PGD) yapılan olgularda normal bir embriyo bulunamayabilir. Bu durumda da embriyo transferi yapılmaz.
  7. Preimplantasyon genetik tanı ( PGD) ve HLA analizi yapılan embriyolarda embriyo sağlıklı olsa da HLA doku uyumu yoksa transfer yapılmaz.
İnfertilite'nin oluşmasında genetik faktörlerin rolü nedir?

Günümüzde çiftlerin yaklaşık %15 inde azalmış fertilite saptanmaktadır. Bu olguların büyük bir kısmında neden erkek infertilitesidir. Erkek infertilitesinde özellikle sperm bulunmayan kişilerde sebep Y kromozomu mikrodelesyonlarına bağlı sperm üretiminin azalması veya kistik fibrozis transmembran regülatör (CFTR) gen mutasyonlarına bağlı oluşan konjenital vaz deferens yokluğu ile karakterize obstrüktif azospermidir. Bunların yanısıra cinsiyet kromozomlarındaki sayısal anomaliler ve yapısal kromozom bozuklukları da spermatogenezde yani sperm üretiminde problemlere neden olmaktadır. Ayrıca hipogonadotropik hipogonadizme neden olan KAL (X e bağlı kalıtılan Kallman sendromu), DAX1 (X e bağlı kalıtılan Konjenital Adrenal Hipoplazisi), GNRHR (GnRH sekresyonunda bozukluk) ve PC1 (prohormon convertase 1) gen mutasyonları ile androjen reseptör gen mutasyonları spermatogenezis yetmezliği ile birlikte gözlenebilir.

Ayrıca tekrarlayan gebelik kayıpları veya ölü doğum öyküsü olan çiftlerde bazı genetik bozukluk taşıyıcılığı da gözlenebilir.

Kadın yaşı başarıyı etkiler mi?

Daha önceki sorularda da birkaç defa değinildiği üzere kadın yaşı başarıyı belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Günümüzde değişen yaşam koşulları ve kadınların iş hayatında kariyer yapma istekleri nedeniyle gebelik ileri yaşlara ertelenmektedir. Erkekteki sperm problemi nedeniyle çocuk sahibi olmamış ve bunu sosyal yada ekonomik nedenlerle ertelemiş çiftlerde ileri kadın yaşı; tedaviyi olumsuz olarak etkileyen faktörlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. 40 yaş ve üstü kadınlarda, uygulanacak tedavilerde yapılacak bir takım değişiklikler, başarı şansını arttırmaktadır. Eski uygulamalarda daha fazla yumurta elde edebilmek için yapılan yüksek doz ilaç uygulamalarının gebelik oranlarına olumlu bir katkı sağlamadığı aksine sadece kötü kalitede yumurtaların elde edilmesine yol açtığı anlaşılmıştır. Merkezimizde, bu tür olgularda “hasta dostu tedaviler” olarak da adlandırabileceğimiz hafif tedavileri seçiyoruz. Bu tedaviler daha iyi kalitede yumurtaların eldesi ile başarı şansını arttırırken, ilaç maliyetlerini de azaltmakta çiftlerin tedaviye olan uyumlarını arttırmaktadır.

Aşırı uyarım sendromu (OHSS-Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu) nedir?

Yumurtalıklarında çok sayıda yumurta içeren polikistik overli dediğimiz hastalarda, uyarıcı hormonal tedaviye aşırı yanıt vermeleri sonucunda gelişebilen bir durumdur. Erken dönemde, olgunlaştırma iğnesinden 3–7 gün sonra oluşabileceği gibi; tedavi sonrası geç dönemde de (12–17 gün sonra) ortaya çıkabilir. Ön bulgular; karın ağrısı, kilo alımı, karın çevresinde artış ve yumurtalıklarda büyümedir. OHSS’nin derecesine göre, bulantı, kusma, gerginlik, ishal, karın içinde ve akciğerlerde sıvı toplanması, nefes almakta zorluk, idrar miktarında azalma, düşük tansiyon, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulma, yaygın ödem, damar içinde pıhtılaşmaya eğilim, vücutta sıvı ve elektrolit dengesinde bozulma görülebilir. OHSS’nin derecesine göre tedavi planlanır. Hafif ve orta düzeyde olan hiperstimülasyon genellikle hastane tedavisi gerektirmez iken, şiddetli hiperstimülasyon mutlak hastane tedavisi gerektirir. çoğunlukla istirahat, proteinden zengin diyet ve bol sıvı alımıyla bu durum düzeltilebilir. Gerekli hastalarda pıhtılaşmayı engellmek için kanı sulandırıcı iğne kullanılabilir. Daha ağır formlarda hastaneye yatırmak gerekebilir. Hastanede takip edilen hastalara damar yolu açılarak sıvı ve albumin takviyesi yapılır, pıhtılaşmaya karşı önlem almak için de tedaviye kan sulandırıcı bir ilaç olan heparin eklenir. Günlük kilo takibi, karın çevresi ölçümü yapılır; tedavinin etkinliği ve sıvı-elektrolit takibi için günlük kan testleri alınır. Karın içinde sıvı birikiminin fazla olduğu durumlarda karın içindeki sıvı bir kateter yardımıyla çekilebilir (parasentez).Genellikle 10–14 günlük bir dönemde iyileşme sağlanır ancak gebelik oluştuğu takdirde bu süre 3 haftayı bulabilir.

Gebelik oluştuktan sonra genetik problemler tanımlanabilir mi?

Gebelik oluştuktan sonra, 11-14. haftada fetusun eşinden biyopsi yapılarak (CVS) veya 16- 20 haftada bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınarak (amniyosentez) 18-22 gebelik haftalarında (bazen daha geç) ultrason kontrolü altında özel bir iğne ile karın duvarından girilerek göbek kordonundan (kordosentez) bebeğe ait kanın alınmasıdır bebeğin kromozom analizi yapılabilir. Riskli hastalarda direkt bu işlemler önerilmekle beraber, belirgin kromozom anomali riski olmayanlarda öncelikle birtakım tarama testleri yapılması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. 11-14. haftada cilt ense kalınlığı bakılıp ikili test tarama testi istenebilir. Gerekli vakalarda üçlü veya dörtlü tarama testi uygulanır. Ayrıca detaylı ultrasongrafi ile bebekte majör bir anomali var mı büyük oranda tesbit edilebilir. Bu tarama testleri sonucunda herhangi bir risk belirlendiğinde daha ileri işlem olan CVS, amniyosentez veya kordosentez yapılabilir.

Tüp bebekte her vaka için aynı ilaç tedavileri ve dozları mı kullanılıyor?

Tüp bebek tedavisinde yumurtaları büyütmek için yapılacak olan hormon tedavisi kişiye göre değişiklik gösterir. Seçilecek tedavi şekli ve ilaç dozunu etkileyen en önemli parametreler; kadın yaşı, yumurtalık rezervi, hastanın kilosu ve daha önceki tedavilere verdiği yanıttır. Yumurtalık rezervi az olan kadınlarda yumurtalıkları önceden baskıladığımız uzun tedavi protokolleri yerine kısa süren tedaviler tercih edilir. Gene vücut kitle indeksi yüksek olan hastalarda verilecek hormon dozunun arttırılması gereklidir. Kilolu kadınlarda düşük doz ilaç verilmesi yumurta seçimini geciktirir veya az yumurta seçilmesine yol açar. Kadın yaşının ileri olması durumunda da tedavi şekli ve dozu değişmektedir. Son yıllarda, yüksek dozda ilaç kullanılmasının yumurta kalitesini olumsuz etkilediği konusunda görüş birliği vardır. Bu yüzden merkezimizde de " hasta dostu tedaviler" olarak adlandırabileceğimiz ve daha düşük ilaç dozlarının kullanıldığı tedavi protokolleri tercih edilmektedir.

Erken yumurtalık yetmezliği (Prematür Over Yetmezliği; POF) nedir?

Erken yumurtalık yetmezliği, bir kadındın genç yaşlarda yumurtalılarında yeterli yumurtanın olmaması halidir. Bu durumun nedenleri ile ilgili çok sayıda teori öne sürülmektedir: Vücudun kendi hücrelerini yabancı olarak algılayıp onları tahrip etmek amaçlı olarak antikor dediğiz birtakım maddeleri üretmesi otoimmun olarak adlandırılan bir grup hastalıkta karşımıza çıkmaktadır. Otoimmun hastalıklarda, gene yumurtalık hücrelerine karşı antikorların oluşması ve yumurtalıkları tahrip etmesi erken yatmezliğe yol açabilir. Kullanılan kemoterapi-radyoterapi gene erken yumurtalık kaybına sebep olabilir. Genetik yatkınlık da önemlidir. Bu kadınların %4-5’inde aile öyküsü mevcuttur. Yumurtalıklardaki yumurtaların erken kaybolduğu bu kadınların kendi yumurtası ile gebe kalması mümkün değildir. Aile öyküsü olan hastalarda, ailedeki diğer genç kadınların bu konuda bilinçlendirilmesi ve çocuk istemi varsa bu konuda ileri yaşları beklemeden plan yapmaları konusunda bilgilendirilmeleri önem taşır.

Menopoz sonrası ortaya çıkan ve kadının yaşam kalitesini olumsuz etkileyen sorunlar artık çok iyi bilinmektedir. Bu kadınların ileri yaşamı sırasında kemik erimesine bağlı kemik kırığı ile karşılaşma riski mevcuttur. Ayrıca kalp damar sistemi hastalıkları da menopoz sonrası kadınlarda önemli bir sağlık sorunudur. Erken yumurtalık yetmezliği olan kadınlar yaşam süreleri boyunca bu yönden büyük risk altındadır. Gelişebilecek tüm olumsuz koşullardan korunmak için yaşam tarzlarını düzenlemeleri ve gerekli tetkikleri yaptırarak uygun tedavileri uygulamaları konusunda desteklenmeleri büyük önem taşımaktadır.

Tüp bebek tedavisinde başarıyı olumsuz yönde etkileyen faktörler nelerdir?

Tüp bebek tedavisinde başarıyı olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörler, ileri kadın yaşı (40 yaş ve üzeri) ve yumurtalık rezervinin azalmış olmasıdır. Tüplerde tıkanmaya bağlı sıvı birikmesi (hidrosalpenks) de başka bir olumsuz etkendir. Endometriyum yani rahim içi duvarının ince olması ve hormon tedavisine rağmen kalınlaşmaması da embriyoların tutunma şansını azaltmakta ve tedavinin başarısını etkilemektedir. Yumurtalıklardaki büyük çikolata kistleri yumurtalık rezervini kötü yönde etkiler ve dolayısı ile başarı şansını azaltır. Bunların yanında nadir görülen çok şiddetli sperm şekil bozuklukları döllenme ve embriyo kalitesini azaltarak başarı oranını düşürür. Ayrıca sigara tiryakiliği de yumurtalık rezervi ve kalitesini olumsuz etkilemektedir.

Preimplantasyon genetik tanı uygulamasında trofektoderm biyopsi yöntemi nedir?

Tüp Bebek tedavisiyle oluşturulan embriyolar anne rahmine yerleştirilmeden önce genetik açıdan incelenebilir. Böylece sağlıklı embriyonun seçimi gerçekleştirilir.

Genetik hastalıkların tanımlanması ve HLA uyumlu embriyonun seçimi amacıyla embriyo gelişiminin 3. veya 5. günlerinde uygulanan biyopsi işlemi ile alınan hücreler genetik laboratuarında PCR yöntemi ile analiz edilirler. PCR yöntemi alınan her bir hücredeki DNA materyalinin başarılı bir şekilde çoğaltılması esasına dayanır. 3. günde 6-8 hücre (blastomer) içeren embriyodan yalnızca bir hücre alınarak PCR işlemi uygulanabilirken, 5. günde blastosist gelişimi gösteren embriyonun trofektoderm hücrelerinden 5-6 hücre alınarak PCR yöntemi ile daha güvenilir sonuçlar elde edilebilmektedir.

Laboratuarda uygun kültür ortamında 5. günde blastosist aşamasına gelen embriyolara preimplantasyon genetik tanı amacıyla biyopsi işlemi uygulanmaktadır. Blastosist aşamasındaki embriyonun trofektoderm hücrelerinden plasenta, iç hücre kitlesinden ise fetüs (bebek) gelişmektedir. Blastosist aşamasında embriyonun toplam hücre sayısı yaklaşık 40-150’dir. Blastosist biyopsisinde yalnızca trofektoderm hücrelerinden 5–6 hücre alınarak, iç hücre kitlesine dokunulmaz. Biyopsi ile alınan hücre sayısı arttığı için genetik incelemede tanı koyma başarısı yükselir.

Embriyo gelişiminin 3. gününde embriyonun dış zarında (zona pellucida) lazer ışınları gönderilerek küçük bir açıklık oluşturulur. 5. veya 6. günde açılan açıklıktan mikro düzeyde ince cam biyopsi pipetiyle 5–6 trofektoderm hücresi blastosistten biyopsi yolu ile ayrıştırılır. Alınan bu hücreler genetik hastalık yönünden sağlıklı ve/veya hasta kardeş ile doku uyumu olan embriyonun seçilmesi amacı ile genetik laboratuarına verilirken embriyo gelişimi laboratuar koşullarında devam ettirilir. 24–48 saat süren yoğun genetik testler sonuçlanır. Belirlenen uygun embriyolar anne adayının rahim içine transfer edilir.

 

Biyopsi öncesi blastosist aşamasındaki embriyoEmbriyo holding pipetle tutulur

5-6 trofektoderm hücresi biyopsi pipeti ile aspire edilir.


Lazer ışınları yardımı ile trofektoderm hücreleri blastosisten ayrıştırılır


Biyopsi sonrası normal gelişmine devam eden blastosist

Tüp bebek tedavisi için hormon ilaçları kullanılırken yakın kontrol yapılmasının önemi nedir?

Tüp bebek tedavisi sırasında kadının belirli zamanlarda ultrasonografi ve hormon testlerinin yakın takibi hem başarıyı arttırması hem de tedavinin emniyeti açısından önemlidir. Özellikle yumurta rezervi çok yüksek olan hastalarda aşırı uyarım sendromunun önlenmesi açısından çok yakın takip gerekir. Gene yumurta sayısı az olan kadınlarda yumurtaların erken çatlama riski yüksek olduğundan yakın ultrasonografi ve kan takipleri yapılmalıdır. Rezervi azalmış ileri yaştaki kadınlarda FSH ve E2 hormonuna bakılması tedaviye başlanıp başlanmaması konusunda fikir verir. Yumurta olgunlaştırıcı iğne verileceği gün LH hormonu çok yükselmişse yumurta toplama zamanı değiştirilebilir. Ayrıca tedavi sonunda endometriyum adını verdiğimiz rahim içi zarının ölçümü bakılıp yetersiz ise o ay embriyolar dondurularak saklanabilir.

Tüp bebek tedavisi sırasında yumurtalar erken dönemde çatlayabilir mi? Sebepleri nelerdir?

Özellikle kısa tedavi protokolleri kullanıldığında nadir olarak yumurtalar toplanmadan önce çatlayabilir. Tedavi sırasında sık ultrasonografi ve hormon değerlendirmesi yapılması bu nedenle önemlidir. Yumurta olgunlaşmasında önemli bir hormon olan LH’nın erken dönemde kritik seviyelere yükselmesi yumurtaların erken çatlamasında en önemli rolü oynar. LH hormonu pik değerlere ulaştığında yumurta toplama işlemi daha erken yapılmalıdır, aksi halde yumurtalar erken çatlayabilir.

Tüp bebek tedavisinde yumurtalıkların aşırı uyarılması ne demektir? Riskleri nelerdir ve nasıl önlenebilir?

Yumurtalıkların aşırı uyarılması, tedavi sırasında estrojen hormonunun aşırı düzeyde yükselmesi ve yumurtalıkların aşırı büyümesi ve çok sayıda follikül seçilmesi ile seyreder. Hafif ve orta düzeyde olan hiperstimülasyon genellikle hastane tedavisi gerektirmez iken, şiddetli hiperstimülasyon mutlak hastane tedavisi gerektirir. Şiddetli hiperstimülasyon nadiren yaşam tehdit eden boyutlara ulaşır. Ancak hormon dozlarının iyi ayarlanması yakın takip bu durumun görülmesini çok büyük oranda engeller. Merkezimizde hiperstimülasyon oranı %1’in altında izlenmektedir.

Tüp bebek tedavisinin nadir görülen riskleri nelerdir?

Yumurtalıkların aşırı uyarılması en önemli riski oluşturur. Aşırı uyarım sendromu denen bu durumun şiddetli olması halinde hastane tedavisi gerekir. Ancak hangi vakaya ne kadar ilaç verileceğini iyi ayarlayabilen bir merkezde bu oran çok düşüktür. Ayrıca yumurta toplama işlemine bağlı nadiren karın içine kanama veya infeksiyon oluşabilir. İdrar torbası, idrar yollarına ait zedelenmeler çok nadiren de olsa olarak ortaya çıkabilmektedir.