Genetik danışma, kalıtsal bir hastalık taşıyan veya taşıma riski bulunan kişilere ve bu kişilerin akrabalarına, hastalığın seyri ve tedavi yöntemleri, tekrarlama riskleri ve çözüm yolları ile beraber hangi dönemlerde hangi testlerin yapılması gerektiği ve bunların sonuçlarıyla ilgili bilgi verilmesidir.

 

Genetik Danışma kimlere gereklidir:

  • Kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı veya hastalığa sahip olma
    • Tek gen hastalıkları (Otozomal Dominant, Resesif veya X kromozomal kalıtılan)
    • Kromozomal bozukluklar (Sayısal Bozukluklar, Translokasyonlar)
    • Multifaktöriyel hastalıklar (Kan, Kalp, Böbrek, Kemik Hastalıkları ve Kanser)
    • Mitokondrial hastalıklar
  • Genetik hastalığa sahip çocuk veya çocukların bulunması
    • Bir veya birden fazla doğumsal anormallik
    • Gelişme geriliği ve boy kısalığı
    • Cinsiyet gelişim kusurları
    • Zihinsel Gerilik (Mental retardasyon)
  • Böyle kişilerin akrabalarında
    • Kalıtsal hastalık tanısı
    • Hastalığın seyri ve tedavi yöntemleri
    • Tekrarlama risklerinin belirlenmesi
    • Risk altında bulunan kişilerin yönlendirilmesi
  • Akrabalık (akraba evliliklerinin aile içinde dağılımı)
  • Teratojen bir ajan ile karşılaşma
  • Tekrarlayan gebelik kayıpları
  • İleri anne yaşı (≥37)
  • İnfertilite (erkek ve kadın faktörleri)

Genetik danışma, kalıtsal bir hastalık taşıyan veya taşıma riski bulunan kişilere ve bu kişilerin akrabalarına, hastalığın seyri ve tedavi yöntemleri, tekrarlama riskleri ve çözüm yolları ile beraber hangi dönemlerde hangi testlerin yapılması gerektiği ve bunların sonuçlarıyla ilgili bilgi verilmesidir. Danışma veren kişi bir genetik uzmanı olabileceği gibi bu konuda eğitim almış diğer uzmanlık alanlarındaki doktor veya biyolog olabilir. Genetik danışman olarak adlandırılan bu kişilerin öncelikli görevi aileye üzerinde tartışılan hastalıkla ilgili bilgileri doğru ve tam olarak aktarmak ve çözüm yolları sunmaktır. Bu nedenle genetik danışma hiçbir zaman yönlendirici olmamalıdır. Aksine tüm bilgiler kişi veya kişilerin anlayabileceği şekilde anlatılmalı ve karar ilgili kişiler tarafından verilmelidir.

Genetik danışma öncesinde, hastalık tanısının kesinleşmiş olması şarttır. Bu nedenle bir genetik uzmanı tarafından ayrıntılı aile öyküsü alınmalı ve aile ağacı (pedigri) çıkartılmalıdır. Hasta çocuk ise, aile öyküsünün alınması ve aile ağacının çıkartılması sırasında hasta kişinin anne ve babası mutlaka bulunmalı ve bilgiler direk ebeveynlerin kendilerinden alınmalıdır. Hasta çocuklar ve aile bireyleri muayene edilmelidir. Hastalığın tanımlanabilmesi amacıyla veya hastalığın tanımlandığı ancak kalıtım şeklinin belirlenemediği durumlarda kromozom analizi, DNA analizi, enzim düzeyleri gibi birçok ileri tetkike ihtiyaç duyulabilir.

Bu işlemler sırasında saptanan riskler, çiftlerin yeni gebeliklerinde riskin tekrarlamamasından tüm çocuklarının hasta doğma riskine kadar değişebilmektedir. Bu işlemlerden sonra;

  • Hastalığın tanısı konmuş veya genetik neden saptanmış ise hastalığın neden olabileceği problemler, sonuçları, yeni gebeliklerdeki riskler, gebelik öncesi ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda aile aydınlatılır.
  • Tanı konamayan ailelerde hastalığa ait kalıtım şekli belirlenmiş ise aileye tekrarlama riskleri konusunda bilgi verilebilir.

Akraba evlilikleri

Akraba evlilikleri, aralarında kan yakınlığı olan kişiler arasında yapılan evliliklerdir. Akrabalık derecelerine göre en yakını 1. derece akraba evliliği dediğimiz kuzen evlilikleri olup teyze, hala, amca ve dayı çocuklarının arasında yapılan evliliklerdir. Yurdumuzda akraba evliliği oranı %20-40 olup bölgelere göre değişmektedir. Bu oran, bir kaç izole toplum dışında dünyanın en yüksek akraba evliliği oranıdır. Genel olarak toplumda doğan her 100 çocuğun 2-3 ünde çeşitli nedenlerden kaynaklanan anomaliler saptanır. Bu risk akraba evliliği yapmış olan çiftlerde iki katına (%4-6) çıkar. Bu nedenle akraba evliliği yağmış çiftlerde gebelikler düzenli olarak takip edilmeli ve ileri düzey ultrasonografi mutlaka yapılmalıdır. Doğum sonrasında ise yenidoğanda fenilketonüri gibi sık gözlenen ve resesif kalıtılan hastalıklar için tarama testleri gerçekleştirilmelidir. Ayrıca bu çiftler, bazı resesif kalıtımlı hastalıklarda ilk bulguların doğumdan sonra gelişim evrelerinde ortaya çıkması nedeniyle ikinci bir gebelik öncesinde uyarılmalı ve 1-2 sene beklemeleri önerilmelidir.

Akraba evliliği aynı hastalıklı geni taşıma riskini arttırdığı için özellikle nadir gözlenen otozomal resesif hastalıkların ortaya çıkma riskini de artırır. Akraba evliliği sonrasında otozomal resesif kalıtımlı bir hastalığın ortaya çıkması durumunda çiftlerin yeni gebeliklerinde hasta çocukların doğma riski her gebelik için %25'tir.

Teratojen ajanlar

Gebelik sırasında karşılaşılan çevresel etkenler ve kimyasal maddeler fetüste malformasyonlara (şekil veya fonksiyon bozukluğu) neden olabilir. Teratojen bir ajanın gebeliğe etkisi; gebeliğin hangi döneminde maruz kalındığı, ajanın özelliği, ne kadar süre ve dozda kullanıldığına göre değişir. Bunların embriyo üzerindeki etkisi, ilk 2 hafta içerisinde olup embriyo ya kaybedilir veya tamamen sağlıklı olarak gelişmeye devam eder. Teratojen ajanların etkileri özellikle organogenezisin (organ gelişimi) gerçekleştiği 3-10. haftalarda gözlenir. Gebeliğin daha sonraki dönemlerinde ise fetüsün etkilenme olasılığı daha düşüktür. Gebelik döneminde bir teratojen ile karşılaştığı düşünülen kadınlarda bilgiler çok dikkatli alınmalı ve daha sonra aileye genetik danışma verilmelidir.

Tekrarlayan gebelik kayıpları

Doğal gebeliklerin yaklaşık %15-20'sinin düşükle sonuçlandığı düşünülmekle birlikte, kadınların çoğunlukla çok erken dönemdeki düşükleri fark edememeleri veya bir kaç gün kaymış adet kanaması olarak değerlendirmeleri nedeniyle bu oranın daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. Düşüklerin oluşumunda çeşitli nedenler rol almaktadır. Bunlar genetik, anatomik, endokrin, otoimmün veya dış kaynaklı nedenlerdir. Bu nedenlerin en önemlilerinden biri olan fetal kromozom anomalileri ilk 3 aydaki düşüklerin %50-60'ından, ikinci üç aydaki düşüklerin %20-25'inden, üçüncü üç ayda ise %5-10'nundan sorumludur. Fetüste saptanan bu anomaliler genellikle yeni oluşan olaylardır ve diğer gebeliklerde tekrarlama riski çok azdır. Bununla birlikte bazı çiftlerde anne ve baba sağlıklı olsa da düşüklere neden olabilecek kromozomal düzensizlikler saptanabilir. Bu nedenle gerek düşük materyalinde fetal dokuya ait hücrelerde, gerekse tekrarlayan düşükleri (2 veya daha fazla düşük) olan çiftlerden alınacak kan örneklerinde kromozom analizlerinin yapılması gereklidir. Yapılan genetik incelemede kromozom anomalisi saptanamaz ise düşüklere neden olan diğer faktörlerin kadın doğum uzmanı bir hekim tarafından değerlendirilmesi gereklidir.

İleri anne yaşı

İleri maternal yaşı (>37) olan kadınların gebeliklerinde kromozomal düzensizlik riski artmakta ve en sık olarak Down Sendromu (Trizomi 21) görülmektedir. Normalde 700-800 doğumda bir (%0,1 den az) gözlenen Down sendromu yaşla birlikte artmakta ve 40-45 yaşlarında görülme riski %1-4 arasında değişmektedir. Bu nedenle ileri anne yaşı olan çiftlere gebelik öncesinde kromozomal anomali riski anlatılmalı ve prenatal tanı önerilmelidir.

İnfertilite

İnfertilite nedeni ile değerlendirilen çiftlerin yaklaşık %30-40'ında erkek faktörünün sorumlu olduğu bilinmektedir. Erkek infertilitesine yönelik olarak gerçekleştirilen detaylı incelemeler (anamnez, fizik muayene, hormonal, serolojik veya immünolojik testler, ultrasonografi ve Doppler inceleme) sonucunda, olguların çoğunda altta yatan nedeni tanımlamak mümkün olmamaktadır. Son yıllarda moleküler genetik alanında kullanılan tekniklerdeki hızlı gelişmeler sonucunda infertilitenin genetik kökeni hakkında çok detaylı bilgiler ortaya konulmaktadır.

Şiddetli erkek faktörü yüksek oranda genetik problemlerle karşımıza çıkmaktadır. Spermatogenezin (sperm oluşumu) belirli kromozomlarda yer alan gen veya gen grupları tarafından yönetildiği, bu bölgelerdeki kusurların sperm oluşumu, olgunlaşması veya farklılaşması gibi aşamalarda kusurlara yol açabildiği bilinmektedir. Kromozomlardaki sayısal veya yapısal değişiklikler, moleküler düzeydeki gen defektleri sperm oluşumunu farklı mekanizmalar ile olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Erkek infertilitesi üzerine yapılan genetik araştırmalarda bazı kusurların de novo (yeni oluşum) olarak çıktığını göstermektedir. Yani saptanan kusur anne veya babadan kalıtılmamış kişinin kendisinde ortaya çıkmıştır